Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Theaitetos'un üç bilgi tanımı birer birer düşer, ama her biri düşerken bilginin taşıması gereken bir koşulu açığa çıkarır: algının ötesinde bir ruh etkinliği, yanlıştan ayrılabilen bir yapı ve parçalarının toplamına indirgenemeyen bir birlik.
Platon'un Theaitetos'u, ruhun duyular aracılığıyla değil kendi başına varlığı, aynılığı ve farklılığı kavradığını göstererek bilginin algı olduğu tanımını düşürdü, balmumu tablet ve kuş kafesi benzetmeleriyle yanlış sanıyı açıklamaya çalışıp ikisini de bir güçlüğe götürdü ve Sokrates'in rüyasını harfler ile heceler üzerinden sınayarak öğelerin bilinemez, bileşiklerin bilinebilir olduğu iddiasını bir ikilemle çökertti.
Düşen bir tanımdan dört adımla bir şey öğrenilir: tanımı açıkça koymak, onu bir karşı örnekle ya da bir sonucuyla sınamak, düşen tanımın öğrettiği koşulu adlandırmak ve bu koşulları bir sonraki tanıma taşımak.
Başarısızlık, formların yokluğu ve öncülük itirazları, her çürütmenin bir olumsuz kazanım bıraktığını, ortaklar argümanının formlara yakın bir yere vardığını ve Platon'un hesabı verilmiş doğru sanıyı önermekle kalmayıp ilk eleştirisini de yaptığını gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden diyalog, formlara açıkça başvurmadan, bilginin aklın, yapıların ve bütünlerin kavranması olduğunu ve bu yüzden bölünmüş çizginin üst yarısına ait olduğunu dolaylı olarak gösterir.
Açılış sahnesi
Kerem, Bilgi ve gerçeklik bölümünün son panosuna üç kapı koyuyor. Birinci kapının üzerinde "Bilgi algıdır" yazacaktı, ikincisinde "Bilgi doğru sanıdır", üçüncüsünde "Bilgi hesabı verilmiş doğru sanıdır". Ziyaretçi her kapıyı açacak ve arkasında bir duvarla karşılaşacaktı. Platon'un Theaitetos'unda genç matematikçi bu üç tanımı sırayla önerir ve Sokrates hepsini düşürür. Diyalog, bilginin ne olduğu söylenmeden biter. Kerem, ziyaretçilerin üç duvardan sonra boş ellerle çıkacağını düşünüyor. Ama bir şeyi fark ediyor. Her duvarın üzerinde, onu neyin yıktığı yazıyordu. Ziyaretçi bilginin ne olduğunu öğrenmeden çıkacaktı, ama bilginin ne olmadığını ve neden olmadığını üç ayrı yerden öğrenmiş olacaktı. Kerem, bunun bir başarısızlık mı yoksa bir başka türden bir kazanç mı olduğundan emin değil.
Selin, Theaitetos'ta Sokrates'in, gözlerimizle değil gözlerimiz aracılığıyla gördüğümüzü ve görme ile duymayı karşılaştıranın ruhun kendisi olduğunu söylediğini okumuş. Tolga, diyalogda ruhun bir balmumu tablete ve bir kuş kafesine benzetildiğini hatırlıyor. Lina, Sokrates'in bir rüyasında harflerin bilinemeyeceğini ama hecelerin bilinebileceğini duyduğunu söyleyen tuhaf bir öğretiyi anlattığını okumuş. Barış, bir yargıcın kendi kişisel bilgisiyle değil, yalnızca önüne getirilen delillerle karar verebileceğini biliyor. Defne ise bazı asistanların bir tanıyı doğru tahmin ettiğini, ama neden öyle düşündüklerini açıklayamadıklarını anlatıyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Platon kursunda, Platon'un formlara açıkça başvurmadan bilginin ne olduğunu sorduğu bu diyalogda bilginin algı, doğru sanı ve hesabı verilmiş doğru sanı olarak önerilen üç tanımını, bunların neden düştüğünü ve diyaloğun bir çıkmazla bitmesinin bölünmüş çizgiyle nasıl bir ilişkisi olduğunu soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Bölünmüş çizgi dersi, Platon'un bilme durumlarını nesnelerine ve yöntemlerine göre dört parçaya ayırdığını ve bilgiyi en üst parçaya, formların kavranmasına yerleştirdiğini inceledi. O dersin sonunda, Platon'un sonradan yazdığı Theaitetos'ta aynı soruyu formlara neredeyse hiç başvurmadan yeniden sorduğu hatırlatıldı. Akademinin önceki derslerinde Theaitetos'un açılışı, bilgi algıdır tezi, Protagoras'ın savunması, kendini çürütme argümanı, jüri örneği ve diyaloğun sonu tanıtılmıştı. Bu ders, diyaloğun bu derslerde ele alınmamış üç bölümüne bakıyor.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Theaitetos'ta Sokrates, bilginin algı olduğu tanımını, ruhun duyular aracılığıyla değil kendi başına kavradığı ortak şeyleri göstererek düşürür. Ardından yanlış sanının nasıl mümkün olduğunu anlamak için ruhu önce bir balmumu tablete, sonra bir kuş kafesine benzetir. En son, Sokrates bir rüyasında duyduğu bir öğretiyi, öğelerin bilinemeyeceğini ama onlardan oluşan bileşiklerin bilinebileceğini söyleyen öğretiyi anlatır ve onu harfler ile heceler üzerinden sınar.
