Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Philebos'un yöntemi, bir şeyi ne tek bir birlik ne de sınırsız bir çokluk olarak bırakmayı, aradaki sayıyı bulmayı ister ve dört tür ayrımı bu düşünceyi varlığa ve iyi yaşama uygular.
Platon'un Philebos'unda Sokrates, her şeyin bir ve çoktan oluştuğunu ve içinde sınır ile sınırsızlığı taşıdığını söyleyen yöntemi tanrıların armağanı olarak sunup Theuth'un harfleri ayırmasıyla açıkladı, var olanları sınırsız, sınır, karışım ve neden olarak dörde ayırıp hazzı sınırsıza, aklı nedene yakın saydı ve diyaloğun sonunda iyiyi güzellik, orantı ve hakikat olarak yakalayıp ölçüyü iyiler sıralamasının başına koydu.
Bir şey dört adımla doğru ölçüde bölünür: şeyin bütün olarak neyi taşıdığını belirlemek, içindeki sınırsız çokluğu adlandırmak, aradaki ara grupları saymak ve bölmenin bir işe yarayıp yaramadığını sınamak.
Benzetme, ölçü ve etik katkı itirazları, dört türün farklı alanlarda gerçekten ortak bir yapı gösterdiğini, Sokrates'in ölçüyü hakikatten ayırmadığını ve yöntemin etik soruyu doğru biçimde sorulabilir hâle getirdiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden Philebos'ta iyi, sınırsız bir çokluğun içine aklın koyduğu ölçüde aranır ve haz, ancak türlerine ayrıldıktan sonra bu düzende bir yer bulur.
Açılış sahnesi
Kerem, Platon bölümünün geç dönem kısmı için bir harf tablosu çiziyor. Önce bütün harfleri karışık biçimde dağıtmış, sonra onları ünlüler ve ünsüzler diye iki gruba ayırmış, sonra ünsüzleri de kendi içinde küçük gruplara bölmüştü. Platon'un Philebos diyaloğunda Sokrates, bir Mısır öyküsünü anlatır: Theuth adında bir tanrı ya da tanrısal bir insan, insan sesinin sınırsız olduğunu fark etmiş ve onun içinde önce ünlüleri, sonra sesli olmayan ama bir ses taşıyanları, sonra da tamamen sessiz olanları ayırmış, her birini sayısına kadar bölmüştü. Hiç kimse, bütün harfleri öğrenmeden tek bir harfi öğrenemezdi. Kerem, tabloyu çizerken bir şeyi fark ediyor: harfleri yalnızca tek tek bilmek de, yalnızca "ses" diye bir bütün olarak bilmek de, bir dili okumaya yetmiyordu. Aradaki gruplar gerekiyordu.
Selin, Philebos'ta Sokrates'in var olan her şeyi dört türe, yani sınırsıza, sınıra, ikisinin karışımına ve karışımın nedenine ayırdığını okumuş. Tolga, bu sınıflamanın haz ile akıl arasındaki tartışmayla ne ilgisi olduğunu soruyor. Lina, sınırsız ile sınırın karışımından nasıl iyi bir şey doğabileceğini merak ediyor ve bir yemeğe tuz katarken hep "ne çok ne az" dediğini hatırlıyor. Barış, Anayasa'nın temel hakların sınırlanmasında ölçülülük ilkesine aykırı olunamayacağını söylediğini biliyor ve bunun Platon'un ölçü düşüncesiyle bir ilgisi olup olmadığını soruyor. Defne ise sağlığın, Sokrates'in dediği gibi sınırsız olanın içine doğru bir ölçü konması olup olmadığını düşünüyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Platon kursunda, Sokrates'in bir ve çok sorununu tanrılardan gelen bir yöntem olarak neden sunduğunu, sınırsız, sınır, karışım ve neden ayrımının neyi açıkladığını ve bu ayrımın iyi yaşamın haz mı yoksa akıl mı olduğu sorusuna nasıl bir yol açtığını soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Sofist'te varlık ve yokluk dersi, Elealı Yabancı'nın olmayanı bir başkalık olarak yorumladığını ve beş büyük türün birbirine nasıl karıştığını gösterdiğini inceledi. Philebos, türlerin birbiriyle ilişkisi sorusunu bir yönteme dönüştürür ve bu yöntemi bir etik soruya uygular. Akademinin önceki derslerinden İyi yaşam dersi, Philebos'ta haz ile aklın tek başına iyi yaşamı oluşturamayacağını ve karışık yaşamın ikisinden de üstün olduğunu, bal ile suyun karıştırılması benzetmesiyle zaten tanıtmıştı. Bu ders, o sonucun arkasındaki yöntemi ve varlık sınıflamasını inceliyor.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Philebos'ta Sokrates, bir ve çok sorununu ve her şeyin içinde sınır ile sınırsızlığın bulunduğunu söyleyen yöntemi tanrılardan bir armağan olarak sunar ve onu sesler ve müzik örnekleriyle açıklar. Ardından var olan her şeyi dört türe ayırır: sınırsız, sınır, ikisinin karışımı ve karışımın nedeni. Diyaloğun sonunda ise iyinin tek bir biçimde yakalanamadığını, onun ölçü, güzellik ve hakikat olarak üç biçimde yakalanabileceğini söyler ve iyileri bir sıraya koyar.
