İçeriğe geç

P03-D04-M02-06·Doğa ve metafizik

İlk hareket ettirici

orta3.793 kelime≈ 25 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Aristoteles'in ilk hareket ettiricisi, evrenin bir başlangıcını değil, ezelî bir hareketin sürekli kaynağını açıklamak için konmuş, özü saf edim olan ve öteki şeyleri iterek değil onların yöneldiği bir amaç olarak hareket ettiren bir ilkedir.

Aristoteles'in Metafizik'inin on ikinci kitabının altıncı bölümü hareketin ve zamanın ezelî olduğunu ve bu yüzden özü edim olan ezelî bir tözün bulunması gerektiğini savundu, yedinci bölümü bu tözün istenen ve düşünülen bir şey gibi hareket etmeden hareket ettirdiğini ve onun yaşamının en iyi yaşam olduğunu söyledi, dokuzuncu bölümü ise bu aklın en değerli olanı, yani kendisini düşündüğünü ve onun düşüncesinin düşüncenin düşüncesi olduğunu gösterdi.

Bir açıklama zincirinin başlangıcı dört adımla sınanır: zincirin halkalarını yazmak, neden sonsuza kadar uzayamayacağını sormak, ilk halkanın neden açıklama gerektirmediğini sınamak ve ilk halkanın ötekileri hangi biçimde harekete geçirdiğini belirlemek.

Ezelîlik, benzetme ve ilgisizlik itirazları, argümanın bir başlangıçtan bağımsız olarak bir dayanma sorusu taşıdığını, sevilen gibi hareket ettirmenin amaç nedeninin bir iten neden olmadan da bir neden olabileceğini gösterdiğini ve ilkenin kendini düşünmesinin bir kopukluk değil bir bağımsızlık olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden ilk hareket ettirici, her şeyin yöneldiği ama hiçbir şeye dokunmayan bir ilkedir ve Aristoteles'in doğa ile metafizik incelemesi, bir amaca yönelen bir evrenin resmiyle kapanır.

Açılış sahnesi

Kerem, Doğa ve metafizik bölümünün son panosu için ortasında bir nokta bulunan bir daire çiziyor. Dairenin çevresine dönen küreler, kürelerin üstüne de oklar koyuyor; okların hepsi ortadaki noktaya yöneliyor, ama nokta hiçbir şeye dokunmuyor. Edimsellik ve olanak panosunda, her olanağın kendisinden önce gelen bir edimden doğduğunu göstermişti. Bu zincirin nerede başladığını göstermek istiyordu. Aristoteles'in Metafizik'inin on ikinci kitabında, ezelî bir hareketin, kendisi hiçbir olanak taşımayan, özü saf edim olan bir ilkeden geldiği savunulur. Bu ilke, hareket etmeden hareket ettirir; tıpkı sevilen bir şeyin, sevene dokunmadan onu kendisine doğru çekmesi gibi. Kerem, okların noktaya mı yöneldiğini, yoksa noktadan mı çıktığını bilemiyor.

