İçeriğe geç

P03-D03-M04-04·Siyaset ve sanat

Yasalar

temel3.699 kelime≈ 25 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Yasalar, Devlet'in idealinden bir vazgeçiş değil, o idealin gerçekleşmesine dair bir beklenti değişikliğidir ve yöneticiyi yasaya, yasayı da iknaya bağlamaya çalışır.

Platon'un Yasalar'ının dördüncü kitabı Kronos mitosuyla hiçbir insanın sınırsız yetkiyle kibirden kurtulamayacağını söyleyip yöneticileri yasanın hizmetkârları yaptı ve köle hekim ile özgür hekim benzetmesiyle her yasanın başına bir giriş konmasını önerdi, üçüncü kitap ise Pers krallığının aşırı otoriteyle, Atina demokrasisinin aşırı özgürlükle bozulduğunu gösterip iki ana yönetimin ölçülü bir karışımını önerdi.

Bir yasanın kendini nasıl gerekçelendirdiği dört adımla okunur: yasanın emrini yazmak, gerekçesini ayırmak, gerekçenin kime ve hangi dille seslendiğini sormak ve yasanın ikna edemediğinde ne yaptığını belirlemek.

Baskı, propaganda ve vazgeçiş itirazları, Yasalar'ın ağır hükümlerinin yanında ilk sistemli ikna isteğini de taşıdığını, propaganda ile ikna arasındaki farkın okuyana tartabileceği bir neden verilmesinde olduğunu ve en iyi şehrin beşinci kitapta hâlâ bir örnek olarak tutulduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden Yasalar'ın şehri, Devlet'in örneğine insan doğasının sınırları içinde yaklaşmanın ikinci en iyi yoludur ve onun en kalıcı önerisi, yasanın emretmeden önce açıklaması gerektiğidir.

Açılış sahnesi

Kerem, Siyaset ve sanat bölümünün dördüncü panosu için bir tahtın yerine bir yazıt taşı çiziyor. Önceki panolarda tahtın önüne bir kitap koymuş, sonra şehrin dört bölmeli kutusunu çizmişti. Bu kez taht yoktu. Platon'un son ve en uzun eseri Yasalar'da, Atinalı bir yabancı, Giritli Kleinias ve Spartalı Megillos, Knossos'tan Zeus'un mağarasına doğru uzun bir yaz gününde yürürken, Girit'te kurulacak yeni bir şehir için yasalar yazmaya koyulurlar. Atinalı, bir yerde şunu söyler: yasanın yöneticilerin efendisi, yöneticilerin de yasanın kölesi olduğu yerde kurtuluş vardır. Kerem, taşın üstüne yalnızca yasaları mı yazacağını, yoksa her yasanın başına bir açıklama da ekleyip eklemeyeceğini düşünüyor.

Selin, Yasalar'da her yasanın başına, yurttaşları ikna etmek için bir giriş konuşması yazılması gerektiğini okumuş. Tolga, filozof kralın yerini neden yasaların aldığını soruyor. Lina, bir yasanın yalnızca emretmek yerine ikna etmeye de çalışmasının ne anlama geldiğini merak ediyor ve yeni bir ülkede, iyi anlamadığı bir dilde yazılmış yasaların karşısında kendini nasıl hissettiğini hatırlıyor. Barış, Anayasa'nın bir başlangıç kısmı bulunduğunu ve bu kısmın anayasa metnine dahil sayıldığını biliyor. Defne ise Yasalar'da köle hekim ile özgür hekimin karşılaştırıldığı bir yer bulunduğunu duymuş ve bunun hastaları bilgilendirme yükümlülüğüyle bir ilgisi olup olmadığını soruyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Platon kursunda, Platon'un son eserinde filozof kral yerine yasaların yönetimini neden önerdiğini, her yasanın başına konan ikna edici giriş konuşmalarının ne işe yaradığını ve Yasalar'daki karma yönetim anlayışının Devlet'in şehrinden neyle ayrıldığını soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Adalet dersi, Devlet'in dördüncü kitabında adaletin bir bütünün parçaları arasındaki, öteki erdemleri mümkün kılan bir düzen olarak tanımlandığını inceledi. O derste ve ondan önceki Filozof kral dersinde, bu düzeni koruyan şey yöneticilerin bilgisi ve karakteriydi. Akademinin önceki derslerinde Kriton'daki yasaların konuşması, Popper'ın kim yönetmeli sorusu ve Platon'un diyaloglarının erken, orta ve geç dönemlere ayrılması tanıtılmıştı. Bu ders, geç dönemin en uzun eserinde bu düzenin nasıl yeniden düşünüldüğüne bakıyor.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Yasalar'ın dördüncü kitabında Atinalı, Kronos çağı mitosunu anlatır ve hiçbir insanın sınırsız bir yetkiyle yönetirken kibre kapılmaktan kurtulamayacağını, bu yüzden yöneticilerin yasaların hizmetkârı olması gerektiğini söyler. Aynı kitapta, köle hekim ile özgür hekimi karşılaştırarak yasaların başına ikna edici girişler konmasını önerir. Üçüncü kitapta ise bütün yönetimlerin iki ana biçimden, tek kişi yönetimi ile halk yönetiminden doğduğunu ve iyi bir yönetimin bu ikisinin ölçülü bir karışımı olduğunu söyler.

