İçeriğe geç

P03-D03-M04-03·Siyaset ve sanat

Adalet

temel3.751 kelime≈ 25 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Dördüncü kitaptaki tanım, adaleti tek tek eylemlerin bir niteliği olarak değil, bir bütünün parçaları arasındaki, öteki erdemleri mümkün kılan ve koruyan bir düzen olarak görür.

Platon'un Devlet'inin birinci kitabında Polemarkhos adaleti dostlara yarar, düşmanlara zarar vermek olarak tanımladı ve Sokrates adil bir insanın kimseyi adaletsiz kılamayacağını gösterdi, dördüncü kitapta Sokrates bilgeliği yöneticilere, cesareti askerlere, ölçülülüğü bütün şehre yerleştirdi ve adaleti ayaklarının dibinde yuvarlanan kalan erdem olarak, herkesin kendi işini yapması ve başkasının işine karışmaması diye buldu.

Bir tanım önceki tanımlarla dört adımla karşılaştırılır: her tanımın neyi adalet saydığını yazmak, neyi dışarıda bıraktığını bulmak, yeni tanımın eski tanımların doğru gördüğünü koruyup korumadığını sormak ve yeni tanımın bulunma yolunu sınamak.

Eleme, iş bölümü ve bağlantısızlık itirazları, Sokrates'in adaleti öteki erdemleri mümkün kılan erdem olarak ayrıca gerekçelendirdiğini, asıl kaygısının meslekler değil sınıflar arasındaki yetki düzeni olduğunu ve yargıç cümlesiyle tanımı gündelik adalete bağlamaya çalıştığını gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden Platon'un adaleti, bir sınıfın erdemi değil, bütünün düzenidir; ama bu düzenin gündelik adaleti nasıl taşıdığı, tanımın kendisinden ayrıca gösterilmesi gereken bir şey olarak kalır.

Açılış sahnesi

Kerem, Siyaset ve sanat bölümünün üçüncü panosu için dört bölmeli bir kutu çiziyor. Bölmelerin üçüne birer ad yazmıştı: bilgelik, cesaret, ölçülülük. Dördüncü bölmeyi boş bırakacaktı. Devlet'in dördüncü kitabında Sokrates, kurdukları şehirde dört erdemi aradıklarını, üçünü bulduktan sonra geriye kalanın adalet olacağını söylüyordu. Sonra bir avcı gibi çalıların etrafını çevirmeleri gerektiğini, adaletin kaçıp gözden kaybolmamasına dikkat etmelerini ister. Ama birden durur ve adaletin en başından beri ayaklarının dibinde yuvarlandığını, onu göremeyen insanlar gibi uzaklara baktıklarını söyler. Kerem, boş bölmenin bir buluşu mu yoksa bir eksikliği mi gösterdiğinden emin değil.

Selin, Kephalos'un adaleti doğruyu söylemek ve borcu ödemek, oğlu Polemarkhos'un ise dostlara yarar, düşmanlara zarar vermek olarak tanımladığını okumuş ve dördüncü kitaptaki tanımın bunlara hiç benzemediğini fark etmiş. Tolga, adaletin geriye kalan erdem olarak bulunmasının bir kanıt mı yoksa bir eleme mi olduğunu soruyor. Lina, herkesin kendi işini yapmasının neden adalet sayıldığını merak ediyor. Barış, Sokrates'in aynı yerde yargıçların, kimsenin başkasının malına sahip olmaması ve kendi malından yoksun bırakılmaması için karar verdiğini söylediğini görmüş ve bunun hukuktaki adalet anlayışına çok yakın olduğunu düşünüyor. Defne ise hastanede herkesin kendi görev tanımı içinde kalmasının her zaman iyi sonuç vermediğini anlatıyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Platon kursunda, Platon'un şehirdeki dört erdemi nasıl yerleştirdiğini, adaletin ayaklarının dibinde yuvarlanan kalan erdem olarak bulunmasının neyi gösterip neyi göstermediğini ve bu tanımın birinci kitaptaki tanımlardan neyle ayrıldığını soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Filozof kral dersi, Platon'un en iyi şehrin yöneticilerini iktidarı istemeyen ve ondan kazanç beklemeyen bilenler olarak tarif ettiğini ve Popper'ın bu öneriye kötü yöneticinin zararını sınırlama sorusuyla karşı çıktığını inceledi. Bu ders, bu şehrin hangi anlamda adil olduğuna bakıyor. Akademinin önceki derslerinde Kephalos'un tanımı, Thrasymakhos'un tezi, ruhun üç parçası ve dört erdemin ruhtaki yeri, kendi işini yapmak ifadesi ile Platoncu ve gündelik adalet ayrımı tanıtılmıştı. Bu ders, dört erdemin ruhta değil şehirde nasıl bulunduğunu ve bu tanımın birinci kitaptaki tanımlarla ilişkisini inceliyor.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Devlet'in birinci kitabında Polemarkhos, Simonides'e dayanarak adaleti herkese borçlu olunanı vermek, yani dostlara yarar ve düşmanlara zarar vermek olarak tanımlar ve Sokrates bu tanımı sınar. Dördüncü kitapta Sokrates, bilgeliği, cesareti ve ölçülülüğü şehrin sınıflarına yerleştirir. Ardından adaleti kalan erdem olarak bulur ve onu herkesin kendi işini yapması ve başkasının işine karışmaması olarak tanımlar.

