İçeriğe geç

P03-D04-M02-05·Doğa ve metafizik

Edimsellik/olanak

orta3.790 kelime≈ 25 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Aristoteles'in olanak ile edim ayrımı, bir şeyin şu anda ne yaptığı ile ne yapabileceği arasındaki farkı gerçek bir fark olarak korur ve olanağı bir olasılık değil, bir şeyin taşıdığı ve düzeyleri olan bir yeti olarak anlar.

Aristoteles'in Metafizik'inin dokuzuncu kitabının altıncı bölümü edimi tanımla değil, inşa eden ile inşa edebilen ve uyanık ile uyuyan benzetmeleriyle gösterip sonu olan değişimleri her anında tamamlanmış etkinliklerden ayırdı, Ruh Üzerine'nin ikinci kitabı olanağın iki düzeyini öğrenebilecek olan ile öğrenmiş ama kullanmayan arasındaki farkla açıkladı, Metafizik'in sekizinci bölümü ise edimin olanaktan tanımda, zamanda ve tözde önce geldiğini savundu.

Bir şeyin bir yetiye sahip olup olmadığı dört adımla sınanır: yetinin ne olduğunu ve neyle gerçekleştiğini yazmak, hangi düzeyde olduğunu belirlemek, gerçekleşmesinin bir değişim mi tamamlanmış bir etkinlik mi olduğunu sormak ve hangi edimden geldiğini bulmak.

Gözlemlenemezlik, tohum ve boş açıklama itirazları, olanağın gözlemlenen edimlerin sürekliliğini açıkladığını, edimin önceliğinin her olanağın bir başka edimden doğması anlamında olduğunu ve olanak ayrımının bir mekanizma değil bir sınıflama olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden olanak, bir şeyin olabileceği şeyin yetisidir, edim ise onun gerçekleşmesidir; ve her olanak, kendisinden önce gelen bir edimden doğduğu için, edimin zinciri bir ilk edime doğru uzanır.

Açılış sahnesi

Kerem, Doğa ve metafizik bölümünün beşinci panosu için iki müzisyen çiziyor: biri bir sandalyede uyuyor, öteki kemanını çalıyor. Töz panosunda bir şeyin tözünün onun formu olduğunu, maddenin ise olabileceklerin taşıyıcısı olduğunu göstermişti. Şimdi olabilecek olan ile olan arasındaki ilişkiyi göstermek istiyordu. Uyuyan müzisyen, o anda bir müzisyen miydi? Megaralılar, bir şeyin ancak etkin olduğu sürece bir şeye yetili olduğunu söylemişti; onlara göre uyuyan müzisyen, uyurken çalma yetisine sahip değildi. Aristoteles, bu görüşü saçma bulur. Kerem, iki müzisyenin altına aynı adı mı yazacağını, yoksa birine "olanak", ötekine "edim" mi yazacağını bilemiyor.

