Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Platon'un ruhu akıl, öfke ve istek olarak üç parçaya bölmesi, bir iç çatışma deneyiminden ve aynı şeyin aynı bakımdan aynı anda karşıt şeyler yapamayacağı ilkesinden yola çıkan bir argümana dayanır.
Platon'un Devlet'i karşıtlık ilkesini bir topaç örneğiyle kurup susamış ama içmeyen insandan akıl ile isteği, isteğine öfkelenen Leontios'tan, çocuklardan ve Odysseus'un dizesinden öfkeyi ayırdı, Phaidros'u ruhu bir arabacı ile biri uysal öteki huysuz iki atın oluşturduğu kanatlı bir takıma benzetti, Aristoteles ise parçaların sayısının bir bölme ölçütüne bağlı olduğunu ve arzunun üç parçanın üçünde de bulunacağını söyledi.
Bir iç çatışma dört adımla çözümlenir: çatışmayı açıkça betimlemek, karşıtlık ilkesine göre iki ayrı kaynak gerekip gerekmediğini sormak, kaynakları adlandırıp sayılarını sınamak ve aralarındaki ilişkiyi belirlemek.
Geri gidiş, keyfi sayı ve çelişki itirazları, parçaların küçük insanlar değil güdü kaynakları olduğunu, Platon'un ölçütünün bir işlev değil bir çatışma ölçütü olduğunu ve bölünmenin Sokrates'in görüşünü bırakmayıp isteğin ve öfkenin eğitilmesini ekleyerek genişlettiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bölünmenin asıl değeri, parçaların sayısında değil, akıl dışı güdülerin akıldan bağımsız bir güç taşıdığını kabul etmesinde ve bu güçlerin akla bağlanabilmesi için eğitilmesi gerektiğini göstermesindedir.
Açılış sahnesi
Kerem, serginin Ruh ve etik bölümünün girişine büyük bir çizim asıyor. Çizimde bir arabacı, iki kanatlı atın çektiği bir arabayı sürüyordu. Atlardan biri beyaz, dik duruşlu ve uysal, öteki koyu renkli, eğri yapılı ve huysuzdu. Platon'un Phaidros'unda Sokrates, insan ruhunu böyle bir takıma benzetiyordu. Kerem, çizimin önünde duran bir ziyaretçinin kendi ruhunda bu üç şeyi tanıyıp tanımayacağını merak ediyor. Ama bir şeyden emin değil. Ruh gerçekten üç parçadan mı oluşuyordu, yoksa bu yalnızca bir benzetme miydi? Bir insan kendisiyle çatıştığında, gerçekten içinde birbirine karşı çıkan ayrı şeyler mi vardı, yoksa aynı şey mi iki şey istiyordu?
Selin, Platon'un Devlet'inde bir adamın kentin dışındaki idam edilmiş cesetlere hem bakmak isteyip hem de bakmaktan kendini alıkoymaya çalıştığını anlatan bir öykü bulunduğunu okumuş. Tolga, Sokrates'in aynı şeyin aynı bakımdan aynı anda karşıt şeyler yapamayacağını söyleyen bir ilke kurduğunu ve bunu bir topaç örneğiyle açıkladığını hatırlıyor. Lina, Odysseus'un öfkesini bastırmak için göğsüne vurup yüreğine dayanmasını söylediği bir dizenin Platon tarafından alıntılandığını duymuş. Barış, Türk Ceza Kanunu'nun haksız bir fiilin yarattığı öfkenin etkisi altında suç işleyenin cezasını indirdiğini biliyor. Defne ise tedaviye uymak isteyen ama korkusu yüzünden ilacını almayan hastalarla sık sık karşılaştığını anlatıyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Platon kursunda, Platon'un ruhu neden akıl, öfke ve istek olarak üç parçaya ayırdığını, bu bölünmenin hangi argümana dayandığını ve tek bir ruhun kendisiyle çatışmasının ne anlama geldiğini soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Theaitetos'ta bilgi dersi, ruhun duyular aracılığıyla değil kendi başına kavradığı ortak şeyleri gösteren bir argümanı inceledi ve Bilgi ve gerçeklik modülünü kapattı. O dersin sonunda, Theaitetos'ta tek bir ruha bağlanan duyuların, Devlet'te birbirine karşı çıkabilen parçalara ayrılan bir ruhla karşılaştığı hatırlatıldı. Akademinin önceki derslerinde Devlet'in dördüncü kitabındaki susuzluk ve cesetler örneği, akrasia ve Sokratik entelektüalizm tanıtılmıştı. Bu ders, Ruh ve etik modülünü bu bölünmenin argümanıyla açıyor.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Devlet'in dördüncü kitabında Sokrates, bir karşıtlık ilkesi kurar ve ondan ruhun en az iki, sonra üç parçası olduğu sonucunu çıkarır; üçüncü parçayı, öfkeyi, çocuklardan ve Odysseus'un bir dizesinden örneklerle ayırır. Phaidros'ta Sokrates, ruhu bir arabacı ile iki atın oluşturduğu kanatlı bir takıma benzetir. Aristoteles ise Ruh Üzerine'nin üçüncü kitabında, ruhu akıl, öfke ve istek olarak bölenlerin bölmesinin neden yetersiz olduğunu sorar.