Ardından üç itirazı tartacağız: kalan erdem yönteminin dört erdemin tam bir liste olduğunu varsaydığı, bu tanımın adaletten çok bir iş bölümünü anlattığı ve tanımın gündelik adaletle hiçbir bağı olmadığı itirazları.

Sonda, bir tanımı önceki tanımlarla karşılaştırmanın dört adımını göstereceğiz: her tanımın neyi adalet saydığını yazmak, her tanımın neyi dışarıda bıraktığını bulmak, yeni tanımın eski tanımların doğru gördüğü şeyi koruyup korumadığını sormak ve yeni tanımın bulunma yolunu sınamak.

Merkez soru

Sorumuz şu: Platon şehirdeki dört erdemi nasıl yerleştirir, adaletin kalan erdem olarak bulunması neyi gösterir ve bu tanım birinci kitaptaki tanımlardan neyle ayrılır?

Ölçülü iddiam şu: dördüncü kitaptaki tanım, birinci kitaptaki tanımlardan, adaleti bir kişinin başka birine karşı yaptığı tek tek eylemlerin bir niteliği olarak değil, bir bütünün parçaları arasındaki bir düzen olarak görmesiyle ayrılır; kalan erdem yöntemi bu tanımı kanıtlamaz, yalnızca dört erdemin tam bir liste olduğu varsayımı içinde onu yerleştirir; ama tanımın asıl gücü, öteki üç erdemi mümkün kılan ve koruyan erdem olarak adaleti göstermesindedir. Birinci kitapta Polemarkhos, adaleti herkese borçlu olunanı vermek olarak tanımlar ve bunu dostlara yarar, düşmanlara zarar vermek diye yorumlar. Sokrates, zarar görenin insan olarak daha kötü, yani daha adaletsiz hâle geldiğini ve adil bir insanın kimseyi adaletsiz kılamayacağını gösterir. Dördüncü kitapta ise bilgelik, şehrin bütünü için en iyiyi bilen az sayıdaki yöneticide, cesaret ise neyin korkulmaya değer olduğuna dair yasanın öğrettiği kanıyı her durumda koruyan askerlerdedir. Ölçülülük, bir sınıfa değil bütün şehre yayılır: kimin yönetmesi gerektiği konusunda yönetenler ile yönetilenler arasındaki uyumdur. Geriye kalan adalet, her sınıfın kendi işini yapması ve ötekilerin işine karışmamasıdır. Sokrates, bunun öteki üç erdemin doğmasını sağlayan ve onları koruyan şey olduğunu söyler. Bu yüzden adalet, bir sınıfın erdemi değil, bütünün düzenidir.

Sıfır noktası

Bir öğrenci Platon'un adalet tanımını duyduğunda, onu çoğu zaman bir iş bölümü kuralı olarak görür. Platon, herkesin kendi mesleğini yapmasını ve başka mesleklere karışmamasını adalet sayar; ayakkabıcı ayakkabı yapmalı, marangoz marangozluk yapmalıdır. Bu okumada adalet, bir ekonominin verimli işlemesinin adıdır.

Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Sokrates aynı yerde bir ayakkabıcı ile bir marangozun işlerini değiş tokuş etmesinin şehre büyük bir zarar vermeyeceğini açıkça söyler. Asıl zarar, bir zanaatkârın ya da bir tüccarın zenginliği ya da gücü yüzünden asker sınıfına, bir askerin ise yönetici sınıfına girmeye kalkmasıdır. Adalet, meslekler arasında değil, şehrin üç sınıfı arasında bir düzendir. İkincisi, Sokrates adaleti, öteki üç erdemi mümkün kılan ve koruyan erdem olarak tanımlar. Bir iş bölümü kuralı, bilgeliği ve cesareti mümkün kılmaz; adalet ise yöneticilerin yönetmesini, askerlerin korumasını güvenceye alarak bunu yapar.

Bu yüzden Platon'un adalet tanımını anlamak, onu bir verimlilik kuralı olarak değil, bir bütünün parçaları arasındaki bir yetki ve görev düzeni olarak okumayı gerektirir.