Selin, Aristoteles'in bu ilkeyi düşüncenin düşüncesi olarak tanımladığını okumuş. Tolga, hareket etmeyen bir şeyin başka bir şeyi nasıl hareket ettirebileceğini soruyor. Lina, bu ilkenin bir tanrı mı yoksa bir doğa yasası mı olduğunu merak ediyor. Barış, bir hukuk düzeninin en üstündeki anayasanın, kendisi değişmeden öteki bütün kuralların geçerliliğini taşıdığını düşünüyor. Defne ise bir hastanın iyileşme isteğinin, hiçbir ilaç gibi bedene dokunmadan onu nasıl harekete geçirebildiğini soruyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Aristoteles kursunda, Aristoteles'in Metafizik'in on ikinci kitabında ezelî bir hareketin bir ilk ilkesi olması gerektiğini neden savunduğunu, bu ilkenin hareket etmeden nasıl hareket ettirdiğini ve onun düşüncenin düşüncesi olarak tanımlanmasının ne anlama geldiğini soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Edimsellik ve olanak dersi, Metafizik'in dokuzuncu kitabında edimin olanaktan tanımda, zamanda ve tözde önce geldiğini ve her olanağın bir edimden doğduğunu inceledi. Bu ders, Doğa ve metafizik modülünü kapatıyor ve bu edim zincirinin başına bakıyor. Akademinin önceki derslerinde, Anaksagoras'ın aklı, Tanrı kanıtı kavramı ve İbn Sînâ'nın zorunlu varlığı, Presokratikler kursunda ve din felsefesi programında tanıtılmıştı. Bu ders, onların arasındaki köprüyü, yani Aristoteles'in kendi argümanını inceliyor.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Metafizik'in on ikinci kitabının altıncı bölümünde Aristoteles, hareketin ve zamanın ezelî olduğunu ve bu yüzden özü edim olan ezelî bir tözün bulunması gerektiğini savunur. Yedinci bölümde, bu tözün hareket etmeden, istenen ve sevilen bir şey gibi hareket ettirdiğini ve onun yaşamının en iyi yaşam olduğunu söyler. Dokuzuncu bölümde ise, bu ilkenin neyi düşündüğünü sorar ve onun kendisini düşündüğünü, düşüncesinin düşüncenin düşüncesi olduğunu söyler.

Ardından üç itirazı tartacağız: hareketin ezelî olduğu öncülünün kanıtlanmadığı, sevilen gibi hareket ettirmenin bir benzetmeden öte bir şey olmadığı ve kendini düşünen bir ilkenin dünyayı hiç bilmediği itirazları.

Sonda, bir açıklama zincirinin başlangıcını sınamanın dört adımını göstereceğiz: zincirin halkalarını yazmak, zincirin neden sonsuza kadar uzayamayacağını sormak, ilk halkanın kendisinin neden açıklama gerektirmediğini sınamak ve ilk halkanın ötekileri hangi biçimde harekete geçirdiğini belirlemek.

Merkez soru

Sorumuz şu: Aristoteles ezelî bir hareketin bir ilk ilkesi olması gerektiğini neden savunur, bu ilke hareket etmeden nasıl hareket ettirir ve onun düşüncenin düşüncesi olması ne anlama gelir?

Ölçülü iddiam şu: Aristoteles'in ilk hareket ettiricisi, evrenin bir başlangıcını değil, ezelî bir hareketin sürekli kaynağını açıklamak için konmuştur; bu kaynak, kendisi bir olanak taşısaydı bir gün hareketi bırakabileceği için saf edim olmalıdır; saf edim olan bir şey ise hareket edemeyeceği için, öteki şeyleri iterek değil, onların yöneldiği bir amaç olarak, sevilen bir şey gibi hareket ettirir; bu ilkenin etkinliği, en iyi olanı düşünmektir ve en iyi olan kendisi olduğu için kendisini düşünür; ama Aristoteles, bu ilkenin dünyayla ilişkisini, yani onun neden ve nasıl sevildiğini, tam olarak açıklamaz. Altıncı bölümde Aristoteles, tözlerin varlıkların ilki olduğunu ve bütün tözler yok olabilir olsaydı her şeyin yok olabilir olacağını söyler. Ama hareket ve zaman, ne oluşmuş ne de yok olabilir şeylerdir; çünkü zamandan önce bir önce, zamandan sonra bir sonra olamaz. Öyleyse ezelî bir hareket ve onu sağlayan ezelî bir töz vardır. Bu töz, yalnızca hareket ettirme olanağına sahip olsaydı, hareket olmayabilirdi; öyleyse onun özü edim olmalıdır. Yedinci bölümde, hareket eden ve hareket ettiren bir şey bulunduğuna göre, hareket ettiren ama hareket etmeyen bir şeyin de bulunduğunu söyler. İstenen ve düşünülen şey böyle hareket ettirir: hareket etmeden. İlk hareket ettirici, sevilen bir şey olarak hareket ettirir; hareket ettirilen de ötekileri hareket ettirir. Bu ilkenin yaşamı, bizim kısa bir süre yaşadığımız en iyi yaşamdır: düşünme. Dokuzuncu bölümde, bu ilkenin düşündüğü şeyin değerli olması gerektiğini, en değerlisinin de kendisi olduğunu söyler: öyleyse kendisini düşünür ve onun düşüncesi, düşüncenin düşüncesidir.

