İçeriğe geç

P03-D03-M03-03·Ruh ve etik

Eros

temel3.741 kelime≈ 25 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Platon'un aşk anlayışı, aşkı bir eksiklikten doğan, iyinin sonsuza dek bizim olmasını isteyen ve güzel bir şeyde doğurmaya yönelen bir arzu olarak tanımlar.

Platon'un Şölen'i aşkın sahip olunmayan bir şeye yöneldiğini gösterip onu Bolluk ile Yoksulluğun çocuğu, tanrılar ile insanlar arasındaki bir aracı varlık olarak anlattı ve Aristophanes'in yarılar mitine aşkın bir yarıya değil iyiye yöneldiğini söyleyerek cevap verdi, Phaidros'u ise aşkı güzel birini gören ruhun kanatlarını büyüten bir tanrısal delilik olarak övdü.

Bir arzu dört adımla çözümlenir: arzunun nesnesini belirlemek, neyin eksik olduğunu sormak, arzunun hedefinin bir sahip olmak mı yoksa bir doğurmak mı olduğunu ayırmak ve arzunun nesnesinin genişleyip genişlemediğini sınamak.

Nitelik, sahiplik ve delilik itirazları, merdiveni çıkmanın ilk basamağı ortadan kaldırmadığını, sahip olduğumuz birini sevmenin onunla geçirilecek geleceği istemek olduğunu ve tanrısal deliliğin aklın yerini almayıp ona bir güç verdiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden Platon'un aşkı ne bir sahiplenme ne de bir kaçıştır; o, sevilen birinin içinden görünen güzelliğe doğru bir yükseliştir ve bu yükselişin sevilen insanı geride bırakıp bırakmadığı, Platon'un en çok tartışılan sorularından biri olarak kalır.

Açılış sahnesi

Kerem, serginin Ruh ve etik bölümündeki üçüncü pano için iki çizim yan yana koyuyor. Solda, basamakları yukarı doğru inceldikçe kaybolan bir merdiven vardı. Sağda ise kanatları yeni yeni çıkmaya başlamış, ama henüz uçamayan bir ruh. Platon'un Şölen'inde Diotima, aşkın bir insanı tek bir güzel bedenden güzelin kendisine taşıyan bir merdiven olduğunu anlatıyordu. Phaidros'ta ise Sokrates, güzel birini gören bir ruhun kanatlarının yeniden büyümeye başladığını ve bunun bir tür delilik olduğunu söylüyordu. Kerem, iki çizimin aynı şeyi anlatıp anlatmadığından emin değil. Merdiven, sevilen insanı arkada bırakıp yukarı çıkmayı mı anlatıyordu? Kanatlar ise sevilen insanın kendisini mi büyütüyordu? Kerem, aşkın Platon için bir insana mı, yoksa insanın içinden görünen başka bir şeye mi yöneldiğini merak ediyor.

