İçeriğe geç

P03-D03-M03-02·Ruh ve etik

Erdem

temel3.750 kelime≈ 25 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Platon'un erdem tanımları, bilgeliği aklın bütün ruh için neyin iyi olduğunu bilmesi, cesareti öfkenin aklın buyruğunu koruması, ölçülülüğü üç parçanın aklın yönetmesinde anlaşması ve adaleti her parçanın kendi işini yapması olarak anlar.

Platon'un Devlet'i adaleti ruhun sağlığına, adaletsizliği bir iç savaşa benzetip adil bir ruhun sahibinin bir emaneti zimmetine geçirmeyeceğini söyledi, Protagoras'ı erdemlerin bir yüzün parçaları gibi mi yoksa altının parçaları gibi mi olduğunu tartıştı, Sachs ise Platoncu adaletin gündelik adaleti gerektirdiğinin kanıtlanmadan varsayıldığını savundu.

Bir erdem tanımı dört adımla sınanır: erdemi ruhun hangi durumu olarak tanımladığını belirlemek, gündelik davranışlarla bağlantısını sınamak, öteki erdemlerle ilişkisini sormak ve bilgiyle ilişkisini değerlendirmek.

Garanti, konu değişikliği ve çelişki itirazları, soğukkanlı bir hesapçının ruhunun düzenli sayılmadığını, Platon'un adaletin konusunu değiştirmeyip onun derinine indiğini ve Devlet'in erdemin bilgi olduğu görüşünü bırakmayıp bilginin ruhun bütününe işlenmesi gerektiği görüşüne genişlettiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden iç düzenin dışarıya karşı adil davranışı nasıl gerektirdiği, Platon'un iddia ettiği ama tam olarak kanıtlamadığı bir bağdır ve bu bağı ancak aklın iyinin bilgisiyle yönetmesi kurabilir.

Açılış sahnesi

Kerem, serginin Ruh ve etik bölümündeki ikinci pano için dört ayaklı bir masa yaptırıyor. Her ayağın üzerine bir erdemin adını yazacaktı: bilgelik, cesaret, ölçülülük, adalet. Masanın tablası ise ruhu temsil edecekti. Kerem, bir ayak kısa olursa masanın sallanacağını, iki ayak kısa olursa devrileceğini düşünüyor. Platon'un Devlet'inde Sokrates, bu dört erdemi önce kentte, sonra ruhta buluyordu. Ama Kerem bir şeye takılıyor. Sokrates'e göre adalet, bir insanın başkalarına nasıl davrandığıyla değil, ruhunun parçalarının birbirine karşı nasıl durduğuyla ilgiliydi. Kerem'in gündelik adalet anlayışı ise bir borcu geri ödemek, bir sözü tutmak, birinin hakkını yememekti. Masanın dördüncü ayağı, gerçekten başkalarına bakan bir erdemi mi taşıyordu, yoksa yalnızca masanın kendi dengesini mi?

