İçeriğe geç

P03-D04-M03-03·Ruh ve bilgi

Hayal

orta3.789 kelime≈ 25 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Aristoteles'in hayali, edimdeki algının ardında kalan ve algıya benzeyen bir hareket olarak, bir algılanan önümüzde olmadan da bir imgenin ruhta bulunmasını sağlayan ve algı ile düşünme arasında duran bir yetidir.

Aristoteles'in Ruh Üzerine'sinin üçüncü kitabının üçüncü bölümü hayali, uykuda ve gözler kapalıyken de bulunduğu için algıdan, bir inanç taşımadığı ve hayvanlarda da bulunduğu için kanıdan, yanlış da olabildiği için bilgi ve akıldan ayırdı ve güneşin bir ayak genişliğinde göründüğünü ama ona öyle inanılmadığını gösterdi, Bellek ve Anımsama Üzerine belleği bir mühür izine benzeterek imgenin bir resim ya da bir kopya olarak görülebileceğini söyledi, Rüyalar Üzerine ise korkanın bir düşman, sevenin de sevdiğini görmesini tutkuların hayali yönlendirmesiyle açıkladı.

Bir imgenin ne olduğu dört adımla sınanır: önünde bir algılanan bulunup bulunmadığını sormak, hangi algıdan geldiğini izlemek, bir kanıya dönüşüp dönüşmediğini belirlemek ve bir resim mi yoksa bir kopya mı olarak görüldüğünü ayırmak.

Zayıflamış algı, yanıltıcılık ve eskimiş fizyoloji itirazları, hayal etmenin bize bağlı olduğunu ve imgenin iki biçimde görülebildiğini, yanılgının hayalin kendisinden değil hüküm veren yetinin ona karşı çıkmamasından geldiğini ve Aristoteles'in sorusunun bir imgenin nerede değil ne olduğu sorusu olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden hayal, algının bıraktığı izleri düşünmeye taşıyan bir köprüdür; ama aynı köprü, yanılgının da geçtiği yerdir ve onun üzerinden hangi imgenin neyin kopyası olduğunu ayırmak, hüküm veren yetinin işidir.

Açılış sahnesi

Kerem, Ruh ve bilgi bölümünün üçüncü panosu için gözleri kapalı bir insan çiziyor ve onun başının üstüne soluk bir resim koyuyor: sergi salonunun girişindeki at heykeli. Algı panosunda, mumun yüzüğün mührünü alması gibi, gözün bir rengin biçimini aldığını göstermişti. Ama gözleri kapalı insanın önünde hiçbir heykel yoktu; yine de onu görüyordu. Ruh Üzerine'nin üçüncü kitabında Aristoteles, algı ile düşünme arasında duran bir yetiyi, hayali inceler. Hayal, algıdan farklıdır; çünkü gözlerimiz kapalıyken ve uyurken de imgeler görürüz.

Selin, Aristoteles'in güneşin bize bir ayak genişliğinde göründüğünü, ama onun yerleşik dünyadan büyük olduğuna inandığımızı söylediği örneği okumuş. Tolga, hayalin bir algı mı, bir kanı mı yoksa ikisinden farklı bir şey mi olduğunu soruyor. Lina, kedisinin uyurken bacaklarını kıpırdattığını ve onun bir şey görüp görmediğini merak ediyor. Barış, tanıkların bazen gördükleri ile sonradan hayal ettiklerini karıştırdığını ve bunun mahkemelerde bir sorun olduğunu biliyor. Defne ise ameliyattan sonra kaybettiği bir uzvun hâlâ ağrıdığını söyleyen bir hastanın ne algıladığını düşünüyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Aristoteles kursunda, Aristoteles'in Ruh Üzerine'de hayali neden algıdan, kanıdan ve düşünmeden ayırdığını, onu neden edimdeki algının ardında kalan bir hareket olarak tanımladığını ve hayalin algı ile düşünme arasında nasıl bir köprü kurduğunu soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Algı dersi, Ruh Üzerine'de algının algılanabilir biçimleri maddesiz almak olduğunu, her duyunun kendi özel duyulurunda yanılmadığını ve rastlantısal duyulurun algıya eklenen bir şey olduğunu inceledi. Bu ders, algının bittiği yerde neyin kaldığına bakıyor. Akademinin önceki derslerinde, Rüyalar Üzerine'deki uyuyan kişinin imgeyi şeyin kendisi sandığı ve bazen içeriden bir uyarının bunun bir rüya olduğunu söylediği gözlem, bilgi kuramı programının içinde tanıtılmıştı; Phaidros'taki hatırlatma ile bellek ayrımı da başka bir derste ele alınmıştı. Bu ders, Aristoteles'in hayal kuramının kendisine odaklanıyor.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Ruh Üzerine'nin üçüncü kitabının üçüncü bölümünde Aristoteles, hayali algıdan, kanıdan, bilgiden ve akıldan ayırır ve onu edimdeki algının ardında kalan bir hareket olarak tanımlar. Bellek ve Anımsama Üzerine'nin birinci bölümünde, belleği bir mühür izi gibi tanımlar ve bir imgenin hem bir resim hem de bir kopya olarak görülebileceğini söyler. Rüyalar Üzerine'nin ikinci bölümünde ise, tutkuların hayali nasıl yanılttığını, korkan birinin küçük bir benzerlikten bir düşman, âşık birinin de sevdiğini gördüğünü anlatır.

