İçeriğe geç

P03-D04-M03-04·Ruh ve bilgi

Akıl

orta3.783 kelime≈ 25 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Aristoteles'in aklı, her şeyi düşünebilmek için kendine ait hiçbir biçim taşımayan, bu yüzden düşünmeden önce var olan şeylerin hiçbiri olmayan, organsız ama imgesiz düşünmeyen bir yetidir.

Ruh Üzerine'nin üçüncü kitabının dördüncü bölümü aklı, Anaksagoras'ın dediği gibi karışmamış, bir organı olmayan ve çok güçlü bir düşünülürden sonra daha zayıf olanı daha iyi düşünen bir yeti olarak tanımladı ve onu edimde hiçbir şey yazılmamış bir tablete benzetti, yedinci ve sekizinci bölümler ise ruhun imgesiz düşünmediğini, aklın biçimlerin biçimi olduğunu ve hiçbir şey algılamayanın hiçbir şey öğrenemeyeceğini ekledi.

Bir düşünme etkinliği dört adımla sınanır: düşünülen şeyin ne olduğunu belirlemek, onun hangi imge üzerinden düşünüldüğünü bulmak, düşünmenin bir bedensel aşırılıkla bozulup bozulmadığını sormak ve düşünenin olanaktan edime nasıl geçtiğini izlemek.

Beyin, boş akıl ve kendini düşünme itirazları, organsızlığın bedenden etkilenmemek değil içeriği boyayan bir organın yokluğu olduğunu, tabletin pasif bir levha değil her biçime açık bir yapı olduğunu ve aklın kendini düşündüğü biçimlerde tanıdığını gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden akıl, düşündüğü her şey olabilmek için düşünmeden önce hiçbir şey değildir; ama bu açıklığı, bedenin taşıdığı imgeler üzerinde çalışır.

Açılış sahnesi

Kerem, Ruh ve bilgi bölümünün dördüncü panosu için bir yazı tableti çiziyor: iki tahta kapak, arasında balmumu sürülmüş bir yüzey ve yüzeyde tek bir harf yok. Algı panosunda mumun yüzüğün mührünü aldığını, hayal panosunda gözleri kapalı bir insanın başının üstünde soluk bir heykel imgesini göstermişti. Şimdi daha zor bir şeyi göstermek istiyor: bir üçgenin iç açılarının toplamını düşünen birinin ruhunda ne olduğunu. Göz bir rengi alıyordu; peki düşünme neyi alıyordu ve hangi organla? Ruh Üzerine'nin üçüncü kitabının dördüncü bölümünde Aristoteles bu soruyu sorar ve şaşırtıcı bir cevap verir: akıl, düşünmeden önce, var olan şeylerin hiçbiri değildir.

