Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Timaios'taki zanaatkâr anlatısı, evrenin düzeninin bir akla bağlı olduğunu söyleyen ve kendi kesinliğinin sınırlarını bilen bir açıklama biçimidir ve evreni akıl ile zorunluluğun birleşmesi olarak anlatır.
Platon'un Timaios'unda anlatıcı, her zaman var olan ile her zaman oluşanı ayırıp evrenin oluştuğunu ve yapıcısının her zaman aynı kalan bir örneğe baktığını söyledi ve oluşan şeyler hakkındaki sözlerin ancak olası olabileceğini belirtti, kıskançlıktan uzak zanaatkârın düzensiz hareketi düzene soktuğunu ve aklın zorunluluğu ikna ettiğini anlattı ve örnek ile kopyanın yanına, her biçimi alan ama kendisi biçimsiz olan yeri üçüncü bir tür olarak koydu.
Bir açıklamanın türü ve gücü dört adımla belirlenir: açıklamanın neyi açıkladığını yazmak, bir amaca mı bir mekanizmaya mı başvurduğunu ayırmak, kendi kesinliği hakkında ne söylediğini bulmak ve açıklayamadığı şeyi adlandırmak.
Mitos, kaçış ve boşluk itirazları, zanaatkâr anlatısının bir figürden çok bir amaçsal açıklama biçimi olduğunu, olası öykü kaydının bir karşılaştırma ölçütü getirdiğini ve yerin biçimlerin değişebilmesi için gereken taşıyıcıyı doğru yere koyduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden Timaios, evrenin neden düzenli olduğunu açıklamaya çalışırken, bu açıklamanın ancak insanca, yani olası bir öykü olabileceğini de söyleyen bir diyalogdur.
Açılış sahnesi
Kerem, Platon bölümünün geç dönem kısmı için bir pergel ve bir cetvel çiziyor ve onların yanına karışık, birbirini kesen çizgilerden oluşan bir alan koyuyor. Platon'un Timaios diyaloğunda, Timaios adında bir astronom, evrenin nasıl doğduğunu baştan sona anlatır. Ona göre bir zanaatkâr, her zaman aynı kalan bir örneğe bakarak, düzensiz ve uyumsuz biçimde hareket eden bir şeyi alıp düzene sokmuştur. Kerem, pergelin ve cetvelin örneği, karışık çizgilerin ise düzenlenmemiş malzemeyi gösterebileceğini düşünüyor. Ama bir şeyden emin değil: karışık çizgiler hangi yüzeyin üstünde duruyordu? Timaios, her şeyin içinde oluştuğu, ama kendisi hiçbir şey olmayan bir yerden söz ediyordu ve Kerem bu yeri nasıl çizeceğini bilemiyor.
Selin, Timaios'ta evrenin yapıcısına demiourgos, yani zanaatkâr dendiğini ve onun hiçten yaratan biri olarak değil, var olan bir malzemeyi düzenleyen biri olarak anlatıldığını okumuş. Tolga, bir filozofun neden evrenin doğuşunu bir öykü olarak anlattığını soruyor ve kendi işindeki benzetim modellerinin de kesin değil, olası sonuçlar verdiğini düşünüyor. Lina, bir seramik atölyesinde kili biçimlendirirken, kilin kendisinin hiçbir biçime sahip olmadığını, ama her biçimi alabildiğini fark etmiş. Barış, hukukta bir yasanın amacına göre yorumlanması ile sözüne göre yorumlanması arasındaki farkı düşünüyor. Defne ise Timaios'ta bedenin organlarının bir amaç için yapıldığının anlatıldığını duymuş ve bunun bugünkü tıbbın açıklamalarına ne kadar benzediğini merak ediyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Platon kursunda, Platon'un evrenin doğuşunu bir zanaatkârın bir örneğe bakarak düzensiz bir malzemeyi düzenlemesi olarak neden anlattığını, Timaios'un anlatısını neden yalnızca olası bir öykü saydığını ve her şeyin içinde oluştuğu yer kavramının neyi açıklamaya çalıştığını soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Philebos dersi, Sokrates'in var olan her şeyi sınırsız, sınır, karışım ve neden olarak dörde ayırdığını ve iyiyi bir çokluğun içine aklın koyduğu ölçüde aradığını inceledi. O dersin sonunda, karışımın nedeninin akla akraba olduğu düşüncesinin bütün evrene nasıl uygulanabileceği sorusu açık kaldı. Akademinin önceki derslerinde formlar, örnek şehir kavramı, bölünmüş çizgi, Anaksagoras'ın aklı ve atomcuların mekanik zorunluluğu tanıtılmıştı. Bu ders, bu parçaların Platon'un evren anlatısında nasıl birleştiğine bakıyor.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Timaios'ta anlatıcı, her zaman var olan ile her zaman oluşan arasında bir ayrım yapar, evrenin oluştuğunu ve bir yapıcısı olduğunu söyler ve anlatısının ancak olası bir öykü olabileceğini belirtir. Ardından zanaatkârın evreni neden yaptığını açıklar ve evrenin akıl ile zorunluluğun birleşmesinden doğduğunu söyler. Sonunda, örnek ve kopya dışında üçüncü bir tür, her şeyin içinde oluştuğu yeri tanıtır.
Ardından üç itirazı tartacağız: zanaatkârın bir mitos olduğu ve felsefeye bir şey katmadığı, olası öykü kaydının anlatıyı her eleştiriden koruyan bir kaçış olduğu ve yer kavramının bir şeyi açıklamak yerine bir boşluğa ad verdiği itirazları.
Sonda, bir açıklamanın türünü ve gücünü belirlemenin dört adımını göstereceğiz: açıklamanın neyi açıkladığını yazmak, açıklamanın bir amaca mı bir mekanizmaya mı başvurduğunu ayırmak, açıklamanın kendi kesinliği hakkında ne söylediğini bulmak ve açıklamanın açıklayamadığı şeyi adlandırmak.
Merkez soru
Sorumuz şu: Platon evrenin doğuşunu neden bir zanaatkârın bir örneğe bakarak bir malzemeyi düzenlemesi olarak anlatır, bu anlatıyı neden yalnızca olası bir öykü sayar ve her şeyin içinde oluştuğu yer neyi açıklamaya çalışır?
Ölçülü iddiam şu: Timaios'taki zanaatkâr anlatısı, evrenin düzeninin bir akla bağlı olduğunu, yani evrenin neden bu biçimde olduğunun bir amaçla açıklanabileceğini söyleyen bir açıklama biçimidir; Platon bu açıklamayı kesin bir bilgi olarak değil olası bir öykü olarak sunar, çünkü oluşan bir şey hakkındaki söz, her zaman var olan hakkındaki söz kadar sağlam olamaz; yer kavramı ise örneğe ve kopyaya ek olarak, kopyanın içinde bulunduğu ve kendisi hiçbir biçim taşımayan bir taşıyıcının gerektiğini gösterir. Timaios, her zaman var olan ve hiç oluşmayanın akılla ve bir açıklamayla kavrandığını, her zaman oluşan ve hiç var olmayanın ise algıyla ve kanıyla kavrandığını söyler. Evren görülür ve dokunulur olduğu için oluşmuştur ve oluşan her şeyin bir nedeni vardır. Evren güzel ve yapıcısı iyi olduğuna göre, yapıcı her zaman aynı kalan bir örneğe bakmıştır. Ama oluşan bir şeyin kopyası hakkındaki sözler, ancak olası olabilir; çünkü sözler, açıkladıkları şeylerle akrabadır. Zanaatkâr, kıskançlıktan uzak olduğu için her şeyin kendisine olabildiğince benzemesini istemiş ve düzensiz biçimde hareket eden şeyi düzene sokmuştur. Ama evren yalnızca aklın eseri değildir; akıl, zorunluluğu ikna ederek onu olabildiğince iyiye yöneltmiştir. Sonunda Timaios, örnek ve kopyanın yetmediğini, üçüncü bir türün, her oluşun taşıyıcısı ve sütannesi olan bir yerin gerektiğini söyler. Bu yer, hiçbir biçime sahip değildir; bu yüzden her biçimi alabilir.
