İçeriğe geç

P03-D04-M04-01·Etik ve siyaset

Eudaimonia

orta3.794 kelime≈ 25 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Aristoteles'in eudaimonia kavramı, bir duygu değil, kendisi için istenen, yaşamı hiçbir şeyden yoksun bırakmayan ve akla uygun etkinliğin tam bir yaşam boyunca iyi yapılmasından oluşan bir yaşamın adıdır.

Nikomakhos'a Etik'in birinci kitabı, beşinci bölümde zevk yaşamını, onur yaşamını ve para kazanma yaşamını eksik buldu, yedinci bölümde en yüksek iyinin tam ve kendine yeten olması gerektiğini söyleyip işlev argümanıyla mutluluğu ruhun erdeme uygun etkinliği olarak belirledi ve bir kırlangıcın baharı getirmediğini ekledi, sekizinci ile onuncu bölümler arasında ise dış iyilerin gerekliliğini, hayvanların mutlu sayılmadığını ve Priamos'un talihine uğrayanın sefil olmasa da kutlu sayılmayacağını tartıştı.

Bir şeyin en yüksek iyi olup olmadığı dört adımla sınanır: kendisi için istenip istenmediğini sormak, başka bir şey için istenip istenmediğini sormak, yaşamı hiçbir şeyden yoksun bırakmayıp bırakmadığını belirlemek ve bir an mı yoksa tam bir yaşam boyunca süren bir etkinlik mi olduğunu ayırmak.

İşlevsizlik, talih ve dayatma itirazları, Aristoteles'in insanın işini bir yaşam biçimi olarak anladığını ve ölçütü iyi yapmak olarak koyduğunu, mutluluğu talihe tamamen bağlamadığını ve hoşnutluğun nesnesini sorguladığını gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden eudaimonia, insanın kendisinden kolayca alınamayan ama talihe karşı da tamamen güvencede olmayan bir iyidir; ve onun ne olduğunu anlamak, erdemin ne olduğunu anlamayı gerektirir.

Açılış sahnesi

Kerem, Etik ve siyaset bölümünün ilk panosu için iki insan çiziyor: biri flüt çalan bir çalgıcı, öteki mermerden bir yüz yontan bir heykeltıraş. İkisinin altına da aynı soruyu yazıyor: bu insanın iyi olması ne demektir? Çalgıcının iyisi iyi çalmaktır, heykeltıraşınki iyi yontmak. Ama Kerem, panonun ortasına üçüncü bir insan çizmek istiyor: ne çalan ne de yontan, yalnızca bir insan. Onun iyisi neydi? Nikomakhos'a Etik'in birinci kitabında Aristoteles, insanın en yüksek iyisinin ne olduğunu sorar ve cevabını, insanın kendine özgü işinin ne olduğunu sorarak arar.