Selin, Aristoteles'in aklın hiçbir şeyle karışmamış olması gerektiğini söylerken Anaksagoras'a başvurduğunu okumuş. Tolga, bir organı olmayan bir yetinin nasıl çalışabileceğini soruyor. Lina, kedisinin hayal taşıdığını ama düşünmediğini söyleyen Aristoteles'in bu ayrımı neye dayandırdığını merak ediyor. Barış, bir yargıcın bir davaya bakmadan önce o davayla hiçbir çıkar bağı taşımaması gerektiğini ve bu kuralın neden konduğunu düşünüyor. Defne ise yaşlılıkta düşünmesi zayıflayan hastaların aklının mı, yoksa bedeninin mi yorulduğunu soruyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Aristoteles kursunda, Aristoteles'in Ruh Üzerine'de aklı neden hiçbir şeyle karışmamış ve düşünmeden önce gerçekleşmiş hiçbir şey olmayan bir yeti olarak tanımladığını, aklın neden bir bedensel organı olmadığını ve aklın üzerinde henüz hiçbir şey yazılmamış bir tablete benzetilmesinin ne anlama geldiğini soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Hayal dersi, hayalin edimdeki algının ardında kalan bir hareket olduğunu ve algının izlerini düşünmeye taşıdığını gösterdi. Bu ders, o izlerin taşındığı yere, düşünmenin kendisine bakıyor. Akademinin önceki derslerinde Anaksagoras'ın nous kavramı, her şeyin karıştığı evrende karışmamış kalan ve her şeyi bilen bir ilke olarak tanıtılmıştı; Locke'un boş levhası da ampirizm dersinde ele alınmıştı. Bu ders, Aristoteles'in bu iki düşünceyi nasıl yeniden kurduğuna odaklanıyor: Anaksagoras'ın karışmamış aklını evrenden insan ruhuna taşıyor, tablet benzetmesini ise doğuştan bilgi tartışmasından önce, düşünmenin yapısını anlatmak için kullanıyor.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Ruh Üzerine'nin üçüncü kitabının dördüncü bölümünün ilk yarısında Aristoteles, aklı algıya benzetir, sonra onun karışmamış olduğunu ve bir organı bulunmadığını gösterir. Aynı bölümün ikinci yarısında iki güçlük kurar ve onları yazılmamış tablet benzetmesiyle çözer. Yedinci ve sekizinci bölümlerde ise ruhun imgesiz düşünmediğini ve aklın biçimlerin biçimi olduğunu söyler.

Ardından üç itirazı tartacağız: düşünmenin beyne bağlı olduğu, boş bir aklın hiçbir şey öğrenemeyeceği ve aklın kendini düşünmesinin tablet benzetmesiyle çeliştiği itirazları.

Sonda, bir düşünme etkinliğini sınamanın dört adımını göstereceğiz: düşünülen şeyin ne olduğunu belirlemek, onun hangi imge üzerinden düşünüldüğünü bulmak, düşünmenin bir bedensel aşırılıkla bozulup bozulmadığını sormak ve düşünenin olanaktan edime nasıl geçtiğini izlemek.

Merkez soru

Sorumuz şu: Aristoteles aklı neden hiçbir şeyle karışmamış ve düşünmeden önce gerçekleşmiş hiçbir şey olmayan bir yeti olarak tanımlar, aklın neden bir bedensel organı yoktur ve aklın yazılmamış bir tablete benzetilmesi ne anlama gelir?

Ölçülü iddiam şu: Aristoteles'in aklı, her şeyi düşünebilmek için kendine ait hiçbir biçim taşımayan, bu yüzden düşünmeden önce yalnızca bir olanak olan bir yetidir; bir organı olsaydı o organın niteliği, örneğin sıcaklığı ya da soğukluğu, düşünülen biçimlere karışır ve onları bozardı; tablet benzetmesi, aklın boş olduğunu değil, düşünülürleri olanak olarak taşıdığını ve onları düşündüğünde onlarla bir olduğunu anlatır; ama akıl, organsız olduğu hâlde imgesiz düşünmez, bu yüzden düşünme bedenden bağımsız bir yetiye, bedene bağlı bir malzeme üzerinden yürür. Dördüncü bölümün başında Aristoteles, düşünmenin algıya benzediğini söyler: algılayan algılanandan nasıl etkileniyorsa, akıl da düşünülürden öyle etkilenir; akıl, etkilenmeyen ama biçimi alabilen bir şey olmalıdır. Her şeyi düşünebildiği için, Anaksagoras'ın dediği gibi, karışmamış olmalıdır; çünkü içeriden görünen yabancı bir şey dışarıdakine engel olur. Bu yüzden aklın, olanak olmaktan başka hiçbir doğası yoktur. Bedenle karışmış olsaydı bir niteliği, hatta algı yetisi gibi bir organı olurdu; oysa yoktur. Algı yetisi çok güçlü bir duyulurdan sonra algılayamaz; akıl ise çok güçlü bir düşünülürü düşündükten sonra daha zayıf olanı daha iyi düşünür. Bölümün sonunda Aristoteles, aklın düşünülürler olarak olanakta bulunduğunu, ama düşünmeden önce edimde hiçbirini taşımadığını söyler: tıpkı üzerinde edimde hiçbir şey yazılmamış bir yazı tableti gibi. Sekizinci bölümde ise ruhun bir anlamda var olan her şey olduğunu, elin araçların aracı olması gibi aklın da biçimlerin biçimi olduğunu ve hiçbir şey algılamayanın hiçbir şey öğrenemeyeceğini ekler.

