İçeriğe geç

P03-D04-M02-03·Doğa ve metafizik

Değişim

orta3.792 kelime≈ 25 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Aristoteles'in değişim tanımı, değişimi ne başlangıç ne de bitiş durumuna indirmeden, ikisinin arasındaki geçişin kendisini, olanak hâlinde olanın olanak hâlinde olduğu ölçüde gerçekleşmesi olarak yakalar.

Aristoteles'in Fizik'inin üçüncü kitabının birinci bölümü değişimin tözde, nicelikte, nitelikte ya da yerde gerçekleştiğini söyleyip onu yapılabilir olanın yapılabilir olarak gerçekleşmesi olarak tanımladı, ikinci bölümü öncüllerin değişimi başkalık, eşitsizlik ya da olmayan olarak tanımlamakta yanıldığını ve değişimin eksik bir gerçekleşme olduğunu gösterdi, üçüncü bölümü ise öğretme ile öğrenmenin Atina'dan Thebai'ye olan yol gibi tek bir değişim olduğunu ve değişimin değişende gerçekleştiğini savundu.

Bir süreç dört adımla tanımlanır: başlangıç ve bitiş durumlarını yazmak, hangi olanağın gerçekleşmesi olduğunu belirlemek, bittiğinde neden ortadan kalktığını sormak ve nerede gerçekleştiğini bulmak.

Döngüsellik, açıklamasızlık ve kusur itirazları, olanağın değişimden önce var olan bir yatkınlık olduğunu, tanımın bir değişimin mekanizmasını değil türünü söylediğini ve eksikliğin bir şeyin henüz olmakta olmasının adı olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden değişim, kendi sonunda kaybolan eksik bir gerçekleşmedir ve onu anlamak, bir şeyin ne olduğunu değil, ne olmakta olduğunu düşünmeyi gerektirir.

Açılış sahnesi

Kerem, Doğa ve metafizik bölümünün üçüncü panosu için üç duvar çiziyor: solda bir tuğla yığını, ortada yarısı örülmüş bir duvar, sağda bitmiş bir duvar. Önceki panolarda bir şeyin neyden yapıldığını, ne olduğunu, neyle başladığını ve ne için olduğunu göstermişti. Ama bir ziyaretçi ortadaki duvara bakıp "bu ne" diye sorduğunda, Kerem bir cevap bulamıyor. Ortadaki duvar, ne yalnızca tuğlaydı ne de bir duvardı; o, bir duvarın örülmesiydi. Aristoteles'in Fizik'inin üçüncü kitabında, değişim, olanak hâlinde olanın, olanak hâlinde olduğu ölçüde gerçekleşmesi olarak tanımlanır. Kerem, bu tanımın ortadaki duvarı anlatıp anlatmadığını, yoksa yalnızca bir sözcük oyunu mu olduğunu bilemiyor.