Görüşler ve pozisyonlar

Platon'un dördüncü kitaptaki adalet tanımının birinci kitaptaki tanımlarla ilişkisi konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, kopuş görüşüdür. Buna göre dördüncü kitaptaki tanım, birinci kitaptaki tanımlarla hiçbir bağı olmayan yeni bir şey söyler. Platon, gündelik adalet anlayışını bırakmış ve onun yerine bir şehir düzeni ve bir ruh düzeni koymuştur.

İkinci görüş, kapsama görüşüdür. Buna göre dördüncü kitaptaki tanım, birinci kitaptaki tanımların doğru gördüğü şeyleri içine alır. Borç ödemek, başkasının malına el koymamak ve kimseye zarar vermemek, kendi işini yapan bir şehirde ve bir ruhta kendiliğinden ortaya çıkan davranışlardır.

Üçüncü görüş, temellendirme görüşüdür. Buna göre dördüncü kitaptaki tanım, gündelik adalet davranışlarını bir kenara bırakmaz, ama onları açıklamaya çalışır. Gündelik adalet, bir düzenin dışa yansımasıdır; bu düzen olmadan, gündelik adalet davranışları görülme korkusuna ya da alışkanlığa bağlı kalır.

Bu ders üçüncü görüşü temel alır ve ikinci görüşün, Sokrates'in yargıçlardan ve mülkten söz ederek tanımı gündelik adaletle bağladığı gözlemini kabul eder. Birinci görüş, Sokrates'in aynı yerde tanımı yargıçların kararlarıyla açıkça ilişkilendirmesini açıklamakta zorlanır.

Argümanın yapısı

Bir tanımı önceki tanımlarla karşılaştırmak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, her tanımın neyi adalet saydığını yazmaktır. Karşılaştıran, önceki tanımları ve yeni tanımı, her birini tek bir cümleyle ve aynı biçimde yazar.

İkinci adım, her tanımın neyi dışarıda bıraktığını bulmaktır. Karşılaştıran, her tanımın kapsamadığı ama adalet sayılması gereken bir durumu, ya da kapsadığı ama adalet sayılmaması gereken bir durumu arar.

Üçüncü adım, yeni tanımın eski tanımların doğru gördüğü şeyi koruyup korumadığını sormaktır. Karşılaştıran, eski tanımların reddedilmesine rağmen içlerinde doğru bir sezgi bulunup bulunmadığını ve yeni tanımın bu sezgiyi açıklayıp açıklamadığını sorar.

Dördüncü adım, yeni tanımın bulunma yolunu sınamaktır. Karşılaştıran, yeni tanıma hangi yöntemle varıldığını ve bu yöntemin hangi varsayımlara dayandığını yazar.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Adaleti ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Dördüncü kitaptaki tanım, adaleti tek tek eylemlerin bir niteliği olarak değil, bir bütünün parçaları arasındaki bir düzen olarak görür. Kerem'in dört bölmesi, kalan erdem yönteminin dört erdemin tam bir liste olduğu varsayımına dayandığını gösterdi. Barış'ın yargıcı, Sokrates'in tanımı gündelik adaletle bağlamaya çalıştığını gösterdi. Tolga'nın eleme yöntemi, elemeye eklenen bağımsız bir gerekçe bulunduğunu gösterdi. Selin'in Polemarkhos'u, yeni tanımın herkese hakkını verme sezgisini koruduğunu gösterdi. Lina'nın gönüllü grubu, asıl kaygının bir iş bölümü değil bir yetki düzeni olduğunu gösterdi. Defne'nin görev tanımı, kendi işini yapmanın bütünün iyiliğine gözünü kapamak olmadığını gösterdi. Adalet, bir sınıfın erdemi değil, öteki erdemleri mümkün kılan bütünün düzenidir.

Açık kalan sorular

Tolga'nın eleme yöntemi, kalan erdem yönteminin dört erdemin tam bir liste olduğu varsayımına dayandığını gösterdi. İyi bir şehrin taşıması gereken erdemlerin listesi nasıl belirlenir ve bu liste ne zaman tam sayılabilir?

Lina'nın gönüllü grubu, zenginliğin yönetimi ele geçirmesinin bir grubu dağıttığını gösterdi. Bir topluluk, yetkinin zenginliğe ya da güce değil bilgiye ve yükümlülüğe dayanmasını hangi kurumlarla güvenceye alabilir?