Sıfır noktası
Bir öğrenci Timaios'u duyduğunda, onu çoğu zaman bir yaratılış öyküsü olarak görür. Bir tanrı, hiçten bir evren yaratmış ve onu bir plana göre düzenlemiştir. Bu okumada Timaios, kutsal metinlerdeki yaratılış anlatılarının bir Yunan sürümüdür ve felsefi bir argümandan çok bir inanç ifadesidir.
Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Timaios'un zanaatkârı hiçten yaratmaz. O, kendisinden önce var olan ve düzensiz biçimde hareket eden bir şeyi alır ve onu düzene sokar; zorunluluğu da tamamen yok edemez, yalnızca ikna eder. Zanaatkâr, sınırsız güce sahip bir yaratıcı değil, bir malzemenin sınırları içinde çalışan bir ustadır. İkincisi, Timaios anlatısının kesinliği hakkında açıkça bir uyarıda bulunur: oluşan bir şey hakkındaki sözler ancak olası olabilir ve dinleyenler, anlatıcının ve kendilerinin yalnızca insan olduğunu hatırlamalıdır. Bir inanç ifadesi, kendi kesinliği hakkında böyle bir kayıt düşmezdi.
Bu yüzden Timaios'u anlamak, onu bir yaratılış öyküsü olarak değil, evrenin düzenini bir akılla açıklamaya çalışan ve kendi sınırlarını bilen bir açıklama girişimi olarak okumayı gerektirir.
Görüşler ve pozisyonlar
Timaios'taki zanaatkâr anlatısının niteliği konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, gerçek yaratılış görüşüdür. Buna göre Platon, evrenin zaman içinde bir başlangıcı olduğunu ve bir zanaatkârın onu belirli bir anda düzenlediğini gerçekten söyler. Aristoteles, Gök Üzerine'de Platon'u bu biçimde anlar ve evrenin oluşmuş ama yok olmaz olamayacağını savunarak ona karşı çıkar.
İkinci görüş, öğretici anlatı görüşüdür. Buna göre zanaatkârın evreni belirli bir anda düzenlemesi, bir öğretim kolaylığıdır. Platon'un öğrencisi Ksenokrates'e atfedilen yoruma göre, bir geometrici bir şekli adım adım çizerek anlatır, ama şekil adımlardan önce de vardır; Timaios da evrenin zamansız yapısını, bir oluş öyküsü biçiminde anlatır.
Üçüncü görüş, açıklama biçimi görüşüdür. Buna göre zanaatkâr anlatısı, evrenin zaman içinde nasıl başladığını değil, onun düzeninin hangi türden bir açıklamayla anlaşılması gerektiğini söyler: evrenin yapısı, bir amacın, yani iyinin ve aklın, bir malzemenin zorunluluğu içinde gerçekleşmesi olarak anlaşılmalıdır.
Bu ders üçüncü görüşü temel alır ve ikinci görüşün, anlatının bir öğretim biçimi taşıdığı gözlemini kabul eder. Birinci görüşü ise, Timaios'un anlatısını olası bir öykü olarak sunmasıyla tam olarak bağdaşmadığı için bir yorum seçeneği olarak bırakır; bu tartışma antik dönemden beri sürer ve kesin olarak çözülmüş değildir.
Argümanın yapısı
Bir açıklamanın türünü ve gücünü belirlemek için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, açıklamanın neyi açıkladığını yazmaktır. Belirleyen, açıklamanın cevap verdiği soruyu, yani neyin neden öyle olduğunu tek bir cümleyle yazar.
