İçeriğe geç

P03-D04-M03-05·Ruh ve bilgi

Etkin akıl tartışması

orta3.794 kelime≈ 25 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Ruh Üzerine'nin üçüncü kitabının beşinci bölümü, olanakta her şey olan aklı edime geçiren, özünde edim olan ve ışığa benzeyen bir ilkenin gerekliliğini açıkça kurar, ama bu ilkenin her insanın ruhunda mı yoksa ayrı mı bulunduğunu açık bırakır.

Aristoteles bu bölümde her şey olan akıl ile her şeyi yapan aklı ayırdı, yapan aklı ayrı, etkilenmez, karışmamış, özünde edim ve yalnızca kendisi ölümsüz olan bir ilke olarak niteledi ve biz hatırlamayız, edilgin akıl yok olandır dedi, Hayvanların Oluşumu'nda yalnızca aklın dışarıdan girdiğini ve tanrısal olduğunu söyledi, Afrodisiaslı Aleksandros ise yapan aklı ilk nedenle özdeşleştirdi.

Bir yorumun etkin akıl metnine ne kadar dayandığı dört adımla sınanır: yorumun hangi cümleye dayandığını belirlemek, hangi cümleyle zorlandığını bulmak, Aristoteles'in başka metinleriyle uyumunu sormak ve yanıtlamak istediği sorunun Aristoteles'in sorusu olup olmadığını ayırmak.

Belirsiz metin, düşünmenin bizden alınması ve ışığın yalnızca göstermesi itirazları, metnin yapısal iddiasının belirsiz olmadığını, bir ilkenin düşünmeyi mümkün kılmasının onun bizim yerimize düşünmesi olmadığını ve Aristoteles'te ışığın rengi olanaktan edime geçirdiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden etkin akıl tartışması bir yorum yığını değil, Aristoteles'in akla hem ruhun bir parçası hem de bedenden ayrı bir şey olma görevini aynı anda yüklemesinden doğan ve her yorumun bir bedel ödediği bir sorundur.

Açılış sahnesi

Kerem, Ruh ve bilgi bölümünün son panosu için karanlık bir oda çiziyor. Odanın ortasında bir masa, masanın üstünde kırmızı bir elma ve duvarda kapalı bir pencere var. Karanlıkta elma kırmızı değil; ama Kerem biliyor ki pencere açıldığında hiçbir şey elmaya eklenmeyecek ve elma kırmızı görünecek. Akıl panosunda, üzerine henüz hiçbir şey yazılmamış bir tablet çizmişti. Şimdi o tabletin kendi kendine yazılmadığını göstermek istiyor. Ruh Üzerine'nin üçüncü kitabının beşinci bölümünde Aristoteles, bu sorunu birkaç satırda çözer gibi görünür: akılda her şey olan bir yan ve her şeyi yapan bir yan vardır ve ikincisi ışığa benzer.