Defne'nin görev tanımı, kendi işinin dışına çıkmamanın bir sorumluluktan kaçmak olabileceğini gösterdi. Bir uyarı ile bir yetki gaspı arasındaki sınır nereden geçer?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışPlaton'un tanımını bir meslek kuralı saymak.
Doğrusu

Herkesin kendi işini yapmasını, herkesin yalnızca kendi mesleğini yapması olarak okumak, Sokrates'in meslekler arasındaki değiş tokuşun büyük bir zarar vermediğini ve asıl adaletsizliğin sınıflar arasındaki karışma olduğunu söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, tanımı bir yetki düzeni olarak görmektir.

Yaygın yanlışÖlçülülüğü bir sınıfın erdemi saymak.
Doğrusu

Ölçülülüğü, bilgelik ve cesaret gibi tek bir sınıfa ait bir erdem olarak okumak, Sokrates'in onun bütün şehre bir uyumun bütün tellere yayılması gibi yayıldığını söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, ölçülülüğü kimin yöneteceği konusunda bütün sınıfların anlaşması olarak görmektir.

Yaygın yanlışKalan erdem yöntemini kesin bir kanıt saymak.
Doğrusu

Adaletin geriye kalan erdem olarak bulunmasını tanımın kanıtı olarak okumak, yöntemin dört erdemin tam bir liste olduğunu varsaydığını ve Sokrates'in adaleti öteki erdemleri mümkün kılan erdem olarak ayrıca gerekçelendirdiğini gözden kaçırır. Doğrusu, elemeyi ve bağımsız gerekçeyi ayırmaktır.

Yaygın yanlışBirinci kitabın tanımlarını tamamen yanlış saymak.
Doğrusu

Kephalos'un ve Polemarkhos'un tanımlarını reddedilip bırakılmış yanılgılar olarak okumak, dördüncü kitapta yargıçların kimsenin başkasının malına sahip olmaması için karar verdiği cümlenin bu tanımların sezgisini koruduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, eski tanımların içindeki doğru sezgiyi aramaktır.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Dördüncü kitaptaki tanım, adaleti tek tek eylemlerin bir niteliği olarak değil, bir bütünün parçaları arasındaki, öteki erdemleri mümkün kılan ve koruyan bir düzen olarak görür.

Platon'un Devlet'inin birinci kitabında Polemarkhos adaleti dostlara yarar, düşmanlara zarar vermek olarak tanımladı ve Sokrates adil bir insanın kimseyi adaletsiz kılamayacağını gösterdi, dördüncü kitapta Sokrates bilgeliği yöneticilere, cesareti askerlere, ölçülülüğü bütün şehre yerleştirdi ve adaleti ayaklarının dibinde yuvarlanan kalan erdem olarak, herkesin kendi işini yapması ve başkasının işine karışmaması diye buldu.

Bir tanım önceki tanımlarla dört adımla karşılaştırılır: her tanımın neyi adalet saydığını yazmak, neyi dışarıda bıraktığını bulmak, yeni tanımın eski tanımların doğru gördüğünü koruyup korumadığını sormak ve yeni tanımın bulunma yolunu sınamak.

Eleme, iş bölümü ve bağlantısızlık itirazları, Sokrates'in adaleti öteki erdemleri mümkün kılan erdem olarak ayrıca gerekçelendirdiğini, asıl kaygısının meslekler değil sınıflar arasındaki yetki düzeni olduğunu ve yargıç cümlesiyle tanımı gündelik adalete bağlamaya çalıştığını gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden Platon'un adaleti, bir sınıfın erdemi değil, bütünün düzenidir; ama bu düzenin gündelik adaleti nasıl taşıdığı, tanımın kendisinden ayrıca gösterilmesi gereken bir şey olarak kalır.

Sonraki derse köprü

Devlet, Platon'un adaleti bir şehrin düzeni olarak tanımladığı diyalogdur. Ama Platon'un son ve en uzun eseri olan Yasalar'da, Atinalı bir yabancı, bir Giritli ve bir Spartalı ile birlikte, Girit'te kurulacak yeni bir şehir için yasalar yazmaya koyulur. Bu kez yöneticiler filozof krallar değildir; şehri yöneten, yasalardır. Kerem, bir sonraki pano için bir tahtın yerine bir yazıt taşı çizmeyi düşünüyor.

Selin, Yasalar'da her yasanın başına, yurttaşları ikna etmek için bir giriş konuşması yazılması gerektiğini okumuş. Tolga, filozof kralın yerini neden yasaların aldığını soruyor. Lina ise bir yasanın yalnızca emretmek yerine ikna etmeye de çalışmasının ne anlama geldiğini merak ediyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Yasalar dersi, Platon'un son eserinde filozof kral yerine yasaların yönetimini neden önerdiğini, her yasanın başına konan ikna edici giriş konuşmalarının ne işe yaradığını ve Yasalar'daki karma yönetim anlayışının Devlet'in şehrinden neyle ayrıldığını soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.