İkinci adım, açıklamanın bir amaca mı bir mekanizmaya mı başvurduğunu ayırmaktır. Belirleyen, açıklamanın bir şeyi onun ne için olduğuyla mı, yoksa onu önceden gelen nedenlerin nasıl ürettiğiyle mi açıkladığını belirler.
Üçüncü adım, açıklamanın kendi kesinliği hakkında ne söylediğini bulmaktır. Belirleyen, açıklamanın kendini kesin bir bilgi olarak mı, olası bir model olarak mı, yoksa bir benzetme olarak mı sunduğunu sorar.
Dördüncü adım, açıklamanın açıklayamadığı şeyi adlandırmaktır. Belirleyen, açıklamanın varsaydığı ama kendisi açıklamadığı bir başlangıç, bir malzeme ya da bir koşul bulunup bulunmadığını yazar.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Timaios'u ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Timaios'taki zanaatkâr anlatısı, evrenin düzeninin bir akla bağlı olduğunu söyleyen ve kendi kesinliğinin sınırlarını bilen bir açıklama biçimidir. Kerem'in yüzeyi, örnek ile kopyanın bir taşıyıcı gerektirdiğini gösterdi. Barış'ın amaçsal yorumu, bir şeyi amacına göre açıklamanın, amacı koyanı görmeden de yapılabildiğini gösterdi. Tolga'nın benzetim modeli, her açıklamanın kendisinin açıklamadığı bir malzemesi olduğunu gösterdi. Selin'in kozmoloji kitabı, bir açıklamanın parçalarının farklı sağlamlıkta olabildiğini gösterdi. Lina'nın kili, biçimlerin değişebilmesinin hiçbir biçim olmayan bir taşıyıcıyı gerektirdiğini gösterdi. Defne'nin gözü, bir organın hem amacıyla hem de zorunlu yapısıyla açıklanması gerektiğini gösterdi. Evren, Timaios'a göre akıl ile zorunluluğun birleşmesidir ve bu birleşme hakkında ancak olası bir öykü anlatılabilir.
Açık kalan sorular
Barış'ın amaçsal yorumu, bir şeyi amacına göre açıklamanın amacı koyanı görmeden de yapılabildiğini gösterdi. Bir amaçsal açıklama, bir amaç koyucuyu varsaymadan ne kadar ileri gidebilir?
Selin'in kozmoloji kitabı, bugünkü kozmolojinin bir zanaatkâra ya da bir amaca başvurmadığını gösterdi. Timaios'un akıl ile zorunluluk arasındaki ayrımı, bugünkü bilimsel açıklamada hâlâ bir yer bulur mu, yoksa akıl tamamen zorunluluğa mı indirgenmiştir?
Lina'nın kili, yerin ancak benzetmelerle düşünülebildiğini gösterdi. Hiçbir niteliği olmayan bir şeyi düşünmenin, benzetmelere başvurmadan bir yolu var mıdır?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışTimaios'u bir hiçten yaratılış öyküsü saymak.
Timaios'un zanaatkârını hiçten bir evren yaratan bir tanrı olarak okumak, onun kendisinden önce var olan ve düzensiz hareket eden bir malzemeyi düzenlediğini ve zorunluluğu yok edemeyip ancak ikna ettiğini gözden kaçırır. Doğrusu, zanaatkârı bir malzemenin sınırları içinde çalışan bir usta olarak görmektir.
Yaygın yanlışOlası öyküyü bir yalan saymak.
Timaios'un anlatısını olası bir öykü olarak sunmasını, onun doğru olmadığını kabul etmesi olarak okumak, Timaios'un sözlerin açıkladıkları şeylerle akraba olduğunu ve oluşan şeyler hakkındaki sözlerin ancak olası olabileceğini söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, kaydı bir kesinlik derecesi olarak görmektir.
Yaygın yanlışYeri boş bir uzay saymak.
Timaios'un yerini, içine nesnelerin yerleştirildiği boş bir uzay olarak okumak, onun her şeyin biçimini alan bir taşıyıcı ve sütanne olarak, altın benzetmesiyle anlatıldığını gözden kaçırır. Doğrusu, yeri biçimlerin içinde oluştuğu biçimsiz bir taşıyıcı olarak görmektir.