Selin, bu tanımın yüzyıllar boyunca birçok yorumcu tarafından karanlık bulunduğunu okumuş. Tolga, bir şeyin hem olanak hâlinde hem de gerçekleşmekte olmasının nasıl mümkün olduğunu soruyor ve indirilmekte olan bir dosyanın ne zaman "dosya" sayılacağını düşünüyor. Lina, değişimin bitmiş bir şey değil, sürmekte olan bir şey olarak tanımlanmasının ne anlama geldiğini merak ediyor. Barış, ceza hukukunda bir suçun tamamlanmadan bırakıldığı durumun ayrıca düzenlendiğini biliyor ve bunun bir değişimin yarıda kalmasına benzeyip benzemediğini soruyor. Defne ise bir yaranın iyileşmesinde, iyileştirenin hekim, iyileşenin hasta olduğu hâlde, iyileşmenin nerede gerçekleştiğini soruyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Aristoteles kursunda, Aristoteles'in Fizik'in üçüncü kitabında değişimi neden olanak hâlinde olanın olanak hâlinde olduğu ölçüde gerçekleşmesi olarak tanımladığını, bu tanımın neden karanlık bulunduğunu ve değişimin bitmiş bir sonuç değil, sürmekte olan bir süreç olarak tanımlanmasının ne anlama geldiğini soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Dört neden dersi, Fizik'in ikinci kitabında bir şeyin nedeninin dört farklı biçimde sorulabileceğini ve doğadaki süreçlerin düzenli olarak bir amaca vardığını inceledi. Bu ders, o süreçlerin kendisinin ne olduğuna bakıyor. Akademinin önceki derslerinde, Zenon'un hareket paradoksları, Parmenides'in değişim yasağı ve Fizik'in üçüncü kitabındaki sınırsız olan tartışması, Presokratikler kursunun içinde tanıtılmıştı; Madde ve form dersi de değişimin altta kalan, form ve yoksunluk olarak üç ilkesini göstermişti. Bu ders, o ilkeleri yinelemiyor; değişimin kendisinin, yani sürmekte olan bir sürecin, nasıl tanımlandığına odaklanıyor. Olanak ve edimin genel öğretisi ise Edimsellik ve olanak dersine bırakılıyor.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Fizik'in üçüncü kitabının birinci bölümünde Aristoteles, değişimin türlerini sayar ve değişimi tanımlar. İkinci bölümde, bu tanımın neden zorunlu olduğunu ve öncüllerinin değişimi neden başkalık, eşitsizlik ya da olmayan olarak tanımlamakta yanıldığını açıklar; değişimin eksik bir gerçekleşme olduğunu söyler. Üçüncü bölümde ise, değişimin değiştirende mi yoksa değişende mi olduğunu sorar ve öğretme ile öğrenmenin tek bir değişim olduğunu, Atina'dan Thebai'ye giden yol örneğiyle gösterir.

Ardından üç itirazı tartacağız: tanımın döngüsel olduğu, tanımın değişimi açıklamadan yalnızca adlandırdığı ve değişimi eksik bir gerçekleşme saymanın onu bir kusur gibi gösterdiği itirazları.

Sonda, bir süreci tanımlamanın dört adımını göstereceğiz: sürecin başlangıç ve bitiş durumlarını yazmak, sürecin hangi olanağın gerçekleşmesi olduğunu belirlemek, sürecin bittiğinde neden ortadan kalktığını sormak ve sürecin nerede gerçekleştiğini bulmak.

Merkez soru

Sorumuz şu: Aristoteles değişimi neden olanak hâlinde olanın olanak hâlinde olduğu ölçüde gerçekleşmesi olarak tanımlar, bu tanım neden karanlık bulunur ve değişimin sürmekte olan bir süreç olarak tanımlanması ne anlama gelir?

Ölçülü iddiam şu: Aristoteles'in değişim tanımı, değişimi ne başlangıç durumuna ne de bitiş durumuna indirmeden, ikisinin arasındaki geçişin kendisini yakalamaya çalışır; bu geçiş, bir olanağın gerçekleşmesidir, ama o olanak tam olarak gerçekleştiğinde değil, gerçekleşmekte olduğu sürece; bu yüzden değişim, kendi sonunda ortadan kalkan eksik bir gerçekleşmedir; tanımın karanlığı, bir sürecin bir durum gibi tanımlanamamasından gelir ve Aristoteles bu karanlığı gizlemez, onu değişimin kendi doğasına bağlar. Birinci bölümde Aristoteles, değişimin şeylerin dışında ayrı bir şey olmadığını, hep tözde, nicelikte, nitelikte ya da yerde gerçekleştiğini söyler. Her türde, bir şey bir bakımdan gerçekleşmiş, bir bakımdan olanak hâlindedir. Olanak hâlinde olanın, olanak hâlinde olduğu ölçüde gerçekleşmesi, değişimdir. Yapılabilir olan, yapılabilir olduğu ölçüde gerçekleştiğinde yapılıyordur ve bu, yapılmaktır. Tuğlalar ev olunca, artık yapılabilir değildir; yapılabilir olan, yapılırken yapılıyordur. İkinci bölümde Aristoteles, öncüllerinin değişimi başkalık, eşitsizlik ya da olmayan olarak tanımladığını ve bunun neden olduğunu açıklar: değişim belirsiz bir şey gibi görünür, çünkü ne olanak ne de gerçekleşme olarak düz biçimde yerleştirilebilir. Değişim bir gerçekleşmedir, ama eksik bir gerçekleşmedir; çünkü gerçekleşmesi olduğu olanak hâlindeki şey eksiktir. Üçüncü bölümde, değişimin değişende bulunduğunu, ama değiştirenin de bir gerçekleşmesi olduğunu ve ikisinin tek bir gerçekleşme olduğunu söyler: Atina'dan Thebai'ye giden yol ile Thebai'den Atina'ya giden yol aynıdır, ama tanımca farklıdır.

