İçeriğe geç

P03-D03-M04-05·Siyaset ve sanat

Şiir eleştirisi

temel3.779 kelime≈ 25 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Devlet'in ikinci ve üçüncü kitaplarındaki şiir eleştirisi, öncelikle bir sanat kuramı değil, şiirin genç ruhları biçimlendiren gücünü ciddiye alan bir eğitim kuramıdır.

Platon'un Devlet'inin ikinci kitabı çocuklara anlatılan öyküler için tanrının iyi olduğu ve aldatmadığı iki kalıbı koydu, üçüncü kitap Hades'in korkunç anlatılmasını, kahramanların yasını ve kahkahasını bekçilerin karakterini bozacağı için reddetti, onuncu kitap ise felsefe ile şiir arasındaki eski kavgayı adlandırıp şiire düzyazıyla kendini savunması için bir kapı bıraktı.

Bir eğitim içeriği ölçütü dört adımla sınanır: ölçütün neyi yasakladığını yazmak, gerekçesini bulmak, kime uygulandığını belirlemek ve dışarıda bıraktığı değeri sormak.

Sansür, estetik ve tutarsızlık itirazları, Platon'un ölçütlerinin öncelikle çocukların ve bekçilerin eğitimine yöneldiğini, şiirin döneminde gerçekten bir eğitim aracı olarak okunduğunu ve Platon'un kendi mitoslarının da tanrıbilim kalıplarına uymaya çalıştığını gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden eski kavga, şiirin varlığı üzerine değil, insanın nasıl yaşaması gerektiğini öğretme yetkisinin kime ait olduğu üzerine bir kavgadır ve Platon bu kavgayı kapatmaz, açık bırakır.

Açılış sahnesi

Kerem, Siyaset ve sanat bölümünün beşinci panosu için bir lir ile bir yazıt taşını karşı karşıya koyuyor. Önceki panoda yazıt taşına bir yasanın girişini ve emrini yazmıştı. Şimdi karşısına bir lir çizecekti. Devlet'in ikinci kitabında Sokrates, kurdukları şehrin bekçilerinin eğitimine geldiğinde, çocuklara anlatılan öykülerden başlamak gerektiğini söyler; çünkü her işin başlangıcı en önemlisidir ve genç bir ruh, o yaşta kendisine vurulan damgayı kolayca alır. Sonra Homeros'un ve Hesiodos'un anlattığı öykülerin çoğunun atılması gerektiğini ekler. Kerem, lirin tellerinden bazılarını kopuk mu çizmesi, yoksa bütün telleri yerinde bırakıp yalnızca bazı notaları silmesi mi gerektiğini bilemiyor.

Selin, Sokrates'in bu öykülerin yalnızca yanlış oldukları için değil, doğru olsalar bile çocuklara anlatılmamaları gerektiğini söylemesine şaşırmış. Tolga, Homeros'u bütün Yunanistan'ın eğitmeni sayan bir kültürde bir filozofun onu neden okul dışına çıkarmak istediğini soruyor. Lina, kendi dilinde dinlediği masalların bazılarının korkutucu olduğunu ve annesinin bunları anlatırken bazen sonlarını değiştirdiğini hatırlıyor. Barış, yayın mevzuatının çocukların gelişimine zarar verebilecek içerikleri belirli saatlerde sınırladığını biliyor ve bunun Platon'un önerisine ne kadar benzediğini merak ediyor. Defne ise Sokrates'in kahramanların yas tutup ağlamasının anlatılmasını istemediğini okumuş ve bunu hastanede her gün gördüğü yaslı ailelerle nasıl bağdaştıracağını bilemiyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Platon kursunda, Platon'un Devlet'in ikinci ve üçüncü kitaplarında Homeros'u ve trajedi şairlerini neden şehrin eğitiminden çıkarmak istediğini, tanrıların ve kahramanların nasıl anlatılması gerektiğine dair koyduğu ölçütlerin neye dayandığını ve onuncu kitapta felsefe ile şiir arasında sözünü ettiği eski kavganın ne olduğunu soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Yasalar dersi, Platon'un son eserinde yöneticileri yasanın hizmetkârı yaptığını ve her yasanın başına yurttaşı ikna etmeye çalışan bir giriş koyduğunu inceledi. O dersin sonunda, Yasalar'ın yedinci kitabında Atinalı'nın trajedi şairlerine, kendilerinin de şair ve onların rakibi olduğunu söylediği hatırlatıldı. Yasa koyucu ile şair, insanların ruhlarını biçimlendirme işinde yarışır. Akademinin önceki derslerinde mimesis kavramı, ruhun üç parçası ve Devlet'in şehir ile ruh arasında kurduğu benzetme tanıtılmıştı. Bu ders, bu yarışın Devlet'te nasıl başladığına bakıyor; taklidin onuncu kitaptaki kuramını ise sonraki derse bırakıyor.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Devlet'in ikinci kitabında Sokrates, çocuklara anlatılacak öyküler için tanrıların nasıl anlatılması gerektiğine dair iki kalıp koyar. Üçüncü kitapta, kahramanların ölümden korkması, yas tutması ve kahkahaya boğulmasının anlatıldığı dizeleri tek tek ele alır. Onuncu kitapta ise felsefe ile şiir arasında eski bir kavga bulunduğunu söyler ve şiire, kendini savunması için bir kapı açık bırakır.

