İçeriğe geç

P03-D04-M01-04·Mantık ve bilim

Demonstrasyon

orta3.790 kelime≈ 25 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Sonraki Analitikler'deki kanıtlama, geçerli bir kıyasın bilgi vermesi için orta teriminin sonucun nedeni olmasını ve öncüllerinin bir yüklemi bir özneye kendinde ve tümel olarak bağlamasını ister.

Aristoteles'in Sonraki Analitikler'inin birinci kitabı bir yüklemin özneye her şey hakkında, kendinde ve tümel olarak ait olmasını isteyip üç üçgen türü için ayrı kanıtlar vermenin üçgeni üçgen olarak değil sayıca bilmek olduğunu gösterdi, ikinci kitabı bütün araştırmaları dört soruya indirgeyip hepsinin bir orta terim arayışı olduğunu ay tutulmasıyla açıkladı, Burnyeat ise episteme sözcüğünün bilgi olarak değil anlama olarak çevrilmesini önerdi.

Bir açıklamanın bir kanıtlama olup olmadığı dört adımla sınanır: neyin olduğunu mu yoksa neden olduğunu mu gösterdiğini ayırmak, orta terimi bulmak, yüklemin özneye kendinde mi rastlantıyla mı ait olduğunu sormak ve kanıtın tümel olup olmadığını sınamak.

Matematik, zorunluluk ve gündelik bilgi itirazları, neden arama ilkesinin doğadaki olaylara da uygulandığını, zorunluluk şartının bir tümellik isteği olarak sürdüğünü ve Aristoteles'in olguyu bilmeyi değersiz saymayıp onu nedeni anlamaktan ayırdığını gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden Aristoteles'in bilimsel bilgisi, doğru önermelerin bir toplamı değil, bir olgunun neden öyle olduğunun anlaşıldığı bir düzendir ve bu düzenin her halkası bir nedene asılıdır.

Açılış sahnesi

Kerem, Aristoteles bölümünün dördüncü panosu için önceki panodaki üç halkalı zinciri alıyor ve üst ucunu duvara çaktığı bir çiviye bağlıyor. Zincir, Kıyas panosunda havada duruyordu: halkalar birbirine sıkıca bağlıydı, ama bütün zincir hiçbir şeye tutunmuyordu. Geçerli bir kıyas, yanlış öncüllerden de kurulabilirdi. Aristoteles'in Sonraki Analitikler'inde ise, bir kıyasın bilimsel bir bilgi vermesi için ne gerektiği sorulur. Aristoteles, bir şeyi bilmenin, onun nedenini bilmek ve onun başka türlü olamayacağını bilmek olduğunu söyler. Kerem, çiviyi duvarın neresine çakması gerektiğini düşünüyor: zincirin en üst halkası, kendisi başka bir şeye dayanmadan öteki halkaları taşıyabilmeliydi.