Selin, Aristoteles'in görmek ile görmüş olmanın aynı anda olabildiğini, ama inşa etmek ile inşa etmiş olmanın aynı anda olamadığını söylediğini okumuş. Tolga, olanağın mı yoksa edimin mi önce geldiğini soruyor ve bilgisayarında yüklü olan ama çalışmayan programları düşünüyor. Lina, kendi dilini uyurken de bilip bilmediğini, bir yeteneği kullanmadığı zamanlarda ona sahip olup olmadığını merak ediyor. Barış, Türk Medeni Kanunu'nun herkese hak ehliyeti verdiğini, ama fiil ehliyetini belirli koşullara bağladığını biliyor ve bu ayrımın olanağın iki türüne benzeyip benzemediğini soruyor. Defne ise gözleri kapalı bir hasta ile görme yetisini yitirmiş bir hastanın ikisinin de görmediğini, ama aynı durumda olmadığını düşünüyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Aristoteles kursunda, Aristoteles'in Metafizik'in dokuzuncu kitabında Megaralıların olanağı edime indirgeyen görüşünü neden reddettiğini, kendi içinde tamamlanan bir edim ile bir değişim arasındaki farkın ne olduğunu ve edimin olanaktan neden önce geldiğini soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Töz dersi, Metafizik'in yedinci kitabında bir şeyi töz yapanın madde değil form olduğunu ve maddenin kendi başına ayrılabilir ve belirli bir şey olmadığını inceledi. Bu ders, madde ile form arasındaki ilişkiyi, olanak ile edim arasındaki ilişki olarak yeniden okuyor. Akademinin önceki derslerinden Olanak dersi, Metafizik'in dokuzuncu kitabının üçüncü bölümündeki Megaralılara yöneltilen eleştiriyi ve olanaklının tanımını, kip mantığı programının içinde tanıtmıştı; Değişim dersi de değişimi eksik bir gerçekleşme olarak tanımlamıştı. Bu ders, Megaralılara yöneltilen eleştiriyi yinelemiyor; onu yalnızca anarak, Aristoteles'in olanak ve edim arasındaki ilişkiyi nasıl kurduğuna odaklanıyor.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Metafizik'in dokuzuncu kitabının altıncı bölümünde Aristoteles, edimi bir tanımla değil, örneklerle gösterir ve kendi içinde tamamlanan etkinlikleri, sonunda tamamlanan değişimlerden ayırır. Ruh Üzerine'nin ikinci kitabının beşinci bölümünde, olanağın iki düzeyini, bir bilgiyi öğrenebilecek olan ile onu bilen ama kullanmayan arasındaki farkla açıklar. Metafizik'in dokuzuncu kitabının sekizinci bölümünde ise edimin olanaktan tanımda, zamanda ve tözde önce geldiğini savunur.

Ardından üç itirazı tartacağız: olanağın gözlemlenemediği ve bu yüzden boş bir kavram olduğu, edimin önceliğinin tohumun ağaçtan önce gelmesiyle çeliştiği ve olanak ile edim ayrımının her şeyi açıklayan ama hiçbir şeyi açıklamayan bir ayrım olduğu itirazları.

Sonda, bir şeyin bir yetiye sahip olup olmadığını sınamanın dört adımını göstereceğiz: yetinin ne olduğunu ve neyle gerçekleştiğini yazmak, yetinin hangi düzeyde olduğunu belirlemek, yetinin gerçekleşmesinin bir değişim mi yoksa tamamlanmış bir etkinlik mi olduğunu sormak ve yetinin hangi edimden geldiğini bulmak.

Merkez soru

Sorumuz şu: Aristoteles olanağı edime indirgeyen görüşü neden reddeder, kendi içinde tamamlanan bir edim ile bir değişim arasındaki fark nedir ve edim olanaktan neden önce gelir?

Ölçülü iddiam şu: Aristoteles'in olanak ile edim ayrımı, bir şeyin şu anda ne yaptığı ile ne yapabileceği arasındaki farkı, gerçek bir fark olarak korur ve bu fark iki düzeyde kurulur: bir şeyi öğrenebilecek olan ile onu öğrenmiş ama kullanmayan arasında; edimler de iki türdür: sonunda tamamlanan ve bitince ortadan kalkan değişimler ile her anında tamamlanmış olan etkinlikler; edimin önceliği ise, bir olanağın ancak onun gerçekleşmesi olan edim üzerinden tanımlanabildiğini ve her olanağın kendisinden önce gelen bir edimden doğduğunu söyler. Megaralılara karşı Aristoteles, inşa etmeyen bir yapı ustasının ustalığını yitirmediğini hatırlatır. Altıncı bölümde ise edimi tanımlamaz; bir benzetmeyle gösterir: inşa eden, inşa edebilene; uyanık olan, uyuyana; gören, gözleri kapalı olup görme yetisi olana; biçimlenmiş olan, biçimlenmemiş maddeye nasıl bir ilişki içindeyse, edim de olanağa öyledir. Ardından iki tür edim ayırır. Zayıflamak, öğrenmek, yürümek ya da inşa etmek gibi bir sonu olan eylemlerde, eylem sürerken sonuna henüz ulaşılmamıştır: inşa etmek ile inşa etmiş olmak aynı anda olmaz. Görmek, düşünmek ya da iyi yaşamak gibi eylemlerde ise, bir kişi aynı anda görür ve görmüştür, düşünür ve düşünmüştür. Birincilere değişim, ikincilere edim denmelidir. Ruh Üzerine'de Aristoteles, olanağın iki düzeyini ayırır: bir insan, bilgi edinebilecek bir varlık olduğu için bilendir; dilbilgisini öğrenmiş biri, onu kullanmadığı sırada da bilendir; ve onu şu anda kullanan, en asıl anlamda bilendir. Sekizinci bölümde ise edimin olanaktan önce geldiğini savunur: bir yapı ustası, inşa edebilen biri olarak tanımlanır, yani inşa etme edimiyle; ve bir insan, bir başka insandan doğar.