Selin, Platon'un adaleti ruhun sağlığına benzettiğini okumuş. Tolga, Protagoras'ta erdemlerin bir yüzün parçaları gibi mi yoksa bir altın parçasının parçaları gibi mi olduğunun tartışıldığını hatırlıyor. Lina, Sokrates'in cesareti boyası yıkanmayan bir yüne benzettiğini duymuş. Barış, kendisine emanet edilen bir malı kendi yararına kullananın Türk Ceza Kanunu'na göre bir suç işlediğini biliyor ve Platon'un adil insanının böyle bir şey yapıp yapmayacağını soruyor. Defne ise sağlığın tek tek sağlıklı davranışlardan değil, bedenin bir dengesinden oluştuğunu söylüyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Platon kursunda, Platon'un bilgelik, cesaret, ölçülülük ve adalet erdemlerini ruhun üç parçası arasındaki ilişkilerle nasıl tanımladığını, adaletin her parçanın kendi işini yapması olarak tanımlanmasının ne anlama geldiğini ve bu tanımın erdemin bilgi olduğu Sokratik görüşle nasıl bir ilişkisi olduğunu soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Ruhun parçaları dersi, Platon'un ruhu akıl, öfke ve istek olarak üç parçaya ayırdığını ve bu bölünmenin akıl dışı güdülerin akıldan bağımsız bir güç taşıdığını kabul ettiğini inceledi. O dersin sonunda, üç parçalı bir ruhta iyi bir ruhun nasıl bir ruh olacağı sorusu açık kaldı. Akademinin önceki derslerinde arete, Sokratik entelektüalizm, Glaukon'un adaletin kendisi için mi istendiği sorusu ve Kephalos'un adalet tanımı tanıtılmıştı. Bu ders, dört erdemin ruhtaki yerini ve adaletin yeni tanımını inceliyor.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Devlet'in dördüncü kitabında Sokrates, kentin dört erdemini ruha uygular ve adaleti her parçanın kendi işini yapması, adaletsizliği ise ruhun içinde bir iç savaş olarak tanımlar. Protagoras'ta Sokrates ile Protagoras, erdemlerin tek bir şeyin parçaları mı yoksa aynı şeyin farklı adları mı olduğunu tartışır. David Sachs ise 1963'te, Platon'un ruhun iç düzeni olarak tanımladığı adaletin gündelik adaleti gerektirdiğini göstermediğini savunur.

Ardından üç itirazı tartacağız: iç düzenin dışarıya karşı adil davranışı garanti etmediği, Platon'un adaletin konusunu değiştirdiği ve ruhun parçalarına dağıtılmış erdemlerin erdemin bilgi olduğu görüşüyle çeliştiği itirazları.

Sonda, bir erdem tanımını sınamanın dört adımını göstereceğiz: erdemi ruhun hangi durumu olarak tanımladığını belirlemek, tanımın gündelik davranışlarla bağlantısını sınamak, erdemin öteki erdemlerle ilişkisini sormak ve erdemin bilgiyle ilişkisini değerlendirmek.

Merkez soru

Sorumuz şu: Platon, dört erdemi ruhun parçaları arasındaki ilişkilerle nasıl tanımlar ve adaleti her parçanın kendi işini yapması olarak tanımlamak, adaletin gündelik anlamıyla nasıl bağdaşır?

Ölçülü iddiam şu: Platon'un erdem tanımları, erdemleri tek tek davranışlar olarak değil, ruhun bir durumu olarak anlar ve bu yaklaşımın en güçlü yanı adaleti bir sağlık gibi iç bir düzen olarak görmesidir; ama bu iç düzenin dışarıya karşı adil davranışı nasıl gerektirdiği, Platon'un açıkça iddia ettiği ama tam olarak kanıtlamadığı bir bağdır ve bu bağı ancak aklın iyinin bilgisiyle yönetmesi kurabilir. Devlet'te Sokrates, bilgeliği aklın bütün ruh için neyin iyi olduğunu bilmesi, cesareti öfkenin acılar ve hazlar arasında aklın neyden korkulması gerektiği konusundaki buyruğunu koruması, ölçülülüğü üç parçanın aklın yönetmesi gerektiği konusunda anlaşması, adaleti ise her parçanın kendi işini yapması olarak tanımlar. Adaletsizlik, parçaların birbirinin işine karışması, ruhun içinde bir iç savaştır. Sokrates, adaletin ruh için bedendeki sağlık gibi olduğunu söyler ve böyle bir ruha sahip birinin bir emaneti zimmetine geçirmeyeceğini, hırsızlık yapmayacağını ve sözünü bozmayacağını ekler. Ama David Sachs'ın gösterdiği gibi, Sokrates bu ikinci iddiayı bir kanıtla değil, bir sezgiyle destekler. Bir insanın ruhu düzenli olsa bile, onun başkalarına karşı adil davranacağı ayrıca gösterilmelidir. Bu bağ, ancak düzenli bir ruhu yöneten aklın, yalnızca kendi iyisini değil iyinin kendisini bildiği kabul edilirse kurulur. Bu da Devlet'i, erdemin bilgi olduğu Sokratik görüşe bir başka yoldan geri götürür.