Selin, bir şeyin olduğunu bilmek ile neden olduğunu bilmek arasındaki farkın, Aristoteles'te bilimsel bilginin tanımının merkezinde durduğunu okumuş. Tolga, işinde bir hatanın her pazartesi sabahı ortaya çıktığını bildiğini, ama nedenini bilmediğini, ve ekibinin bu yüzden hatayı yalnızca geçici olarak giderebildiğini anlatıyor. Lina, bir geometri dersinde bir üçgenin iç açılarının toplamını önce eşkenar, sonra ikizkenar, sonra çeşitkenar üçgenler için ayrı ayrı gösterdiğini, öğretmeninin ise bunun bir kanıt olmadığını söylediğini hatırlıyor. Barış, bir mahkeme kararının yalnızca hükmü değil, gerekçesini de yazmak zorunda olduğunu biliyor. Defne ise bir hastanın ateşini düşürmenin, ateşin nedenini bulmakla aynı şey olmadığını düşünüyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Aristoteles kursunda, Aristoteles'in Sonraki Analitikler'de bilimsel bilgiyi bir şeyin nedenini ve başka türlü olamayacağını bilmek olarak neden tanımladığını, bir kanıtlamanın öncüllerinin hangi koşulları taşıması gerektiğini ve geçerli her kıyasın neden bir bilimsel kanıtlama olmadığını soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Kıyas dersi, Önceki Analitikler'de bir sonucun öncüllerden dışarıdan bir terime ihtiyaç duymadan zorunlu olarak çıktığını ve orta terimin iki uç terimi bağlayan halka olduğunu inceledi. Bu ders, aynı orta terimin bir bilimde nasıl bir neden hâline geldiğine bakıyor. Akademinin önceki derslerinde, Sonraki Analitikler'deki kanıtlama öncüllerinin şartları, her şeyin kanıtlanamayacağı ve gezegenlerin titremeyen ışığı örneğiyle olgu ile neden arasındaki ayrım, bilgi kuramı ve mantık programlarının içinde kısaca tanıtılmıştı. Bu ders, o örnekleri yinelemiyor; Aristoteles'in bilimsel bilgiyi neden bir neden bilgisi saydığını, bir yüklemin bir özneye ne zaman kendinde ait olduğunu ve her bilimsel sorunun neden bir orta terim sorusu olduğunu ele alıyor.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Sonraki Analitikler'in birinci kitabının dördüncü ve beşinci bölümlerinde Aristoteles, bir kanıtlamanın konusu olan yüklemlerin her şey hakkında, kendinde ve tümel olarak ait olması gerektiğini söyler ve üçgen örneğiyle tümel bilginin ne olduğunu gösterir. İkinci kitabın başında, bütün araştırmaların dört soruya indirgendiğini ve bütün bu soruların bir orta terim arayışı olduğunu söyler. İngiliz felsefe tarihçisi Myles Burnyeat ise 1981'de, Aristoteles'in episteme sözcüğünün bilgi olarak değil, anlama olarak çevrilmesi gerektiğini savunur.

Ardından üç itirazı tartacağız: bu bilim anlayışının yalnızca matematiğe uyduğu, zorunluluk şartının deneysel bilimi dışarıda bıraktığı ve bilmeyi nedeni bilmekle sınırlamanın gündelik bilgiyi değersizleştirdiği itirazları.

Sonda, bir açıklamanın bir kanıtlama olup olmadığını sınamanın dört adımını göstereceğiz: açıklamanın neyin olduğunu mu yoksa neden olduğunu mu gösterdiğini ayırmak, orta terimi bulmak, yüklemin özneye kendinde mi rastlantıyla mı ait olduğunu sormak ve kanıtın tümel olup olmadığını sınamak.

Merkez soru

Sorumuz şu: Aristoteles bilimsel bilgiyi neden bir şeyin nedenini ve başka türlü olamayacağını bilmek olarak tanımlar, bir kanıtlamanın öncülleri hangi koşulları taşımalıdır ve geçerli her kıyas neden bir bilimsel kanıtlama değildir?

Ölçülü iddiam şu: Sonraki Analitikler'deki kanıtlama, geçerli bir kıyasın bilgi vermesi için, orta teriminin sonucun nedeni olmasını ve öncüllerinin bir yüklemi bir özneye rastlantıyla değil kendinde ve tümel olarak bağlamasını ister; bu yüzden Aristoteles'in episteme dediği şey, bir olgunun bilgisinden çok bir olgunun neden öyle olduğunun anlaşılmasıdır; bu anlayışın modeli matematiktir ve deneysel bilimle ilişkisi gerilimlidir, ama bilimsel açıklamanın bir neden arayışı olduğu düşüncesi bugün de geçerliliğini korur. Aristoteles, bir şeyi nitelikli biçimde bildiğimizi, onun nedenini, o nedenin onun nedeni olduğunu ve onun başka türlü olamayacağını bildiğimizde düşündüğümüzü söyler; sofistlerin rastlantısal biçimde bilmesi bundan farklıdır. Dördüncü bölümde, bir yüklemin bir özneye her şey hakkında, yani öznenin hiçbir örneğinde eksik olmadan, kendinde, yani öznenin ne olduğu yüzünden, ve tümel, yani öznenin kendisi olduğu için ait olması gerektiğini söyler. İki dik açıya eşit iç açılara sahip olmak, ikizkenar üçgene değil, üçgene tümel olarak aittir; çünkü ikizkenarlık ortadan kalktığında da bu özellik kalır, ama üçgenlik ortadan kalktığında kalmaz. Eşkenar, ikizkenar ve çeşitkenar üçgenler için ayrı ayrı bir kanıt veren biri, sayıca hepsini bilir, ama üçgen olarak bilmez. İkinci kitabın başında ise Aristoteles, bir şeyin olup olmadığını ve ne olduğunu, bir şeyin bir şeye ait olup olmadığını ve neden ait olduğunu soran dört soruyu ayırır ve hepsinin bir orta terim arayışı olduğunu söyler: orta terim nedendir ve bütün bu sorularda aranan şey odur. Burnyeat ise, bu tanıma uyan şeyin bugün bilgi dediğimizden çok bir anlama olduğunu gösterir.