Sıfır noktası

Bir öğrenci olanak kavramını duyduğunda, onu çoğu zaman bir olasılık olarak görür. Bir şeyin olanaklı olması, onun olabileceği, yani bir ihtimal taşıması demektir; yarın yağmur yağması olanaklıdır, piyangoyu kazanmak da olanaklıdır. Bu okumada olanak, bir olayın gerçekleşme şansıdır ve onu ölçmek, bir olasılık hesabı yapmaktır.

Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Aristoteles'in olanağı, bir olayın şansı değil, bir şeyin yetisidir. Uyuyan bir müzisyenin çalma olanağı, onun yarın çalma ihtimali değil, onun bir müzisyen olarak taşıdığı beceridir. Bu beceri, onun bir niteliğidir; uyurken de onda bulunur. Bir olasılık, bir olaya ait olur; Aristoteles'in olanağı ise bir şeye. İkincisi, Aristoteles olanakları düzeylere ayırır. Bir bebek de, bir öğrenci de, bir müzisyen de keman çalma olanağına sahiptir; ama aynı biçimde değil. Bebek bir gün öğrenebilir; öğrenci öğrenmektedir; müzisyen öğrenmiştir ve istediği anda çalabilir. Bir olasılık hesabı, bu farkı göstermez.

Bu yüzden olanak ve edimi anlamak, olanağı bir olayın olasılığı olarak değil, bir şeyin taşıdığı ve düzeyleri olan bir yeti olarak okumayı gerektirir.

Görüşler ve pozisyonlar

Aristoteles'in olanak kavramının niteliği konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, eğilim görüşüdür. Buna göre Aristoteles'in olanağı, bugün bir eğilim ya da yatkınlık dediğimiz şeydir: bir şeyin, belirli koşullar altında belirli bir biçimde davranma özelliği.

İkinci görüş, kip görüşüdür. Buna göre Aristoteles'in olanağı, bir şeyin olabileceği şeyleri, yani mantıksal ya da fiziksel olarak mümkün olanları anlatır. Olanaklı olan, gerçekleştiği varsayıldığında bir olanaksızlık doğurmayandır.

Üçüncü görüş, düzeyler görüşüdür. Buna göre Aristoteles'in olanağı, tek bir anlamda değil, birbirine bağlı birkaç anlamda söylenir. Bir bebeğin öğrenme olanağı, bir öğrencinin öğrenmekte olması ve bir müzisyenin çalabilmesi, aynı olanağın farklı düzeyleridir ve her düzey, bir öncekinin bir gerçekleşmesi, bir sonrakinin ise bir olanağıdır.

Bu ders üçüncü görüşü temel alır ve birinci görüşün, olanağın bir şeyin taşıdığı bir yatkınlık olduğu gözlemini kabul eder. İkinci görüş, Olanak dersinde gösterildiği gibi Aristoteles'in metninde de bulunur; ama Aristoteles'in uyuyan ile uyanık olanı ve görme yetisi olanı karşılaştırırken bir mantıksal olanaktan değil bir yetiden söz ettiğini açıklamakta zorlanır.