Selin, Aristoteles'in herkesin en yüksek iyiye mutluluk dediğini, ama mutluluğun ne olduğu konusunda anlaşmadığını söylediğini okumuş. Tolga, insanın bir işi olup olmadığını ve bir işin iyi yapılmasının mutluluğu nasıl tanımlayabileceğini soruyor. Lina, bir tek kırlangıcın baharı getirmediği sözünün ne anlama geldiğini merak ediyor. Barış, yıllarca haksız yere hapis yatmış bir müvekkilinin, serbest kaldığında kendisine hayatının kendisinden alındığını söylediğini hatırlıyor. Defne ise ağır bir kazadan sonra felç kalan bir hastasının, hâlâ iyi bir hayat yaşayıp yaşayamayacağını sorduğunu düşünüyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Aristoteles kursunda, Aristoteles'in Nikomakhos'a Etik'te en yüksek iyiyi neden kendisi için istenen ve kendi başına yeten bir şey olarak tanımladığını, insanın kendine özgü işinden yola çıkan argümanın mutluluğu neden ruhun erdeme uygun etkinliği olarak belirlediğini ve bu etkinliğin neden tam bir yaşam boyunca sürmesi gerektiğini soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Akademinin giriş programında, iyi yaşam üzerine bir derste eudaimonia kavramı, bir duygu hâli değil bir yaşamın bütününe verilen değerlendirme olarak tanıtılmış ve Aristoteles'in insanın işine dayanan argümanına kısaca değinilmişti. Platon kursunun iyi yaşam dersinde ise Philebos'un karışık yaşamı incelenmişti. Bu ders, Aristoteles'in mutluluk kuramını kendi yapısı içinde kuruyor: en yüksek iyinin ölçütleri, işlev argümanı ve talihin bu kuramdaki yeri.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Nikomakhos'a Etik'in birinci kitabının beşinci bölümünde Aristoteles, insanların yaşadığı üç yaşam biçimini inceler. Yedinci bölümde, en yüksek iyinin iki ölçütünü koyar ve işlev argümanını kurar. Sekizinci ile onuncu bölümler arasında ise, dış iyilerin, talihin ve Solon'un ünlü uyarısının mutlulukla ilişkisini tartışır.

Ardından üç itirazı tartacağız: insanın bir işi olmadığı, mutluluğun talihe bağlanmasının onu haksız kıldığı ve kendini mutlu hisseden birine mutsuz demenin bir dayatma olduğu itirazları.

Sonda, bir şeyin en yüksek iyi olup olmadığını sınamanın dört adımını göstereceğiz: onun kendisi için istenip istenmediğini sormak, başka bir şey için istenip istenmediğini sormak, yaşamı hiçbir şeyden yoksun bırakmayıp bırakmadığını belirlemek ve onun bir an mı yoksa tam bir yaşam boyunca süren bir etkinlik mi olduğunu ayırmak.

Merkez soru

Sorumuz şu: Aristoteles en yüksek iyiyi neden kendisi için istenen ve kendi başına yeten bir şey olarak tanımlar, insanın kendine özgü işinden yola çıkan argüman mutluluğu neden ruhun erdeme uygun etkinliği olarak belirler ve bu etkinlik neden tam bir yaşam boyunca sürmelidir?

Ölçülü iddiam şu: Aristoteles'in eudaimonia kavramı, bir duygu değil, bir yaşamın nasıl yaşandığına verilen bir addır; en yüksek iyi olabilmesi için, başka hiçbir şey için istenmeyen ve tek başına yaşamı seçilmeye değer kılan bir şey olmalıdır; işlev argümanı bu şeyi, insanın bitkilerle ve hayvanlarla paylaşmadığı akla uygun etkinliğin iyi yapılmasında bulur; ama Aristoteles bu etkinliği bir an değil bir yaşam boyunca sürmesi gereken bir şey olarak koyduğu ve ona bir ölçü dış iyi gerektiğini kabul ettiği için, mutluluğu talihe karşı tam bir güvenceye almaz; bu dürüstlük, kuramın hem zayıflığı hem de inandırıcılığıdır. Beşinci bölümde Aristoteles, çoğu insanın iyiyi hazda gördüğünü ve otlayan hayvanlara yaraşan bir yaşamı seçtiğini, seçkin ve etkin insanların ise onuru seçtiğini söyler. Ama onur, onu verenlere bağlıdır; erdem ise uyurken ya da büyük felaketler içinde de taşınabilir ve böyle birine, bir savı savunmuyorsa, kimse mutlu demez. Yedinci bölümde, en yüksek iyinin tam olması, yani her zaman kendisi için ve hiçbir zaman başka bir şey için istenmesi gerektiğini, ayrıca kendi başına yetmesi, yani yaşamı seçilmeye değer ve hiçbir şeyden yoksun kılması gerektiğini söyler. Ardından, çalgıcının ve heykeltıraşın iyisinin işinde olduğu gibi, insanın iyisinin de insanın işinde olacağını savunur ve bu işi, ruhun akla uygun etkinliği olarak bulur. Bir kırlangıç baharı getirmez, bir gün de; insanı kutlu ve mutlu kılan bir gün ya da kısa bir süre değildir. Onuncu bölümde ise, Priamos'un başına gelenleri yaşayan birine kimsenin mutlu demeyeceğini, ama erdemli birinin hiçbir zaman sefil de olmayacağını ekler.