Sıfır noktası

Bir öğrenci Aristoteles'in kanıtlama kuramını duyduğunda, onu çoğu zaman bir doğrulama yöntemi olarak görür. Bir kanıtlama, bir iddianın doğru olduğunu gösterir; ne kadar çok kanıt varsa, iddia o kadar sağlamdır. Bu okumada kanıtlama, şüpheyi gidermek için yapılan bir şeydir ve bilimsel bilgi, kanıtlanmış doğru önermelerin toplamıdır.

Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Aristoteles'in kanıtlamasının konusu, çoğu zaman zaten bildiğimiz şeylerdir. Ay tutulmasının olduğunu herkes görür; araştırılan, onun neden olduğudur. Kanıtlama, bir şüpheyi gidermekten çok, bir olgunun nedenini göstermek için yapılır. İkincisi, Aristoteles, doğru bir sonuca geçerli bir kıyasla varan her kanıtı bir bilimsel kanıtlama saymaz. Bir olgudan nedenine giden bir kıyas, geçerli ve doğru olabilir, ama nedeni göstermediği için bir anlama sağlamaz. Bilimsel bilgi, doğru önermelerin bir toplamı değil, onların neden doğru olduğunun bir düzenidir.

Bu yüzden Aristoteles'in kanıtlamasını anlamak, onu bir doğrulama yöntemi olarak değil, bir olgunun neden öyle olduğunu gösteren bir açıklama biçimi olarak okumayı gerektirir.

Görüşler ve pozisyonlar

Aristoteles'in Sonraki Analitikler'deki kanıtlama kuramının neyin kuramı olduğu konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, keşif yöntemi görüşüdür. Buna göre kanıtlama kuramı, bir bilim insanının yeni bilgiler bulmak için izlemesi gereken bir yöntemdir. Bilim insanı, ilk ilkelerden başlar ve kıyaslarla yeni sonuçlara varır.

İkinci görüş, öğretim yöntemi görüşüdür. Buna göre kanıtlama kuramı, bilgiyi bulmanın değil, zaten bulunmuş bilgiyi düzenlemenin ve öğretmenin yöntemidir. İngiliz felsefe tarihçisi Jonathan Barnes, 1969'da yayımladığı bir makalede, Sonraki Analitikler'in bir bilim insanının nasıl araştırma yaptığını değil, bir öğretmenin bulunmuş bilgiyi nasıl sunması gerektiğini anlattığını savunmuştu.

Üçüncü görüş, açıklama kuramı görüşüdür. Buna göre kanıtlama kuramı, bir olgunun ne zaman açıklanmış sayılacağını söyleyen bir kuramdır. Bir olgu, orta terimi onun nedenini gösteren bir kıyasla türetildiğinde açıklanmış olur.

Bu ders üçüncü görüşü temel alır ve ikinci görüşün, kanıtlama kuramının bulunmuş bilgiyi düzenlediği gözlemini kabul eder. Birinci görüş, Aristoteles'in kanıtlamanın konusu olan olguların çoğunun zaten bilindiğini ve araştırılanın onların nedeni olduğunu söylemesini açıklamakta zorlanır.

Argümanın yapısı

Bir açıklamanın bir kanıtlama olup olmadığını sınamak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, açıklamanın neyin olduğunu mu yoksa neden olduğunu mu gösterdiğini ayırmaktır. Sınayan, açıklamanın bir olgunun var olduğunu mu, yoksa onun neden öyle olduğunu mu gösterdiğini tek bir cümleyle yazar.