Argümanın yapısı

Bir şeyin bir yetiye sahip olup olmadığını sınamak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, yetinin ne olduğunu ve neyle gerçekleştiğini yazmaktır. Sınayan, yetiyi adlandırır ve onun hangi eylemde ortaya çıktığını yazar.

İkinci adım, yetinin hangi düzeyde olduğunu belirlemektir. Sınayan, şeyin bu yetiyi bir gün kazanabilecek mi, kazanmakta mı, yoksa kazanmış ve istediği anda kullanabilecek mi olduğunu ayırır.

Üçüncü adım, yetinin gerçekleşmesinin bir değişim mi yoksa tamamlanmış bir etkinlik mi olduğunu sormaktır. Sınayan, yetinin gerçekleşmesinin bir sona doğru ilerleyip orada bitip bitmediğini, yoksa her anında tamamlanmış olup olmadığını sorar.

Dördüncü adım, yetinin hangi edimden geldiğini bulmaktır. Sınayan, bu yetinin, onu zaten gerçekleştiren bir şeyden, örneğin bir öğretmenden, bir ebeveynden ya da bir modelden nasıl doğduğunu yazar.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Edimsellik ve olanağı ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Aristoteles'in olanak ile edim ayrımı, bir şeyin şu anda ne yaptığı ile ne yapabileceği arasındaki farkı gerçek bir fark olarak korur. Kerem'in iki müzisyeni, uyuyan müzisyenin yetisinin uyurken de onda bulunduğunu gösterdi. Barış'ın iki ehliyeti, hukukun olanağın iki düzeyini iki ayrı ehliyet olarak yazdığını gösterdi. Tolga'nın yüklü programları, hiçbir programın kendinden önce çalışan bir program olmadan var olmadığını gösterdi. Lina'nın uyurken bildiği dil, bir dili kullanmanın bir değişim değil bir yetinin kendini göstermesi olduğunu gösterdi. Selin'in kitabı, aynı eylemin bir yönüyle değişim, bir yönüyle etkinlik olabildiğini gösterdi. Defne'nin iki hastası, aynı gözlemin iki farklı durumla açıklandığını ve bu farkın farklı tedavilerin nedeni olduğunu gösterdi. Olanak, bir şeyin taşıdığı ve düzeyleri olan bir yetidir; edim ise onun gerçekleşmesidir ve her olanak, bir edimden doğar.

Açık kalan sorular

Selin'in kitabı, okumanın bir yönüyle değişim, bir yönüyle etkinlik olabildiğini gösterdi. Bir eylemin değişim mi yoksa etkinlik mi olduğu, eylemin kendisine mi, yoksa ona hangi açıdan baktığımıza mı bağlıdır?

Defne'nin iki hastası, bir yetinin yokluğu ile bir yetinin kullanılmaması arasındaki farkı gösterdi. Bir yetiyi uzun süre hiç kullanmayan biri, onu ne zaman yitirmiş sayılır?

Tolga'nın yüklü programları, her olanağın bir edimden doğduğunu gösterdi. İlk edim nereden gelir ve kendisi bir olanaktan doğmayan bir edim olabilir mi?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışOlanağı bir olasılık saymak.
Doğrusu

Aristoteles'in olanak kavramını bir olayın gerçekleşme şansı olarak okumak, onun olanağı bir şeyin taşıdığı ve uyurken de onda bulunan bir yeti olarak anladığını gözden kaçırır. Doğrusu, olanağı bir şeye ait bir yatkınlık olarak görmektir.

Yaygın yanlışHer edimi bir değişim saymak.
Doğrusu

Aristoteles'in edim kavramını yalnızca bir sonu olan ve bitince ortadan kalkan değişimler olarak okumak, onun görmek, düşünmek ve iyi yaşamak gibi her anında tamamlanmış olan etkinlikleri ayrıca saydığını gözden kaçırır. Doğrusu, iki tür edimi ayırmaktır.