Ardından üç itirazı tartacağız: hayalin ayrı bir yeti değil, zayıflamış bir algı olduğu, hayalin yanıltıcı olduğu için bilgi için işe yaramadığı ve kalıntı hareket açıklamasının bugünkü sinirbilime uymadığı itirazları.

Sonda, bir imgenin ne olduğunu sınamanın dört adımını göstereceğiz: imgenin önünde bir algılanan bulunup bulunmadığını sormak, imgenin hangi algıdan geldiğini izlemek, imgenin bir kanıya dönüşüp dönüşmediğini belirlemek ve imgenin bir resim mi yoksa bir kopya mı olarak görüldüğünü ayırmak.

Merkez soru

Sorumuz şu: Aristoteles hayali neden algıdan, kanıdan ve düşünmeden ayırır, onu neden edimdeki algının ardında kalan bir hareket olarak tanımlar ve hayal algı ile düşünme arasında nasıl bir köprü kurar?

Ölçülü iddiam şu: Aristoteles'in hayali, bir algılanan önümüzde olmadan da bir imgenin ruhta bulunmasını sağlayan yetidir; o, algının ardında kalan ve algıya benzeyen bir hareket olduğu için algıya dayanır, ama algılananın yokluğunda da sürdüğü için algıdan ayrılır; bir kanı gibi bir inanç taşımadığı için kanıdan, her zaman doğru olmadığı için bilgiden ve akıldan ayrılır; bu yüzden hayal, algının kaydettiğini düşünmenin kullanabileceği bir malzemeye dönüştüren bir ara yetidir; ama aynı özelliği, onu yanılgının da kaynağı yapar. Üçüncü bölümde Aristoteles, hayalin algı olmadığını gösterir: algı ya bir yeti ya da bir edimdir, örneğin görme ya da görmek; oysa uyurken de bir şeyler görürüz ve hiçbir şey görmezken de bir şeyler belirebilir. Hayal kanı da değildir; birçok hayvan hayal taşıdığı hâlde inanç taşımaz ve güneş bize bir ayak genişliğinde görünse de onun yerleşik dünyadan büyük olduğuna inanırız. Aristoteles, hayali, edimdeki algıdan doğan ve algıya benzer bir hareket olarak tanımlar ve adının ışık sözcüğünden geldiğini, çünkü görmenin en asıl duyu olduğunu söyler. Bellek ve Anımsama Üzerine'de, algının ruhta bir mühür izi gibi bir iz bıraktığını ve bu izin hem kendi başına bir resim hem de bir şeyin kopyası olarak görülebileceğini söyler. Rüyalar Üzerine'de ise, tutkularımızın hayali yönlendirdiğini ve küçük bir benzerliğin, korkan ya da seven birine istediğini gösterdiğini anlatır.

Sıfır noktası

Bir öğrenci hayal kavramını duyduğunda, onu çoğu zaman yaratıcı bir yetenek olarak görür. Bu okumada hayal, gerçekliğin karşıtıdır ve onu kullanmak, gerçekten uzaklaşmaktır.

Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Aristoteles'in hayali, öncelikle yaratıcı bir yetenek değil, algının ardında kalan bir izdir. Gözlerimizi kapadığımızda gördüğümüz at heykeli, bir yaratı değil, az önce gördüğümüz heykelin bir kalıntısıdır. İkincisi, Aristoteles hayali bir lüks olarak değil, bir zorunluluk olarak görür. Algılanan şey önümüzden çekildiğinde de onun bir imgesi kalmasaydı, ne anımsayabilir ne de onun hakkında düşünebilirdik. Aristoteles, ruhun imgesiz hiçbir zaman düşünmediğini söyleyecektir.

Bu yüzden Aristoteles'in hayalini anlamak, onu gerçeklikten uzaklaşan bir yaratıcılık olarak değil, algı ile düşünme arasında duran ve algının bıraktığı izleri taşıyan bir yeti olarak okumayı gerektirir.

