İçeriğe geç

P03-D04-M03-01·Ruh ve bilgi

Ruhun yetileri

orta3.795 kelime≈ 25 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Aristoteles'in ruh tanımı, ruhu bedene sonradan giren ayrı bir varlık olarak değil, olanak hâlinde yaşam taşıyan organlı doğal bir cismin ilk edimi, yani canlı bir bedenin formu olarak anlar.

Aristoteles'in Ruh Üzerine'sinin ikinci kitabının birinci bölümü ruhu organlı doğal bir cismin ilk edimi olarak tanımlayıp bir baltanın balta olmasının ve bir gözün görmesinin onların ruhu olacağı benzetmesiyle açıkladı ve ruh ile bedenin birliğini sormanın mum ile mührün birliğini sormak kadar gereksiz olduğunu söyledi, ikinci ve üçüncü bölümleri yaşamanın birçok anlamda söylendiğini gösterip beslenme, algılama, isteme, yer değiştirme ve düşünme yetilerini dörtgenin üçgeni içermesi gibi birbirini içeren bir dizi olarak sıraladı, dördüncü bölümü ise beslenmeyi canlıların ezelî olandan türce pay alma biçimi olarak tanımladı.

Bir şeyin canlı olup olmadığı ve hangi yetilere sahip olduğu dört adımla sınanır: kendi başına neler yaptığını yazmak, bu etkinliklerin kaynağının kendisinde mi dışarıda mı olduğunu sormak, etkinlikleri yetilere ayırmak ve yetilerin birbirine nasıl dayandığını belirlemek.

Döngüsellik, anlamsızlaşma ve üstünlük itirazları, yaşamın ruha başvurmadan gözlenebilir etkinliklerle tanımlandığını, ruh sözcüğünün canlıyı cansızdan ayıran bir canlılık ilkesi olduğunu ve basamaklanmanın bir üstünlük olduğu kadar bir akrabalık olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden ruh, canlı bir şeyi canlı yapandır ve onun yetileri, her biri bir öncekini içinde taşıyan bir dizidir; insanın en üstteki basamağı, öteki canlılarla paylaştığı basamakların üstünde durur.

Açılış sahnesi

Kerem, sergiye yeni bir bölüm ekliyor: Ruh ve bilgi. İlk pano için üst üste duran üç basamak çiziyor; en altta bir bitki, ortada bir hayvan, en üstte bir insan. Doğa ve metafizik bölümünün son panosunda, her şeyin yöneldiği ama hiçbir şeye dokunmayan bir ilkeyi göstermişti; o ilkenin yaşamı düşünmekti. Ama insanın ruhu, düşünmekten fazlasını yapıyordu. Aristoteles'in Ruh Üzerine'sinde, ruh doğal ve organlı bir cismin ilk edimi olarak tanımlanır; bitkiler yalnızca beslenir, hayvanlar beslenir ve algılar, insan ise bunlara ek olarak düşünür. Kerem, basamakların her birine bir ruh mu çizeceğini, yoksa üçünü tek bir ruhun parçaları olarak mı göstereceğini bilemiyor.