Ardından üç itirazı tartacağız: bu önerinin bir sansür olduğu, şiirin ahlaki bir ders vermek için yazılmadığı ve Platon'un kendisinin de bir şair gibi mitoslar anlattığı itirazları.

Sonda, bir eğitim içeriği ölçütünü sınamanın dört adımını göstereceğiz: ölçütün neyi yasakladığını yazmak, ölçütün gerekçesini bulmak, ölçütün kime uygulandığını belirlemek ve ölçütün dışarıda bıraktığı değeri sormak.

Merkez soru

Sorumuz şu: Platon Homeros'u ve trajedi şairlerini neden şehrin eğitiminden çıkarmak ister, tanrıların ve kahramanların anlatılmasına dair ölçütleri neye dayanır ve felsefe ile şiir arasındaki eski kavga nedir?

Ölçülü iddiam şu: Devlet'in ikinci ve üçüncü kitaplarındaki şiir eleştirisi, öncelikle bir sanat kuramı değil, bir eğitim kuramıdır; Platon şiiri, genç ruhları biçimlendiren en güçlü eğitim aracı olduğu için ciddiye alır ve onu bu yüzden denetlemek ister; ölçütleri, şiirin söylediğinin doğru olup olmamasına değil, dinleyende hangi karakteri biçimlendirdiğine dayanır; onuncu kitaptaki eski kavga ise, Homeros'un Yunanistan'ın eğitmeni olarak üstlendiği yerin, yani insanın nasıl yaşaması gerektiğini öğretme yetkisinin kime ait olduğu kavgasıdır. İkinci kitapta Sokrates, tanrının gerçekten iyi olduğunu ve bu yüzden kötülüklerin değil yalnızca iyiliklerin nedeni olarak anlatılması gerektiğini söyler. Tanrı, biçimini değiştirmez ve insanları sözüyle ya da görüntülerle aldatmaz. Üçüncü kitapta, Hades'in korkunç anlatılmasının bekçileri ölümden korkutacağını, ünlü kahramanların yas tutup yerlerde yuvarlanmasının dinleyene kendi acılarına karşı direnmemeyi öğreteceğini söyler. Bu ölçütlerin dayanağı, Sokrates'in açıkça söylediği gibi, genç insanın neyin alegori olduğunu, neyin olmadığını ayırt edemeyeceği ve o yaşta aldığı görüşlerin silinmesi zor bir iz bırakacağıdır. Onuncu kitapta Sokrates, Homeros'u bütün Yunanistan'ın eğitmeni sayanlara saygıyla yaklaşır, ama şehre yalnızca tanrılara ilahileri ve iyi insanlara övgüleri alacaklarını söyler. Şiirin savunucularına, onun yalnızca hoş değil yararlı da olduğunu düzyazıyla göstermeleri için bir kapı bırakır.

Sıfır noktası

Bir öğrenci Platon'un şiir eleştirisini duyduğunda, onu çoğu zaman sanattan anlamayan bir filozofun şiire duyduğu düşmanlık olarak görür. Platon, şairleri sevmez ve onları şehrinden kovar; çünkü onun ideal düzeninde güzelliğe ve hayal gücüne yer yoktur. Bu okumada şiir eleştirisi, bir filozofun sanatı küçümsemesidir.

Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Sokrates onuncu kitapta Homeros'a çocukluğundan beri duyduğu bir sevgi ve saygı bulunduğunu, bu sevginin onu konuşmaktan alıkoyduğunu söyler ve şiirin büyüsüne kendilerinin de kapıldığını kabul eder. Şiiri küçümseyen biri, onu bu kadar güçlü bulmaz. İkincisi, Sokrates şiirden tamamen vazgeçmez. Tanrılara ilahiler ve iyi insanlara övgüler şehirde kalır; üçüncü kitapta da iyi insanın konuşmasını taklit eden yalın bir anlatım biçimi kabul edilir. Eleştiri, şiirin varlığına değil, belirli içeriklerin ve belirli etkilerin eğitimdeki yerine yöneliktir.

Bu yüzden Platon'un şiir eleştirisini anlamak, onu bir sanat düşmanlığı olarak değil, şiirin ruhu biçimlendiren gücünü ciddiye alan bir eğitim kaygısı olarak okumayı gerektirir.