Sıfır noktası

Bir öğrenci akıl kavramını duyduğunda, onu çoğu zaman bilgi dolu bir depo olarak düşünür. Akıllı biri, kafasında çok şey taşıyan biridir; akıl ne kadar doluysa o kadar güçlüdür. Bu okumada akıl, içeriğiyle ölçülür.

Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Aristoteles'in aklı, içeriğiyle değil, içeriksizliğiyle tanımlanır. Göz, kendisi renksiz olduğu için bütün renkleri alabilir; kırmızı bir göz her şeyi kırmızıya boyardı. Akıl da kendine ait hiçbir biçim taşımadığı için bütün biçimleri alabilir. Aklın gücü, doluluğunda değil, açıklığındadır. İkincisi, Aristoteles'in tableti bir depo değildir. Tablete bir şey yazıldığında, yazı tabletin üzerinde ayrı bir eşya gibi durmaz; tabletin yüzeyi o harflerin biçimini alır. Akıl bir üçgeni düşündüğünde, üçgen akla eklenen bir şey olmaz; akıl o anda üçgenin düşünülen biçimi olur.

Bu yüzden Aristoteles'in aklını anlamak, onu bilgi biriktiren bir depo olarak değil, düşündüğü her şeyin biçimini alabilmek için kendisi biçimsiz kalan bir yeti olarak okumayı gerektirir.

Görüşler ve pozisyonlar

Aristoteles'in aklın organsızlığına ilişkin sözlerinin niteliği konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, maddesiz yeti görüşüdür. Buna göre Aristoteles, aklı bedenden gerçekten ayrı ve maddesiz bir yeti olarak tanımlar. Aklın bir organı yoktur, çünkü bütün cisimlerin biçimlerini alabilen bir şeyin kendisi bir cisim olamaz. Thomas Aquinas, ruhun ölümsüzlüğünü savunurken bu akıl yürütmeyi kullanmıştı.

İkinci görüş, işlevsel okuma görüşüdür. Buna göre Aristoteles, aklın organsız olduğunu söylerken onun maddesiz bir töz olduğunu değil, düşünmenin hiçbir tek organa, gözün görmeye bağlı olduğu gibi bağlı olmadığını söyler. Akıl, bedenin bir parçasının işi değil, bütün canlının bir etkinliğidir.

Üçüncü görüş, ara görüştür. Buna göre Aristoteles'in aklı, kendi işlemesi için bir organa gereksinim duymaz, ama malzemesini, yani imgeleri, bedene bağlı yetilerden alır. Akıl organsızdır, ama bedensiz düşünmez.

Bu ders üçüncü görüşü temel alır ve birinci görüşün, Aristoteles'in akla gerçek bir ayrılık tanıdığı gözlemini kabul eder. İkinci görüş, Aristoteles'in ruhu bütün canlının biçimi olarak gördüğünü doğru hatırlatır, ama Aristoteles'in akla, algıyı ayırmadığı biçimde ayrı demesini açıklamakta zorlanır.

Argümanın yapısı

Bir düşünme etkinliğini sınamak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, düşünülen şeyin ne olduğunu belirlemektir. Sınayan, kişinin önündeki tek şeyi mi, yoksa o şeyin örneklediği genel biçimi mi düşündüğünü yazar.