Selin, Aristoteles'in ruh ile bedenin bir olup olmadığını sormanın, mum ile ona basılan mühür biçiminin bir olup olmadığını sormak kadar gereksiz olduğunu söylediğini okumuş. Tolga, bir bitkinin de bir ruhu olduğunu söylemenin ne anlama geldiğini soruyor ve evindeki robot süpürgenin engelleri algılayıp yön değiştirdiğini düşünüyor. Lina, kedisinin onu kapıda karşılarken bir şey isteyip istemediğini merak ediyor. Barış, bazı hukukçuların yapay zekâya bir tür hukuki kişilik tanınmasını önerdiğini okumuş ve bir şeyin canlı sayılmasının ölçütünü soruyor. Defne ise yoğun bakımda, nefes alan ve beslenen ama çevresini algılamayan hastaların durumunu düşünüyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Aristoteles kursunda, Aristoteles'in Ruh Üzerine'de ruhu neden doğal ve organlı bir cismin ilk edimi olarak tanımladığını, beslenme, algılama ve düşünme yetilerini neden bir basamaklar dizisi olarak sıraladığını ve ruh ile bedenin birliği sorusunun neden mum ile mühür örneğiyle gereksiz sayıldığını soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. İlk hareket ettirici dersi, Metafizik'in on ikinci kitabında ezelî hareketin, özü saf edim olan ve kendisini düşünen bir ilkeye dayandığını inceledi. Bu ders, Ruh ve bilgi modülünü açıyor ve madde ile form, olanak ile edim kavramlarının canlılara nasıl uygulandığına bakıyor. Akademinin önceki derslerinde, Thales'in ruh üzerine aktarılan görüşleri, Platon'un ruhun üç parçası öğretisi ve Aristoteles'in bu öğretiye yönelttiği, ruhun parçalarının sayısına dair itiraz tanıtılmıştı; Edimsellik ve olanak dersi de Ruh Üzerine'nin ikinci kitabından olanağın iki düzeyini göstermişti. Bu ders, Aristoteles'in ruhu nasıl tanımladığına ve onun yetilerini nasıl sıraladığına odaklanıyor.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Ruh Üzerine'nin ikinci kitabının birinci bölümünde Aristoteles, ruhu tanımlar ve tanımı bir balta ile bir göz örneğiyle açıklar. İkinci ve üçüncü bölümlerde, yaşamanın birçok anlamda söylendiğini, ruhun yetilerini saydığını ve onların bir şekiller dizisi gibi birbirini içerdiğini söyler. Dördüncü bölümde ise en temel yeti olan beslenmenin, canlıların ezelî olandan pay alma biçimi olduğunu gösterir.

Ardından üç itirazı tartacağız: tanımın döngüsel olduğu, bitkilere bir ruh yüklemenin sözcüğü anlamsızlaştırdığı ve yetilerin basamaklanmasının insanı öteki canlıların üstüne koyan bir sıralama olduğu itirazları.

Sonda, bir şeyin canlı olup olmadığını ve hangi yetilere sahip olduğunu sınamanın dört adımını göstereceğiz: şeyin kendi başına neler yaptığını yazmak, bu etkinliklerin kaynağının kendisinde mi dışarıda mı olduğunu sormak, etkinlikleri yetilere ayırmak ve yetilerin birbirine nasıl dayandığını belirlemek.

Merkez soru

Sorumuz şu: Aristoteles ruhu neden doğal ve organlı bir cismin ilk edimi olarak tanımlar, yetileri neden bir basamaklar dizisi olarak sıralar ve ruh ile bedenin birliği sorusu neden gereksizdir?

Ölçülü iddiam şu: Aristoteles'in ruh tanımı, ruhu bedene sonradan giren ayrı bir şey olarak değil, canlı bir bedenin yaşayan bir beden olmasını sağlayan form olarak anlar; bu yüzden ruh ile bedenin birliğini sormak, bir mum ile ona basılan mührün birliğini sormak gibidir; ruhun yetileri ise ayrı ayrı ruhlar değil, bir canlının yapabildiği şeylerin, her biri öncekini içeren bir dizisidir; bu tanım, bitkileri, hayvanları ve insanları tek bir yaşam kavramı altında toplar, ama aklın bu dizideki yerini açık bırakır. Birinci bölümde Aristoteles, ruhun, olanak hâlinde yaşam taşıyan doğal bir cismin formu olarak tözü olduğunu söyler. Töz edimdir; öyleyse ruh, böyle bir cismin edimidir. Ama edim iki anlamda söylenir: bilgiye sahip olmak ve onu kullanmak. Ruh, birincisi gibidir; uyuyan biri de canlıdır. Bu yüzden ruh, organlı doğal bir cismin ilk edimidir. Aristoteles, bir benzetme kurar: bir balta doğal bir cisim olsaydı, onun balta olması onun ruhu olurdu; göz bir canlı olsaydı, görme onun ruhu olurdu. Bu yüzden ruh ile bedenin bir olup olmadığını sormak gerekmez, tıpkı mum ile mührün bir olup olmadığını sormanın gerekmediği gibi. İkinci ve üçüncü bölümlerde Aristoteles, yaşamanın birçok anlamda söylendiğini ve aklın, algının, yer değiştirmenin ve beslenmenin yalnızca biri bulunsa bile bir şeyin yaşıyor sayılacağını söyler. Bitkiler yalnızca beslenme yetisine sahiptir; hayvanlar buna algıyı ve isteği ekler; insan ise düşünmeyi de taşır. Yetiler, şekiller gibi birbirini içerir: dörtgen üçgeni içerdiği gibi, algılayan beslenme yetisini içerir. Dördüncü bölümde, beslenmenin ve üremenin, canlıların ezelî ve tanrısal olandan ellerinden geldiği ölçüde pay alma biçimi olduğunu söyler.