Ardından üç itirazı tartacağız: parçaların ruhun içinde küçük insanlar gibi düşünülmesinin bir geri gidişe yol açtığı, üç parçanın keyfi bir sayı olduğu ve bu bölünmenin Sokrates'in kimsenin bile bile kötülük yapmadığı görüşüyle çeliştiği itirazları.
Sonda, bir iç çatışmayı çözümlemenin dört adımını göstereceğiz: çatışmayı açıkça betimlemek, karşıtlık ilkesine göre iki ayrı kaynak gerekip gerekmediğini sormak, kaynakları adlandırıp sayılarını sınamak ve aralarındaki ilişkiyi belirlemek.
Merkez soru
Sorumuz şu: Platon, ruhun akıl, öfke ve istek olarak üç parçası olduğunu neden savunur ve bu bölünme, bir insanın kendisiyle çatışmasını nasıl açıklar?
Ölçülü iddiam şu: Platon'un ruhu üç parçaya bölmesi, bir iç çatışma deneyiminden ve bir mantık ilkesinden yola çıkan bir argümana dayanır ve bu argüman en az iki ayrı güdü kaynağını iyi gösterir; üçüncü parçanın, öfkenin, ayrı sayılması ise daha zayıf ama ilginç bir argümana dayanır ve bölünmenin asıl değeri, parçaların sayısında değil, akıl dışı güdülerin akıldan bağımsız bir güç taşıdığını kabul etmesindedir. Sokrates, aynı şeyin aynı bakımdan, aynı şeye göre ve aynı anda karşıt şeyler yapamayacağını ya da karşıt şeylere uğrayamayacağını söyler. Susamış ama içmeyi reddeden bir insanda, bir şey onu içmeye iter, başka bir şey onu durdurur. Bu iki yönelim aynı bakımdan aynı anda bulunduğuna göre, ruhun iki ayrı kaynağından gelmelidir: biri istek, öteki akıl. Öfkenin üçüncü bir parça olduğunu ise iki gözlemle gösterir. Birincisi, öfke istekten ayrıdır: kentin dışındaki cesetlere bakmak isteyen adam, bu isteğine öfkelenir. İkincisi, öfke akıldan da ayrıdır: çocuklar doğar doğmaz öfkeyle doludur, ama aklı ancak sonra kazanırlar ve Odysseus'un dizesinde akıl öfkeyi azarlar. Bu argüman, akıl dışı güdülerin akılla aynı şey olmadığını ve onunla çatışabileceğini gösterir. Bu, Sokrates'in erken diyaloglardaki görüşünden, kötü davranışın bir bilgisizlik olduğu görüşünden bir uzaklaşmadır ve Platon'un ahlak psikolojisinin en önemli adımlarından biridir.
Sıfır noktası
Bir öğrenci ruhun üç parçasını duyduğunda, onu çoğu zaman bir insan zihninin bir haritası olarak görür. Zihnin bir yerinde akıl, bir yerinde öfke, bir yerinde istek bulunur ve bu üç bölge birbirinden ayrı odalar gibidir. Bu okumada Platon, zihni bölmelere ayıran ilk ruhbilimcidir ve onun bölünmesi, bugünkü beyin bölgelerinin bir öncüsüdür.
Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Platon parçaları bir yerleşime göre değil, bir argümana göre ayırır. Onun ölçütü, bir parçanın nerede bulunduğu değil, iki yönelimin aynı anda karşı karşıya gelip gelmediğidir. Parçalar, odalar değil, çatışabilen güdü kaynaklarıdır. İkincisi, Platon'un kendisi Phaidros'ta aynı ruhu bir arabacı ve iki at olarak anlatır ve bu benzetme, parçaların birbirinden ayrı odalar değil, birlikte hareket eden ve birbirini çeken bir takım olduğunu gösterir.
Bu yüzden ruhun parçalarını anlamak, onları bir zihin haritası olarak değil, bir iç çatışmanın mantığından çıkarılmış güdü kaynakları olarak okumayı gerektirir.
Görüşler ve pozisyonlar
Platon'un ruhu üç parçaya bölmesinin ne anlama geldiği konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, gerçek parçalar görüşüdür. Buna göre Platon, ruhta gerçekten birbirinden ayrı üç güç bulunduğunu savunur. Her parçanın kendi istekleri, kendi hazları ve kendi bakış açısı vardır ve bir insanın davranışı, bu üç gücün arasındaki ilişkiye göre biçimlenir.