İkinci adım, düşünülen şeyin hangi imge üzerinden düşünüldüğünü bulmaktır. Sınayan, düşünmeye eşlik eden çizimi, sözcüğü ya da gözde canlanan görüntüyü belirler.

Üçüncü adım, düşünmenin bir bedensel aşırılıkla bozulup bozulmadığını sormaktır. Sınayan, zor bir düşünülürden sonra düşünmenin zayıflayıp zayıflamadığını ve zayıflıyorsa bunun neden kaynaklandığını sorar.

Dördüncü adım, düşünenin olanaktan edime nasıl geçtiğini izlemektir. Sınayan, kişinin öğrenmeden önce, öğrendikten sonra ve şu anda düşünürken hangi durumda olduğunu ayırır.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Aklı ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Aristoteles'in aklı, her şeyi düşünebilmek için kendine ait hiçbir biçim taşımayan, organsız ama imgesiz düşünmeyen bir yetidir. Kerem'in boş tableti, boş bir tabletin yazıya kapalı olmadığını gösterdi. Barış'ın çekinen yargıcı, yargıya içeriden karışan bir ağırlığın dışarıdakini görmeyi engellediğini gösterdi. Tolga'nın yorgun gecesi, zor bir düşünülürün aklı değil, uykusuzluğun bedeni yorduğunu gösterdi. Selin'in Yunanca harfleri, olanaktan bilgiye, bilgiden edimdeki düşünmeye geçişi gösterdi. Lina'nın kedisi, imgeyi taşımak ile onu genel bir biçime çevirmek arasındaki farkı gösterdi. Defne'nin yaşlı hastası, imgeleri taşıyan beden zayıfladığında yeni öğrenmenin, eski bilgiyi kullanmaktan önce etkilendiğini gösterdi. Akıl, düşündüğü her şey olabilmek için düşünmeden önce hiçbir şey değildir; ama düşündüğü her şeyi, bedenin taşıdığı imgelerde bulur.

Açık kalan sorular

Barış'ın çekinen yargıcı, içeriden karışan bir ağırlığın yargıyı bozabildiğini gösterdi. Bir insanın aklı, Aristoteles'in istediği ölçüde karışmamış olabilir mi, yoksa her düşünen, düşüncesine kendi geçmişinden bir şey katar mı?

Lina'nın kedisi, imgeyi taşımak ile genel biçimi düşünmek arasındaki farkı gösterdi. Bu fark bir derece farkı mıdır, yoksa Aristoteles'in dediği gibi bir tür farkı mı?

Kerem'in boş tableti, aklın kendini düşündüğü biçimlerde tanıdığını gösterdi. Hiçbir şey düşünmeyen bir akıl, kendisi hakkında bir şey bilebilir mi?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışTableti Locke'un levhası saymak.
Doğrusu

Aristoteles'in yazılmamış tabletini, deneyimin üzerine yazdığı pasif bir yüzey olarak okumak, onun aklı düşündüğü biçimlerle bir olan ve bir sonraki bölümde etkin bir ilkeyle tamamlanan bir yeti olarak kurduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, tableti düşünmenin yapısını anlatan bir benzetme olarak görmektir.

Yaygın yanlışOrgansızlığı bedenden bağımsızlık saymak.
Doğrusu

Aklın bir organı olmadığı tezini, düşünmenin bedenden hiç etkilenmediği olarak okumak, Aristoteles'in ruhun imgesiz düşünmediğini ve yaşlılıkta zayıflayanın beden olduğunu söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, aklın içeriğini kendi niteliğiyle boyayan bir organı olmadığını anlamaktır.

Yaygın yanlışKarışmamışlığı ahlaki tarafsızlık saymak.
Doğrusu

Aklın karışmamış olmasını, önyargısız ya da çıkarsız bir düşünme tavrı olarak okumak, Aristoteles'in bunu bir ahlaki erdem olarak değil, düşünme yetisinin yapısı olarak tanımladığını gözden kaçırır. Doğrusu, karışmamışlığı aklın her biçimi alabilmesinin koşulu olarak görmektir.