Sıfır noktası

Bir öğrenci Aristoteles'in ruh kavramını duyduğunda, onu çoğu zaman bedenin içinde yaşayan ve ölümden sonra ondan ayrılan bir varlık olarak görür. Ruh, bedenin yolcusudur; bedeni kullanır, ama ondan ayrı bir şeydir. Bu okumada Aristoteles'in ruhu, Platon'un ölümsüz ruhunun bir benzeridir ve onu anlamak, bedenden ayrı bir şeyin varlığını kabul etmektir.

Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Aristoteles ruhu bedenin formu olarak tanımlar. Bir mumun mührü, mumdan ayrı bir yerde durmaz; bir baltanın kesebilme yetisi, baltadan ayrı bir yerde durmaz. Ruh da bedenden ayrı bir yerde durmaz; o, bedenin yaşayan bir beden olmasının kendisidir. Bu yüzden Aristoteles, ruhun ya da onun parçalarının bedenden ayrılamayacağının açık olduğunu söyler; yalnızca akıl için bir çekince koyar. İkincisi, Aristoteles bitkilere de bir ruh verir. Bir bitkinin ruhu, onun bedenden ayrılan bir yolcusu değil, onun beslenip büyümesidir. Bir yolcu kavramı, bir bitkiye uygulanamazdı.

Bu yüzden Aristoteles'in ruhunu anlamak, onu bedenin içindeki bir yolcu olarak değil, canlı bir bedenin yaşayan bir beden olmasının formu olarak okumayı gerektirir.

Görüşler ve pozisyonlar

Aristoteles'in ruh tanımının niteliği konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, işlevselcilik görüşüdür. Buna göre Aristoteles'in ruhu, bugün işlevselcilik dediğimiz görüşün bir öncüsüdür: ruh, bir bedenin yaptığı işlerin düzenidir ve bu işler, farklı maddelerde de gerçekleşebilir. Baltanın kesmesi gibi, ruhun etkinlikleri de bir işlevdir.

İkinci görüş, canlılık görüşüdür. Buna göre Aristoteles'in ruhu, bir işlevden çok bir canlılık ilkesidir ve yalnızca belirli türden maddelerde, yani organlı doğal cisimlerde bulunabilir. Bir baltanın ya da bir makinenin ruhu olamaz, çünkü onlar doğal cisimler değildir; Aristoteles'in balta örneği bir benzetmedir, bir iddia değil.

Üçüncü görüş, karma görüştür. Buna göre Aristoteles'in ruhu, hem bir işlev düzeni hem de belirli bir maddeye bağlı bir canlılık ilkesidir. Ruh, bir bedenin yapabildiği şeylerin formudur, ama bu form yalnızca uygun bir maddede, beslenebilen ve büyüyebilen bir bedende gerçekleşebilir.

Bu ders üçüncü görüşü temel alır ve birinci görüşün, ruhun bir işler düzeni olarak anlaşıldığı gözlemini kabul eder. İşlevselcilik görüşü, Aristoteles'in her yetinin temelinde beslenmeyi, yani yalnızca canlı bir maddenin yapabildiği bir şeyi koymasını açıklamakta zorlanır.