Sıfır noktası

Bir öğrenci ilk hareket ettiriciyi duyduğunda, onu çoğu zaman evreni bir kez iten bir yaratıcı olarak görür. Bir zamanlar her şey durgundu; sonra ilk hareket ettirici evreni harekete geçirdi, tıpkı bir saatçinin saati kurması gibi. Bu okumada ilk hareket ettirici, zamanın başlangıcında bir kez etkin olmuş bir nedendir.

Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Aristoteles'e göre evrenin bir başlangıcı yoktur. Hareket ve zaman ezelîdir; bir zamanlar durgun olan bir evren hiç olmamıştır. İlk hareket ettirici, bir başlangıç anındaki bir neden değil, ezelî bir hareketin her an sürmesinin kaynağıdır. İkincisi, ilk hareket ettirici bir şeyi itmez. Bir şeyi iten, ona dokunur ve ondan etkilenir; itilen şey de iteni geri iter. İlk hareket ettirici ise hareket etmez ve hiçbir şeyden etkilenmez. Aristoteles, onun hareket ettirme biçimini bir itmeye değil, bir sevilme ilişkisine benzetir.

Bu yüzden ilk hareket ettiriciyi anlamak, onu evreni bir kez iten bir yaratıcı olarak değil, ezelî bir hareketin yöneldiği ve onu sürekli taşıyan bir amaç olarak okumayı gerektirir.

Görüşler ve pozisyonlar

Aristoteles'in ilk hareket ettiricisinin niteliği konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, teolojik görüştür. Buna göre ilk hareket ettirici, Aristoteles'in tanrısıdır. Metafizik'in on ikinci kitabı, onu açıkça tanrı olarak adlandırır ve onun yaşamını ezelî ve en iyi bir yaşam olarak tanımlar.

İkinci görüş, kozmolojik görüştür. Buna göre ilk hareket ettirici, öncelikle bir tanrı değil, Aristoteles'in gök kuramının bir parçasıdır. O, en dıştaki kürenin dönüşünü açıklamak için konmuştur; on ikinci kitabın sekizinci bölümünde Aristoteles, gezegenlerin hareketleri için de ayrı hareketsiz hareket ettiriciler gerektiğini tartışır.

Üçüncü görüş, amaç nedeni görüşüdür. Buna göre ilk hareket ettiricinin asıl önemi, onun bir amaç nedeni olarak hareket ettirmesindedir. Dört neden dersinde görülen amaç nedeni, burada evrenin bütününe uygulanır: her şey, en iyi olana doğru yöneldiği için hareket eder.

Bu ders üçüncü görüşü temel alır ve ikinci görüşün, ilk hareket ettiricinin bir gök kuramının parçası olarak konduğu gözlemini kabul eder. Birinci görüş, Aristoteles'in bu ilkeyi bir tanrı olarak adlandırdığını doğru görür, ama bu tanrının dünyayı yaratmadığını, onu bilmediğini ve ona ilgi duymadığını açıklamakta zorlanır.

Argümanın yapısı

Bir açıklama zincirinin başlangıcını sınamak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, zincirin halkalarını yazmaktır. Sınayan, açıklanan olgudan başlayarak, onu açıklayan her şeyi ve onu açıklayanı açıklayan her şeyi sırayla yazar.

İkinci adım, zincirin neden sonsuza kadar uzayamayacağını sormaktır. Sınayan, zincir sonsuza kadar uzasaydı, açıklanan olgunun açıklanmış sayılıp sayılmayacağını sorar.

