Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Aristoteles'in ilk ilkeler öğretisi, kanıtlamanın sonsuz bir geriye gidişe ya da bir döngüye düşmemesi için bir başlangıcı olması gerektiğini söyler ve bu başlangıç kanıtlanmadan bilinir, ama keyfî değildir.
Aristoteles'in Sonraki Analitikler'inin birinci kitabı bilginin imkânsız olduğunu ya da döngüsel kanıtlamanın mümkün olduğunu savunan iki görüşü reddedip dolaysız öncüllerin kanıtlanmadan bilindiğini söyledi, ikinci kitabın son bölümü algıdan belleğe, bellekten deneyime, deneyimden tümele yükselişi bozguna uğrayan ordu benzetmesiyle anlatıp ilkeleri kavrayan yetiye nous dedi, Metafizik'in başı ise deneyimi tek tek durumların, sanatı tümellerin ve nedenlerin bilgisi olarak ayırdı.
Bir bilgi alanının temeli dört adımla sınanır: en temel önermeleri belirlemek, onların kanıtlanıp kanıtlanmadığını sormak, hangi deneyimden yükseldiklerini izlemek ve bir kavrayışla mı bir kabulle mi tutulduklarını ayırmak.
Keyfîlik, tümevarım ve açıklanmamış sezgi itirazları, bilimsel ilkelerin seçilmeyip deneyimden yükseldiğini, Aristoteles'in tümevarımının bir sayım değil bir türün kavranması olduğunu ve kavrayışı bir kurala indirgemenin gerilemeyi yeniden başlatacağını gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden Aristoteles'in bilimi bir temele değil, algıdan başlayıp deneyimde biriken ve sonunda bir kavrayışa dönüşen bir yükselişe dayanır.
Açılış
Açılış sahnesi
Kerem, Aristoteles bölümünün beşinci panosu için önceki panodaki çiviyi değil, çivinin çakıldığı duvarı çiziyor. Demonstrasyon panosunda zincir bir çiviye asılmıştı ve çivi, kararan bronzun nedenini gösteren bir levhaya çakılmıştı. Ama Kerem şimdi duvarın kendisine bakıyor: duvar neye dayanıyordu? Sonraki Analitikler'de Aristoteles, bir kanıtlamanın öncüllerinin sonuçtan daha iyi bilinmesi gerektiğini söylemişti. Öyleyse o öncüller de başka öncüllerden mi biliniyordu? Her öncül bir kanıtlama gerektiriyorsa, zincir ya sonsuza kadar uzayacak ya da bir yerde kendi başına dönecekti. Kerem, duvarın altına bir temel çizmeyi düşünüyor, ama temelin de bir zemine oturması gerektiğini fark ediyor.
Selin, Sonraki Analitikler'in son bölümünde, ilk ilkelerin algıdan, bellekten ve deneyimden başlayarak kavrandığını ve bu kavrayışın adının nous olduğunu okumuş. Tolga, bu süreci anlatan benzetmeyi, yani bozguna uğrayan bir ordunun askerlerinin birer birer durarak yeniden bir düzen kurmasını tuhaf buluyor. Lina, kanıtlanamayan bir ilkenin nasıl kesin olarak bilinebileceğini merak ediyor. Barış, bir hukuk düzeninin en üstünde, kendisi başka bir kurala dayanmayan bir anayasa bulunduğunu, ama o anayasanın neden bağlayıcı olduğunun hukukun kendi içinden gösterilemediğini biliyor. Defne ise genç bir hekimken ders kitaplarından öğrendiği tanıları, ancak yüzlerce hasta gördükten sonra gerçekten kavradığını hatırlıyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Aristoteles kursunda, Aristoteles'in kanıtlamanın sonsuz bir geriye gidişe ya da bir döngüye düşmemesi için neden kanıtlanamayan ilkeler kabul ettiğini, bu ilkelerin algıdan, bellekten ve deneyimden tümevarımla nasıl kavrandığını ve bu kavrayışın adı olan nousun ne olduğunu soruyor.
