İçeriğe geç

P03-D03-M04-06·Siyaset ve sanat

Taklit

temel3.783 kelime≈ 25 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Platon'un onuncu kitaptaki taklit eleştirisi, taklitçinin taklit ettiği şeyi bilmediğini söyleyen bir bilgi iddiası ile taklidin ruhun akıl dışı parçasına seslendiğini söyleyen bir ruh iddiasından oluşur.

Platon'un Devlet'inin onuncu kitabı üç yatak ayrımıyla ressamı ve şairi hakikatten üçüncü uzaklıkta saydı ve Homeros'un savaşı ve yönetimi bilmeden anlattığını söyledi, kullanma, yapma ve taklit etme sanatlarını ayırıp taklidin ölçme ve tartmayla düzeltilen yanılsamalardan yararlandığını gösterdi, Aristoteles ise Poetika'nın dördüncü bölümünde taklidi insanın ilk öğrenme yolu ve tanıma hazzının kaynağı olarak savundu.

Bir temsilin bilgi değeri dört adımla sınanır: temsilin neyi temsil ettiğini belirlemek, temsil edenin ne bildiğini sormak, temsilin izleyende hangi yetiye seslendiğini bulmak ve temsilin izleyene ne öğretebildiğini sınamak.

Yanlış ölçüt, taklidin bilgisi ve tutarsızlık itirazları, Platon'un hedefinin kendini bilgi kaynağı sayan şiir olduğunu, doğru görünmenin bilgisi ile doğru çalışmanın bilgisinin ayrı olduğunu ve Platon'un diyaloglarının taklidi diyalektiğin hizmetine koyduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden taklit, kendini bilgi saydığında yanıltır, bilginin yolunda bir basamak olduğunda öğretir; Platon birincisine, Aristoteles ikincisine bakar.

Açılış sahnesi

Kerem, Siyaset ve sanat bölümünün son panosu için üç yatak çiziyor. Birincisini yalnızca kesik çizgilerle, ikincisini ahşap dokusu ve çivileriyle, üçüncüsünü ise bir tuvalin içinde, çerçevesiyle birlikte çizecekti. Devlet'in onuncu kitabında Sokrates, bu kez şiirin içeriğine değil, taklidin kendisine yönelir. Bir yatağın formu vardır; marangoz o forma bakarak bir yatak yapar; ressam ise marangozun yatağının, onun da yalnızca bir yandan görünen yüzünün resmini yapar. Ressam, hakikatten üç basamak uzaktadır. Kerem, üçüncü yatağı çizerken bir şeye takılıyor. İyi bir ressamın yatağı, bazen marangozun yatağından daha çok şey gösteriyormuş gibi geliyor ona: ışığı, odanın sessizliğini, yatağın kime ait olduğunu.