Selin, Afrodisiaslı Aleksandros'un bu yapan aklı Tanrı'yla özdeşleştirdiğini, Thomas Aquinas'ın ise onu her insanın kendi ruhunun bir yetisi saydığını okumuş. Tolga, bir ilkenin hem ruhta olup hem de ayrı olmasının nasıl mümkün olduğunu soruyor. Lina, Aristoteles'in yalnızca bu aklın ölümsüz olduğunu, ama bizim hatırlamadığımızı söylediği cümleyi anlamaya çalışıyor. Barış, bir ölçütün herkes için aynı olup herkesin onu kendi başına uygulamasının hukukta nasıl işlediğini düşünüyor. Defne ise ölümün yaklaştığı bir hastasının sorduğu, kendisinden geriye bir şey kalıp kalmayacağı sorusunu hatırlıyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Aristoteles kursunda, Aristoteles'in Ruh Üzerine'de neden her şey olan akıl ile her şeyi yapan aklı ayırdığını, yapan aklın ışığa benzetilmesinin ne anlama geldiğini ve Afrodisiaslı Aleksandros'tan başlayarak yorumcuların bu aklı neden kimi zaman Tanrı'yla, kimi zaman her insanın kendi ruhunun bir parçasıyla özdeşleştirdiğini soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Akıl dersi, aklın düşünmeden önce var olan şeylerin hiçbiri olmadığını, düşünülürleri olanakta taşıdığını ve yazılmamış bir tablete benzediğini gösterdi. Edimsellik ve olanak dersi ise, Metafizik'in dokuzuncu kitabında edimin olanaktan önce geldiğini ve her olanağın onu edime geçiren edimdeki bir şeye gereksinim duyduğunu incelemişti. Bu ders, iki düşünceyi birleştiriyor: aklın olanağı edime neyle geçer? İlk hareket ettirici dersinde ele alınan düşüncenin düşüncesi de bu tartışmanın içine girecek, çünkü bazı yorumcular yapan aklı tam olarak o ilkeyle özdeşleştirir.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Ruh Üzerine'nin üçüncü kitabının beşinci bölümünde Aristoteles, iki aklı ayırır ve yapan aklı ışığa benzetir. Hayvanların Oluşumu'nun ikinci kitabının üçüncü bölümünde, ceninin ruhlarını hangi sırayla kazandığını sorar ve yalnızca aklın dışarıdan girdiğini söyler. Afrodisiaslı Aleksandros'un Ruh Üzerine adlı kitabında ise yapan akıl, Aristoteles'in ilk nedeniyle özdeşleştirilir.

Ardından üç itirazı tartacağız: metnin bir öğreti kurmaya yetmeyecek kadar kısa ve belirsiz olduğu, ayrı bir aklın düşünmeyi bizden aldığı ve ışık benzetmesinin yapmayı değil yalnızca göstermeyi anlattığı itirazları.

Sonda, bir yorumun etkin akıl metnine ne kadar dayandığını sınamanın dört adımını göstereceğiz: yorumun hangi cümleye dayandığını belirlemek, aynı yorumun hangi cümleyle zorlandığını bulmak, yorumun Aristoteles'in başka metinleriyle uyumunu sormak ve yorumun yanıtlamak istediği sorunun Aristoteles'in sorusu olup olmadığını ayırmak.

Merkez soru

Sorumuz şu: Aristoteles neden her şey olan akıl ile her şeyi yapan aklı ayırır, yapan aklın ışığa benzetilmesi ne anlama gelir ve yorumcular bu aklı neden kimi zaman Tanrı'yla, kimi zaman her insanın kendi ruhunun bir parçasıyla özdeşleştirir?

Ölçülü iddiam şu: Ruh Üzerine'nin üçüncü kitabının beşinci bölümü, açık bir yapısal gereksinimi ve belirsiz bir konum iddiasını bir arada taşır; açık olan, olanakta her şey olan bir aklın kendi kendine edime geçemeyeceği ve onu edime geçiren, özünde edim olan bir ilkenin bulunması gerektiğidir; belirsiz olan ise bu ilkenin her insanın ruhunda mı bulunduğu, yoksa bütün insanlar için tek ve ayrı bir ilke mi olduğudur; yorumların ayrılması, metnin iki ayrı cümle grubunun iki ayrı yönü göstermesinden doğar ve bu yüzden hiçbir yorum, metnin bütün cümlelerini zorlamadan okuyamaz. Beşinci bölümde Aristoteles, bütün doğada her tür için bir madde, yani olanakta o türün her şeyi olan bir şey, bir de neden ve yapan bir şey bulunduğunu, tıpkı sanatın maddesine karşı durduğu gibi, ve bu ayrımın ruhta da bulunması gerektiğini söyler. Bir akıl her şey olduğu için böyledir, öteki her şeyi yaptığı için; bu ikincisi bir tür durumdur, ışık gibi, çünkü ışık bir anlamda olanakta bulunan renkleri edimdeki renkler yapar. Bu akıl ayrıdır, etkilenmez, karışmamıştır ve özünde edimdir. Ayrıldığında yalnızca olduğu şeydir ve yalnızca bu ölümsüz ve ezelîdir. Ama biz hatırlamayız, çünkü bu etkilenmezdir, edilgin akıl ise yok olandır ve bu olmadan hiçbir şey düşünmez. Hayvanların Oluşumu'nda ise Aristoteles, yalnızca aklın dışarıdan girdiğini ve yalnızca onun tanrısal olduğunu, çünkü onun etkinliğinin bedensel etkinlikle hiçbir ortak yanı bulunmadığını söyler. Aleksandros, bu iki metni birleştirerek yapan aklın insana dışarıdan gelen ilk neden olduğunu savunur.