Üçüncü adım, ilk halkanın kendisinin neden açıklama gerektirmediğini sınamaktır. Sınayan, ilk halkanın neden bir başka halkaya ihtiyaç duymadığını, yani onu ötekilerden ayıran özelliği belirler.

Dördüncü adım, ilk halkanın ötekileri hangi biçimde harekete geçirdiğini belirlemektir. Sınayan, ilk halkanın öteki halkaları bir etken neden gibi mi ürettiğini, yoksa onların yöneldiği bir amaç olarak mı taşıdığını sorar.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

İlk hareket ettiriciyi ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Aristoteles'in ilk hareket ettiricisi, evrenin bir başlangıcını değil, ezelî bir hareketin sürekli kaynağını açıklamak için konmuştur ve öteki şeyleri iterek değil, onların yöneldiği bir amaç olarak hareket ettirir. Kerem'in dairesi, okların noktadan çıkmadığını, ona yöneldiğini gösterdi. Barış'ın anayasası, ilk halkanın ötekileri üretmeden onlara bir yön verebildiğini gösterdi. Tolga'nın ana döngüsü, bir programda saf edim olan bir halka bulunmadığını gösterdi. Selin'in hedefi, bir amacın bir insanı itmeden harekete geçirebildiğini gösterdi. Lina'nın sorusu, bu ilkenin ne bir yaratıcı tanrı ne de bir doğa yasası olduğunu gösterdi. Defne'nin hastası, bir amacın bir ilaç gibi bedene girmeden onu harekete geçirebildiğini gösterdi. İlk hareket ettirici, her şeyin yöneldiği, ama hiçbir şeye dokunmayan bir ilkedir.

Açık kalan sorular

Tolga'nın ana döngüsü, bir programda saf edim olan bir halka bulunmadığını gösterdi. Dünyada hiçbir olanak taşımayan bir şey bulunabilir mi, yoksa saf edim yalnızca bir düşünce sınırı mıdır?

Selin'in hedefi, bir insanın amacını kendisinin seçtiğini, kürelerin ise ilk hareket ettiriciyi seçmediğini gösterdi. Seçilmeyen bir amaç, gerçekten bir amaç sayılabilir mi?

Lina'nın sorusu, ilk hareket ettiricinin dünyayla ilgilenmediğini gösterdi. Dünyayı bilmeyen bir ilke, dünyanın açıklamasında ne ölçüde bir rol oynayabilir?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışİlk hareket ettiriciyi bir başlangıç nedeni saymak.
Doğrusu

İlk hareket ettiriciyi evreni bir zamanlar bir kez harekete geçiren bir yaratıcı olarak okumak, Aristoteles'e göre hareketin ve zamanın ezelî olduğunu ve ilkenin bir başlangıcı değil, sürekli bir hareketi açıkladığını gözden kaçırır. Doğrusu, ilkeyi bir dayanma noktası olarak görmektir.

Yaygın yanlışİlk hareket ettiriciyi bir iten neden saymak.
Doğrusu

İlk hareket ettiricinin göklere dokunarak ya da onları iterek hareket ettirdiğini düşünmek, Aristoteles'in onun hareket etmeden, istenen ve sevilen bir şey gibi hareket ettirdiğini söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, ilkeyi bir amaç nedeni olarak görmektir.

Yaygın yanlışDüşüncenin düşüncesini bir bencillik saymak.
Doğrusu

İlk hareket ettiricinin kendisini düşünmesini, bir insanın kendi kendine kapanması gibi bir kusur olarak okumak, Aristoteles'in madde taşımayan şeylerde düşünülen ile düşünenin ayrı olmadığını ve en iyi aklın en değerli olanı düşünmesi gerektiğini söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, bu düşünmeyi bir bağımsızlık olarak görmektir.