Sıfır noktası

Bir öğrenci mutluluk kavramını duyduğunda, onu çoğu zaman bir duygu olarak düşünür. Mutlu olmak, iyi hissetmektir. Bu okumada mutluluk, insanın kendi iç dünyasında yaşadığı bir hâldir ve onu en iyi bilen, kişinin kendisidir.

Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Aristoteles'in eudaimonia sözcüğü bir duygunun değil, bir yaşamın adıdır. Bir insana eudaimon demek, onun şu anda ne hissettiğini değil, hayatının nasıl gittiğini söylemektir. Solon'un, sonunu görmeden kimseye mutlu deme uyarısı, ancak böyle bir sözcük için anlamlıdır. İkincisi, Aristoteles mutluluğu bir hâl olarak değil, bir etkinlik olarak tanımlar. Uyuyan biri ya da hiçbir şey yapmadan yaşayan biri, erdemli bir karaktere sahip olsa bile, mutlu sayılmaz; çünkü mutluluk, bir şeye sahip olmak değil, bir şeyi yapmaktır.

Bu yüzden Aristoteles'in eudaimonia kavramını anlamak, onu bir duygu olarak değil, akla uygun etkinliğin bir yaşam boyunca iyi yapılması olarak okumayı gerektirir.

Görüşler ve pozisyonlar

Aristoteles'in mutluluk kavramının yapısı konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, baskın amaç görüşüdür. Buna göre mutluluk, tek bir en yüksek etkinlikte, yani seyre dalan yaşamda bulunur. Aristoteles, Nikomakhos'a Etik'in onuncu kitabında, aklın etkinliğinin en sürekli, en kendine yeten ve en tanrısal etkinlik olduğunu söyler.

İkinci görüş, kapsayıcı amaç görüşüdür. Buna göre mutluluk, tek bir etkinlik değil, kendisi için istenen bütün iyilerin, yani erdemlerin, dostluğun, bilginin ve hazzın birlikte oluşturduğu bir bütündür. John Ackrill, 1974'te yayımladığı Aristoteles'in Eudaimonia Üzerine adlı makalesinde, birinci kitaptaki en seçilmeye değer olanın tek bir iyi olarak sayılmaması gerektiği sözünü bu görüşün dayanağı olarak okur.

Üçüncü görüş, öznel tatmin görüşüdür. Buna göre eudaimonia, bugün mutluluk sözcüğüyle anlattığımız şeydir: bir kişinin kendi hayatından duyduğu hoşnutluk. Aristoteles'in kuramı, iyi bir hayatın bileşenleri hakkında bir öneri olarak okunabilir, ama son ölçü kişinin kendi değerlendirmesidir.

Bu ders ikinci görüşü temel alır ve birinci görüşün, Aristoteles'in akla uygun etkinliğe en yüksek yeri verdiği gözlemini kabul eder. Üçüncü görüş, bir yaşamı yaşayanın onun hakkındaki sözünün önemli olduğunu doğru görür, ama Aristoteles'in zevk yaşamını ve onur yaşamını, onları yaşayanların hoşnutluğuna rağmen eksik bulmasını açıklayamaz.

Argümanın yapısı

Bir şeyin en yüksek iyi olup olmadığını sınamak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, onun kendisi için istenip istenmediğini sormaktır. Sınayan, aday iyinin, ondan hiçbir şey çıkmasa bile istenip istenmeyeceğini belirler.