Selin, Sokrates'in suyun içine batırılmış bir değneğin kırık göründüğünü ve ressamın bu tür yanılsamalardan yararlandığını söylediği yeri okumuş. Tolga, bir ressamın bir yatağı çizmek için marangozluk bilmesi gerekip gerekmediğini soruyor ve kendi işinde, anlamadığı ama doğru görünen kodu kopyalayan meslektaşlarını düşünüyor. Lina, Aristoteles'in Poetika'da taklidi insan için çocukluktan gelen doğal bir öğrenme yolu saydığını duymuş ve yeni bir dili konuşanları taklit ederek öğrendiğini hatırlıyor. Barış, mahkemelerde teknik bir konuda bir tanığın akıcı anlatımına değil, bir bilirkişinin bilgisine başvurulduğunu biliyor. Defne ise tıp eğitiminde kullanılan maketlerin ve canlandırmaların gerçek bir hastanın yerini ne kadar tutabildiğini soruyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Platon kursunda, Platon'un onuncu kitapta ressamı ve şairi neden hakikatten üç basamak uzakta saydığını, taklidin ruhun hangi parçasına seslendiğini ve Aristoteles'in Poetika'da taklidi bir öğrenme ve haz kaynağı olarak savunmasının Platon'a nasıl bir cevap olduğunu soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Şiir eleştirisi dersi, Devlet'in ikinci ve üçüncü kitaplarında Platon'un şiiri, söylediğinin doğruluğundan bağımsız olarak dinleyende biçimlendirdiği karaktere göre değerlendirdiğini ve onuncu kitapta felsefe ile şiir arasındaki eski kavgayı adlandırdığını inceledi. O derste şiirin içeriği tartışılmıştı; bu ders, taklidin kendisinin ne olduğuna bakıyor ve Siyaset ve sanat modülünü kapatıyor. Akademinin önceki derslerinde mimesis kavramı, formlar, bölünmüş çizgi, ruhun üç parçası ve tragedyanın seyircide yaptığı işe verilen katharsis adı tanıtılmıştı.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Devlet'in onuncu kitabında Sokrates, üç yatak ayrımıyla ressamın ve şairin hakikatten üç basamak uzakta olduğunu savunur ve Homeros'un savaşı, yönetimi ve eğitimi bilmeden anlattığını söyler. Aynı kitapta, kullanan, yapan ve taklit eden arasında bir bilgi sırası kurar ve taklidin ruhun akıl dışı parçasına seslendiğini gösterir. Aristoteles ise Poetika'nın dördüncü bölümünde, taklidin insanın doğasında bulunduğunu, ilk öğrenmelerin taklit yoluyla yapıldığını ve taklitten haz alındığını söyler.

Ardından üç itirazı tartacağız: Platon'un resmi ve şiiri yanlış bir ölçütle, bir eşyanın kopyası olup olmamasıyla ölçtüğü, taklidin bilgi gerektirmediği iddiasının yanlış olduğu ve Platon'un kendi diyaloglarının da bir taklit olduğu itirazları.

Sonda, bir temsilin bilgi değerini sınamanın dört adımını göstereceğiz: temsilin neyi temsil ettiğini belirlemek, temsil edenin o şey hakkında ne bildiğini sormak, temsilin izleyende hangi yetiye seslendiğini bulmak ve temsilin izleyene ne öğretebildiğini sınamak.

Merkez soru

Sorumuz şu: Platon ressamı ve şairi neden hakikatten üç basamak uzakta sayar, taklit ruhun hangi parçasına seslenir ve Aristoteles'in taklidi savunması Platon'a nasıl bir cevaptır?

Ölçülü iddiam şu: Platon'un onuncu kitaptaki taklit eleştirisi, iki ayrı iddiadan oluşur: bir bilgi iddiası, yani taklitçinin taklit ettiği şeyi bilmesi gerekmediği ve izleyene de bir bilgi vermediği; ve bir ruh iddiası, yani taklidin ruhun ölçüp tartan akıl parçasına değil, görünüşlere ve duygulara kapılan parçasına seslendiği; Aristoteles bu iki iddianın ikisine de bir cevap verir, ama bu cevap Platon'u tamamen çürütmez, onun ölçütünü değiştirir. Onuncu kitapta Sokrates, tanrının yaptığı tek bir yatak formunu, marangozun yaptığı yatağı ve ressamın yaptığı resmi ayırır. Ressam, yatağı olduğu gibi değil, göründüğü gibi, belirli bir yandan taklit eder; bu yüzden onun işi, hakikatin değil görünüşün taklididir. Homeros da, bir savaşı ya da bir şehrin yönetimini bilen biri olsaydı, şiir yazmak yerine savaşları kazanır ve şehirleri yönetirdi. Sokrates, ardından her şey için üç sanat bulunduğunu söyler: kullanan, yapan ve taklit eden. Kullanan, şeyin iyi olup olmadığını bilir; yapan, kullanana inanarak doğru bir kanıya sahip olur; taklit eden ise ne bilgiye ne de doğru bir kanıya sahiptir. Taklit, ölçme, sayma ve tartmayla düzeltilen yanılsamalardan yararlanır ve bu yüzden ruhun akıldan uzak parçasıyla dostluk kurar. Aristoteles ise taklidin insanın doğasında bulunduğunu, insanın ilk bilgilerini taklit yoluyla edindiğini ve taklitlere bakarken bir şeyi öğrendiği için haz duyduğunu söyler. Bu yüzden taklit, Aristoteles için bir yanılsama değil, bir öğrenme biçimidir.