Sıfır noktası

Bir öğrenci Platon'un dört erdemini okuduğunda, onları çoğu zaman bir iyi insanın taşıması gereken dört ayrı özellik olarak görür. İyi bir insan bilge, cesur, ölçülü ve adildir; bu dört özellik birbirinden bağımsızdır ve her biri ayrı ayrı kazanılır. Adalet de bu özelliklerden biridir ve bir insanın başkalarının hakkına saygı göstermesi demektir.

Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Platon'un dört erdemi birbirinden bağımsız değildir. Ölçülülük ve adalet, bütün ruhun bir durumudur ve bilgelik olmadan ne cesaret ne ölçülülük ne de adalet bulunabilir. Masanın ayakları ayrı ayrı durmaz; hepsi aynı tablayı taşır. İkincisi, Platon'un adaleti, öğrencinin anladığı gibi başkalarına yönelik bir davranış değil, ruhun kendi içindeki bir düzendir. Sokrates, adaletin bir insanın dışarıya karşı yaptığıyla değil, içindeki parçaların her birinin kendi işini yapmasıyla ilgili olduğunu açıkça söyler.

Bu yüzden Platon'un erdemlerini anlamak, onları dört ayrı özellik olarak değil, aynı ruhun dört farklı yüzü olarak okumayı ve adaletin bu iç anlamının gündelik anlamla nasıl bağlandığını ayrıca sormayı gerektirir.

Görüşler ve pozisyonlar

Platon'un erdem tanımlarının ne anlama geldiği konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, iç düzen görüşüdür. Buna göre Platon, erdemleri ve özellikle adaleti tamamen bir iç düzen olarak tanımlar. Adil bir insan, ruhu dengeli olan insandır ve bu dengenin dışarıdaki davranışlarla ilişkisi ikincildir. Platon, adaletin konusunu bir toplumsal ilişkiden bir bireysel sağlığa kaydırmıştır.

İkinci görüş, köprü görüşüdür. Buna göre Platon, iç düzen ile dış davranış arasında bir köprü kurar. Ruhu düzenli bir insan, başkalarına karşı haksızlık yapmak için bir neden taşımaz, çünkü haksızlıkların kaynağı olan aşırı istekler onda akla boyun eğmiştir. İç düzen, dış adaletin bir nedenidir.

Üçüncü görüş, bilgi görüşüdür. Buna göre iç düzen ile dış adalet arasındaki köprü, ancak aklın iyinin kendisini bildiği kabul edilirse kurulabilir. Ruhu düzenli ama aklı yalnızca kendi çıkarını hesaplayan bir insan, başkalarına haksızlık yapabilir. Ama aklı iyiyi bilen bir insan, başkalarının iyisini de görür. Platon'un erdemi, sonunda yine bir bilgiye dayanır.

Bu ders üçüncü görüşü temel alır ve ikinci görüşün, aşırı isteklerin haksızlıkların bir kaynağı olduğu gözlemini kabul eder. Birinci görüş, Sokrates'in adil bir insanın bir emaneti zimmetine geçirmeyeceğini açıkça söylediğini, yani iç düzeni dış davranıştan bütünüyle koparmadığını gözden kaçırır.

Argümanın yapısı

Bir erdem tanımını sınamak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, erdemi ruhun hangi durumu olarak tanımladığını belirlemektir. Sınayan, erdemin bir davranış mı, bir eğilim mi, yoksa ruhun parçaları arasındaki bir ilişki mi olarak tanımlandığını belirtir.