Sıfır noktası

Bir öğrenci değişimi düşündüğünde, onu çoğu zaman iki durum arasındaki bir fark olarak görür. Bir şey önce bir durumda, sonra başka bir durumdadır; değişim, bu iki durumun karşılaştırılmasıdır. Kerem'in tuğla yığını ve bitmiş duvarı, değişimin iki ucudur ve değişim, aralarındaki farktır. Bu okumada değişim, bir şey değil, iki şey arasındaki bir ilişkidir ve onu anlamak, başlangıç ile bitişi karşılaştırmaktır.

Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Aristoteles değişimi iki durumun farkı olarak tanımlamaz. Ortadaki duvar, iki ucun bir karşılaştırması değildir; o, örülmekte olan bir duvardır, kendi başına bir şeydir. Bir süreç, onun başında ve sonunda bulunmayan bir şey taşır: örülmenin kendisi. İkincisi, değişim bittiğinde ortadan kalkar. Bitmiş duvarda örülme yoktur; tuğla yığınında da yoktur. Örülme, ancak ikisinin arasında, sürdüğü sürece vardır. İki durumun farkı, değişim bittikten sonra da hesaplanabilir; ama değişimin kendisi, bittiğinde kaybolur.

Bu yüzden değişimi anlamak, onu iki durumun bir karşılaştırması olarak değil, kendi başına var olan ve kendi sonunda kaybolan bir süreç olarak okumayı gerektirir.

Görüşler ve pozisyonlar

Aristoteles'in değişim tanımının ne anlama geldiği konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, süreç görüşüdür. Buna göre tanımdaki gerçekleşme sözcüğü, bir sürecin kendisini anlatır: değişim, olanağın gerçekleşmekte olmasıdır. Yapılabilir olanın gerçekleşmesi, yapılmanın kendisidir.

İkinci görüş, sonuç görüşüdür. Buna göre gerçekleşme sözcüğü, bir sürecin sonunu, yani olanağın gerçekleştiği durumu anlatır. Ama bu durumda değişim, bitmiş bir şey olurdu ve tanım, değişimi değil, onun sonucunu tanımlamış olurdu. Bu görüşün güçlüğü, Aristoteles'in değişimin bittiğinde ortadan kalktığını söylemesidir.

Üçüncü görüş, ilerleme görüşüdür. Buna göre Aristoteles'in tanımı, bir olanağın gerçekleşmesini, onun hem gerçekleşmiş hem de henüz gerçekleşmemiş olduğu bir durum olarak anlatır. Amerikalı felsefeci Aryeh Kosman, 1969'da yayımladığı bir makalede, tanımın, bir olanağın olanak olarak kendini göstermesi anlamında okunması gerektiğini, yani değişimin, bir olanağın en tam biçimde olanak olarak var olduğu durum olduğunu savunmuştu.

Bu ders birinci görüşü temel alır ve üçüncü görüşün, değişimde olanağın olanak olarak kendini gösterdiği gözlemini kabul eder. İkinci görüş, Aristoteles'in değişimin bittiğinde ortadan kalktığını ve ev olunca tuğlaların artık yapılabilir olmadığını söylemesini açıklamakta zorlanır.