Yol haritası
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Demonstrasyon dersi, Sonraki Analitikler'de bir kanıtlamanın orta teriminin sonucun nedeni olması gerektiğini ve bilimsel bilginin bir olgunun neden öyle olduğunun anlaşılması olduğunu inceledi. Bu ders, o anlamanın nereden başladığına bakıyor. Akademinin önceki derslerinde, sonsuz gerileme, döngüsel gerekçe ve Aristoteles'in her şeyin kanıtlanamayacağı uyarısı, bilgi kuramı ve eleştirel düşünme programlarının içinde, Sonraki Analitikler'in aynı pasajından yararlanılarak tanıtılmıştı; çelişmezlik ilkesinin elenktik kanıtlaması ve Metafizik'in bilme isteğiyle açılan ilk cümlesi de başka derslerde ele alınmıştı. Bu ders, o uyarıyı yinelemiyor; Aristoteles'in kendi döneminde ona karşı çıkan iki görüşü ve ilkelerin nasıl kavrandığını anlattığı son bölümü inceliyor.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Sonraki Analitikler'in birinci kitabının üçüncü bölümünde Aristoteles, kanıtlamanın gerektirdiği öncüller yüzünden ya hiçbir bilginin mümkün olmadığını ya da her şeyin döngüsel olarak kanıtlanabileceğini savunan iki görüşü reddeder. İkinci kitabın son bölümünde, ilkelerin algıdan belleğe, bellekten deneyime, deneyimden tümele nasıl yükseldiğini bir ordu benzetmesiyle anlatır. Metafizik'in birinci kitabının başında ise, deneyim ile sanat arasındaki farkı, Kallias'ın ve Sokrates'in hastalıkları örneğiyle açıklar.
Ardından üç itirazı tartacağız: kanıtlanamayan ilkelerin keyfî olduğu, tümevarımın tümel bir ilkeye zorunluluk kazandıramayacağı ve nousun açıklanmamış bir sezgiye verilmiş bir ad olduğu itirazları.
Sonda, bir bilgi alanının temelini sınamanın dört adımını göstereceğiz: alanın en temel önermelerini belirlemek, bu önermelerin kanıtlanıp kanıtlanmadığını sormak, onların hangi deneyimden yükseldiğini izlemek ve onların bir kavrayışla mı yoksa bir kabulle mi tutulduğunu ayırmak.
Açılış
Merkez soru
Sorumuz şu: Aristoteles kanıtlamanın sonsuz bir geriye gidişe ya da bir döngüye düşmemesi için neden kanıtlanamayan ilkeler kabul eder, bu ilkeler algıdan, bellekten ve deneyimden nasıl kavranır ve bu kavrayışın adı olan nous nedir?
Ölçülü iddiam şu: Aristoteles'in ilk ilkeler öğretisi, bilginin bir temeli olması gerektiğini söyleyen bir temelcilikten çok, kanıtlamanın bir başlangıcı olması gerektiğini söyleyen bir yapısal gözlemdir; bu başlangıç, kanıtlanmadan bilinir, ama keyfî değildir, çünkü algıdan başlayan ve deneyimde biriken bir süreçle kavranır; nous, bu sürecin sonunda tümelin bir kavranmasıdır, ama Aristoteles bu kavranmanın nasıl gerçekleştiğini bir benzetmeyle anlatır ve tam olarak açıklamaz. Birinci kitabın üçüncü bölümünde Aristoteles, iki görüşle karşılaşır. Birinci görüşe göre, kanıtlama önceki öncülleri gerektirdiği için ya sonsuz bir geriye gidiş vardır, ki bu durumda hiçbir şey bilinemez, ya da bir yerde durulur, ki bu durumda ilk öncüller bilinmez ve onlardan çıkan da bilinmez. İkinci görüşe göre, kanıtlama döngüsel olabilir: A, B'den, B de A'dan kanıtlanabilir. Aristoteles, ikisini de reddeder. Her bilgi kanıtlamayla değildir; dolaysız öncüllerin bilgisi kanıtlanmadan elde edilir. Döngüsel kanıtlama ise, bir şeyin hem kendisinden önce hem sonra bilinmesini gerektirir ve "A ise A" demekten başka bir şey değildir. İkinci kitabın son bölümünde, bu dolaysız öncüllerin nasıl bilindiğini anlatır. Bütün canlıların bir algı yetisi vardır; bazılarında algı kalıcı olur ve bellek doğar; aynı şeyin birçok kez anımsanmasından deneyim doğar; deneyimden ise, ruhta duran tümelden, sanatın ve bilimin ilkesi doğar. Bozguna uğrayan bir orduda bir asker durunca bir başkası, sonra bir başkası durur ve sonunda düzen yeniden kurulur. İlkeleri kavrayan yeti, nousdur ve o, kanıtlamadan bile daha doğrudur.