İkinci görüş, işlev görüşüdür. Buna göre parçalar, ruhun ayrı bölümleri değil, onun farklı işlevleri ya da güdü türleridir. Ruh tektir, ama farklı nesnelere farklı biçimlerde yönelir: iyiye akılla, onura öfkeyle, hazza istekle. Parçalar dili, bu yönelimlerin farklılığını anlatmanın bir yoludur.
Üçüncü görüş, çatışma görüşüdür. Buna göre bölünmenin asıl amacı, ruhun bir haritasını çıkarmak değil, bir iç çatışmanın nasıl mümkün olduğunu açıklamaktır. Parçaların sayısı ve doğası ikinci plandadır; asıl önemli olan, akıl dışı güdülerin akıldan bağımsız bir güç taşıyabildiğinin ve onunla çatışabildiğinin kabul edilmesidir.
Bu ders üçüncü görüşü temel alır ve ikinci görüşün, parçaların ayrı odalar değil farklı yönelimler olduğu gözlemini kabul eder. Birinci görüş, Platon'un parçaları bazen küçük insanlar gibi anlattığını doğru görür, ama bunun bir benzetme dili olduğunu ve argümanın kendisinin bir yerleşime değil bir çatışmaya dayandığını gözden kaçırır.
Argümanın yapısı
Bir iç çatışmayı çözümlemek için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, çatışmayı açıkça betimlemektir. Çözümleyen, kişinin aynı anda hangi iki şeye yöneldiğini, örneğin hem içmek isteyip hem içmemek istediğini, belirsizliğe yer bırakmadan yazar.
İkinci adım, karşıtlık ilkesine göre iki ayrı kaynak gerekip gerekmediğini sormaktır. Çözümleyen, iki yönelimin gerçekten aynı bakımdan, aynı şeye göre ve aynı anda bulunup bulunmadığını sınar; bulunuyorsa iki ayrı kaynak gerekir.
Üçüncü adım, kaynakları adlandırıp sayılarını sınamaktır. Çözümleyen, her yönelimin hangi tür bir güdüden geldiğini belirler ve bir yönelimin bilinen kaynaklardan birine indirgenip indirgenemeyeceğini sorar.
Dördüncü adım, kaynaklar arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Çözümleyen, kaynaklardan hangisinin ötekileri yönettiğini, hangisinin hangisine yardım ettiğini ya da direndiğini değerlendirir.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Ruhun parçalarını ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Platon'un ruhu üç parçaya bölmesi, bir iç çatışma deneyiminden ve bir mantık ilkesinden yola çıkan bir argümana dayanır. Kerem'in arabacısı, parçaların ayrı odalar değil birlikte çalışan bir takım olduğunu gösterdi. Barış'ın haksız tahriki, hukukun da öfkeyi bir istekten ayırdığını gösterdi. Tolga'nın diyeti, bazı çatışmaların bir ölçme hatasıyla açıklanamadığını gösterdi. Selin'in cesetleri, öfkenin istekten nasıl ayrıldığını ve onun aklın bir duygusal biçimi olup olmadığı sorusunu gösterdi. Lina'nın çocukluk öfkesi, öfkenin akıldan önce bulunduğunu ve sonra akla bağlanabildiğini gösterdi. Defne'nin korkan hastası, akıl dışı bir güdünün bir alışkanlıkla değiştirilebildiğini gösterdi. Bölünmenin asıl değeri, parçaların sayısında değil, akıl dışı güdülerin akıldan bağımsız bir güç taşıdığını kabul etmesindedir.
Açık kalan sorular
Defne'nin korkan hastası, korkunun Platon'un üç parçasından hangisine yerleşeceğinin belirsiz olduğunu gösterdi. Ruhun bir parçalar listesi, insanın bütün güdülerini kapsayabilir mi?
Selin'in cesetleri, öfkenin akılla aynı yanda durmasının onun ayrı bir parça mı yoksa aklın bir duygusal biçimi mi olduğu sorusunu doğurdu. Bir duygunun bir yargıdan ne ölçüde bağımsız olduğunu nasıl anlayabiliriz?
Lina'nın çocukluk öfkesi, öfkenin her zaman doğru bir haksızlığa tepki vermediğini gösterdi. Öfke aklın bir müttefiki olabiliyorsa, onu bir düşman olmaktan ne ayırır?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışRuhun parçalarını bir zihin haritası saymak.
Akıl, öfke ve isteği zihnin farklı yerlerinde bulunan odalar ya da beynin bölgeleri olarak düşünmek, Platon'un parçaları bir yerleşime göre değil, iki yönelimin aynı anda karşı karşıya gelmesine göre ayırdığını gözden kaçırır. Doğrusu, parçaları güdü kaynakları olarak okumaktır.