Ardından üç itirazı tartacağız: dört tür ayrımının bir varlık öğretisi değil bir benzetme olduğu, ölçünün iyiyi tanımlamaya yetmediği ve yöntemin bir sınıflama aracı olarak etik soruya bir şey katmadığı itirazları.
Sonda, bir şeyi doğru ölçüde bölmenin dört adımını göstereceğiz: şeyin bütün olarak neyi taşıdığını belirlemek, onun içindeki sınırsız çokluğu adlandırmak, aradaki ara grupları saymak ve bu bölmenin bir işe yarayıp yaramadığını sınamak.
Merkez soru
Sorumuz şu: Sokrates bir ve çok sorununu neden tanrılardan gelen bir yöntem olarak sunar, sınırsız, sınır, karışım ve neden ayrımı neyi açıklar ve bu ayrım iyi yaşam sorusuna nasıl bir yol açar?
Ölçülü iddiam şu: Philebos'un yöntemi, bir şeyi ne tek bir birlik olarak ne de sınırsız bir çokluk olarak bırakmayı, ikisinin arasındaki sayıyı bulmayı ister; dört tür ayrımı da aynı düşünceyi varlığa uygular: iyi olan şeyler, sınırsız bir çokluğun içine bir ölçünün konmasıyla doğar ve bu konmanın bir nedeni vardır; bu ayrım, haz ile akıl tartışmasını bir ölçü sorusuna çevirir: haz kendi başına sınırsız türdendir, akıl ise karışımın nedenine yakındır. Sokrates, var olduğu söylenen her şeyin birden ve çoktan oluştuğunu ve içinde sınır ile sınırsızlığı taşıdığını söyler. Bir şeyi inceleyen, onun tek bir formunu bulmalı, sonra onun içinde iki ya da üç ya da başka bir sayıda alt türü aramalı ve ancak bu sayının tamamını bulduktan sonra sınırsıza bırakmalıdır. Bunu yapmayanlar, birden hemen sınırsıza atlar ve aradakileri kaçırır. Ardından Sokrates, daha sıcak ve daha soğuk, daha çok ve daha az gibi, her zaman bir artma ve azalma taşıyan şeyleri sınırsız türüne koyar. Eşit, iki katı ve sayıya sayı olarak oran getiren her şey ise sınır türündedir. İkisinin karışımından sağlık, müzik, mevsimlerin düzeni ve ruhta pek çok güzel şey doğar. Karışımın nedeni ise dördüncü bir türdür ve Sokrates aklın bu türe akraba olduğunu söyler. Haz ise kendi başına sınırsızdır; ne kadar artarsa o kadar iyi olduğunu düşünen Philebos, onun bir sınırı olmadığını kabul eder. Diyaloğun sonunda iyi, ölçü, güzellik ve hakikat olarak üç biçimde yakalanır ve ölçü, sıralamanın başına konur.
Sıfır noktası
Bir öğrenci Philebos'u duyduğunda, onu çoğu zaman haz ile akıl arasında bir yarışma olarak görür. Philebos hazzın iyi olduğunu, Sokrates aklın iyi olduğunu savunur ve sonunda bir uzlaşmaya varılır: iyi yaşam ikisinin karışımıdır. Bu okumada diyalog, bir etik tartışmadır ve geri kalan her şey, yani sesler, müzik ve dört tür, bu tartışmadan sapmalardır.
Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Sokrates haz ile akıl tartışmasına geçmeden önce, uzun bir yöntem tartışması yapar ve hazzın bir mi çok mu olduğu sorusunu ondan önce cevaplamak gerektiğini söyler. Hazlar birbirine benzemez; bir ölçülü insanın hazzı ile bir ölçüsüz insanın hazzı aynı ad altında toplanır. Hazzı iyi saymadan önce, onun türlerini ayırmak gerekir. Yöntem, etik sorunun bir parçasıdır. İkincisi, karışık yaşamın ikisinden de üstün olduğu bulunduktan sonra tartışma bitmez; Sokrates, karışımın neden iyi olduğunu sorar ve cevabı dört tür ayrımında arar. Karışımın iyiliği, ona konan ölçüden gelir.