Selin, Diotima'nın aşkı bir tanrı değil, tanrılar ile insanlar arasında duran bir aracı olarak tanımladığını okumuş. Tolga, Sokrates'in aşkın sahip olunmayan bir şeye yöneldiğini söylediğini ve sahip olduğumuz birini nasıl sevebileceğimizi soruyor. Lina, merdivenin üst basamaklarına çıkan birinin alt basamaklardaki tek bir insanı sevmeyi bırakıp bırakmadığını merak ediyor. Barış, Türk Medeni Kanunu'nun eşlerin birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamakla yükümlü olduğunu söylediğini hatırlıyor. Defne ise tıp fakültesinde ilk kadavra derslerinde bir arkadaşının anatomiye bir tutku gibi bağlandığını anlatıyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Platon kursunda, Platon'un aşkı neden bir eksiklik ve bir arzu olarak tanımladığını, Şölen'deki aşk merdiveninin bir insanı tek bir bedenden güzelin kendisine nasıl taşıdığını ve Phaidros'ta aşkın neden bir tanrısal delilik sayıldığını soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Erdem dersi, Platon'un dört erdemi ruhun parçaları arasındaki ilişkilerle tanımladığını ve iç düzen ile dış adalet arasındaki bağın aklın iyinin bilgisiyle yönetmesine dayandığını savundu. O dersin sonunda, akıl iyiyi biliyorsa ruhu ona doğru çekenin ne olduğu sorusu açık kaldı. Akademinin önceki derslerinde güzelin kendisi, Diotima'nın felsefenin bilgelik ile bilgisizlik arasında durduğu sözü, Alkibiades'in Sokrates övgüsü ve arabacı benzetmesi tanıtılmıştı. Bu ders, Platon'un aşk anlayışını bu derslerde ele alınmamış pasajlardan kuruyor.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Şölen'de Sokrates, Agathon'u aşkın sahip olmadığı bir şeye yöneldiğini kabul etmeye götürür ve ardından Diotima'nın aşkın doğuşunu anlatan öyküsünü aktarır. Aynı diyalogda Aristophanes, aşkı insanın kaybettiği yarısını arayışı olarak anlatan bir mit kurar; Diotima ise buna, aşkın bir yarıya değil iyiye yöneldiğini söyleyerek cevap verir. Phaidros'ta Sokrates, aşkın tanrıların verdiği bir delilik olduğunu ve güzel birini görmenin ruhun kanatlarını büyüttüğünü anlatır.

Ardından üç itirazı tartacağız: Platon'un aşkının bir insanı değil onun niteliklerini sevdiği, aşkın bir eksiklik olarak tanımlanmasının sahip olunan birini sevmeyi açıklayamadığı ve aşkı bir delilik olarak övmenin akla aykırı olduğu itirazları.

Sonda, bir arzuyu çözümlemenin dört adımını göstereceğiz: arzunun nesnesini belirlemek, neyin eksik olduğunu sormak, arzunun hedefinin bir sahip olmak mı yoksa bir doğurmak mı olduğunu ayırmak ve arzunun nesnesinin genişleyip genişlemediğini sınamak.

Merkez soru

Sorumuz şu: Platon, aşkı neden bir eksiklik ve bir arzu olarak tanımlar ve aşkın merdiveni sevilen bir insanı korur mu, yoksa onun ötesine mi geçer?

Ölçülü iddiam şu: Platon'un aşk anlayışı, aşkı bir eksiklikten doğan, iyinin sonsuza dek bizim olmasını isteyen ve güzel bir şeyde doğurmaya yönelen bir arzu olarak tanımlar; bu tanım, aşkı bir insanı sahiplenmekten çok, onunla birlikte bir şey yaratmaya yöneltir, ama bu yöneliş içinde sevilen insanın kendisinin yeri, Platon'un tam olarak çözmediği bir sorudur. Şölen'de Sokrates, aşkın bir şeye yöneldiğini ve bu şeyi arzuladığını, arzulanan şeyin ise sahip olunmayan bir şey olduğunu gösterir. Diotima, aşkın bir tanrı olmadığını, çünkü tanrıların güzel ve iyi olduğunu, aşkın ise bunlardan yoksun olduğunu söyler. Aşk, bolluk ile yoksulluğun çocuğudur: her zaman yoksul, ama her zaman güzelin ve iyinin peşinde. Aristophanes'in mitinde aşk, kaybedilen yarıyı aramaktır; Diotima ise aşkın bir yarıya değil, ancak iyiyse ona yöneldiğini söyler. Aşk, iyinin sonsuza dek bizim olmasını ister ve bunu, ölümlü bir varlığın yapabileceği tek biçimde, güzel bir şeyde doğurarak yapar. Phaidros'ta Sokrates bu arzuyu bir tanrısal delilik olarak över: güzel birini gören ruh, gerçek güzelliği hatırlar ve kanatları yeniden büyümeye başlar. Bu yüzden Platon'un aşkı ne bir sahiplenme ne de bir kaçıştır; o, sevilen birinin içinden görünen güzelliğe doğru bir yükseliştir. Ama bu yükselişin sevilen insanı bir basamak gibi geride bırakıp bırakmadığı, Platon'un en çok tartışılan sorularından biri olarak kalır.