Sıfır noktası

Bir öğrenci Platon'un taklit eleştirisini duyduğunda, onu çoğu zaman resmin ve şiirin gerçeği tam olarak kopyalayamadığı için değersiz sayılması olarak görür. Platon'a göre iyi bir resim, nesnesine en çok benzeyen resimdir ve hiçbir resim nesnesinin kendisi kadar iyi olamayacağı için, sanat her zaman ikinci sınıf bir şeydir. Bu okumada eleştiri, bir benzerlik ölçütüne dayanır.

Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Sokrates'in asıl kaygısı benzerlik değil, bilgidir. Ressam, bir yatağı ne kadar iyi çizerse çizsin, yatak yapmayı bilmez; Homeros, savaşı ne kadar canlı anlatırsa anlatsın, bir orduyu yönetmeyi bilmez. Sorun, taklidin nesnesine benzememesi değil, taklitçinin nesnesini bilmeden onun hakkında bilgili biri gibi konuşabilmesidir. İkincisi, Sokrates aynı kitapta taklidin ruhun belirli bir parçasına seslendiğini savunur. Bu, bir resmin ya da bir şiirin nesnesiyle değil, onu izleyenle olan ilişkisine dair bir iddiadır.

Bu yüzden Platon'un taklit eleştirisini anlamak, onu bir benzerlik ölçütü olarak değil, bir bilgi ve bir ruh kaygısı olarak okumayı gerektirir.

Görüşler ve pozisyonlar

Platon'un onuncu kitaptaki taklit eleştirisinin kapsamı konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, bütün sanat görüşüdür. Buna göre Platon, onuncu kitapta bütün taklit sanatlarını, yani resmi, şiiri ve müziği, hakikatten uzak oldukları için reddeder. Eleştiri, sanatın kendisine yöneliktir.

İkinci görüş, sınırlı eleştiri görüşüdür. Buna göre Platon'un eleştirisi, kendisini bilgi kaynağı olarak sunan şiire, yani Homeros'u bütün yaşamın eğitmeni sayan anlayışa yöneliktir. Sokrates, ilahileri ve övgüleri şehirde tuttuğu için, bütün sanatı reddetmez; yalnızca bilgi iddiası taşıyan taklidi reddeder.

Üçüncü görüş, iki iddia görüşüdür. Buna göre onuncu kitaptaki eleştiri, birbirinden ayrı iki iddiadan oluşur. Bilgi iddiası, taklitçinin taklit ettiği şeyi bilmediğini söyler. Ruh iddiası ise taklidin ruhun akıl dışı parçasına seslendiğini söyler. İki iddia ayrı ayrı değerlendirilmelidir, çünkü biri doğru olsa bile öteki yanlış olabilir.

Bu ders üçüncü görüşü temel alır ve ikinci görüşün, eleştirinin bilgi iddiası taşıyan şiire yöneldiği gözlemini kabul eder. Birinci görüş, Sokrates'in ilahileri ve övgüleri şehirde tutmasını açıklamakta zorlanır.

Argümanın yapısı

Bir temsilin bilgi değerini sınamak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, temsilin neyi temsil ettiğini belirlemektir. Sınayan, temsilin bir nesneyi mi, bir olayı mı, bir kişinin karakterini mi, yoksa bir hâli mi temsil ettiğini tek bir cümleyle yazar.

İkinci adım, temsil edenin o şey hakkında ne bildiğini sormaktır. Sınayan, temsili yapanın temsil ettiği şeyi kullanan, yapan ya da yalnızca gözlemleyen biri olup olmadığını belirler.