Bu yüzden Philebos'u anlamak, onu bir haz ile akıl yarışması olarak değil, iyinin ölçüde aranmasına dair bir yöntem ve varlık öğretisi olarak okumayı gerektirir.
Görüşler ve pozisyonlar
Philebos'taki dört tür ayrımının niteliği konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, varlık öğretisi görüşüdür. Buna göre dört tür, Platon'un geç dönemde formlar kuramının yerine ya da yanına koyduğu yeni bir varlık öğretisidir. Var olan her şey, sınırsız ile sınırın bir karışımıdır ve bu karışım bir akıl tarafından yapılır.
İkinci görüş, etik araç görüşüdür. Buna göre dört tür, yalnızca haz ile akıl tartışmasında kullanılmak için kurulmuş bir sınıflamadır. Sokrates, hazzı sınırsız türüne, aklı karışımın nedenine koyarak, karışık yaşamın neden iyi olduğunu ve hazzın neden ikinci sırada kaldığını göstermek ister.
Üçüncü görüş, ölçü görüşüdür. Buna göre dört tür, hem bir varlık öğretisi hem de bir etik araçtır, çünkü Platon için iyi olanın yapısı ile var olanın yapısı aynı yapıdır: bir ölçünün bir çokluğa konmasıdır.
Bu ders üçüncü görüşü temel alır ve ikinci görüşün, dört türün haz tartışmasında belirli bir iş gördüğü gözlemini kabul eder. Birinci görüş, Sokrates'in dört türü haz ile akıl arasındaki yarışmaya karar vermek için kurduğunu açıklamakta zorlanır.
Argümanın yapısı
Bir şeyi doğru ölçüde bölmek için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, şeyin bütün olarak neyi taşıdığını belirlemektir. Bölen, incelediği şeyi tek bir adla ve tek bir birlik olarak yazar.
İkinci adım, onun içindeki sınırsız çokluğu adlandırmaktır. Bölen, bu birliğin altına düşen tikel durumların, örneklerin ya da derecelerin sayılamayacak kadar çok ve belirsiz olduğunu kabul eder ve bu çokluğun neyden oluştuğunu yazar.
Üçüncü adım, aradaki ara grupları saymaktır. Bölen, bir ile sınırsız arasında, şeyin kendi doğasına uygun alt türleri arar ve onları belirli bir sayıyla yazar.
Dördüncü adım, bu bölmenin bir işe yarayıp yaramadığını sınamaktır. Bölen, bulduğu alt türlerin şeyi daha iyi anlamaya, öğretmeye ya da onunla ilgili bir karar vermeye yarayıp yaramadığını sorar.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Philebos'u ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Philebos'un yöntemi, bir şeyi ne tek bir birlik ne de sınırsız bir çokluk olarak bırakmayı, aradaki sayıyı bulmayı ister. Kerem'in harf tablosu, okumayı mümkün kılanın aradaki gruplar olduğunu gösterdi. Barış'ın ölçülülük ilkesi, hukukun iki sınırsızlığın arasına bir ölçü koymaya çalıştığını gösterdi. Tolga'nın termostatı, ara sayının hem atlanmaması hem de gereksiz yere çoğaltılmaması gerektiğini gösterdi. Selin'in akordu, farklı geleneklerin aynı sınırsız çokluğu farklı sayılarla bölebildiğini gösterdi. Lina'nın tuzu, ölçünün bir sayı ama sabit bir sayı olmadığını gösterdi. Defne'nin aralıkları, ölçüyü bulmanın bir yargı işi olduğunu gösterdi. İyi, sınırsız bir çokluğun içine aklın koyduğu ölçüde bulunur.
Açık kalan sorular
Selin'in akordu, farklı müzik geleneklerinin aynı ses çokluğunu farklı sayılarla böldüğünü gösterdi. Bir şeyin doğru bölmesi, şeyin kendi doğasında mı bulunur, yoksa onu bölen bir geleneğin seçimine mi bağlıdır?
Lina'nın tuzu ve Defne'nin aralıkları, ölçünün kişiye ve duruma göre değiştiğini gösterdi. Ölçü kişiye göre değişiyorsa, Sokrates'in ölçüyü iyiler sıralamasının başına koyması, iyinin de kişiye göre değiştiği anlamına mı gelir?
Barış'ın ölçülülük ilkesi, ölçüyü koyanın bir yargıcın aklı olduğunu gösterdi. Karışımın nedeni olan akıl yanılırsa, ölçüsüzlüğü kim düzeltir?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışPhilebos'u yalnızca bir haz tartışması saymak.