Sıfır noktası
Bir öğrenci kanıtlanamayan ilkeleri duyduğunda, onu çoğu zaman bir inanç ya da bir dogma olarak görür. Aristoteles, kanıtlayamadığı şeyleri ilke olarak koyar ve onlara sorgulanmadan inanılmasını ister. Bu okumada ilk ilkeler, bir bilginin değil, bir kabulün ürünüdür ve bilimin temeli, onu kuranın kendi seçimine bağlıdır.
Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Aristoteles, ilkelerin kanıtlanamadığını söylerken onların bilinmediğini söylemez. Tersine, ilkelerin kanıtlanan sonuçlardan daha iyi bilindiğini, çünkü sonuçların bilgisinin onlara dayandığını söyler. Kanıtlanamayan bir şeyi kabul etmek ile onu bilmek arasındaki fark, Aristoteles'in öğretisinin merkezindedir. İkincisi, Aristoteles ilkelerin nasıl bilindiğini açıkça anlatır: algıdan, bellekten ve deneyimden. İlkeler, birinin onları seçmesiyle değil, birçok tikel gözlemin ruhta biriktirdiği bir tümelin kavranmasıyla elde edilir.
Bu yüzden ilk ilkeleri anlamak, onları bir kabul olarak değil, kanıtlamadan önce gelen ve deneyimden yükselen bir bilgi olarak okumayı gerektirir.
Görüşler ve pozisyonlar
Aristoteles'in ilk ilkelerin nasıl bilindiği öğretisinin niteliği konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, sezgicilik görüşüdür. Buna göre nous, ilkeleri doğrudan ve hiçbir aracı olmadan gören bir akıl sezgisidir. Algı ve deneyim, bu sezgiyi yalnızca harekete geçirir; ilkelerin doğruluğunu sağlayan, sezginin kendisidir.
İkinci görüş, tümevarımcılık görüşüdür. Buna göre ilkeler, tek tek gözlemlerden genellemeyle elde edilir. Nous, bu genellemenin bir sonucudur, ayrı bir yeti değildir. Aristoteles, bilginin deneyimden geldiğini söyleyen bir deneyimcidir.
Üçüncü görüş, kavrayış görüşüdür. Buna göre nous, tümevarımın bir sonucu da değildir, ondan bağımsız bir sezgi de. Tümevarım, ilkelere götüren yoldur; nous ise, bu yolun sonunda, ilkenin neden zorunlu olduğunun kavranmasıdır. Charles Kahn, 1981'de Sonraki Analitikler'e ayrılmış bir derlemede yayımladığı bir makalede, nousun bir keşif yetisi değil, ilkelerin anlaşılmasının bir durumu olarak okunması gerektiğini savunmuştu.
Bu ders üçüncü görüşü temel alır ve ikinci görüşün, ilkelerin deneyimden yükseldiği gözlemini kabul eder. Birinci görüş, Aristoteles'in ilkelerin algıdan, bellekten ve deneyimden adım adım nasıl doğduğunu uzun uzun anlatmasını açıklamakta zorlanır.