İkinci adım, onun başka bir şey için istenip istenmediğini sormaktır. Sınayan, aday iyinin, kendisi için istendiği hâlde ayrıca başka bir amaca hizmet ettiği için de istenip istenmediğini yazar.

Üçüncü adım, onun yaşamı hiçbir şeyden yoksun bırakmayıp bırakmadığını belirlemektir. Sınayan, aday iyiye sahip olan birinin, başka bir iyiyi eklemekle daha iyi bir yaşama ulaşıp ulaşmayacağını sorar.

Dördüncü adım, onun bir an mı yoksa tam bir yaşam boyunca süren bir etkinlik mi olduğunu ayırmaktır. Sınayan, aday iyinin bir anda kazanılıp kaybedilebilen bir şey mi, yoksa bir yaşamın bütününde sürdürülen bir etkinlik mi olduğunu belirler.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Eudaimoniayı ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Aristoteles'in mutluluğu, kendisi için istenen, yaşamı hiçbir şeyden yoksun bırakmayan ve akla uygun etkinliğin bir yaşam boyunca iyi yapılmasından oluşan bir iyidir. Kerem'in üç panosu, zevkin, onurun ve paranın en yüksek iyi olamayacağını gösterdi. Barış'ın haksız mahkûmu, bir kaybın gelir değil, yaşam kaybı olarak adlandırılması gerektiğini gösterdi. Tolga'nın maaşı, araç olan bir iyinin kendisi için istenen bir etkinlikle karıştırılmaması gerektiğini gösterdi. Selin'in ödülü, onurun onu verenlere bağlı olduğunu ve bir sevincin nesnesi hakkında yanılabileceğini gösterdi. Lina'nın kedisi, eudaimonianın akla uygun etkinliği yaşayan varlıklara ayrılmış bir sözcük olduğunu gösterdi. Defne'nin felçli hastası, talihin bir yaşamı yaralayabildiğini, ama erdeme uygun etkinliğin onu tamamen yok edemediğini gösterdi. Mutluluk bir duygu değil, bir yaşamın nasıl yaşandığıdır; ve bu yaşam, talihe karşı tamamen güvencede değildir.

Açık kalan sorular

Barış'ın haksız mahkûmu, kimsenin elinde olmayan bir şeyin bir yaşamı derinden yaralayabildiğini gösterdi. On bir yılını kaybetmiş biri, geri kalan yaşamında Aristoteles'in anladığı anlamda mutlu olabilir mi?

Lina'nın kedisi, eudaimonianın akla uygun etkinliğe ayrıldığını gösterdi. Ağır bir zihinsel engelle doğan bir insan için Aristoteles'in kuramı ne söyler?

Selin'in ödülü, bir sevincin nesnesi hakkında yanılabileceğini gösterdi. Kişi, kendi hoşnutluğunun nesnesinin değerli olup olmadığını neye bakarak anlayabilir?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışEudaimoniayı bir duygu saymak.
Doğrusu

Eudaimoniayı neşe ya da hoşnutluk gibi bir duygu olarak okumak, Aristoteles'in onu bir etkinlik olarak tanımladığını ve Solon'un uyarısını ciddiye aldığını gözden kaçırır. Doğrusu, eudaimoniayı bir yaşamın nasıl yaşandığının adı olarak görmektir.

Yaygın yanlışErdemi mutluluk saymak.
Doğrusu

Aristoteles'in mutluluğu erdemle özdeşleştirdiğini düşünmek, onun erdemin uyurken ya da hiçbir şey yapmadan da taşınabileceği için eksik olduğunu söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, mutluluğu erdeme sahip olmak değil, erdeme uygun etkinlik olarak görmektir.

Yaygın yanlışDış iyileri mutluluğun parçası saymak.
Doğrusu

Zenginliği, güzelliği ve iyi doğumu mutluluğun bileşenleri olarak okumak, Aristoteles'in onları mutluluğun koşulları ya da araçları olarak sunduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, dış iyileri mutluluğun gereksindiği ama onu oluşturmayan şeyler olarak görmektir.