Görüşler ve pozisyonlar

Platon'un şiir eleştirisinin niteliği konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, düşmanlık görüşüdür. Buna göre Platon, şiire ve genel olarak sanata ilkesel bir düşmanlık besler. Akla dayalı bir düzen kuran bir filozof, duygulara ve hayal gücüne seslenen bir sanatı bu düzene bir tehdit olarak görür ve onu bastırmak ister.

İkinci görüş, eğitim görüşüdür. Buna göre Platon'un ikinci ve üçüncü kitaplardaki eleştirisi, şiirin kendisine değil, şiirin bekçilerin eğitimindeki yerine yöneliktir. Platon, Yunan kültüründe şiirin bir ders kitabı gibi okunduğunu ve gençlerin karakterini biçimlendirdiğini bilir; eleştirisi, bu eğitim işlevine yöneliktir.

Üçüncü görüş, rekabet görüşüdür. Buna göre Platon'un eleştirisi, felsefe ile şiir arasında, insanın nasıl yaşaması gerektiğini öğretme yetkisi üzerine bir yarıştır. Homeros, Yunanistan'ın eğitmeni sayılır; Platon, bu yeri felsefe için ister.

Bu ders ikinci görüşü temel alır ve üçüncü görüşün, onuncu kitaptaki eski kavganın bir yetki kavgası olduğu gözlemini kabul eder. Birinci görüş, Sokrates'in Homeros'a duyduğu sevgiyi açıkça söylemesini ve şiire kendini savunması için bir kapı bırakmasını açıklamakta zorlanır.

Argümanın yapısı

Bir eğitim içeriği ölçütünü sınamak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, ölçütün neyi yasakladığını yazmaktır. Sınayan, ölçütün hangi içerikleri, hangi biçimleri ya da hangi anlatımları dışarıda bıraktığını tek bir cümleyle yazar.

İkinci adım, ölçütün gerekçesini bulmaktır. Sınayan, yasaklanan içeriğin yanlış olduğu için mi, yoksa doğru olsa bile zararlı bir etki bıraktığı için mi dışarıda bırakıldığını ayırır.

Üçüncü adım, ölçütün kime uygulandığını belirlemektir. Sınayan, ölçütün bütün okuyuculara mı, yoksa yalnızca belirli bir yaş grubuna ya da belirli bir eğitim aşamasına mı yöneldiğini belirler.

Dördüncü adım, ölçütün dışarıda bıraktığı değeri sormaktır. Sınayan, yasaklanan içerikte ölçütün göremediği bir değer bulunup bulunmadığını ve bu değerin başka bir yolla korunup korunamayacağını sorar.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Şiir eleştirisini ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Devlet'in ikinci ve üçüncü kitaplarındaki şiir eleştirisi, öncelikle bir sanat kuramı değil, bir eğitim kuramıdır. Kerem'in lirleri, Sokrates'in ölçütünün, öykünün doğru olup olmamasından bağımsız bir karakter etkisi gerekçesi taşıdığını gösterdi. Barış'ın yayın saatleri, modern düzenlemelerin yaş grubuna göre ayrım yaptığını, ama bir tanrıbilim öğretisi dayatmadığını gösterdi. Tolga'nın yaş etiketleri, bir yetişkinin yanında olmanın, ayırt edemeyen gence bir cevap olabileceğini gösterdi. Selin'in yeniden basılan kitapları, metni silmeden onun etkisini değiştirmenin yolları bulunduğunu gösterdi. Lina'nın masalları, korkunun da bir eğitim aracı olabileceğini gösterdi. Defne'nin yas odası, bir askerin eğitimi için konan ölçütün bir yaslının ihtiyacına cevap veremediğini gösterdi. Eski kavga, şiirin değil, eğitim yetkisinin kime ait olduğunun kavgasıdır.

Açık kalan sorular

Selin'in yeniden basılan kitapları, bir metnin silinmeden açıklama ve yorumla etkisinin değiştirilebileceğini gösterdi. Bir açıklama, gençlerin neyin alegori olduğunu ayırt edememesi sorununa yeterli bir cevap mıdır, yoksa yalnızca yetişkinler için mi işe yarar?

Defne'nin yas odası, bir askerin eğitimi için konan ölçütün yaslı birinin ihtiyacına cevap veremediğini gösterdi. Bir eğitim ölçütü, eğittiği insanın üstleneceği göreve göre mi, yoksa bütün insanlar için aynı biçimde mi konmalıdır?