Sıfır noktası

Bir öğrenci "Platonik aşk" ifadesini duyduğunda, onu çoğu zaman bedensel bir yanı olmayan, yalnızca ruhsal bir sevgi olarak anlar. Platonik bir aşk, iki insanın birbirine dokunmadan, uzaktan ve saf bir biçimde sevmesidir. Bu okumada Platon, bedensel arzuyu küçümseyen ve aşkı onun yerine bir dostluğa dönüştüren bir felsefecidir.

Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Şölen'deki merdiven bir bedenden başlar. Diotima, aşk yolunda doğru ilerleyen birinin önce tek bir güzel bedeni sevmesi gerektiğini söyler. Beden, merdivenin reddedilen bir dışı değil, ilk basamağıdır. İkincisi, Phaidros'ta Sokrates aşkı bir sakinlik olarak değil, bir delilik olarak anlatır. Güzel birini gören âşık titrer, terler ve ateşlenir; ruhunun kanatlarının kökleri bir diş çıkarma gibi kaşınır. Bu, uzaktan ve saf bir sevginin değil, bütün bedeni ve ruhu saran bir tutkunun anlatımıdır.

Bu yüzden Platon'un aşkını anlamak, onu bedensiz bir sevgi olarak değil, bedenden başlayıp onun ötesine yönelen bir arzu olarak okumayı gerektirir.

Görüşler ve pozisyonlar

Platon'un aşk anlayışının sevilen insana ne yer verdiği konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, nitelik görüşüdür. Gregory Vlastos'un savunduğu biçimiyle, Platon'un âşığı bir insanı onun kendisi için değil, onda bulunan güzellik ve iyilik nitelikleri için sever. Merdivenin üst basamaklarında, tek bir insan bu niteliklerin taşıyıcılarından yalnızca biridir ve sonunda güzelin kendisi uğruna geride bırakılır. Platon'un aşkında, tek bir insanın biricikliği için bir yer yoktur.

İkinci görüş, birlikte yükseliş görüşüdür. Buna göre Phaidros'ta âşık ile sevilen, birlikte yükselir. Âşık, sevilen insanda kendi tanrısının izlerini görür ve onu bu tanrıya benzetmeye çalışır; sevilen de âşığın bu sevgisini fark edip ona bir karşı sevgiyle cevap verir. Aşk, iki insanın birlikte felsefe yapmasına dönüşür ve sevilen insan geride bırakılmaz.

Üçüncü görüş, doğurma görüşüdür. Buna göre Şölen'deki aşkın hedefi, güzel bir şeyde doğurmaktır ve bu doğurma çoğu zaman iki insanın birlikte ürettiği bir şeydir: bir çocuk, bir düşünce, bir eser. Sevilen insan, bu doğurmanın ortağıdır. Merdivenin yükselişi, sevilen insanı değil, aşkın ürettiği şeyi genişletir.

Bu ders üçüncü görüşü temel alır ve ikinci görüşün, Phaidros'ta âşık ile sevilenin birlikte yükseldiği gözlemini kabul eder. Birinci görüş, merdivenin üst basamaklarında tek bir insanın önemini yitirdiğini doğru görür, ama Diotima'nın aşkı bir doğurma olarak tanımladığını ve doğurmanın bir ortaklık gerektirdiğini yeterince hesaba katmaz.

Argümanın yapısı

Bir arzuyu çözümlemek için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, arzunun nesnesini belirlemektir. Çözümleyen, arzunun neye yöneldiğini, bir insana mı, bir niteliğe mi, yoksa başka bir şeye mi yöneldiğini açıkça yazar.

İkinci adım, neyin eksik olduğunu sormaktır. Çözümleyen, arzulayan kişinin neye sahip olmadığını ve arzusunun bu eksiklikten nasıl doğduğunu belirler.