Görüşler ve pozisyonlar

Aristoteles'in hayal kavramının niteliği konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, imge yetisi görüşüdür. Buna göre hayal, zihinde resimler, yani imgeler üreten bir yetidir. Aristoteles'in kuramı, sonraki imge kuramlarının bir öncüsüdür.

İkinci görüş, görünme görüşüdür. Buna göre Aristoteles'in phantasia sözcüğü, öncelikle bir resim üretmeyi değil, bir şeyin bize görünmesini anlatır. Güneşin bir ayak genişliğinde görünmesi, bir resim değil, bir görünüştür. Hayal, bir şeyin bize nasıl göründüğünü, bu görünüşe inanıp inanmamamızdan bağımsız olarak taşıyan yetidir.

Üçüncü görüş, yorumlama görüşüdür. Buna göre hayal, algılananı bir şey olarak görmeyi, yani bir algıyı yorumlamayı sağlayan yetidir. Rastlantısal duyulurun, yani beyaz olanın Diares'in oğlu olarak görülmesinin, hayal yoluyla gerçekleştiği savunulur.

Bu ders ikinci görüşü temel alır ve birinci görüşün, hayalin bir imge taşıdığı gözlemini kabul eder. Üçüncü görüş, hayalin algılanan önümüzdeyken de işlediğini doğru görür, ama Aristoteles'in hayali açıkça algılanan yokken de bulunan bir yeti olarak ayırmasını açıklamakta zorlanır.

Argümanın yapısı

Bir imgenin ne olduğunu sınamak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, imgenin önünde bir algılanan bulunup bulunmadığını sormaktır. Sınayan, imgeye karşılık gelen bir şeyin o anda duyulara sunulup sunulmadığını belirler.

İkinci adım, imgenin hangi algıdan geldiğini izlemektir. Sınayan, imgenin daha önceki hangi algının ardında kaldığını ve arada başka kaynaklardan beslenip beslenmediğini yazar.

Üçüncü adım, imgenin bir kanıya dönüşüp dönüşmediğini belirlemektir. Sınayan, imgeyi taşıyan kişinin ona inanıp inanmadığını, yani imgenin bir görünüş olarak mı kaldığını, yoksa bir inanca mı dönüştüğünü sorar.

Dördüncü adım, imgenin bir resim mi yoksa bir kopya mı olarak görüldüğünü ayırmaktır. Sınayan, imgenin bir şeyin anısı olarak mı, yoksa kendi başına bir görüntü olarak mı taşındığını belirler.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Hayali ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Aristoteles'in hayali, bir algılanan önümüzde olmadan da bir imgenin ruhta bulunmasını sağlayan ve algının kaydettiğini düşünmenin kullanabileceği bir malzemeye dönüştüren bir ara yetidir. Kerem'in soluk resmi, bir imgenin bir anı ya da kendi başına bir resim olarak görülebildiğini gösterdi. Barış'ın tanığı, bir imgenin sonradan eklenen şeylerle kirlenebildiğini gösterdi. Tolga'nın ard görüntüsü, bazı imgelerin gerçekten algının ardında kalan bir hareket olduğunu gösterdi. Selin'in güneşi, bir görünüş ile bir kanının aynı anda ve birbirine karşıt olarak bulunabildiğini gösterdi. Lina'nın uyuyan kedisi, uykuda hüküm veren yetinin bastırıldığını ve imgelerin şeylerin kendisi sanıldığını gösterdi. Defne'nin hayalet uzuv hastası, bir hayalin hem bir yanılgının hem de bir tedavinin kapısı olabildiğini gösterdi. Hayal, algının bıraktığı izleri taşır ve onları düşünmeye taşıyan köprüdür; ama aynı köprü, yanılgının da geçtiği yerdir.

Açık kalan sorular

Barış'ın tanığı, bir imgenin sonradan eklenen şeylerle kirlenebildiğini gösterdi. Bir imgenin hangi kısmının doğrudan algıdan, hangi kısmının sonradan eklenenlerden geldiğini, imgeyi taşıyan kişi kendi içinden ayırt edebilir mi?

Lina'nın uyuyan kedisi, hayvanların hayal taşıdığını gösterdi. Bir hayvanın hayali ile bir insanın hayali aynı türden midir, yoksa insanın hayali aklın varlığıyla değişir mi?

Selin'in güneşi, görünüşün kanıyla düzeltilemediğini gösterdi. Bir görünüş, onu düzelten bir kanı bulunduğu hâlde neden değişmeden kalır?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışHayali yalnızca yaratıcılık saymak.
Doğrusu

Aristoteles'in hayalini, var olmayan şeyleri kuran yaratıcı bir yetenek olarak okumak, onun hayali öncelikle edimdeki algının ardında kalan bir hareket olarak tanımladığını gözden kaçırır. Doğrusu, hayali algıya dayanan ve onun izlerini taşıyan bir yeti olarak görmektir.