Üçüncü adım, temsilin izleyende hangi yetiye seslendiğini bulmaktır. Sınayan, temsilin izleyenin ölçüp tartmasına mı, yoksa ilk izlenimine, kaygısına ya da acımasına mı seslendiğini sorar.

Dördüncü adım, temsilin izleyene ne öğretebildiğini sınamaktır. Sınayan, temsilin izleyene, temsil edilen şey hakkında bir bilgi mi, yoksa yalnızca onun bir görünüşünü mü verdiğini ve bu görünüşün kendi başına bir değer taşıyıp taşımadığını sorar.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Taklidi ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Platon'un taklit eleştirisi, bir bilgi iddiası ile bir ruh iddiasından oluşur ve Aristoteles ikisine de bir cevap verir. Kerem'in üçüncü yatağı, bir resmin marangozun yatağında bulunmayan bir şeyi gösterebildiğini gösterdi. Barış'ın bilirkişisi, bir gözlemcinin tanıklığının bir kullanıcının bilgisini taşıyabildiğini gösterdi. Tolga'nın kopyalanan kodu, doğru görünmenin bilgisi ile doğru çalışmanın bilgisinin ayrı olduğunu gösterdi. Selin'in kırık değneği, bir yanılsamanın ölçümle incelendiğinde bir bilginin kapısı olabildiğini gösterdi. Lina'nın yeni dili, taklidin bilginin karşıtı değil başlangıcı olabildiğini gösterdi. Defne'nin maketi, bilenlerle birlikte yapılan bir taklidin bir eğitim aracı olduğunu, ama gerçeğin yerini tutmadığını gösterdi. Taklit, kendini bilgi saydığında yanıltır; bilginin yolunda bir basamak olduğunda öğretir.

Açık kalan sorular

Kerem'in üçüncü yatağı, bir resmin bir nesneyi değil bir hâli taklit edebileceğini gösterdi. Bir hâlin, örneğin yalnızlığın ya da sessizliğin, bir formu var mıdır ve ressam o forma, marangozdan daha yakın durabilir mi?

Lina'nın yeni dili, taklidin bilginin başlangıcı olabildiğini gösterdi. Taklit ne zaman bir öğrenme basamağı olmaktan çıkıp bir alışkanlığa, yani kuralları hiç sorgulanmayan bir tekrara dönüşür?

Defne'nin maketi, bilenlerle birlikte yapılan bir taklidin değerli bir eğitim aracı olduğunu gösterdi. Bir taklidin değerini, onu yapanın bilgisi mi, yoksa onu kullananın amacı mı belirler?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışPlaton'un eleştirisini bir benzerlik ölçütü saymak.
Doğrusu

Platon'un taklidi, nesnesine yeterince benzemediği için eleştirdiğini düşünmek, onun asıl kaygısının taklitçinin taklit ettiği şeyi bilmeden onun hakkında bilgili biri gibi konuşabilmesi olduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, eleştiriyi bir bilgi kaygısı olarak görmektir.

Yaygın yanlışİki iddiayı tek bir iddia saymak.
Doğrusu

Onuncu kitaptaki bilgi iddiasını ve ruh iddiasını tek bir eleştiri olarak okumak, birinin doğru olup ötekinin yanlış olabileceğini gözden kaçırır. Doğrusu, taklitçinin ne bildiği sorusu ile taklidin izleyende neye seslendiği sorusunu ayrı ayrı sınamaktır.

Yaygın yanlışAristoteles'i Platon'un tam karşıtı saymak.
Doğrusu

Aristoteles'in taklit savunmasını Platon'un eleştirisinin tamamen reddi olarak okumak, Aristoteles'in de taklitten alınan hazzı bir öğrenmeye bağladığını, yani taklidi bilgiyle ilişkisi üzerinden değerlendirdiğini gözden kaçırır. Doğrusu, iki filozofun aynı ölçütü, taklidin bilgiyle ilişkisini farklı biçimde uyguladığını görmektir.