Yaygın yanlışZorunluluğu kör bir mekanizma saymak.
Timaios'taki zorunluluğu, aklın tamamen dışında ve ona karşı işleyen kör bir güç olarak okumak, Timaios'un aklın zorunluluğu ikna ettiğini ve evrenin ikisinin birleşmesinden doğduğunu söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, zorunluluğu aklın birlikte çalıştığı bir yardımcı neden olarak görmektir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Timaios'taki zanaatkâr anlatısı, evrenin düzeninin bir akla bağlı olduğunu söyleyen ve kendi kesinliğinin sınırlarını bilen bir açıklama biçimidir ve evreni akıl ile zorunluluğun birleşmesi olarak anlatır.
Platon'un Timaios'unda anlatıcı, her zaman var olan ile her zaman oluşanı ayırıp evrenin oluştuğunu ve yapıcısının her zaman aynı kalan bir örneğe baktığını söyledi ve oluşan şeyler hakkındaki sözlerin ancak olası olabileceğini belirtti, kıskançlıktan uzak zanaatkârın düzensiz hareketi düzene soktuğunu ve aklın zorunluluğu ikna ettiğini anlattı ve örnek ile kopyanın yanına, her biçimi alan ama kendisi biçimsiz olan yeri üçüncü bir tür olarak koydu.
Bir açıklamanın türü ve gücü dört adımla belirlenir: açıklamanın neyi açıkladığını yazmak, bir amaca mı bir mekanizmaya mı başvurduğunu ayırmak, kendi kesinliği hakkında ne söylediğini bulmak ve açıklayamadığı şeyi adlandırmak.
Mitos, kaçış ve boşluk itirazları, zanaatkâr anlatısının bir figürden çok bir amaçsal açıklama biçimi olduğunu, olası öykü kaydının bir karşılaştırma ölçütü getirdiğini ve yerin biçimlerin değişebilmesi için gereken taşıyıcıyı doğru yere koyduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden Timaios, evrenin neden düzenli olduğunu açıklamaya çalışırken, bu açıklamanın ancak insanca, yani olası bir öykü olabileceğini de söyleyen bir diyalogdur.
Sonraki derse köprü
Timaios'ta anlatıcı, evren hakkındaki sözlerin kesinliğinin sınırlarını tartışmıştı. Platon'un Phaidros diyaloğunda Sokrates, sözün bir başka sınırını tartışır: yazının sınırını. Mısır'da Theuth adlı tanrı, yazıyı bulup onu bir bellek ilacı olarak kral Thamus'a sunar. Thamus ise yazının insanlara bellek değil, unutkanlık getireceğini ve onlara bilgeliğin kendisini değil, görüntüsünü vereceğini söyler. Sokrates, yazılı sözün bir resim gibi olduğunu, ona bir şey sorulduğunda hep aynı şeyi söyleyerek sustuğunu ekler. Kerem, Platon bölümünün son panosu için bir kitap ile bir konuşan insanı yan yana çizmeyi düşünüyor.
Selin, Platon'un yazıyı eleştirdiği hâlde otuzdan fazla diyalog yazdığını ve bunun bir çelişki olup olmadığını soruyor. Tolga, Sokrates'in öğrenenin ruhuna yazılan bir sözden söz etmesinin ne anlama geldiğini merak ediyor. Lina ise Platon'a atfedilen Yedinci Mektup'ta, yazarın en önemli şeyler hakkında hiçbir şey yazmadığını söylediğini okumuş.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Yazı eleştirisi dersi, Platon'un Phaidros'ta yazıyı neden bir unutkanlık ilacı ve bir resim gibi susan bir söz olarak eleştirdiğini, ruha yazılan söz ile kâğıda yazılan söz arasındaki farkın neye dayandığını ve bu eleştirinin Platon'un kendi yazdığı diyaloglarla nasıl bağdaştığını soruyor.