Üçüncü adım, arzunun hedefinin bir sahip olmak mı yoksa bir doğurmak mı olduğunu ayırmaktır. Çözümleyen, arzunun nesneyi kendine katmaya mı, yoksa onunla birlikte yeni bir şey üretmeye mi yöneldiğini sorar.

Dördüncü adım, arzunun nesnesinin genişleyip genişlemediğini sınamaktır. Çözümleyen, arzunun tek bir nesnede kalıp kalmadığını ya da ondan başka nesnelere, daha genel bir şeye doğru yayılıp yayılmadığını değerlendirir.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Eros'u ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Platon'un aşk anlayışı, aşkı bir eksiklikten doğan, iyinin sonsuza dek bizim olmasını isteyen ve güzel bir şeyde doğurmaya yönelen bir arzu olarak tanımlar. Kerem'in merdiveni ve kanatları, Platon'un iki farklı vurgusunu, nesnenin genişlemesini ve sevilenle birlikte yükselmeyi gösterdi. Barış'ın evlilik birliği, ortak bir şey kurmanın Diotima'nın doğurma anlayışına yakın olduğunu gösterdi. Tolga'nın sağlığı, sahip olduğumuz bir şeyi sevmenin onu gelecekte korumak istemek olduğunu gösterdi. Selin'in iki yarısı, Aristophanes'in mitinin sevilen insanın biricikliğini daha iyi koruduğunu gösterdi. Lina'nın öğretmeni, merdiveni çıkmanın ilk basamağı ortadan kaldırmadığını gösterdi. Defne'nin anatomi tutkusu, bir tutkunun bir deliliği bir bilgiye ve bir doğurmaya dönüştürebildiğini gösterdi. Bu yükselişin sevilen insanı bir basamak gibi geride bırakıp bırakmadığı, Platon'un en çok tartışılan sorularından biri olarak kalır.

Açık kalan sorular

Selin'in iki yarısı, Aristophanes'in mitinin sevilen insanın biricikliğini daha iyi koruduğunu gösterdi. Bir insanı biricikliği içinde sevmek ile onun iyiliği için sevmek arasında bir seçim yapmak zorunda mıyız?

Lina'nın öğretmeni, merdiveni çıkmanın ilk basamağı ortadan kaldırmadığını gösterdi. Bir insanı bir yolun başlangıcı olarak sevmek, onu kendisi için sevmekle aynı şey midir?

Defne'nin anatomi tutkusu, bir deliliğin bir bilgiye dönüşebildiğini gösterdi. Bir tutkunun bir bilgiye mi yoksa bir yıkıma mı yol açacağı, onun başında nasıl anlaşılabilir?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışPlatonik aşkı bedensiz bir sevgi saymak.
Doğrusu

Platon'un aşkını bedensel bir yanı olmayan, uzaktan ve saf bir sevgi olarak anlamak, Şölen'deki merdivenin tek bir güzel bedenle başladığını ve Phaidros'ta aşkın titreme, terleme ve ateşlenmeyle anlatıldığını gözden kaçırır. Doğrusu, Platon'un aşkını bedenden başlayıp onun ötesine yönelen bir arzu olarak görmektir.

Yaygın yanlışAşkı bir tanrı saymak.
Doğrusu

Diotima'nın anlatımını aşkı güzel ve iyi bir tanrı olarak öven bir anlatım saymak, onun aşkı bir tanrı değil, tanrılar ile insanlar arasında duran ve güzellikten yoksun olduğu için onu arzulayan bir aracı varlık olarak tanımladığını gözden kaçırır. Doğrusu, aşkı bir eksiklik ile bir arayışın birleşimi olarak görmektir.

Yaygın yanlışAristophanes'in mitini Platon'un görüşü saymak.
Doğrusu

Kaybedilen yarıyı arama mitini Platon'un aşk anlayışı olarak okumak, Diotima'nın bu mite aşkın bir yarıya değil iyiye yöneldiğini söyleyerek karşı çıktığını gözden kaçırır. Doğrusu, Şölen'deki konuşmaları birbirine verilen cevaplar olarak okumaktır.