Sıfır noktası

Bir öğrenci etkin akıl tartışmasını duyduğunda, onu çoğu zaman eski bir uzmanlık kavgası olarak görür. Bu okumada tartışma, Aristoteles'in asıl düşüncesine ulaşmak için aşılması gereken bir engeldir.

Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, tartışma Aristoteles'in sözünü örtmez; onun kuramındaki gerçek bir gerilimi görünür kılar. Akıl dersinde aklın organsız olduğunu ama imgesiz düşünmediğini gördük. Bu iki iddia, aklın bir yandan bedene bağlı, öte yandan bedenden ayrı olduğunu söyler. Etkin akıl tartışması, bu gerilimin nerede çözüleceği sorusudur. İkincisi, tartışma yalnızca bir okuma sorunu olarak kalmamış, büyük sonuçlar doğurmuştur. Ruhun ölümsüzlüğü ve bir insanın düşüncesinin ona ait olup olmadığı soruları, yüzyıllar boyunca bu satırlar üzerinden tartışılmıştır.

Bu yüzden etkin akıl tartışmasını anlamak, onu bir yorum yığını olarak değil, metnin kendisinin iki yöne çektiği bir sorunun farklı çözümleri olarak okumayı gerektirir.

Görüşler ve pozisyonlar

Yapan aklın ne olduğu konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, tanrısal akıl görüşüdür. Buna göre yapan akıl, insan ruhunun bir parçası değil, Aristoteles'in Metafizik'te ilk hareket ettirici olarak tanımladığı, kendini düşünen tanrısal akıldır. Afrodisiaslı Aleksandros bu görüşü savunur: yapan akıl, ayrı, etkilenmez, özünde edim ve ölümsüzdür; bu nitelikler yalnızca ilk nedene uyar.

İkinci görüş, ayrı tek akıl görüşüdür. Buna göre yapan akıl, Tanrı değil, ama bütün insanlar için tek olan ve insan ruhlarından ayrı duran bir akıldır. İbn Sînâ, bu aklı göksel akılların sonuncusu, ay altı dünyaya biçimleri veren faal akıl olarak yorumlar. İbn Rüşd ise, Ruh Üzerine'ye yazdığı büyük şerhte, yalnızca yapan aklın değil, olanaktaki aklın da bütün insanlar için tek olduğunu savunur.

Üçüncü görüş, bireysel yeti görüşüdür. Buna göre yapan akıl, her insanın kendi ruhunun bir yetisidir ve her insan, kendi düşünülürlerini kendi yapan aklıyla imgelerden soyutlar. Thomas Aquinas, bu görüşü savunur ve İbn Rüşd'ün Latin izleyicilerine karşı aklın birliği üzerine bir inceleme yazar.

Bu ders, üç görüşün de dayandığı ortak yapısal gereksinimi temel alır: olanakta her şey olan aklı edime geçiren, özünde edim olan bir ilke; hiçbir görüşü metnin tek doğru okuması saymaz. Bireysel yeti görüşü, ruhta da cümlesini ve düşünmenin bize ait olduğunu en iyi korur. Tanrısal akıl görüşü, kimi zaman düşünüp kimi zaman düşünmeyen bir şey değildir cümlesini ve yalnızca bu ölümsüzdür sözünü en iyi açıklar. Ayrı tek akıl görüşü, düşünülürlerin bütün insanlar için aynı olmasını en iyi açıklar.

Argümanın yapısı

Bir yorumun etkin akıl metnine ne kadar dayandığını sınamak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, yorumun hangi cümleye dayandığını belirlemektir. Sınayan, yorumu en güçlü destekleyen cümleyi metinden aynen alır.