Argümanın yapısı
Bir bilgi alanının temelini sınamak için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, alanın en temel önermelerini belirlemektir. Sınayan, alanın öteki önermelerinin dayandığı, ama kendisi o alanın başka bir önermesine dayanmayan önermeleri yazar.
İkinci adım, bu önermelerin kanıtlanıp kanıtlanmadığını sormaktır. Sınayan, temel önermelerin alanın içinden bir kanıtlamayla mı, başka bir alandan mı, yoksa hiçbir kanıtlama olmadan mı tutulduğunu belirler.
Üçüncü adım, onların hangi deneyimden yükseldiğini izlemektir. Sınayan, temel önermelerin hangi gözlemlerden, hangi tekrarlardan ve hangi uygulamalardan doğduğunu adım adım yazar.
Dördüncü adım, onların bir kavrayışla mı yoksa bir kabulle mi tutulduğunu ayırmaktır. Sınayan, temel önermelerin bir şeyin doğasının kavranmasına mı, yoksa bir topluluğun bir uzlaşımına mı dayandığını sorar.
İleri katman
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
İlk ilkeleri ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Aristoteles'in ilk ilkeler öğretisi, kanıtlamanın bir başlangıcı olması gerektiğini söyleyen bir yapısal gözlemdir ve bu başlangıç keyfî değildir. Kerem'in duvarı, bir üslubu tanımanın bir kural listesinden değil, birikmiş bir deneyimden geldiğini gösterdi. Barış'ın anayasası, bazı alanlarda temelin bir kavrayış değil bir kabul olduğunu gösterdi. Tolga'nın tasarım ilkeleri, aynı ilkenin bir kabul ya da bir kavrayış olarak tutulabildiğini gösterdi. Selin'in kuş gözlemi, tek bir kuşu görürken türü görmenin gözlemleri saymaktan farklı olduğunu gösterdi. Lina'nın gramer kuralı, deneyimin bilgisi ile sanatın bilgisinin birleştiğinde bir kuralın hem kullanılıp hem açıklanabildiğini gösterdi. Defne'nin hasta görmesi, deneyimin kavrayışının çoğunlukla doğru olduğunu ama yanılabildiğini gösterdi. Duvar, bir temele değil, onu yavaş yavaş ören ellere dayanır.
İleri katman
Açık kalan sorular
Barış'ın anayasası, bazı alanlarda temelin bir kabul olduğunu gösterdi. Bir alanın temelinin bir kavrayış mı yoksa bir kabul mü olduğunu, alanın içinden nasıl ayırt edebiliriz?
Defne'nin hasta görmesi, deneyimin kavrayışının yanılabildiğini gösterdi. Aristoteles'in her zaman doğru saydığı nous ile yanılabilen bir uzman sezgisi arasındaki fark nedir?
Selin'in kuş gözlemi, bir kavrayışı başkasına öğretmenin zor olduğunu gösterdi. Bir kavrayış, onu doğuran deneyim olmadan bir başkasına aktarılabilir mi, yoksa her öğrenci aynı yolu kendisi mi yürümek zorundadır?
Yanılgılar
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışKanıtlanamayanı bilinmeyen saymak.
Doğrusu
Aristoteles'in ilk ilkelerin kanıtlanamadığını söylemesini, onların bilinmediği biçiminde okumak, onun ilkelerin kanıtlanan sonuçlardan daha iyi bilindiğini söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, kanıtlamayı bilmenin yollarından yalnızca biri olarak görmektir.
Yaygın yanlışNousu doğuştan bir bilgi saymak.
Doğrusu
Aristoteles'in nousunu, ilkelerin doğuştan ruhta bulunduğu bir yeti olarak okumak, onun bu bilginin doğuştan olamayacağını açıkça söylediğini ve onu algıdan, bellekten ve deneyimden türettiğini gözden kaçırır. Doğrusu, nousu deneyimin sonunda ulaşılan bir kavrayış olarak görmektir.
Yaygın yanlışTümevarımı bir sayım saymak.