Ardından üç itirazı tartacağız: Yasalar'ın Devlet'ten daha baskıcı olduğu, ikna edici girişlerin bir propaganda olduğu ve Yasalar'ın Platon'un Devlet'teki idealinden vazgeçtiğini gösterdiği itirazları.

Sonda, bir yasanın kendini nasıl gerekçelendirdiğini okumanın dört adımını göstereceğiz: yasanın emrini yazmak, yasanın gerekçesini ayırmak, gerekçenin kime ve hangi dille seslendiğini sormak ve yasanın ikna edemediğinde ne yaptığını belirlemek.

Merkez soru

Sorumuz şu: Platon son eserinde filozof kral yerine neden yasaların yönetimini önerir, yasaların başına konan ikna edici girişler ne işe yarar ve Yasalar'ın şehri Devlet'in şehrinden neyle ayrılır?

Ölçülü iddiam şu: Yasalar, Devlet'in idealinden bir vazgeçiş değil, o idealin gerçekleşmesine dair bir beklenti değişikliğidir; Platon, bilgisi ve karakteri yasaya ihtiyaç bırakmayacak bir yöneticinin bulunmasını artık beklemez ve yöneticileri yasaya bağlar; ama yasanın yalnızca emretmesini de yeterli bulmaz ve yurttaşı bir köle gibi değil, özgür bir insan gibi ikna etmeye çalışan girişler önerir. Dördüncü kitapta Atinalı, Kronos çağında insanları tanrıların yerleştirdiği daimonların yönettiğini, çünkü hiçbir insan doğasının bütün işleri sınırsız bir yetkiyle yönetirken kibre ve adaletsizliğe kapılmaktan kurtulamayacağını söyler. Bugün yapılabilecek en iyi şey, içimizdeki ölümsüz parçaya, yani akla kulak verip onun düzenlemesine yasa adını vermektir. Bu yüzden yöneticiler, yasaların hizmetkârı olmalıdır. Ama yasa da yalnızca bir emir olmamalıdır. Köle hekim, hastasına bir tiran gibi emir verip başka bir hastaya koşar; özgür hekim ise hastalığı hastayla birlikte inceler, ona açıklar ve onu ikna etmeden tedaviye başlamaz. Yasa koyucu da her yasanın başına bir giriş koymalı, yurttaşı ikna etmeye çalışmalı ve ancak ikna edemediği için ceza öngörmelidir. Üçüncü kitapta Atinalı, Pers krallığının aşırı otoriteyle, Atina demokrasisinin aşırı özgürlükle bozulduğunu ve iyi bir yönetimin ikisini ölçülü biçimde karıştırması gerektiğini söyler. Devlet'in şehri bir örnek olarak kalır; Yasalar'ın şehri, o örneğe insanların arasında yaklaşmanın ikinci en iyi yoludur.

Sıfır noktası

Bir öğrenci Yasalar'ı duyduğunda, onu çoğu zaman yaşlı bir Platon'un, Devlet'teki idealizmini yitirip daha gerçekçi ve daha karamsar bir siyasete dönüşü olarak görür. Platon, filozof kralların gerçekleşemeyeceğini anlamış ve onların yerine sıradan yasalar koymuştur. Bu okumada Yasalar, bir vazgeçişin kitabıdır.

Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Yasalar'ın beşinci kitabında Atinalı, en iyi şehrin hâlâ dostlarının her şeyi ortak olan şehir olduğunu, tanrıların ya da tanrı çocuklarının yaşayacağı böyle bir şehrin örnek olarak tutulması gerektiğini ve kendilerinin kurduğu şehrin birlik bakımından ikinci sırada geldiğini söyler. Devlet'in örneği bırakılmamış, yerinde tutulmuştur. İkincisi, Yasalar sıradan yasalar önermez; her yasanın başına yurttaşı ikna etmeye çalışan bir giriş koyar. Bu, Devlet'te bile olmayan bir yeniliktir: orada filozof kralın yönetilenleri ikna etmesine dair böyle sistemli bir öneri yoktur.

Bu yüzden Yasalar'ı anlamak, onu bir idealin terk edilmesi olarak değil, aynı idealin insan doğasının sınırları içinde yeniden kurulması olarak okumayı gerektirir.