Yaygın yanlışOlanakları tek bir düzeyde saymak.
Doğrusu

Bir bebeğin, bir öğrencinin ve bir müzisyenin keman çalma olanağını aynı olanak olarak okumak, Aristoteles'in olanağın birinci ve ikinci düzeylerini ayırdığını gözden kaçırır. Doğrusu, öğrenebilecek olan ile öğrenmiş ama kullanmayan arasındaki farkı görmektir.

Yaygın yanlışEdimin önceliğini zamandaki sıraya indirgemek.
Doğrusu

Edimin önceliği ilkesini, her tek tek edimin kendi olanağından önce geldiği biçiminde okumak, Aristoteles'in bu insandan önce olanak hâlinde insan olan tohumun geldiğini kabul ettiğini ve önceliğin, her olanağın bir başka edimden doğması anlamında olduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, önceliği tanımda, türde ve tözde aramaktır.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Aristoteles'in olanak ile edim ayrımı, bir şeyin şu anda ne yaptığı ile ne yapabileceği arasındaki farkı gerçek bir fark olarak korur ve olanağı bir olasılık değil, bir şeyin taşıdığı ve düzeyleri olan bir yeti olarak anlar.

Aristoteles'in Metafizik'inin dokuzuncu kitabının altıncı bölümü edimi tanımla değil, inşa eden ile inşa edebilen ve uyanık ile uyuyan benzetmeleriyle gösterip sonu olan değişimleri her anında tamamlanmış etkinliklerden ayırdı, Ruh Üzerine'nin ikinci kitabı olanağın iki düzeyini öğrenebilecek olan ile öğrenmiş ama kullanmayan arasındaki farkla açıkladı, Metafizik'in sekizinci bölümü ise edimin olanaktan tanımda, zamanda ve tözde önce geldiğini savundu.

Bir şeyin bir yetiye sahip olup olmadığı dört adımla sınanır: yetinin ne olduğunu ve neyle gerçekleştiğini yazmak, hangi düzeyde olduğunu belirlemek, gerçekleşmesinin bir değişim mi tamamlanmış bir etkinlik mi olduğunu sormak ve hangi edimden geldiğini bulmak.

Gözlemlenemezlik, tohum ve boş açıklama itirazları, olanağın gözlemlenen edimlerin sürekliliğini açıkladığını, edimin önceliğinin her olanağın bir başka edimden doğması anlamında olduğunu ve olanak ayrımının bir mekanizma değil bir sınıflama olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden olanak, bir şeyin olabileceği şeyin yetisidir, edim ise onun gerçekleşmesidir; ve her olanak, kendisinden önce gelen bir edimden doğduğu için, edimin zinciri bir ilk edime doğru uzanır.

Sonraki derse köprü

Edimin önceliği ilkesi, her olanağın kendisinden önce gelen bir edimden doğduğunu söylüyordu. Ama bu zincir nerede başlar? Aristoteles'in Metafizik'inin on ikinci kitabında, ezelî bir hareketin bulunduğu ve bu hareketin, kendisi hiçbir olanak taşımayan, özü saf edim olan bir ilkeden geldiği savunulur. Bu ilke, hareket etmeden hareket ettirir; tıpkı sevilen bir şeyin, sevene dokunmadan onu kendisine doğru hareket ettirmesi gibi. Kerem, Doğa ve metafizik bölümünün son panosu için hiçbir şeye dokunmayan, ama her şeyin ona doğru döndüğü bir nokta çizmeyi düşünüyor.

Selin, Aristoteles'in bu ilkeyi düşüncenin düşüncesi olarak tanımladığını okumuş. Tolga, hareket etmeyen bir şeyin başka bir şeyi nasıl hareket ettirebileceğini soruyor. Lina ise bu ilkenin bir tanrı mı yoksa bir doğa yasası mı olduğunu merak ediyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. İlk hareket ettirici dersi, Aristoteles'in Metafizik'in on ikinci kitabında ezelî bir hareketin bir ilk ilkesi olması gerektiğini neden savunduğunu, bu ilkenin hareket etmeden nasıl hareket ettirdiğini ve onun düşüncenin düşüncesi olarak tanımlanmasının ne anlama geldiğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.