Yaygın yanlışAklı hayalden kopuk saymak.
Doğrusu

Aristoteles'in aklını, algı ve hayalden tamamen bağımsız işleyen bir yeti olarak okumak, onun düşünülürlerin algılanır biçimlerin içinde olduğunu ve hiçbir şey algılamayanın hiçbir şey öğrenemeyeceğini söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, aklı imgeler üzerinde çalışan bir yeti olarak görmektir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Aristoteles'in aklı, her şeyi düşünebilmek için kendine ait hiçbir biçim taşımayan, bu yüzden düşünmeden önce var olan şeylerin hiçbiri olmayan, organsız ama imgesiz düşünmeyen bir yetidir.

Ruh Üzerine'nin üçüncü kitabının dördüncü bölümü aklı, Anaksagoras'ın dediği gibi karışmamış, bir organı olmayan ve çok güçlü bir düşünülürden sonra daha zayıf olanı daha iyi düşünen bir yeti olarak tanımladı ve onu edimde hiçbir şey yazılmamış bir tablete benzetti, yedinci ve sekizinci bölümler ise ruhun imgesiz düşünmediğini, aklın biçimlerin biçimi olduğunu ve hiçbir şey algılamayanın hiçbir şey öğrenemeyeceğini ekledi.

Bir düşünme etkinliği dört adımla sınanır: düşünülen şeyin ne olduğunu belirlemek, onun hangi imge üzerinden düşünüldüğünü bulmak, düşünmenin bir bedensel aşırılıkla bozulup bozulmadığını sormak ve düşünenin olanaktan edime nasıl geçtiğini izlemek.

Beyin, boş akıl ve kendini düşünme itirazları, organsızlığın bedenden etkilenmemek değil içeriği boyayan bir organın yokluğu olduğunu, tabletin pasif bir levha değil her biçime açık bir yapı olduğunu ve aklın kendini düşündüğü biçimlerde tanıdığını gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden akıl, düşündüğü her şey olabilmek için düşünmeden önce hiçbir şey değildir; ama bu açıklığı, bedenin taşıdığı imgeler üzerinde çalışır.

Sonraki derse köprü

Akıl dersi, aklın düşünülürleri olanakta taşıdığını ve düşündüğünde onlarla bir olduğunu gösterdi. Ama bir olanak kendi kendine edime geçmez; tablet kendi üzerine yazmaz. Ruh Üzerine'nin üçüncü kitabının beşinci bölümünde Aristoteles, bütün doğada her türün bir maddesi ve onu yapan bir nedeni olduğunu söyler ve akılda da bu ayrımın bulunması gerektiğini ekler: her şey olan bir akıl ve her şeyi yapan bir akıl. İkincisini, olanakta bulunan renkleri edimdeki renklere çeviren ışığa benzetir.

Selin, Aristoteles'in bu yapan aklın ayrı, karışmamış, etkilenmez ve özünde edim olduğunu, yalnızca onun ölümsüz ve ezelî olduğunu söylediğini okumuş. Tolga, bu ışığın her insanın kendi ruhunda mı yandığını, yoksa dışarıdan mı geldiğini soruyor. Lina ise Aristoteles'in bu kısa bölümünün neden yüzyıllar boyunca bu kadar çok yorumlandığını merak ediyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Etkin akıl tartışması dersi, Aristoteles'in Ruh Üzerine'de neden her şey olan akıl ile her şeyi yapan aklı ayırdığını, yapan aklın ışığa benzetilmesinin ne anlama geldiğini ve Afrodisiaslı Aleksandros'tan başlayarak yorumcuların bu aklı neden kimi zaman Tanrı'yla, kimi zaman her insanın kendi ruhunun bir parçasıyla özdeşleştirdiğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.