Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Aristoteles'in karakter erdemi, doğanın verdiği bir yatkınlığın, benzer eylemlerin tekrarıyla neyin güzel olduğunu görebilen ve ondan hoşlanan sağlam bir duruma dönüştürülmesidir.
Nikomakhos'a Etik'in birinci kitabının son bölümü ruhu akla sahip ve akla kulak veren parçalara ayırarak erdemleri düşünce ve karakter erdemleri olarak böldü, ikinci kitabın ilk bölümleri karakter erdeminin taş ve ateş gibi doğadan değil alışkanlıktan geldiğini, adil işler yaparak adil olunduğunu ve aşırılığın da eksikliğin de erdemi bozduğunu gösterdi, üçüncü ile beşinci bölümler ise hazzın bir işaret olduğunu, kısır döngü güçlüğünü erdemli eylemin üç koşuluyla çözdü ve erdemin bir duygu ya da yeti değil bir durum olduğunu belirledi.
Bir eylemin erdemli olup olmadığı dört adımla sınanır: yapanın ne yaptığını bilip bilmediğini sormak, eylemi kendisi için seçip seçmediğini sormak, eylemin sağlam bir durumdan gelip gelmediğini belirlemek ve yapanın eylemden haz mı acı mı duyduğunu gözlemek.
Durumculuk, ahlaki talih ve ödev itirazları, Aristoteles'in erdemin nadir olduğunu kabul ettiğini, talihin alışkanlığın başlangıcını ama sürdürülmesini değil belirlediğini ve hazzın eylemin nedeni değil işareti olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden erdem bir kural listesi değil, tekrarla biçimlenen bir karakter durumudur; ve bu durumun hangi biçimi aldığı sorusu, ortanın ne olduğu sorusuna götürür.
Açılış
Açılış sahnesi
Kerem, Etik ve siyaset bölümünün ikinci panosu için bir taş ve bir alev çiziyor. Taşın üstüne yukarı doğru on bin küçük ok koyuyor, ama taş her seferinde aşağı düşüyor. Alevin altına aşağı doğru oklar çiziyor, ama alev her seferinde yukarı çıkıyor. Panonun öbür yarısına ise bir çocuk çiziyor: önce bir oyuncağını kardeşiyle isteksizce paylaşan, sonra bir gün kendiliğinden ona uzatan bir çocuk. Nikomakhos'a Etik'in ikinci kitabının başında Aristoteles, taşın kaç kez yukarı atılırsa atılsın yukarı gitmeye alışmayacağını, ama insanın doğası gereği erdemi alabilecek ve onu alışkanlıkla tamamlayacak bir varlık olduğunu söyler.
Selin, Aristoteles'in yapı ustalarının yapı yaparak, çalgıcıların çalarak usta olması gibi insanların da adil işler yaparak adil olduğunu söylediğini okumuş. Tolga, bir şeyi yapmadan önce nasıl iyi yapabileceğimizi soruyor. Lina, taş örneğinin ne anlama geldiğini ve kedisinin bir şeye alıştırılabilmesinin bu örnekle nasıl bağdaştığını merak ediyor. Barış, gençlik suçları için kurulan bir rehabilitasyon programının, yasanın insanları alıştırarak iyi kılabileceği fikrine dayandığını düşünüyor. Defne ise acil serviste ilk yılında paniğe kapılan, beşinci yılında ise sakin kalabilen bir asistanı hatırlıyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Aristoteles kursunda, Aristoteles'in Nikomakhos'a Etik'te karakter erdemini neden doğadan değil alışkanlıktan gelen bir şey olarak tanımladığını, erdemin neden bir duygu ya da bir yeti değil bir durum olduğunu ve adil işler yaparak adil olmanın bir kısır döngü olmadan nasıl mümkün olduğunu soruyor.
Yol haritası
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Eudaimonia dersi, mutluluğun ruhun erdeme uygun etkinliği olduğunu gösterdi ve tanımın erdemin ne olduğunu sormadan tamamlanamayacağını bıraktı. Akademinin giriş programında, nasıl yaşamalıyız sorusunu tartışan bir derste karakter özelliklerinin alışkanlıkla kazanıldığı genel olarak tanıtılmıştı. Bu ders, alışkanlık düşüncesini Aristoteles'in kendi argümanı içinde kuruyor: ruhun bölünmesi, alışkanlığın doğa ile ilişkisi, kısır döngü güçlüğü ve erdemin cinsinin belirlenmesi.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Nikomakhos'a Etik'in birinci kitabının on üçüncü bölümünde Aristoteles, ruhu ayırarak erdemleri düşünce ve karakter erdemleri olarak ikiye böler. İkinci kitabın birinci ve ikinci bölümlerinde, karakter erdeminin alışkanlıktan geldiğini ve aşırılığın da eksikliğin de onu bozduğunu gösterir. Üçüncü ile beşinci bölümler arasında ise, hazzın ve acının bir işaret olduğunu, adil işler yaparak adil olma güçlüğünü ve erdemin bir durum olduğunu tartışır.