İkinci adım, orta terimi bulmaktır. Sınayan, açıklamanın sonuca ulaşmak için hangi ara kavramı kullandığını belirler ve bu kavramın sonucun nedeni mi, yoksa yalnızca bir işareti mi olduğunu sorar.

Üçüncü adım, yüklemin özneye kendinde mi rastlantıyla mı ait olduğunu sormaktır. Sınayan, açıklamanın dayandığı bağlantının öznenin ne olduğundan mı geldiğini, yoksa bir birlikteliğin rastlantısal bir sonucu mu olduğunu belirler.

Dördüncü adım, kanıtın tümel olup olmadığını sınamaktır. Sınayan, öteki nitelikleri birer birer kaldırarak, sonucun hangi nitelik kaldırıldığında ortadan kalktığını bulur ve açıklamanın tam olarak o niteliğe dayanıp dayanmadığını sorar.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Demonstrasyonu ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Sonraki Analitikler'deki kanıtlama, geçerli bir kıyasın bilgi vermesi için orta teriminin sonucun nedeni olmasını ister. Kerem'in çivisi, eskiliğin bir neden değil bir eşlik olduğunu gösterdi. Barış'ın gerekçeli kararı, bir hükmün neden doğru olduğunun gösterilmesi gerektiğini gösterdi. Tolga'nın pazartesi hatası, olgunun bilgisinin sorunu geçici, nedenin bilgisinin kalıcı olarak çözdüğünü gösterdi. Lina'nın üçgenleri, bir özelliği sayıca bilmek ile tümel olarak bilmek arasındaki farkı gösterdi. Selin'in ay tutulması, bir anlamanın bir bilgiden fazlası olduğunu gösterdi. Defne'nin ateşi, nedeni arama ilkesinin çoğunlukla olan ilişkilerde de işlediğini gösterdi. Bilimsel bilgi, doğru önermelerin bir toplamı değil, onların neden doğru olduğunun bir düzenidir.

Açık kalan sorular

Defne'nin ateşi, tıptaki ilişkilerin çoğunun her zaman değil çoğunlukla olduğunu gösterdi. Çoğunlukla olan bir ilişki üzerine kurulan bir açıklama, Aristoteles'in anlamında bir kanıtlama sayılabilir mi?

Tolga'nın pazartesi hatası, orta terimin "pazartesi" değil "biriken iş yükü" olduğunu gösterdi. Bir olgunun gerçek nedenini, onunla birlikte görünen öteki koşullardan ayırmak için Aristoteles'in kaldırma yönteminden başka hangi yöntemler kullanılabilir?

Selin'in ay tutulması, bir masalın da bir neden verebildiğini, ama bu nedenin olguya kendinde bağlanmadığını gösterdi. Bir açıklamanın nedeni kendinde mi gösterdiğini, yoksa uydurma bir bağlantı mı kurduğunu, nedeni doğrudan göremediğimiz durumlarda nasıl ayırt ederiz?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışKanıtlamayı bir doğrulama saymak.
Doğrusu

Aristoteles'in kanıtlamasını bir iddianın doğru olduğunu gösteren bir yöntem olarak okumak, kanıtlamanın konusu olan olguların çoğunun zaten bilindiğini ve araştırılanın onların nedeni olduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, kanıtlamayı bir açıklama biçimi olarak görmektir.

Yaygın yanlışGeçerli her kıyası bir kanıtlama saymak.
Doğrusu

Doğru öncüllerden geçerli bir kıyasla doğru bir sonuca varan her akıl yürütmeyi bilimsel bir kanıtlama olarak okumak, Aristoteles'in kanıtlamanın orta teriminin sonucun nedeni olmasını istediğini gözden kaçırır. Doğrusu, bir kıyasın bir nedeni mi yoksa yalnızca bir işareti mi gösterdiğini sormaktır.