Philebos'u haz ile akıl arasında bir yarışma olarak okumak ve sesler, müzik ve dört tür tartışmalarını bu yarışmadan sapmalar saymak, Sokrates'in hazzın türlerini ayırmadan onun iyi olup olmadığına karar verilemeyeceğini söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, yöntemi etik sorunun bir parçası olarak görmektir.
Yaygın yanlışSınırsızı yalnızca sonsuz saymak.
Philebos'taki sınırsız türünü sayısal bir sonsuzluk olarak okumak, Sokrates'in onu daha sıcak ve daha soğuk, daha çok ve daha az gibi her zaman bir artma ve azalma taşıyan ve belirli bir nicelik kabul etmeyen şeyler olarak tanımladığını gözden kaçırır. Doğrusu, sınırsızı belirsiz bir derecelenme olarak görmektir.
Yaygın yanlışÖlçüyü bir orta yol saymak.
Sokrates'in ölçüsünü her zaman iki ucun tam ortası olarak okumak, onun ölçüyü bir sayıya sayı oranı ve uygun zaman olarak tanımladığını gözden kaçırır. Doğrusu, ölçüyü bir şeyin kendi doğasına uygun oran olarak görmektir.
Yaygın yanlışHazzın tamamen reddedildiğini sanmak.
Philebos'un sonunda hazzın iyiler sıralamasından çıkarıldığını düşünmek, Sokrates'in acısız ve arı hazları beşinci sıraya koyduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, hazzın türlerine göre farklı bir yer aldığını görmektir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Philebos'un yöntemi, bir şeyi ne tek bir birlik ne de sınırsız bir çokluk olarak bırakmayı, aradaki sayıyı bulmayı ister ve dört tür ayrımı bu düşünceyi varlığa ve iyi yaşama uygular.
Platon'un Philebos'unda Sokrates, her şeyin bir ve çoktan oluştuğunu ve içinde sınır ile sınırsızlığı taşıdığını söyleyen yöntemi tanrıların armağanı olarak sunup Theuth'un harfleri ayırmasıyla açıkladı, var olanları sınırsız, sınır, karışım ve neden olarak dörde ayırıp hazzı sınırsıza, aklı nedene yakın saydı ve diyaloğun sonunda iyiyi güzellik, orantı ve hakikat olarak yakalayıp ölçüyü iyiler sıralamasının başına koydu.
Bir şey dört adımla doğru ölçüde bölünür: şeyin bütün olarak neyi taşıdığını belirlemek, içindeki sınırsız çokluğu adlandırmak, aradaki ara grupları saymak ve bölmenin bir işe yarayıp yaramadığını sınamak.
Benzetme, ölçü ve etik katkı itirazları, dört türün farklı alanlarda gerçekten ortak bir yapı gösterdiğini, Sokrates'in ölçüyü hakikatten ayırmadığını ve yöntemin etik soruyu doğru biçimde sorulabilir hâle getirdiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden Philebos'ta iyi, sınırsız bir çokluğun içine aklın koyduğu ölçüde aranır ve haz, ancak türlerine ayrıldıktan sonra bu düzende bir yer bulur.
Sonraki derse köprü
Philebos'ta Sokrates, karışımın nedenini aklı ona akraba sayarak açıklamış ve bütün evrenin bir akıl ve bilgelik tarafından düzenlendiğini savunmuştu. Platon'un Timaios diyaloğunda ise Timaios adında bir astronom, evrenin nasıl doğduğunu baştan sona anlatır. Ona göre bir zanaatkâr, her zaman aynı kalan bir örneğe bakarak, düzensiz biçimde hareket eden bir şeyi alıp düzene sokmuş ve evreni olabildiğince iyi yapmıştır. Timaios, bu anlatının kesin bir bilgi değil, ancak olası bir öykü olabileceğini söyler. Kerem, bir sonraki pano için bir pergel ve bir cetvel çizip onların yanına karışık çizgilerden oluşan bir alan koymayı düşünüyor.
Selin, Timaios'ta evrenin yapıcısına demiourgos, yani zanaatkâr dendiğini ve onun bir yaratıcı değil, var olan bir malzemeyi düzenleyen biri olarak anlatıldığını okumuş. Tolga, bir filozofun neden evrenin doğuşunu bir öykü olarak anlattığını soruyor. Lina ise Timaios'ta her şeyin içinde oluştuğu, ama kendisi hiçbir şey olmayan bir yerden söz edildiğini duymuş ve bunun ne olduğunu merak ediyor.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Timaios dersi, Platon'un evrenin doğuşunu bir zanaatkârın bir örneğe bakarak düzensiz bir malzemeyi düzenlemesi olarak neden anlattığını, Timaios'un anlatısını neden yalnızca olası bir öykü saydığını ve her şeyin içinde oluştuğu yer kavramının neyi açıklamaya çalıştığını soruyor.