Yaygın yanlışHayali bir kanı saymak.
Doğrusu

Bir şeyi hayal etmeyi, ona inanmak olarak okumak, Aristoteles'in güneşin bir ayak genişliğinde göründüğünü ama ona öyle inanılmadığını söyleyerek hayali kanıdan ayırdığını gözden kaçırır. Doğrusu, bir görünüş ile bir inancı ayırmaktır.

Yaygın yanlışHayali yalnızca insana ait saymak.
Doğrusu

Hayalin yalnızca insanlarda bulunduğunu düşünmek, Aristoteles'in birçok hayvanın hayal taşıdığını, ama kanı ve akıl taşımadığını söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, hayali algılayan varlıkların ortak bir yetisi olarak görmektir.

Yaygın yanlışBelleği hayalden ayrı saymak.
Doğrusu

Aristoteles'te belleğin hayalden tamamen farklı bir yeti olduğunu düşünmek, onun bellekte taşınan imgenin, bir kopya olarak görülen bir hayal olduğunu söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, belleği hayalin bir kullanımı olarak görmektir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Aristoteles'in hayali, edimdeki algının ardında kalan ve algıya benzeyen bir hareket olarak, bir algılanan önümüzde olmadan da bir imgenin ruhta bulunmasını sağlayan ve algı ile düşünme arasında duran bir yetidir.

Aristoteles'in Ruh Üzerine'sinin üçüncü kitabının üçüncü bölümü hayali, uykuda ve gözler kapalıyken de bulunduğu için algıdan, bir inanç taşımadığı ve hayvanlarda da bulunduğu için kanıdan, yanlış da olabildiği için bilgi ve akıldan ayırdı ve güneşin bir ayak genişliğinde göründüğünü ama ona öyle inanılmadığını gösterdi, Bellek ve Anımsama Üzerine belleği bir mühür izine benzeterek imgenin bir resim ya da bir kopya olarak görülebileceğini söyledi, Rüyalar Üzerine ise korkanın bir düşman, sevenin de sevdiğini görmesini tutkuların hayali yönlendirmesiyle açıkladı.

Bir imgenin ne olduğu dört adımla sınanır: önünde bir algılanan bulunup bulunmadığını sormak, hangi algıdan geldiğini izlemek, bir kanıya dönüşüp dönüşmediğini belirlemek ve bir resim mi yoksa bir kopya mı olarak görüldüğünü ayırmak.

Zayıflamış algı, yanıltıcılık ve eskimiş fizyoloji itirazları, hayal etmenin bize bağlı olduğunu ve imgenin iki biçimde görülebildiğini, yanılgının hayalin kendisinden değil hüküm veren yetinin ona karşı çıkmamasından geldiğini ve Aristoteles'in sorusunun bir imgenin nerede değil ne olduğu sorusu olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden hayal, algının bıraktığı izleri düşünmeye taşıyan bir köprüdür; ama aynı köprü, yanılgının da geçtiği yerdir ve onun üzerinden hangi imgenin neyin kopyası olduğunu ayırmak, hüküm veren yetinin işidir.

Sonraki derse köprü

Hayal dersi, hayalin algının izlerini düşünmeye taşıdığını ve Aristoteles'in ruhun imgesiz hiçbir zaman düşünmediğini söyleyeceğini gösterdi. Ruh Üzerine'nin üçüncü kitabının dördüncü bölümünde Aristoteles, düşünmenin kendisini, yani aklı inceler. Ona göre akıl, düşünebileceği her şeyi düşünebildiği için hiçbir şeyle karışmamış olmalıdır ve düşünmeden önce, gerçekleşmiş hiçbir şey değildir; tıpkı üzerinde henüz hiçbir şey yazılmamış bir yazı tableti gibi.

Selin, Aristoteles'in aklın bir bedensel organı olmadığını ve algının aksine, çok güçlü bir düşünülür tarafından bozulmadığını söylediğini okumuş. Tolga, aklın düşündüğü şey olduğu söyleminin ne anlama geldiğini soruyor. Lina ise boş bir tabletin her şeyi nasıl alabileceğini merak ediyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Akıl dersi, Aristoteles'in Ruh Üzerine'de aklı neden hiçbir şeyle karışmamış ve düşünmeden önce gerçekleşmiş hiçbir şey olmayan bir yeti olarak tanımladığını, aklın neden bir bedensel organı olmadığını ve aklın üzerinde henüz hiçbir şey yazılmamış bir tablete benzetilmesinin ne anlama geldiğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.