Yaygın yanlışTümeli sayıca hepsini bilmek saymak.
Doğrusu

Bir özelliği bir türün bütün alt türleri için ayrı ayrı göstermeyi, onu tümel olarak bilmek saymak, Aristoteles'in bunun üçgeni üçgen olarak değil sayıca bilmek olduğunu söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, özelliğin hangi niteliğe bağlı olduğunu bulmaktır.

Yaygın yanlışKendinde olanı rastlantıyla karıştırmak.
Doğrusu

Bir şeyin bir başka şeyle her zaman birlikte görünmesini, ona kendinde ait olduğunun kanıtı saymak, Aristoteles'in kendinde yüklemi öznenin ne olduğundan gelen bir bağlantı olarak tanımladığını gözden kaçırır. Doğrusu, bir birlikteliğin nedenini, öteki koşulları kaldırarak sınamaktır.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Sonraki Analitikler'deki kanıtlama, geçerli bir kıyasın bilgi vermesi için orta teriminin sonucun nedeni olmasını ve öncüllerinin bir yüklemi bir özneye kendinde ve tümel olarak bağlamasını ister.

Aristoteles'in Sonraki Analitikler'inin birinci kitabı bir yüklemin özneye her şey hakkında, kendinde ve tümel olarak ait olmasını isteyip üç üçgen türü için ayrı kanıtlar vermenin üçgeni üçgen olarak değil sayıca bilmek olduğunu gösterdi, ikinci kitabı bütün araştırmaları dört soruya indirgeyip hepsinin bir orta terim arayışı olduğunu ay tutulmasıyla açıkladı, Burnyeat ise episteme sözcüğünün bilgi olarak değil anlama olarak çevrilmesini önerdi.

Bir açıklamanın bir kanıtlama olup olmadığı dört adımla sınanır: neyin olduğunu mu yoksa neden olduğunu mu gösterdiğini ayırmak, orta terimi bulmak, yüklemin özneye kendinde mi rastlantıyla mı ait olduğunu sormak ve kanıtın tümel olup olmadığını sınamak.

Matematik, zorunluluk ve gündelik bilgi itirazları, neden arama ilkesinin doğadaki olaylara da uygulandığını, zorunluluk şartının bir tümellik isteği olarak sürdüğünü ve Aristoteles'in olguyu bilmeyi değersiz saymayıp onu nedeni anlamaktan ayırdığını gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden Aristoteles'in bilimsel bilgisi, doğru önermelerin bir toplamı değil, bir olgunun neden öyle olduğunun anlaşıldığı bir düzendir ve bu düzenin her halkası bir nedene asılıdır.

Sonraki derse köprü

Bir kanıtlamanın öncülleri sonuçtan daha iyi bilinen ve sonucun nedeni olan şeylerse, o öncüllerin kendisi nasıl bilinir? Her öncül başka bir kanıtlamayla bilinmek zorundaysa, ya sonsuz bir geriye gidiş ya da bir döngü ortaya çıkar. Sonraki Analitikler'in birinci kitabının başında Aristoteles, bu ikilemle karşılaşır ve bir çıkış yolu önerir: her bilgi kanıtlamayla elde edilmez; kanıtlamanın ilk ilkeleri, kanıtlanmadan bilinir. Kerem, bir sonraki pano için çivinin çakıldığı duvarın kendisini çizmeyi ve onun neye dayandığını sormayı düşünüyor.

Selin, Sonraki Analitikler'in son bölümünde, ilk ilkelerin algıdan, bellekten ve deneyimden başlayarak tümevarımla kavrandığını ve bu kavrayışın adının nous olduğunu okumuş. Tolga, bir savaşta bozguna uğrayan bir ordunun askerlerinin birer birer durarak yeniden bir düzen kurmasına benzetilen bu sürecin ne olduğunu soruyor. Lina ise kanıtlanamayan bir ilkenin nasıl kesin olarak bilinebileceğini merak ediyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. İlk ilkeler dersi, Aristoteles'in kanıtlamanın sonsuz bir geriye gidişe ya da bir döngüye düşmemesi için neden kanıtlanamayan ilkeler kabul ettiğini, bu ilkelerin algıdan, bellekten ve deneyimden tümevarımla nasıl kavrandığını ve bu kavrayışın adı olan nousun ne olduğunu soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.