Argümanın yapısı

Bir süreci tanımlamak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, sürecin başlangıç ve bitiş durumlarını yazmaktır. Tanımlayan, sürecin hangi durumdan hangi duruma doğru ilerlediğini iki cümleyle yazar.

İkinci adım, sürecin hangi olanağın gerçekleşmesi olduğunu belirlemektir. Tanımlayan, başlangıç durumundaki şeyin hangi olanağı taşıdığını ve süreç boyunca bu olanağın nasıl gerçekleşmekte olduğunu belirler.

Üçüncü adım, sürecin bittiğinde neden ortadan kalktığını sormaktır. Tanımlayan, sürecin sonunda olanağın tükenip tükenmediğini ve sürecin kendisinin bitiş durumunda bulunup bulunmadığını sorar.

Dördüncü adım, sürecin nerede gerçekleştiğini bulmaktır. Tanımlayan, sürecin değişende mi, değiştirende mi, yoksa ikisinin birlikte bulunduğu bir yerde mi gerçekleştiğini belirler.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Değişimi ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Aristoteles'in değişim tanımı, değişimi ne başlangıç durumuna ne de bitiş durumuna indirmeden, ikisinin arasındaki geçişin kendisini yakalamaya çalışır. Kerem'in ortadaki duvarı, örülmenin ne tuğla yığınında ne de bitmiş duvarda bulunduğunu gösterdi. Barış'ın teşebbüsü, hukukun bir süreci başı ile sonu arasında kendi başına bir şey olarak yakaladığını gösterdi. Tolga'nın indirmesi, yarısı inmiş bir dosyanın bir dosyanın yarısı değil bir sürecin ortası olduğunu gösterdi. Lina'nın hamuru, bir sürecin ortasını tanımanın bir beceri istediğini gösterdi. Selin'in kardeşi, öğretmenin öğrenende gerçekleştiğini gösterdi. Defne'nin yarası, iyileştirmenin hastanın iyileşme olanağını harekete geçirdiği ölçüde bir iyileştirme olduğunu gösterdi. Değişim, kendi sonunda kaybolan eksik bir gerçekleşmedir ve bu eksiklik, bir şeyin henüz olmakta olmasının adıdır.

Açık kalan sorular

Lina'nın hamuru, bir sürecin ortasını tanımanın bir ölçüyle değil bir gözlemle olduğunu gösterdi. Bir süreç, ne kadar ilerlediğini ölçen bir sayıyla tam olarak tarif edilebilir mi, yoksa onun bir ölçüye indirgenemeyen bir yanı var mıdır?

Selin'in kardeşi, öğretmenin ancak öğrenmede gerçekleştiği ölçüde öğretme olduğunu gösterdi. Bir öğretmen, öğrencisi öğrenmediğinde gerçekten öğretmiş sayılır mı?

Defne'nin yarası, aynı eylemin bir hastada bir iyileştirme, ötekinde yalnızca bir girişim olabildiğini gösterdi. Bir eylemin ne olduğu, onun sonucuna mı, yoksa onu yapanın niyetine mi bağlıdır?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışDeğişimi iki durumun farkı saymak.
Doğrusu

Aristoteles'in değişimini, başlangıç ile bitiş durumları arasındaki bir karşılaştırma olarak okumak, onun değişimi bu iki durumun arasındaki geçişin kendisi olarak tanımladığını ve değişimin bittiğinde ortadan kalktığını söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, değişimi kendi başına var olan bir süreç olarak görmektir.

Yaygın yanlışGerçekleşmeyi bir sonuç saymak.
Doğrusu

Aristoteles'in tanımındaki gerçekleşme sözcüğünü, bir sürecin bitmiş sonucu olarak okumak, onun ev olunca tuğlaların artık yapılabilir olmadığını ve değişimin yalnızca gerçekleşme sürdüğü sürece var olduğunu söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, gerçekleşmeyi sürmekte olan bir gerçekleşme olarak anlamaktır.