Yaygın yanlışAristoteles'in tanrısını bir dinin tanrısı saymak.
Doğrusu

Aristoteles'in ilk hareket ettiricisini, sonraki dinlerin yaratan, bilen ve koruyan tanrısı olarak okumak, onun dünyayı yaratmadığını, onu bilmediğini ve ona ilgi duymadığını gözden kaçırır. Doğrusu, iki kavramı ayırmak ve onları birleştirmeye çalışan sonraki düşünürlerin güçlüğünü görmektir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Aristoteles'in ilk hareket ettiricisi, evrenin bir başlangıcını değil, ezelî bir hareketin sürekli kaynağını açıklamak için konmuş, özü saf edim olan ve öteki şeyleri iterek değil onların yöneldiği bir amaç olarak hareket ettiren bir ilkedir.

Aristoteles'in Metafizik'inin on ikinci kitabının altıncı bölümü hareketin ve zamanın ezelî olduğunu ve bu yüzden özü edim olan ezelî bir tözün bulunması gerektiğini savundu, yedinci bölümü bu tözün istenen ve düşünülen bir şey gibi hareket etmeden hareket ettirdiğini ve onun yaşamının en iyi yaşam olduğunu söyledi, dokuzuncu bölümü ise bu aklın en değerli olanı, yani kendisini düşündüğünü ve onun düşüncesinin düşüncenin düşüncesi olduğunu gösterdi.

Bir açıklama zincirinin başlangıcı dört adımla sınanır: zincirin halkalarını yazmak, neden sonsuza kadar uzayamayacağını sormak, ilk halkanın neden açıklama gerektirmediğini sınamak ve ilk halkanın ötekileri hangi biçimde harekete geçirdiğini belirlemek.

Ezelîlik, benzetme ve ilgisizlik itirazları, argümanın bir başlangıçtan bağımsız olarak bir dayanma sorusu taşıdığını, sevilen gibi hareket ettirmenin amaç nedeninin bir iten neden olmadan da bir neden olabileceğini gösterdiğini ve ilkenin kendini düşünmesinin bir kopukluk değil bir bağımsızlık olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden ilk hareket ettirici, her şeyin yöneldiği ama hiçbir şeye dokunmayan bir ilkedir ve Aristoteles'in doğa ile metafizik incelemesi, bir amaca yönelen bir evrenin resmiyle kapanır.

Sonraki derse köprü

İlk hareket ettiricinin yaşamı, düşünmeydi; Aristoteles, bu yaşamı bizim kısa bir süre yaşadığımız en iyi yaşam olarak anmıştı. Ama insanın ruhu, düşünmekten fazlasını yapar. Ruh Üzerine'nin ikinci kitabında Aristoteles, ruhu doğal ve organlı bir cismin ilk edimi olarak tanımlar ve onun yetilerini sayar: beslenme, algılama, isteme, yer değiştirme ve düşünme. Bitkiler yalnızca beslenir; hayvanlar beslenir ve algılar; insan ise bunların hepsine ek olarak düşünür. Kerem, sergiye yeni bir bölüm eklemeyi ve ilk panoya üst üste duran üç basamak çizmeyi düşünüyor: bir bitki, bir hayvan ve bir insan.

Selin, Aristoteles'in ruhu bedenin formu saydığını ve bu yüzden ruh ile bedenin bir olup olmadığını sormanın, mum ile ona basılan mühür biçiminin bir olup olmadığını sormak kadar gereksiz olduğunu söylediğini okumuş. Tolga, bir bitkinin de bir ruhu olduğunu söylemenin ne anlama geldiğini soruyor. Lina ise yetilerin neden belirli bir sırayla dizildiğini merak ediyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Ruhun yetileri dersi, Aristoteles'in Ruh Üzerine'de ruhu neden doğal ve organlı bir cismin ilk edimi olarak tanımladığını, beslenme, algılama ve düşünme yetilerini neden bir basamaklar dizisi olarak sıraladığını ve ruh ile bedenin birliği sorusunun neden mum ile mühür örneğiyle gereksiz sayıldığını soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.