Doğrusu
Aristoteles'in tümevarımını tek tek gözlemlerin sayılması ve genellenmesi olarak okumak, onun algının içeriğinin zaten tümel olduğunu ve Kallias'ı algılarken insanı algıladığımızı söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, tümevarımı bir türün tek tek örneklerde görülmesi olarak anlamaktır.
Yaygın yanlışDeneyimi değersiz saymak.
Doğrusu
Aristoteles'in deneyim ile sanat ayrımını, deneyimin sanattan aşağı olduğu biçiminde okumak, onun eylemde deneyimli kişilerin çoğu zaman deneyimsiz kuramcılardan daha başarılı olduğunu söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, ikisini farklı türden bilgiler olarak görmektir.
Uygulama
Kendin dene
Özet
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Aristoteles'in ilk ilkeler öğretisi, kanıtlamanın sonsuz bir geriye gidişe ya da bir döngüye düşmemesi için bir başlangıcı olması gerektiğini söyler ve bu başlangıç kanıtlanmadan bilinir, ama keyfî değildir.
Aristoteles'in Sonraki Analitikler'inin birinci kitabı bilginin imkânsız olduğunu ya da döngüsel kanıtlamanın mümkün olduğunu savunan iki görüşü reddedip dolaysız öncüllerin kanıtlanmadan bilindiğini söyledi, ikinci kitabın son bölümü algıdan belleğe, bellekten deneyime, deneyimden tümele yükselişi bozguna uğrayan ordu benzetmesiyle anlatıp ilkeleri kavrayan yetiye nous dedi, Metafizik'in başı ise deneyimi tek tek durumların, sanatı tümellerin ve nedenlerin bilgisi olarak ayırdı.
Bir bilgi alanının temeli dört adımla sınanır: en temel önermeleri belirlemek, onların kanıtlanıp kanıtlanmadığını sormak, hangi deneyimden yükseldiklerini izlemek ve bir kavrayışla mı bir kabulle mi tutulduklarını ayırmak.
Keyfîlik, tümevarım ve açıklanmamış sezgi itirazları, bilimsel ilkelerin seçilmeyip deneyimden yükseldiğini, Aristoteles'in tümevarımının bir sayım değil bir türün kavranması olduğunu ve kavrayışı bir kurala indirgemenin gerilemeyi yeniden başlatacağını gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden Aristoteles'in bilimi bir temele değil, algıdan başlayıp deneyimde biriken ve sonunda bir kavrayışa dönüşen bir yükselişe dayanır.
Sıradaki ders
Sonraki derse köprü
Sonraki Analitikler, bilimi kanıtlama yoluyla elde edilen bir bilgi, ilkelerin kavranmasını ise nous olarak tanımlamıştı. Ama Aristoteles, Nikomakhos'a Etik'in altıncı kitabında, ruhun doğruyu kavradığı beş durumu yan yana sayar: sanat, bilim, pratik bilgelik, bilgelik ve nous. Bilim, bunlardan yalnızca biridir ve onun konusu, başka türlü olamayan şeylerdir. Pratik bilgelik ise başka türlü olabilen şeylerle, yani eylemle ilgilidir. Kerem, Mantık ve bilim bölümünün son panosu için beş çekmeceli bir dolap çizip yalnızca birinin üstüne "bilim" yazmayı düşünüyor.
Selin, Aristoteles'in bilimi kanıtlama yetisi olan bir durum olarak tanımladığını okumuş. Tolga, bilimsel bilgi ile pratik bilgelik arasındaki farkın ne olduğunu soruyor. Lina ise bilgeliğin, nous ile bilimin birleşimi olarak tanımlanmasının ne anlama geldiğini merak ediyor.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Bilimsel bilgi dersi, Aristoteles'in Nikomakhos'a Etik'in altıncı kitabında bilimi ruhun doğruyu kavradığı beş durumdan biri olarak neden ayırdığını, bilimi sanattan, pratik bilgelikten, bilgelikten ve noustan ayıran şeyin ne olduğunu ve bilimin konusunun neden başka türlü olamayan şeylerle sınırlandığını soruyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.