İkinci adım, aynı yorumun hangi cümleyle zorlandığını bulmaktır. Sınayan, yorumun yeniden okumak ya da geçiştirmek zorunda kaldığı cümleyi belirler.

Üçüncü adım, yorumun Aristoteles'in başka metinleriyle uyumunu sormaktır. Sınayan, yorumun Metafizik'in, Hayvanların Oluşumu'nun ya da Ruh Üzerine'nin öteki bölümlerinin söyledikleriyle nasıl bağdaştığını sorar.

Dördüncü adım, yorumun yanıtlamak istediği sorunun Aristoteles'in sorusu olup olmadığını ayırmaktır. Sınayan, yorumcunun kendi çağının sorusunu, örneğin ruhun bireysel ölümsüzlüğünü, metne taşıyıp taşımadığını belirler.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Etkin akıl tartışmasını ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Ruh Üzerine'nin beşinci bölümü, olanakta her şey olan aklı edime geçiren, özünde edim olan bir ilkenin gerekliliğini açıkça kurar, ama bu ilkenin nerede bulunduğunu açık bırakır. Kerem'in karanlık odası, pencere ile güneşin, yani ruhtaki bir ilke ile ayrı bir ilkenin, ikisinin de ışık benzetmesine uyduğunu gösterdi. Barış'ın makul kişisi, ortak olan şeyin ölçüt mü yoksa onu kavrayan akıl mı olduğu sorusunu gösterdi. Tolga'nın derleyicisi, tanrısal akıl görüşünün ruhta da cümlesiyle zorlandığını gösterdi. Selin'in 1270 belgesi, bir yorumun tarihteki ağırlığının onun metne dayanmasından ayrı olduğunu gösterdi. Lina'nın bulmacası, anlamanın bir eklemeden çok bir görünür kılma olduğunu gösterdi. Defne'nin son sorusu, yalnızca bu ölümsüzdür ile biz hatırlamayız cümlelerinin birlikte, bireysel bir hayatta kalmayı vaat etmediğini gösterdi. Tartışmanın kalıcılığı, metnin belirsizliğinden değil, Aristoteles'in akla hem ruhun bir parçası hem de bedenden ayrı bir şey olma görevini aynı anda yüklemesinden gelir.

Açık kalan sorular

Barış'ın makul kişisi, ortak bir ölçüt ile onu kavrayan akıl arasındaki farkı gösterdi. İki insan aynı üçgeni düşündüğünde, aynı şeyi mi düşünür, yoksa her biri kendi üçgen düşüncesine mi sahiptir?

Defne'nin son sorusu, yalnızca bu ölümsüzdür cümlesinin bireysel bir hayatta kalmayı vaat etmediğini gösterdi. Anıları ve kişiliği taşımayan bir ölümsüzlük, bir insan için ne anlama gelir?

Lina'nın bulmacası, anlamanın bir görünür kılma olduğunu gösterdi. Bir anlama deneyiminin nasıl hissettirdiği, onun neyle mümkün olduğu sorusuna bir kanıt olabilir mi?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışYapan akıl adını Aristoteles'e yüklemek.
Doğrusu

Nous poietikos ya da etkin akıl adını Aristoteles'in kendi terimi saymak, onun yalnızca her şeyi yapan şeyden söz ettiğini ve adın sonraki yorumculardan geldiğini gözden kaçırır. Doğrusu, metnin söylediği ile yorum geleneğinin adlandırdığını ayırmaktır.

Yaygın yanlışÖlümsüzlük cümlesini bireysel ölümsüzlük saymak.
Doğrusu

Yalnızca bu ölümsüz ve ezelîdir cümlesini, her insanın ruhunun ölümden sonra kalacağı biçiminde okumak, Aristoteles'in hemen ardından biz hatırlamayız ve edilgin akıl yok olandır dediğini gözden kaçırır. Doğrusu, cümlenin neyin kaldığını, kimin kaldığından ayrı sorduğunu görmektir.