Görüşler ve pozisyonlar

Yasalar'ın Devlet ile ilişkisi konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, vazgeçiş görüşüdür. Buna göre Platon, Sicilya'daki başarısız deneyimlerinden sonra filozof kral idealini bırakmış ve Yasalar'da daha gerçekçi, ama daha az umutlu bir siyaset önermiştir. Yasalar, Devlet'in bir düzeltmesidir.

İkinci görüş, süreklilik görüşüdür. Buna göre Yasalar ile Devlet aynı siyaset felsefesini taşır. Yasalar'ın gece toplanan kurulu, Devlet'in filozof yöneticilerinin bir karşılığıdır ve iki eser arasındaki fark, yalnızca ayrıntılardadır.

Üçüncü görüş, ikinci en iyi görüşüdür. Buna göre Devlet'in şehri bir örnek olarak geçerliliğini korur, ama Platon onun insanların arasında gerçekleşeceğini artık beklemez. Yasalar, o örneğe insan doğasının sınırları içinde yaklaşmanın ikinci en iyi yolunu arar. Devlet Adamı diyaloğunda da yasa, gerçek yönetim bilgisine sahip bir yöneticinin bulunmadığı durumlarda ikinci en iyi yol olarak anılır.

Bu ders üçüncü görüşü temel alır ve ikinci görüşün, Yasalar'ın aklın düzenini yasaya bağlamakla Devlet'in akla dayalı yönetim düşüncesini sürdürdüğü gözlemini kabul eder. Birinci görüş, Yasalar'ın beşinci kitabında en iyi şehrin hâlâ örnek olarak tutulduğunu açıklamakta zorlanır.

Argümanın yapısı

Bir yasanın kendini nasıl gerekçelendirdiğini okumak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, yasanın emrini yazmaktır. Okuyan, yasanın neyi emrettiğini ya da neyi yasakladığını ve emre uyulmadığında ne olacağını tek bir cümleyle yazar.

İkinci adım, yasanın gerekçesini ayırmaktır. Okuyan, yasanın emrinin yanında, ya da önünde, emrin neden konduğunu anlatan bir kısım bulunup bulunmadığını ve bu kısmın neyi söylediğini belirler.

Üçüncü adım, gerekçenin kime ve hangi dille seslendiğini sormaktır. Okuyan, gerekçenin yurttaşa mı, bir uzmana mı, yoksa bir yargıca mı seslendiğini ve bu kişinin gerekçeyi anlayabileceği bir dilde yazılıp yazılmadığını sorar.

Dördüncü adım, yasanın ikna edemediğinde ne yaptığını belirlemektir. Okuyan, gerekçeyi kabul etmeyen biri için yasanın hangi cezayı ya da hangi zorlamayı öngördüğünü ve bunun ikna denemesiyle nasıl ilişkilendiğini belirler.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Yasaları ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Yasalar, Devlet'in idealinden bir vazgeçiş değil, o idealin gerçekleşmesine dair bir beklenti değişikliğidir. Kerem'in yazıt taşı, girişin emirden önce gelen bir neden olduğunu gösterdi. Barış'ın başlangıcı, bir anayasanın da kendi maddelerinin önüne amaçlarını koyduğunu gösterdi. Tolga'nın şirket kuralları, gerekçesiz bir kuralın köle hekimin emri gibi karşılandığını gösterdi. Selin'in iki annesi, karma yönetimin bir ölçülülük kaygısı taşıdığını gösterdi. Lina'nın dili, bir girişin ancak okuyanın anladığı bir dilde ikna edebileceğini gösterdi. Defne'nin özgür hekimi, iknanın bir belgenin içine gizlenen bir emre dönüşebileceğini gösterdi. Yasalar, yöneticiyi yasaya, yasayı da iknaya bağlamaya çalışır.

Açık kalan sorular

Lina'nın dili, bir yasanın girişinin ancak okuyanın anladığı bir dilde ikna edebileceğini gösterdi. Bir yasa, dilleri, eğitimleri ve deneyimleri birbirinden çok farklı yurttaşların hepsine aynı girişle seslenebilir mi?

Defne'nin özgür hekimi, hekimin ikna edemediğinde durmak zorunda olduğunu, yasanın ise cezaya başvurduğunu gösterdi. İkna etmeye çalışan bir yasa, ikna olmayanı cezalandırdığında iknanın değerini korur mu?

Selin'in iki annesi, Yasalar'ın yöneticileri yasaya bağladığını ama bir gece kurulu da öngördüğünü gösterdi. Yasaları korumakla görevli bir kurul, yasaların kendisinden daha güçlü hâle geldiğinde ne olur?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışYasalar'ı bir idealin terki saymak.
Doğrusu

Yasalar'ı Platon'un filozof kral idealinden vazgeçtiği bir eser olarak okumak, Atinalı'nın beşinci kitapta en iyi şehri hâlâ bir örnek olarak tuttuğunu ve kurdukları şehri ikinci sırada saydığını gözden kaçırır. Doğrusu, Yasalar'ı ikinci en iyi yolun arayışı olarak görmektir.