Argümanın yapısı

Bir şeyin canlı olup olmadığını ve hangi yetilere sahip olduğunu sınamak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, şeyin kendi başına neler yaptığını yazmaktır. Sınayan, şeyin dışarıdan bir müdahale olmadan yaptığı bütün etkinlikleri sayar.

İkinci adım, bu etkinliklerin kaynağının kendisinde mi dışarıda mı olduğunu sormaktır. Sınayan, her etkinliğin şeyin kendi içinden mi geldiğini, yoksa onu kuran, besleyen ya da çalıştıran bir dış kaynağa mı bağlı olduğunu belirler.

Üçüncü adım, etkinlikleri yetilere ayırmaktır. Sınayan, etkinlikleri beslenme, algı, isteme, yer değiştirme ve düşünme gibi yetilere göre gruplar.

Dördüncü adım, yetilerin birbirine nasıl dayandığını belirlemektir. Sınayan, hangi yetinin bir başkası olmadan bulunamayacağını, yani yetilerin bir dizi oluşturup oluşturmadığını yazar.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Ruhun yetilerini ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Aristoteles'in ruh tanımı, ruhu bedene sonradan giren bir şey olarak değil, canlı bir bedenin yaşayan bir beden olmasının formu olarak anlar. Kerem'in basamakları, yetilerin her biri öncekini içinde taşıyan katmanlar olduğunu gösterdi. Barış'ın yapay zekâ tartışması, canlılık sorusu ile kişilik sorusunun iki ayrı soru olduğunu gösterdi. Tolga'nın robot süpürgesi, bir makinenin canlıya benzeyen işler yapabildiğini, ama beslenme basamağından yoksun olduğunu gösterdi. Selin'in fesleğeni, basamaklar arasındaki sınırın Aristoteles'in çizdiği kadar keskin olmadığını gösterdi. Lina'nın kedisi, isteğin algıya dayandığını gösterdi. Defne'nin yoğun bakım hastası, basamaklanmanın bir değer sıralaması olarak okunmasının tehlikesini gösterdi. Ruh, canlı bir şeyi canlı yapandır ve onun yetileri, bir canlının yapabildiklerinin bir dizisidir.

Açık kalan sorular

Tolga'nın robot süpürgesi, bir makinenin algıya ve yer değiştirmeye benzeyen işler yaptığını, ama beslenmediğini gösterdi. Beslenme yetisi olmayan ama düşünmeye benzeyen işler yapan bir şey, Aristoteles'in dizisinde nereye konabilir?

Selin'in fesleğeni, bitkilerin ışığa ve dokunmaya tepki verdiğini gösterdi. Bir tepki ile bir algı arasındaki fark nedir ve bu fark gözlemle belirlenebilir mi?

Defne'nin yoğun bakım hastası, alttaki yetinin üsttekiler olmadan sürebildiğini gösterdi. Bir insanın en üst yetileri yitirildiğinde, onun bir insan olarak taşıdığı değer neye dayanır?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışAristoteles'in ruhunu bedenin yolcusu saymak.
Doğrusu

Aristoteles'in ruhunu, bedenin içinde yaşayan ve ölümden sonra ondan ayrılan bir varlık olarak okumak, onun ruhu bedenin formu olarak tanımladığını ve ruh ile bedenin birliğini sormanın mum ile mührün birliğini sormak kadar gereksiz olduğunu söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, ruhu canlı bir bedenin formu olarak görmektir.

Yaygın yanlışYetileri ayrı ruhlar saymak.
Doğrusu

Aristoteles'in beslenme, algı ve düşünme yetilerini, bir insanın içinde yan yana duran üç ayrı ruh olarak okumak, onun yetilerin dörtgenin üçgeni içermesi gibi birbirini içerdiğini söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, yetileri tek bir ruhun katmanları olarak görmektir.