Yaygın yanlışÖfkeyi yalnızca olumsuz bir duygu saymak.
Platon'un öfkesini bir saldırganlık ya da bir kontrol kaybı olarak anlamak, onun bir haksızlık karşısında kabaran, onuru seven ve akla bir müttefik olarak katılabilen bir güç olduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, öfkeyi hem akla yardım edebilen hem de ondan sapabilen bir güç olarak görmektir.
Yaygın yanlışKarşıtlık ilkesini bir deneysel gözlem saymak.
Aynı şeyin aynı anda karşıt şeyler yapamayacağı ilkesini ruh hakkında bir gözlem olarak okumak, onun bir mantık ilkesi olduğunu ve Sokrates'in onu bir topaç örneğiyle genel olarak kurduktan sonra ruha uyguladığını gözden kaçırır. Doğrusu, ilkenin genel geçerliğini ve onun ruha uygulanmasını ayrı ayrı değerlendirmektir.
Yaygın yanlışArabacı benzetmesini Devlet'teki bölünmenin aynısı saymak.
Phaidros'taki arabacı ile iki atı Devlet'teki üç parçanın bir başka anlatımı olarak görmek, Phaidros'ta benzetmenin ruhun ölümsüzlüğü ve bir yükselişle birlikte anlatıldığını ve tanrıların ruhlarının da bir arabacı ile atlardan oluştuğunu gözden kaçırır. Doğrusu, iki anlatımı karşılaştırıp benzerliklerini ve farklarını görmektir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Platon'un ruhu akıl, öfke ve istek olarak üç parçaya bölmesi, bir iç çatışma deneyiminden ve aynı şeyin aynı bakımdan aynı anda karşıt şeyler yapamayacağı ilkesinden yola çıkan bir argümana dayanır.
Platon'un Devlet'i karşıtlık ilkesini bir topaç örneğiyle kurup susamış ama içmeyen insandan akıl ile isteği, isteğine öfkelenen Leontios'tan, çocuklardan ve Odysseus'un dizesinden öfkeyi ayırdı, Phaidros'u ruhu bir arabacı ile biri uysal öteki huysuz iki atın oluşturduğu kanatlı bir takıma benzetti, Aristoteles ise parçaların sayısının bir bölme ölçütüne bağlı olduğunu ve arzunun üç parçanın üçünde de bulunacağını söyledi.
Bir iç çatışma dört adımla çözümlenir: çatışmayı açıkça betimlemek, karşıtlık ilkesine göre iki ayrı kaynak gerekip gerekmediğini sormak, kaynakları adlandırıp sayılarını sınamak ve aralarındaki ilişkiyi belirlemek.
Geri gidiş, keyfi sayı ve çelişki itirazları, parçaların küçük insanlar değil güdü kaynakları olduğunu, Platon'un ölçütünün bir işlev değil bir çatışma ölçütü olduğunu ve bölünmenin Sokrates'in görüşünü bırakmayıp isteğin ve öfkenin eğitilmesini ekleyerek genişlettiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bölünmenin asıl değeri, parçaların sayısında değil, akıl dışı güdülerin akıldan bağımsız bir güç taşıdığını kabul etmesinde ve bu güçlerin akla bağlanabilmesi için eğitilmesi gerektiğini göstermesindedir.
Sonraki derse köprü
Ruhun üç parçası varsa, iyi bir ruh nasıl bir ruhtur? Devlet'in dördüncü kitabında Sokrates, kentin dört erdemini, bilgeliği, cesareti, ölçülülüğü ve adaleti ruhun parçalarına da uygular. Bilgelik aklın, cesaret öfkenin erdemidir; ölçülülük parçaların kimin yöneteceği konusunda anlaşmasıdır; adalet ise her parçanın kendi işini yapmasıdır. Kerem, serginin bir sonraki panosuna dört ayaklı bir masa koymayı ve her ayağın üzerine bir erdemin adını yazmayı düşünüyor.
Selin, adaletin her parçanın kendi işini yapması olarak tanımlanmasının, adaletin başkalarına karşı bir davranış değil ruhun bir iç düzeni olduğu anlamına geldiğini okumuş. Tolga, bu tanımın gündelik adalet anlayışıyla, örneğin bir borcu geri ödemekle nasıl bir ilişkisi olduğunu soruyor. Lina ise erdemin bir bilgi olduğu Sokratik görüşün bu yeni tanımla nasıl bağdaştığını merak ediyor.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Erdem dersi, Platon'un bilgelik, cesaret, ölçülülük ve adalet erdemlerini ruhun üç parçası arasındaki ilişkilerle nasıl tanımladığını, adaletin her parçanın kendi işini yapması olarak tanımlanmasının ne anlama geldiğini ve bu tanımın erdemin bilgi olduğu Sokratik görüşle nasıl bir ilişkisi olduğunu soruyor.