Ardından üç itirazı tartacağız: insan davranışının karakterden çok duruma bağlı olduğu, alışkanlığın talihe bağlı olduğu ve hoşlanarak yapılan bir iyiliğin ödevden yapılandan daha az değerli olduğu itirazları.
Sonda, bir eylemin erdemli bir eylem olup olmadığını sınamanın dört adımını göstereceğiz: yapanın ne yaptığını bilip bilmediğini sormak, eylemi kendisi için seçip seçmediğini sormak, eylemin sağlam ve değişmez bir durumdan gelip gelmediğini belirlemek ve yapanın eylemden haz mı acı mı duyduğunu gözlemek.
Açılış
Merkez soru
Sorumuz şu: Aristoteles karakter erdemini neden doğadan değil alışkanlıktan gelen bir şey olarak tanımlar, erdem neden bir duygu ya da bir yeti değil bir durumdur ve adil işler yaparak adil olmak bir kısır döngü olmadan nasıl mümkündür?
Ölçülü iddiam şu: Aristoteles'in karakter erdemi, doğanın verdiği bir yatkınlığın, benzer eylemlerin tekrarıyla sağlam bir duruma dönüştürülmesidir; bu durum bir duygu değildir, çünkü duygularımız için övülmeyiz, bir yeti de değildir, çünkü yetiler doğadan gelir; kısır döngü güçlüğü, adil bir eylemi yapmak ile onu adil biri olarak yapmak arasındaki ayrımla çözülür; ama bu çözüm, alışkanlığın kimin elinde ve hangi koşullarda kazanıldığını belirsiz bıraktığı için, erdemi kişinin kendi başarısı olmaktan çok bir yetiştirme sorunu yapar. Birinci kitabın on üçüncü bölümünde Aristoteles, ruhun akıldan yoksun bir parçasının, yani beslenme yetisinin, iyi ile kötüyü uykuda ayırt edilemez kıldığını, ama arzu eden parçanın, bir babanın sözünü dinler gibi akla kulak verebildiğini söyler. Erdemleri buna göre ikiye ayırır: bilgelik, anlayış ve pratik bilgelik gibi düşünce erdemleri, cömertlik ve ölçülülük gibi karakter erdemleri. İkinci kitabın başında, düşünce erdeminin öğretimle, karakter erdeminin alışkanlıkla geldiğini, adının da alışkanlık anlamındaki ethos sözcüğünden küçük bir değişiklikle türediğini söyler. Taş kaç kez yukarı atılırsa atılsın yukarı gitmeye alışmaz; oysa erdemler bizde ne doğaya göre ne de doğaya karşı oluşur; onları almaya doğadan yatkınız ve alışkanlıkla tamamlanırız. Dördüncü bölümde, adil işler yaparak adil olmanın, adil işleri yapanın zaten adil olduğunu gerektirip gerektirmediğini sorar ve erdemli bir eylemin üç koşulunu sayar. Beşinci bölümde ise ruhta üç şey bulunduğunu, duygular, yetiler ve durumlar, ve erdemin bunlardan üçüncüsü olduğunu gösterir.
Sıfır noktası
Bir öğrenci erdem kavramını duyduğunda, onu çoğu zaman bir kural kümesi olarak düşünür. Erdemli olmak, yalan söylememek, çalmamak, başkalarına zarar vermemek gibi kuralları izlemektir.
Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Aristoteles'in erdemi bir kural kümesi değil, bir karakter durumudur. Cesur biri, tehlike karşısında ne yapacağını bir listeden okumaz; onun korkusu ve güveni, doğru şeye, doğru zamanda, doğru ölçüde yönelecek biçimde biçimlenmiştir. İkincisi, Aristoteles'e göre erdem bilmekle kazanılmaz. İkinci kitapta, etik incelemesinin amacının erdemin ne olduğunu bilmek değil, iyi olmak olduğunu söyler; yoksa bu incelemenin hiçbir yararı olmazdı. Erdemi bilmek, bir çalgıyı çalabilmek gibidir ve çalarak kazanılır.
Bu yüzden Aristoteles'in erdemini anlamak, onu bir kural listesi olarak değil, tekrarlanan eylemlerle biçimlenen ve doğru şeyi doğru biçimde isteyen ve hisseden bir karakter durumu olarak okumayı gerektirir.
Görüşler ve pozisyonlar
Aristoteles'in alışkanlık kavramının niteliği konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, koşullanma görüşüdür. Buna göre Aristoteles'in alışkanlığı, ödül ve cezayla davranışın tekrar ettirilmesi ve sonunda kendiliğinden yapılır hâle gelmesidir.