Onuncu kitaptaki savunma çağrısı, şiirin yararlı olduğunu düzyazıyla göstermeyi istedi. Şiirin değeri, şiir olmayan bir dille tam olarak savunulabilir mi?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışPlaton'u bir sanat düşmanı saymak.
Doğrusu

Platon'un şiir eleştirisini sanatı küçümseyen bir filozofun düşmanlığı olarak okumak, Sokrates'in Homeros'a duyduğu sevgiyi açıkça söylediğini, ilahileri ve övgüleri şehirde tuttuğunu ve şiire kendini savunması için bir kapı bıraktığını gözden kaçırır. Doğrusu, eleştiriyi şiirin gücünü ciddiye alan bir eğitim kaygısı olarak görmektir.

Yaygın yanlışÖlçütü yalnızca bir doğruluk ölçütü saymak.
Doğrusu

Sokrates'in öyküleri yalnızca yanlış oldukları için reddettiğini düşünmek, onun Kronos öyküsünü doğru olsa bile gençlere anlatılmaması gereken bir öykü olarak andığını gözden kaçırır. Doğrusu, doğruluk gerekçesi ile karakter etkisi gerekçesini ayırmaktır.

Yaygın yanlışEleştiriyi bütün okuyuculara yönelik saymak.
Doğrusu

Sokrates'in ölçütlerini bütün yetişkinlerin okumasını düzenleyen kurallar olarak okumak, ölçütlerin öncelikle çocuklara anlatılan öykülere ve bekçilerin eğitimine yöneldiğini gözden kaçırır. Doğrusu, ölçütün kime uygulandığını her seferinde sormaktır.

Yaygın yanlışEski kavgayı kişisel bir husumet saymak.
Doğrusu

Felsefe ile şiir arasındaki eski kavgayı Platon'un şairlere duyduğu kişisel bir öfke olarak okumak, kavganın insanın nasıl yaşaması gerektiğini öğretme yetkisi üzerine bir kavga olduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, kavgayı bir eğitim yetkisi kavgası olarak görmektir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Devlet'in ikinci ve üçüncü kitaplarındaki şiir eleştirisi, öncelikle bir sanat kuramı değil, şiirin genç ruhları biçimlendiren gücünü ciddiye alan bir eğitim kuramıdır.

Platon'un Devlet'inin ikinci kitabı çocuklara anlatılan öyküler için tanrının iyi olduğu ve aldatmadığı iki kalıbı koydu, üçüncü kitap Hades'in korkunç anlatılmasını, kahramanların yasını ve kahkahasını bekçilerin karakterini bozacağı için reddetti, onuncu kitap ise felsefe ile şiir arasındaki eski kavgayı adlandırıp şiire düzyazıyla kendini savunması için bir kapı bıraktı.

Bir eğitim içeriği ölçütü dört adımla sınanır: ölçütün neyi yasakladığını yazmak, gerekçesini bulmak, kime uygulandığını belirlemek ve dışarıda bıraktığı değeri sormak.

Sansür, estetik ve tutarsızlık itirazları, Platon'un ölçütlerinin öncelikle çocukların ve bekçilerin eğitimine yöneldiğini, şiirin döneminde gerçekten bir eğitim aracı olarak okunduğunu ve Platon'un kendi mitoslarının da tanrıbilim kalıplarına uymaya çalıştığını gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden eski kavga, şiirin varlığı üzerine değil, insanın nasıl yaşaması gerektiğini öğretme yetkisinin kime ait olduğu üzerine bir kavgadır ve Platon bu kavgayı kapatmaz, açık bırakır.

Sonraki derse köprü

Devlet'in onuncu kitabı, şiire karşı ikinci ve daha derin bir saldırıyla açılır. Sokrates, bu kez şiirin içeriğine değil, taklidin kendisine yönelir. Bir yatak fikrini, marangozun yaptığı yatağı ve ressamın çizdiği yatağı ayırır ve ressamın, gerçekliğin değil görünüşün bir taklitçisi olduğunu, hakikatten üç basamak uzakta durduğunu söyler. Homeros da, savaşı, yönetimi ve eğitimi anlatırken, bunları bilmeden yalnızca görünüşlerini taklit eder. Kerem, bir sonraki pano için üç yatak çizip birini yalnızca kesik çizgilerle göstermeyi düşünüyor.

Selin, Sokrates'in taklitçinin taklit ettiği şey hakkında ne bilgiye ne de doğru bir kanıya sahip olduğunu söylediğini okumuş. Tolga, bir ressamın bir yatağı çizmek için marangozluk bilmesi gerekip gerekmediğini soruyor. Lina ise Aristoteles'in Poetika'da taklidi insan için doğal bir öğrenme yolu saydığını duymuş ve iki filozofun neden bu kadar farklı düşündüğünü merak ediyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Taklit dersi, Platon'un onuncu kitapta ressamı ve şairi neden hakikatten üç basamak uzakta saydığını, taklidin ruhun hangi parçasına seslendiğini ve Aristoteles'in Poetika'da taklidi bir öğrenme ve haz kaynağı olarak savunmasının Platon'a nasıl bir cevap olduğunu soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.