Yaygın yanlışTaklitçiyi her zaman bilgisiz saymak.
Doğrusu

Sokrates'in kullanan, yapan ve taklit eden ayrımını, bütün taklitçilerin bilgisiz olduğu bir kural olarak okumak, ayrımın bilgiyi bir şeyin kullanımına bağladığını ve bilenlerle birlikte yapılan bir taklidin bu zincire katılabileceğini gözden kaçırır. Doğrusu, taklitçinin kimden ve neyi öğrendiğini sormaktır.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Platon'un onuncu kitaptaki taklit eleştirisi, taklitçinin taklit ettiği şeyi bilmediğini söyleyen bir bilgi iddiası ile taklidin ruhun akıl dışı parçasına seslendiğini söyleyen bir ruh iddiasından oluşur.

Platon'un Devlet'inin onuncu kitabı üç yatak ayrımıyla ressamı ve şairi hakikatten üçüncü uzaklıkta saydı ve Homeros'un savaşı ve yönetimi bilmeden anlattığını söyledi, kullanma, yapma ve taklit etme sanatlarını ayırıp taklidin ölçme ve tartmayla düzeltilen yanılsamalardan yararlandığını gösterdi, Aristoteles ise Poetika'nın dördüncü bölümünde taklidi insanın ilk öğrenme yolu ve tanıma hazzının kaynağı olarak savundu.

Bir temsilin bilgi değeri dört adımla sınanır: temsilin neyi temsil ettiğini belirlemek, temsil edenin ne bildiğini sormak, temsilin izleyende hangi yetiye seslendiğini bulmak ve temsilin izleyene ne öğretebildiğini sınamak.

Yanlış ölçüt, taklidin bilgisi ve tutarsızlık itirazları, Platon'un hedefinin kendini bilgi kaynağı sayan şiir olduğunu, doğru görünmenin bilgisi ile doğru çalışmanın bilgisinin ayrı olduğunu ve Platon'un diyaloglarının taklidi diyalektiğin hizmetine koyduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden taklit, kendini bilgi saydığında yanıltır, bilginin yolunda bir basamak olduğunda öğretir; Platon birincisine, Aristoteles ikincisine bakar.

Sonraki derse köprü

Onuncu kitapta Sokrates, üç yatak ayrımını kurarken alışılmış yöntemlerine başvuruyordu: aynı adı taşıyan çok sayıdaki şey için tek bir form koymak. Platon'un Parmenides diyaloğunda ise, genç bir Sokrates bu yöntemi yaşlı Parmenides'e anlatır ve Parmenides onu soru sorarak sıkıştırır. Saçın, çamurun ve pisliğin de bir formu var mıdır? Bir tikel şey, formun bütününden mi yoksa bir parçasından mı pay alır? Kerem, Platon bölümünün son kısmı için kesik çizgili yatağı alıp onun karşısına bir soru işareti koymayı düşünüyor.

Selin, Parmenides'in, formları tikellerden tamamen ayrı koymanın en büyük güçlüğünün, onların bizim tarafımızdan bilinemez hâle gelmesi olduğunu söylediğini okumuş. Tolga, Platon'un kendi kuramına bu kadar güçlü itirazları neden kendi diyaloğunda yazdığını soruyor. Lina ise Parmenides'in bütün bu itirazlara rağmen formlardan vazgeçmenin düşünmeyi imkânsız kılacağını söylemesini merak ediyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Parmenides eleştirileri dersi, Platon'un geç dönem diyaloğu Parmenides'te yaşlı Parmenides'in genç Sokrates'in formlar kuramına yönelttiği itirazların neler olduğunu, formların bilinemezliği güçlüğünün neden en büyük güçlük sayıldığını ve Platon'un kendi kuramını neden bu kadar sert biçimde sınadığını soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.