Yaygın yanlışTanrısal deliliği bir akıl kaybı saymak.
Doğrusu

Phaidros'taki deliliği aklın bütünüyle yitirilmesi olarak anlamak, onun gerçek güzelliğin hatırlanması olduğunu ve arabacı benzetmesinde aklın aşkın itkisini yönetmeye devam ettiğini gözden kaçırır. Doğrusu, deliliği aklın gündelik sınırlarının aşılması olarak görmektir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Platon'un aşk anlayışı, aşkı bir eksiklikten doğan, iyinin sonsuza dek bizim olmasını isteyen ve güzel bir şeyde doğurmaya yönelen bir arzu olarak tanımlar.

Platon'un Şölen'i aşkın sahip olunmayan bir şeye yöneldiğini gösterip onu Bolluk ile Yoksulluğun çocuğu, tanrılar ile insanlar arasındaki bir aracı varlık olarak anlattı ve Aristophanes'in yarılar mitine aşkın bir yarıya değil iyiye yöneldiğini söyleyerek cevap verdi, Phaidros'u ise aşkı güzel birini gören ruhun kanatlarını büyüten bir tanrısal delilik olarak övdü.

Bir arzu dört adımla çözümlenir: arzunun nesnesini belirlemek, neyin eksik olduğunu sormak, arzunun hedefinin bir sahip olmak mı yoksa bir doğurmak mı olduğunu ayırmak ve arzunun nesnesinin genişleyip genişlemediğini sınamak.

Nitelik, sahiplik ve delilik itirazları, merdiveni çıkmanın ilk basamağı ortadan kaldırmadığını, sahip olduğumuz birini sevmenin onunla geçirilecek geleceği istemek olduğunu ve tanrısal deliliğin aklın yerini almayıp ona bir güç verdiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden Platon'un aşkı ne bir sahiplenme ne de bir kaçıştır; o, sevilen birinin içinden görünen güzelliğe doğru bir yükseliştir ve bu yükselişin sevilen insanı geride bırakıp bırakmadığı, Platon'un en çok tartışılan sorularından biri olarak kalır.

Sonraki derse köprü

Aşk iyinin sonsuza dek bizim olmasını istiyorsa, iyi bir yaşam nasıl bir yaşamdır? Platon'un Gorgias'ında Kallikles, iyi yaşamın bütün isteklerin özgürce doyurulması olduğunu savunur. Devlet'in dokuzuncu kitabında Sokrates, adil insanın zorbadan çok daha mutlu olduğunu birkaç argümanla göstermeye çalışır. Philebos'ta ise iyi yaşamın ne yalnızca haz ne de yalnızca bilgelik, ikisinin bir karışımı olduğu tartışılır. Kerem, serginin bir sonraki panosuna iki kap koymayı düşünüyor: biri bal, öteki su dolu, ve ziyaretçiye onları hangi oranda karıştıracağını soracak bir pano.

Selin, Philebos'ta Sokrates'in iyi bir yaşamı bir içki karıştıran kişinin bal ile suyu karıştırmasına benzettiğini okumuş. Tolga, hazzın iyinin kendisi olmadığını söyleyen bir felsefecinin hazzı iyi bir yaşamın içinde nereye koyduğunu soruyor. Lina ise Devlet'te adil insanın zorbadan çok daha mutlu olduğunu söyleyen argümanların ne kadar inandırıcı olduğunu merak ediyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. İyi yaşam dersi, Platon'un hazzın mı yoksa bilgeliğin mi iyi bir yaşamın ölçütü olduğu sorusuna verdiği cevabı, Devlet'te adil insanın adaletsiz insandan daha mutlu olduğunu gösteren argümanları ve iyi bir yaşamın hazla bilgeliğin bir karışımı olup olmadığını soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.