İkinci adım, tanımın gündelik davranışlarla bağlantısını sınamaktır. Sınayan, bu ruh durumuna sahip birinin gündelik anlamda erdemli sayılan davranışları gerçekten yapıp yapmayacağını, bir karşı örnek arayarak sorar.

Üçüncü adım, erdemin öteki erdemlerle ilişkisini sormaktır. Sınayan, bu erdemin ötekilerden bağımsız olarak bulunup bulunamayacağını ya da onları gerektirip gerektirmediğini değerlendirir.

Dördüncü adım, erdemin bilgiyle ilişkisini değerlendirmektir. Sınayan, erdemin bir bilgiye dayanıp dayanmadığını ve dayanıyorsa bu bilginin neyin bilgisi olduğunu belirler.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Erdemi ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Platon'un erdem tanımları, erdemleri tek tek davranışlar olarak değil, ruhun bir durumu olarak anlar ve bu yaklaşımın en güçlü yanı adaleti bir sağlık gibi iç bir düzen olarak görmesidir. Kerem'in dört ayaklı masası, erdemlerin ayrı ayrı durmadığını ve hepsinin aklın bilgisine bağlandığını gösterdi. Barış'ın emaneti, soğukkanlı bir hesapçının ruhunun Platon'un anladığı anlamda düzenli olmadığını gösterdi. Tolga'nın ekibi, iç düzen ile doğru amaç arasındaki farkı gösterdi. Selin'in cesur haksızı, Devlet'in cesareti aklın bilgisinden ayırmadığını gösterdi. Lina'nın boyası, bir bilginin bir korku anında da korunması gerektiğini gösterdi. Defne'nin sağlık benzetmesi, iç düzenin başkalarına bakan yanı kendi başına açıklamadığını gösterdi. İç düzenin dışarıya karşı adil davranışı nasıl gerektirdiği, Platon'un iddia ettiği ama tam olarak kanıtlamadığı bir bağdır ve bu bağı ancak aklın iyinin bilgisiyle yönetmesi kurabilir.

Açık kalan sorular

Barış'ın emaneti, soğukkanlı bir hesapçının ruhunun düzenli olup olmadığını sordu. Bir insan, hiçbir tutkuya kapılmadan ve kendisiyle hiç çatışmadan haksızlık yapabiliyorsa, onun ruhu düzensiz mi sayılmalıdır?

Tolga'nın ekibi, iç düzenin doğru bir amacı garanti etmediğini gösterdi. Ruhun kendi iyisini bilmek ile iyinin kendisini bilmek arasındaki fark, uygulamada nasıl görülebilir?

Lina'nın boyası, cesaretin bir bilginin bir korku anında korunması olduğunu gösterdi. Bir bilgiyi korumak için gereken eğitim, o bilginin kendisinden ayrı bir şey midir, yoksa onun bir parçası mı?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışDört erdemi birbirinden bağımsız özellikler saymak.
Doğrusu

Bilgelik, cesaret, ölçülülük ve adaleti ayrı ayrı kazanılabilen dört özellik olarak görmek, Platon'un her erdemi aklın bilgisine bağladığını ve ölçülülük ile adaletin bütün ruhun bir durumu olduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, erdemleri aynı ruhun dört farklı yüzü olarak okumaktır.

Yaygın yanlışPlaton'un adaletini yalnızca bir iç huzur saymak.
Doğrusu

Platoncu adaleti bir insanın kendisiyle barışık olması olarak anlamak, Sokrates'in adil bir ruhun sahibinin bir emaneti zimmetine geçirmeyeceğini ve sözünü bozmayacağını söylediğini, yani iç düzeni dış davranıştan koparmadığını gözden kaçırır. Doğrusu, iç düzen ile dış davranış arasındaki bağı ayrıca sormaktır.

Yaygın yanlışCesareti yalnızca korkusuzluk saymak.
Doğrusu

Cesareti bir insanın hiçbir şeyden korkmaması olarak düşünmek, Platon'un cesareti aklın neyden korkulması gerektiği konusundaki doğru buyruğunun korunması olarak tanımladığını ve bir haydudun korkusuzluğunun cesaret sayılmadığını gözden kaçırır. Doğrusu, cesareti doğru bir yargının korunması olarak görmektir.