Yaygın yanlışTartışmayı yalnızca ortaçağa ait saymak.
Doğrusu

Etkin akıl tartışmasını, İbn Rüşd ile Thomas arasında geçen ve bugün geçerliliğini yitirmiş bir ortaçağ kavgası olarak görmek, Aleksandros'tan başlayan ve bugünkü Aristoteles araştırmalarında da sürmekte olan bir yorum sorunu olduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, tartışmayı metnin kendisinden doğan bir sorun olarak görmektir.

Yaygın yanlışIşık benzetmesini süs saymak.
Doğrusu

Işık benzetmesini, açıklamaya bir şey katmayan şiirsel bir imge olarak okumak, Aristoteles'in kendi renk kuramında ışığın rengi olanaktan edime geçiren edim olduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, benzetmeyi Aristoteles'in algı kuramına dayanan bir kanıt olarak görmektir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Ruh Üzerine'nin üçüncü kitabının beşinci bölümü, olanakta her şey olan aklı edime geçiren, özünde edim olan ve ışığa benzeyen bir ilkenin gerekliliğini açıkça kurar, ama bu ilkenin her insanın ruhunda mı yoksa ayrı mı bulunduğunu açık bırakır.

Aristoteles bu bölümde her şey olan akıl ile her şeyi yapan aklı ayırdı, yapan aklı ayrı, etkilenmez, karışmamış, özünde edim ve yalnızca kendisi ölümsüz olan bir ilke olarak niteledi ve biz hatırlamayız, edilgin akıl yok olandır dedi, Hayvanların Oluşumu'nda yalnızca aklın dışarıdan girdiğini ve tanrısal olduğunu söyledi, Afrodisiaslı Aleksandros ise yapan aklı ilk nedenle özdeşleştirdi.

Bir yorumun etkin akıl metnine ne kadar dayandığı dört adımla sınanır: yorumun hangi cümleye dayandığını belirlemek, hangi cümleyle zorlandığını bulmak, Aristoteles'in başka metinleriyle uyumunu sormak ve yanıtlamak istediği sorunun Aristoteles'in sorusu olup olmadığını ayırmak.

Belirsiz metin, düşünmenin bizden alınması ve ışığın yalnızca göstermesi itirazları, metnin yapısal iddiasının belirsiz olmadığını, bir ilkenin düşünmeyi mümkün kılmasının onun bizim yerimize düşünmesi olmadığını ve Aristoteles'te ışığın rengi olanaktan edime geçirdiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden etkin akıl tartışması bir yorum yığını değil, Aristoteles'in akla hem ruhun bir parçası hem de bedenden ayrı bir şey olma görevini aynı anda yüklemesinden doğan ve her yorumun bir bedel ödediği bir sorundur.

Sonraki derse köprü

Etkin akıl tartışması, aklın Aristoteles'te ruhun en yüksek ve en tanrısal yanı olduğunu gösterdi. Ama Aristoteles aklı yalnızca bir bilgi yetisi olarak değil, insan yaşamının iyiliğini belirleyen bir etkinlik olarak da düşünür. Nikomakhos'a Etik'in birinci kitabında, insanın en yüksek iyisinin ne olduğunu sorar ve cevabını, insanın kendine özgü işinin ne olduğunu sorarak arar.

Selin, Aristoteles'in herkesin en yüksek iyiye mutluluk dediğini, ama mutluluğun ne olduğu konusunda anlaşmadığını söylediğini okumuş. Tolga, insanın bir işi olup olmadığını ve bir işin iyi yapılmasının mutluluğu nasıl tanımlayabileceğini soruyor. Lina, bir tek kırlangıcın baharı getirmediği sözünün ne anlama geldiğini merak ediyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Eudaimonia dersi, Aristoteles'in Nikomakhos'a Etik'te en yüksek iyiyi neden kendisi için istenen ve kendi başına yeten bir şey olarak tanımladığını, insanın kendine özgü işinden yola çıkan argümanın mutluluğu neden ruhun erdeme uygun etkinliği olarak belirlediğini ve bu etkinliğin neden tam bir yaşam boyunca sürmesi gerektiğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.