İkinci görüş, bilişsel alışma görüşüdür. Buna göre alışkanlık, yalnızca bir davranışın tekrarı değil, neyin güzel ve neyin çirkin olduğunu görmeyi ve güzel olandan hoşlanmayı öğrenmektir. Myles Burnyeat, 1980'de yayımladığı Aristoteles'te İyi Olmayı Öğrenmek adlı makalesinde, alışkanlıkla kazanılan şeyin bir tür bilgi, yani bir şeyin böyle olduğunun bilgisi olduğunu savunur; nedenini bilmek ise sonradan gelir.
Üçüncü görüş, beceri görüşüdür. Buna göre erdem, bir zanaat ya da müzik becerisi gibi, uygulamayla gelişen ve giderek daha ustaca, daha esnek ve daha bilinçli hâle gelen bir beceridir. Julia Annas, 2011'de yayımladığı Akıllı Erdem adlı kitabında, erdemi böyle bir pratik beceri modeliyle açıklar.
Bu ders ikinci görüşü temel alır ve üçüncü görüşün, Aristoteles'in erdemi zanaatlara benzettiği gözlemini kabul eder. Birinci görüş, alışkanlığın tekrarla kazanıldığını doğru görür, ama Aristoteles'in alışkanlıkla kazanılan erdemi hazla ve acıyla, yani neyin güzel olduğunu duyabilmekle bağlamasını açıklayamaz.
Argümanın yapısı
Bir eylemin erdemli bir eylem olup olmadığını sınamak için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, yapanın ne yaptığını bilip bilmediğini sormaktır. Sınayan, yapanın eylemin ne olduğunu, kime yöneldiğini ve neye yol açacağını bilip bilmediğini belirler.
İkinci adım, eylemi kendisi için seçip seçmediğini sormaktır. Sınayan, yapanın eylemi bir ödül, bir ceza korkusu ya da bir buyruk için mi, yoksa eylemin kendisi için mi seçtiğini yazar.
Üçüncü adım, eylemin sağlam ve değişmez bir durumdan gelip gelmediğini belirlemektir. Sınayan, yapanın aynı eylemi başka koşullarda, kimse izlemezken ve zorlaştığında da yapıp yapmayacağını sorar.
Dördüncü adım, yapanın eylemden haz mı acı mı duyduğunu gözlemlemektir. Sınayan, yapanın eylemi isteyerek mi, yoksa kendini zorlayarak mı yaptığını belirler.
İleri katman
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Erdemi ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Aristoteles'in karakter erdemi, doğanın verdiği bir yatkınlığın, benzer eylemlerin tekrarıyla neyin güzel olduğunu görebilen ve ondan hoşlanan sağlam bir duruma dönüştürülmesidir. Kerem'in taşı ve çocuğu, yatkınlığı olmayan bir şeyin alışmadığını, yatkınlığı olan bir çocuğun ise paylaşmaktan hoşlanmayı öğrenebildiğini gösterdi. Barış'ın gençlik programı, yasanın ve kurumların alıştırma yoluyla iyi kılabildiğini gösterdi. Tolga'nın kod okulu, sanatta yalnızca ürünün, erdemde ise yapanın durumunun önemli olduğunu gösterdi. Selin'in etik kitapları, erdemi bilmenin iyi olmak olmadığını gösterdi. Lina'nın yeğeni, bir çocuğa bir şeyin güzel olduğunu görmeyi öğretmenin, bir hayvanı alıştırmaktan farklı olduğunu gösterdi. Defne'nin asistanı, bilginin değil durumun değiştiğini gösterdi. Erdem, bir kural listesi değil, tekrarla biçimlenen bir karakter durumudur; ve onun biçimi, Aristoteles'e göre, iki aşırılık arasındaki bir ortadır.
İleri katman
Açık kalan sorular
Lina'nın yeğeni, bir çocuğun bir şeyi kendisi için mi yoksa bir ödül için mi yaptığının belirlenmesinin zor olduğunu gösterdi. Bir yetişkin, kendi eylemlerini kendisi için mi seçtiğini, kendine bakarak bilebilir mi?
Barış'ın gençlik programı, kötü bir başlangıcın yeni alışkanlıklarla düzeltilebildiğini gösterdi. Bir yetişkinin karakteri, bir çocuğunki kadar kolay biçimlenebilir mi, yoksa Aristoteles'in küçüklükten beri sözü bir sınır mı koyar?
Defne'nin asistanı, beş yılın bir durum kazandırdığını gösterdi. Bir durumun ne zaman sağlam ve değişmez olduğunu, onu taşıyan bilir mi, yoksa yalnızca zaman mı gösterir?
Yanılgılar
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışErdemi kural bilgisi saymak.