Yaygın yanlışGirişi yasanın bir süsü saymak.
Doğrusu

Yasaların başına konan girişleri bir hitabet süsü olarak okumak, Atinalı'nın onları köle hekim ile özgür hekim arasındaki farka dayandırdığını ve yurttaşı özgür bir insan olarak ikna etmeyi amaçladığını gözden kaçırır. Doğrusu, girişi yasanın kendisi kadar önemli bir parçası olarak görmektir.

Yaygın yanlışKarma yönetimi bir uzlaşma saymak.
Doğrusu

Karma yönetimi, iki yönetim biçimi arasında gelişigüzel bir orta yol olarak okumak, Atinalı'nın onu iki yönetimin de ölçüyü kaybettiği için bozulduğu gözlemine dayandırdığını gözden kaçırır. Doğrusu, karma yönetimi bir ölçülülük ilkesi olarak görmektir.

Yaygın yanlışYasaların yönetimini akıldan vazgeçmek saymak.
Doğrusu

Yasalar'daki yasaların yönetimini, bilgiye ve akla dayalı bir yönetimden vazgeçmek olarak okumak, Atinalı'nın yasayı içimizdeki ölümsüz parçanın, yani aklın düzenlemesi olarak tanımladığını gözden kaçırır. Doğrusu, yasayı yazılı hâle getirilmiş bir akıl olarak görmektir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Yasalar, Devlet'in idealinden bir vazgeçiş değil, o idealin gerçekleşmesine dair bir beklenti değişikliğidir ve yöneticiyi yasaya, yasayı da iknaya bağlamaya çalışır.

Platon'un Yasalar'ının dördüncü kitabı Kronos mitosuyla hiçbir insanın sınırsız yetkiyle kibirden kurtulamayacağını söyleyip yöneticileri yasanın hizmetkârları yaptı ve köle hekim ile özgür hekim benzetmesiyle her yasanın başına bir giriş konmasını önerdi, üçüncü kitap ise Pers krallığının aşırı otoriteyle, Atina demokrasisinin aşırı özgürlükle bozulduğunu gösterip iki ana yönetimin ölçülü bir karışımını önerdi.

Bir yasanın kendini nasıl gerekçelendirdiği dört adımla okunur: yasanın emrini yazmak, gerekçesini ayırmak, gerekçenin kime ve hangi dille seslendiğini sormak ve yasanın ikna edemediğinde ne yaptığını belirlemek.

Baskı, propaganda ve vazgeçiş itirazları, Yasalar'ın ağır hükümlerinin yanında ilk sistemli ikna isteğini de taşıdığını, propaganda ile ikna arasındaki farkın okuyana tartabileceği bir neden verilmesinde olduğunu ve en iyi şehrin beşinci kitapta hâlâ bir örnek olarak tutulduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden Yasalar'ın şehri, Devlet'in örneğine insan doğasının sınırları içinde yaklaşmanın ikinci en iyi yoludur ve onun en kalıcı önerisi, yasanın emretmeden önce açıklaması gerektiğidir.

Sonraki derse köprü

Yasalar'ın yedinci kitabında Atinalı, şehre gelip oyunlarını sahnelemek isteyen trajedi şairlerine bir cevap verir: biz de şairiz ve sizin rakiplerinizdeyiz; bütün şehrimiz, en güzel ve en iyi yaşamın bir taklidi olarak kurulmuştur ve bu, en gerçek trajedidir. Yasa koyucular, şairlerle aynı işi yapmaya, insanların ruhlarını biçimlendirmeye talip olur. Kerem, bir sonraki pano için bir lir ile bir yazıt taşını karşı karşıya koymayı düşünüyor.

Selin, Devlet'in ikinci ve üçüncü kitaplarında Sokrates'in Homeros'un tanrıları ve kahramanları nasıl anlattığını eleştirdiğini ve bazı dizelerin şehrin eğitiminden çıkarılmasını istediğini okumuş. Tolga, bir filozofun şiire neden bu kadar kuşkuyla baktığını soruyor. Lina ise onuncu kitapta Sokrates'in felsefe ile şiir arasında eski bir kavga bulunduğunu söylediğini duymuş ve bu kavganın ne olduğunu merak ediyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Şiir eleştirisi dersi, Platon'un Devlet'in ikinci ve üçüncü kitaplarında Homeros'u ve trajedi şairlerini neden şehrin eğitiminden çıkarmak istediğini, tanrıların ve kahramanların nasıl anlatılması gerektiğine dair koyduğu ölçütlerin neye dayandığını ve onuncu kitapta felsefe ile şiir arasında sözünü ettiği eski kavganın ne olduğunu soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.