Yaygın yanlışOlduğu ölçüde sözünü atlamak.
Doğrusu

Tanımı yalnızca olanak hâlinde olanın gerçekleşmesi olarak okumak, Aristoteles'in tuncun tunç olarak gerçekleşmesinin bir değişim olmadığını ve değişimin ancak olanak hâlinde olanın olanak hâlinde olduğu ölçüde gerçekleşmesi olduğunu vurguladığını gözden kaçırır. Doğrusu, bu kaydı tanımın merkezi olarak görmektir.

Yaygın yanlışÖğretme ile öğrenmeyi iki değişim saymak.
Doğrusu

Öğretme ile öğrenmeyi birbirinden ayrı iki süreç olarak okumak, Aristoteles'in onların Atina'dan Thebai'ye ve Thebai'den Atina'ya olan yol gibi tek bir değişimin iki adı olduğunu söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, ikisini aynı değişimin iki yönü olarak görmektir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Aristoteles'in değişim tanımı, değişimi ne başlangıç ne de bitiş durumuna indirmeden, ikisinin arasındaki geçişin kendisini, olanak hâlinde olanın olanak hâlinde olduğu ölçüde gerçekleşmesi olarak yakalar.

Aristoteles'in Fizik'inin üçüncü kitabının birinci bölümü değişimin tözde, nicelikte, nitelikte ya da yerde gerçekleştiğini söyleyip onu yapılabilir olanın yapılabilir olarak gerçekleşmesi olarak tanımladı, ikinci bölümü öncüllerin değişimi başkalık, eşitsizlik ya da olmayan olarak tanımlamakta yanıldığını ve değişimin eksik bir gerçekleşme olduğunu gösterdi, üçüncü bölümü ise öğretme ile öğrenmenin Atina'dan Thebai'ye olan yol gibi tek bir değişim olduğunu ve değişimin değişende gerçekleştiğini savundu.

Bir süreç dört adımla tanımlanır: başlangıç ve bitiş durumlarını yazmak, hangi olanağın gerçekleşmesi olduğunu belirlemek, bittiğinde neden ortadan kalktığını sormak ve nerede gerçekleştiğini bulmak.

Döngüsellik, açıklamasızlık ve kusur itirazları, olanağın değişimden önce var olan bir yatkınlık olduğunu, tanımın bir değişimin mekanizmasını değil türünü söylediğini ve eksikliğin bir şeyin henüz olmakta olmasının adı olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden değişim, kendi sonunda kaybolan eksik bir gerçekleşmedir ve onu anlamak, bir şeyin ne olduğunu değil, ne olmakta olduğunu düşünmeyi gerektirir.

Sonraki derse köprü

Değişim dersi, değişen şeylerin bir altta kalan, bir form ve bir olanak taşıdığını gösterdi. Ama bu kavramların hepsi, değişen şeyin ne olduğu sorusuna dayanıyordu. Aristoteles'in Metafizik'inin yedinci kitabının başında, eskiden de şimdi de her zaman sorulan ve her zaman çıkmaza düşülen sorunun, var olanın ne olduğu, yani tözün ne olduğu sorusu olduğu söylenir. Aristoteles, tözün dört adayını sayar: bir şeyin özü, tümel, cins ve altta yatan. Kerem, bir sonraki pano için dört kapılı bir oda çizip her kapının üstüne bir aday yazmayı düşünüyor.

Selin, Aristoteles'in Kategoriler'de tek bir insanı birincil töz saydığını, Metafizik'te ise tözü bir şeyin özü ve formu olarak aradığını okumuş ve bu iki eser arasında bir değişiklik olup olmadığını soruyor. Tolga, bir şeyin bütün niteliklerini soyduğumuzda geriye ne kalacağını soruyor. Lina ise maddenin neden töz sayılamayacağını merak ediyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Töz dersi, Aristoteles'in Metafizik'te var olanın ne olduğu sorusunu neden tözün ne olduğu sorusuna indirgediğini, tözün dört adayını nasıl sınadığını ve maddenin neden töz sayılamayıp tözün bir şeyin özü ve formu olarak arandığını soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.