Yaygın yanlışSachs'ın itirazını Devlet'in çöküşü saymak.
Doğrusu

Sachs'ın gösterdiği boşluğu Devlet'in bütün argümanını geçersiz kılan bir hata olarak okumak, Platon'un iç düzeni aklın iyinin bilgisine bağlayarak bu boşluğu doldurmaya çalıştığını gözden kaçırır. Doğrusu, boşluğu kabul edip onun nasıl doldurulabileceğini sormaktır.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Platon'un erdem tanımları, bilgeliği aklın bütün ruh için neyin iyi olduğunu bilmesi, cesareti öfkenin aklın buyruğunu koruması, ölçülülüğü üç parçanın aklın yönetmesinde anlaşması ve adaleti her parçanın kendi işini yapması olarak anlar.

Platon'un Devlet'i adaleti ruhun sağlığına, adaletsizliği bir iç savaşa benzetip adil bir ruhun sahibinin bir emaneti zimmetine geçirmeyeceğini söyledi, Protagoras'ı erdemlerin bir yüzün parçaları gibi mi yoksa altının parçaları gibi mi olduğunu tartıştı, Sachs ise Platoncu adaletin gündelik adaleti gerektirdiğinin kanıtlanmadan varsayıldığını savundu.

Bir erdem tanımı dört adımla sınanır: erdemi ruhun hangi durumu olarak tanımladığını belirlemek, gündelik davranışlarla bağlantısını sınamak, öteki erdemlerle ilişkisini sormak ve bilgiyle ilişkisini değerlendirmek.

Garanti, konu değişikliği ve çelişki itirazları, soğukkanlı bir hesapçının ruhunun düzenli sayılmadığını, Platon'un adaletin konusunu değiştirmeyip onun derinine indiğini ve Devlet'in erdemin bilgi olduğu görüşünü bırakmayıp bilginin ruhun bütününe işlenmesi gerektiği görüşüne genişlettiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden iç düzenin dışarıya karşı adil davranışı nasıl gerektirdiği, Platon'un iddia ettiği ama tam olarak kanıtlamadığı bir bağdır ve bu bağı ancak aklın iyinin bilgisiyle yönetmesi kurabilir.

Sonraki derse köprü

Akıl iyiyi biliyorsa, ruhu ona doğru çeken nedir? Platon'un Şölen'inde ve Phaidros'unda bu çekişin adı aşktır. Şölen'de Diotima, aşkın bir eksikliğin ve bir arzunun çocuğu olduğunu, güzel bir bedenden güzel ruhlara ve sonunda güzelin kendisine doğru bir merdiven çıktığını anlatır. Phaidros'ta ise Sokrates, aşkın bir tanrısal delilik olduğunu ve ruhun kanatlarını yeniden büyüttüğünü söyler. Kerem, serginin bir sonraki panosuna bir merdivenin yanında kanatlı bir ruh çizmeyi düşünüyor.

Selin, Diotima'nın aşkı bir tanrı değil, tanrılar ile insanlar arasında duran bir aracı olarak tanımladığını okumuş. Tolga, aşkın neden bir eksiklik olarak tanımlandığını, sahip olduğumuz bir şeyi neden sevemeyeceğimizi soruyor. Lina ise merdivenin üst basamaklarına çıkan birinin alt basamaklardaki tek bir insanı sevmeyi bırakıp bırakmadığını merak ediyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Eros dersi, Platon'un aşkı neden bir eksiklik ve bir arzu olarak tanımladığını, Şölen'deki aşk merdiveninin bir insanı tek bir bedenden güzelin kendisine nasıl taşıdığını ve Phaidros'ta aşkın neden bir tanrısal delilik sayıldığını soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.