Yaygın yanlışRuh sözcüğünü bilinç saymak.
Doğrusu

Aristoteles'in psykhe sözcüğünü bugünkü bilinç ya da zihin kavramıyla aynı sanmak, onun bitkilere de bir ruh verdiğini ve sözcüğün canlılık ilkesini anlattığını gözden kaçırır. Doğrusu, sözcüğü canlıyı cansızdan ayıran şey olarak okumaktır.

Yaygın yanlışİlk edimi kullanım saymak.
Doğrusu

Ruhun ilk edim olmasını, bir canlının her an bütün yetilerini kullanması olarak okumak, Aristoteles'in ilk edimi bir bilgiye sahip olmak, ikinci edimi onu kullanmak olarak ayırdığını ve uyuyan bir canlının da ruh taşıdığını söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, ruhu bir yetiler toplamına sahip olmak olarak görmektir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Aristoteles'in ruh tanımı, ruhu bedene sonradan giren ayrı bir varlık olarak değil, olanak hâlinde yaşam taşıyan organlı doğal bir cismin ilk edimi, yani canlı bir bedenin formu olarak anlar.

Aristoteles'in Ruh Üzerine'sinin ikinci kitabının birinci bölümü ruhu organlı doğal bir cismin ilk edimi olarak tanımlayıp bir baltanın balta olmasının ve bir gözün görmesinin onların ruhu olacağı benzetmesiyle açıkladı ve ruh ile bedenin birliğini sormanın mum ile mührün birliğini sormak kadar gereksiz olduğunu söyledi, ikinci ve üçüncü bölümleri yaşamanın birçok anlamda söylendiğini gösterip beslenme, algılama, isteme, yer değiştirme ve düşünme yetilerini dörtgenin üçgeni içermesi gibi birbirini içeren bir dizi olarak sıraladı, dördüncü bölümü ise beslenmeyi canlıların ezelî olandan türce pay alma biçimi olarak tanımladı.

Bir şeyin canlı olup olmadığı ve hangi yetilere sahip olduğu dört adımla sınanır: kendi başına neler yaptığını yazmak, bu etkinliklerin kaynağının kendisinde mi dışarıda mı olduğunu sormak, etkinlikleri yetilere ayırmak ve yetilerin birbirine nasıl dayandığını belirlemek.

Döngüsellik, anlamsızlaşma ve üstünlük itirazları, yaşamın ruha başvurmadan gözlenebilir etkinliklerle tanımlandığını, ruh sözcüğünün canlıyı cansızdan ayıran bir canlılık ilkesi olduğunu ve basamaklanmanın bir üstünlük olduğu kadar bir akrabalık olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden ruh, canlı bir şeyi canlı yapandır ve onun yetileri, her biri bir öncekini içinde taşıyan bir dizidir; insanın en üstteki basamağı, öteki canlılarla paylaştığı basamakların üstünde durur.

Sonraki derse köprü

Ruhun yetileri dersi, hayvanların algıyla hayvan olduğunu ve algının bulunduğu yerde istek de bulunduğunu gösterdi. Ama algı nedir? Ruh Üzerine'nin ikinci kitabının sonlarında Aristoteles, algıyı, algılanabilir biçimleri maddeleri olmadan almak olarak tanımlar; tıpkı mumun, bir yüzüğün demirini ya da altınını değil, yalnızca mührünü alması gibi. Aynı kitapta, yalnızca bir duyunun algıladığı özel duyulurları, birden çok duyunun algıladığı ortak duyulurlardan ayırır. Kerem, bir sonraki pano için bir mum parçası ile bir yüzüğü yan yana çizmeyi düşünüyor.

Selin, Aristoteles'in her duyunun kendi özel duyulurunda yanılmadığını söylediğini okumuş. Tolga, bir rengi görmenin gözde neyi değiştirdiğini soruyor. Lina ise kedisinin onu tanırken neyi algıladığını merak ediyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Algı dersi, Aristoteles'in Ruh Üzerine'de algıyı neden algılanabilir biçimleri maddeleri olmadan almak olarak tanımladığını, özel ve ortak duyulurlar ayrımının neyi açıkladığını ve her duyunun kendi özel duyulurunda neden yanılmadığının söylendiğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.