Doğrusu
Aristoteles'in erdemini doğru kuralları bilmek ve onlara uymak olarak okumak, onun incelemenin amacının bilmek değil iyi olmak olduğunu ve erdemin bir durum olduğunu söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, erdemi doğru biçimde isteyen ve hisseden bir karakter durumu olarak görmektir.
Yaygın yanlışAlışkanlığı düşüncesiz tekrar saymak.
Doğrusu
Aristoteles'in alışkanlığını, düşünmeyi gerektirmeyen bir otomatikleşme olarak okumak, onun alışkanlığı hazla ve acıyla, yani neyin güzel olduğunu duyabilmekle bağladığını gözden kaçırır. Doğrusu, alışkanlığı güzel olandan hoşlanmayı öğrenmek olarak görmektir.
Yaygın yanlışErdemi doğaya karşı saymak.
Doğrusu
Aristoteles'in erdemlerin doğadan gelmediği sözünü, onların doğaya karşı olduğu biçiminde okumak, onun erdemlerin ne doğaya göre ne doğaya karşı oluştuğunu ve onları almaya doğadan yatkın olduğumuzu söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, erdemi doğanın verdiği bir yatkınlığın alışkanlıkla tamamlanması olarak görmektir.
Yaygın yanlışKendini tutmayı erdem saymak.
Doğrusu
Bir hazza karşı koyan ama bunu acıyla yapan birini ölçülü saymak, Aristoteles'in ölçülü kişinin bundan hoşlandığını ve acı duyanın henüz kendini tutan biri olduğunu söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, erdemi akla kulak veren arzunun akılla uyumu olarak görmektir.
Uygulama
Kendin dene
Özet
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Aristoteles'in karakter erdemi, doğanın verdiği bir yatkınlığın, benzer eylemlerin tekrarıyla neyin güzel olduğunu görebilen ve ondan hoşlanan sağlam bir duruma dönüştürülmesidir.
Nikomakhos'a Etik'in birinci kitabının son bölümü ruhu akla sahip ve akla kulak veren parçalara ayırarak erdemleri düşünce ve karakter erdemleri olarak böldü, ikinci kitabın ilk bölümleri karakter erdeminin taş ve ateş gibi doğadan değil alışkanlıktan geldiğini, adil işler yaparak adil olunduğunu ve aşırılığın da eksikliğin de erdemi bozduğunu gösterdi, üçüncü ile beşinci bölümler ise hazzın bir işaret olduğunu, kısır döngü güçlüğünü erdemli eylemin üç koşuluyla çözdü ve erdemin bir duygu ya da yeti değil bir durum olduğunu belirledi.
Bir eylemin erdemli olup olmadığı dört adımla sınanır: yapanın ne yaptığını bilip bilmediğini sormak, eylemi kendisi için seçip seçmediğini sormak, eylemin sağlam bir durumdan gelip gelmediğini belirlemek ve yapanın eylemden haz mı acı mı duyduğunu gözlemek.
Durumculuk, ahlaki talih ve ödev itirazları, Aristoteles'in erdemin nadir olduğunu kabul ettiğini, talihin alışkanlığın başlangıcını ama sürdürülmesini değil belirlediğini ve hazzın eylemin nedeni değil işareti olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden erdem bir kural listesi değil, tekrarla biçimlenen bir karakter durumudur; ve bu durumun hangi biçimi aldığı sorusu, ortanın ne olduğu sorusuna götürür.
Sıradaki ders
Sonraki derse köprü
Erdem dersi, erdemin bir durum olduğunu gösterdi. Ama hangi durum? Aristoteles, ikinci kitabın altıncı bölümünde, sürekli ve bölünebilir her şeyde bir fazlanın, bir eksiğin ve bir eşitin bulunduğunu söyler ve şeyin ortası ile bize göre orta arasında bir ayrım yapar. On fazla, iki azsa, şeyin ortası altıdır; ama bir güreşçi için altı mina yiyecek az, yeni başlayan biri için çok olabilir.
Selin, Aristoteles'in Milon adlı güreşçiyi örnek verdiğini ve korkunun, güvenin, öfkenin ve acımanın gerektiği zaman, gerektiği şeyler karşısında, gerektiği insanlara karşı duyulmasının orta ve en iyi olduğunu söylediğini okumuş. Tolga, yanılmanın birçok yolu, doğru yapmanın ise tek bir yolu olduğu sözünün ne anlama geldiğini soruyor. Lina ise ortanın her zaman ılımlı bir tepki mi olduğunu merak ediyor.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Orta dersi, Aristoteles'in Nikomakhos'a Etik'te erdemi neden bize göre bir ortada bulunan ve pratik bilgeliğe sahip birinin belirleyeceği biçimde akılla belirlenen bir seçim durumu olarak tanımladığını, şeyin ortası ile bize göre ortanın neden ayrıldığını ve ortanın neden bir ılımlılık öğüdü olmadığını soruyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.