Yaygın yanlışKırlangıç sözünü süre şartı saymak.
Doğrusu

Bir kırlangıç baharı getirmez sözünü, mutluluğun belirli bir süreden sonra kazanılan bir ödül olduğu biçiminde okumak, Aristoteles'in mutluluğu bir an değil bir yaşam boyunca sürdürülen bir etkinlik olarak gördüğünü gözden kaçırır. Doğrusu, sözü bir yaşamın bütününe bakma çağrısı olarak görmektir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Aristoteles'in eudaimonia kavramı, bir duygu değil, kendisi için istenen, yaşamı hiçbir şeyden yoksun bırakmayan ve akla uygun etkinliğin tam bir yaşam boyunca iyi yapılmasından oluşan bir yaşamın adıdır.

Nikomakhos'a Etik'in birinci kitabı, beşinci bölümde zevk yaşamını, onur yaşamını ve para kazanma yaşamını eksik buldu, yedinci bölümde en yüksek iyinin tam ve kendine yeten olması gerektiğini söyleyip işlev argümanıyla mutluluğu ruhun erdeme uygun etkinliği olarak belirledi ve bir kırlangıcın baharı getirmediğini ekledi, sekizinci ile onuncu bölümler arasında ise dış iyilerin gerekliliğini, hayvanların mutlu sayılmadığını ve Priamos'un talihine uğrayanın sefil olmasa da kutlu sayılmayacağını tartıştı.

Bir şeyin en yüksek iyi olup olmadığı dört adımla sınanır: kendisi için istenip istenmediğini sormak, başka bir şey için istenip istenmediğini sormak, yaşamı hiçbir şeyden yoksun bırakmayıp bırakmadığını belirlemek ve bir an mı yoksa tam bir yaşam boyunca süren bir etkinlik mi olduğunu ayırmak.

İşlevsizlik, talih ve dayatma itirazları, Aristoteles'in insanın işini bir yaşam biçimi olarak anladığını ve ölçütü iyi yapmak olarak koyduğunu, mutluluğu talihe tamamen bağlamadığını ve hoşnutluğun nesnesini sorguladığını gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden eudaimonia, insanın kendisinden kolayca alınamayan ama talihe karşı da tamamen güvencede olmayan bir iyidir; ve onun ne olduğunu anlamak, erdemin ne olduğunu anlamayı gerektirir.

Sonraki derse köprü

Eudaimonia dersi, mutluluğun ruhun erdeme uygun etkinliği olduğunu gösterdi. Ama bu tanım, erdemin ne olduğunu sormadan tamamlanamaz. Aristoteles, birinci kitabın son bölümünde ruhu ayırarak erdemleri ikiye böler: düşünce erdemleri ve karakter erdemleri. İkinci kitabın başında ise karakter erdeminin doğadan değil alışkanlıktan geldiğini, adının da alışkanlık anlamına gelen sözcükten türetildiğini söyler.

Selin, Aristoteles'in, yapı ustalarının yapı yaparak, çalgıcıların çalarak usta olması gibi, insanların da adil işler yaparak adil olduğunu söylediğini okumuş. Tolga, bir şeyi yapmadan önce nasıl iyi yapabileceğimizi soruyor. Lina, taşın kaç kez yukarı atılırsa atılsın yukarı gitmeye alışmayacağı örneğinin ne anlama geldiğini merak ediyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Erdem dersi, Aristoteles'in Nikomakhos'a Etik'te karakter erdemini neden doğadan değil alışkanlıktan gelen bir şey olarak tanımladığını, erdemin neden bir duygu ya da bir yeti değil bir durum olduğunu ve adil işler yaparak adil olmanın bir kısır döngü olmadan nasıl mümkün olduğunu soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.