Ardından üç itirazı tartacağız: diyaloğun bir başarısızlık olduğu, formların yokluğunun Platon'un onlardan vazgeçtiğini gösterdiği ve diyaloğun bilginin doğru sanı artı gerekçe olarak tanımlanmasının bir öncüsü olduğu itirazları.
Sonda, düşen bir tanımdan bir şey öğrenmenin dört adımını göstereceğiz: tanımı açıkça koymak, onu bir karşı örnekle ya da bir sonucuyla sınamak, düşen tanımın öğrettiği koşulu adlandırmak ve bu koşulları bir sonraki tanıma taşımak.
Merkez soru
Sorumuz şu: Theaitetos'ta önerilen üç bilgi tanımı neden düşer ve diyaloğun bir çıkmazla bitmesi, Platon'un bilgi anlayışı hakkında ne söyler?
Ölçülü iddiam şu: Theaitetos'un üç tanımı birer birer düşer, ama her biri düşerken bilginin taşıması gereken bir koşulu açığa çıkarır; diyalog bir tanıma ulaşmaz, ama bilginin algının ötesinde bir ruh etkinliği, yanlıştan ayrılabilen bir yapı ve parçalarının toplamına indirgenemeyen bir birlik gerektirdiğini gösterir. Birinci tanım, bilginin algı olduğu, ruhun duyular aracılığıyla değil kendi başına kavradığı ortak şeyler, varlık, aynılık, farklılık ve sayı gösterildiğinde düşer. Bilgi, algıların kendisinde değil, onlar üzerine yapılan akıl yürütmede bulunur. İkinci tanım, bilginin doğru sanı olduğu, yanlış sanının nasıl mümkün olduğu sorusuna takılır. Balmumu tablet benzetmesi, bir algı ile bir iz arasındaki uyuşmazlığı açıklar, ama hiçbir algı içermeyen bir hesap yanlışını açıklayamaz. Kuş kafesi benzetmesi, bir bilgiye sahip olmak ile onu elde tutmak arasında bir ayrım kurar, ama yanlış kuşu yakalamanın neden bir bilgisizlik olduğunu açıklayamaz. Üçüncü tanım, bilginin hesabı verilmiş doğru sanı olduğu, öğelerin hesabının verilemeyeceği ve bir bileşiğin hesabının öğelerinin bilgisini gerektireceği bir ikilemde düşer. Bu üç koşul birlikte, bölünmüş çizginin üst yarısına işaret eder: bilgi, algının değil aklın, tek tek şeylerin değil yapıların ve bir parçalar listesinin değil bir bütünün kavranmasıdır. Diyalog, formlara açıkça başvurmadan, onların neden gerektiğini dolaylı olarak gösterir.
Sıfır noktası
Bir öğrenci Theaitetos'un sonuna geldiğinde, onu çoğu zaman bir hayal kırıklığı olarak görür. Uzun bir tartışma yapılmış, üç tanım önerilmiş ve hepsi düşmüştür. Bilginin ne olduğu söylenmemiştir. Bu okumada Theaitetos, Platon'un bilgiyi tanımlamayı denediği ama başaramadığı bir diyalogdur ve onun sonu, bir yenilgidir.
Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, diyalogdaki her çürütme, bir şeyi açığa çıkarır. Bilginin algı olmadığını gösteren argüman, ruhun duyulardan bağımsız olarak kavradığı şeyleri gösterir; bu, bir yenilgi değil bir keşiftir. İkincisi, diyaloğun sonunda Sokrates, Theaitetos'un artık bilmediği şeyleri bildiğini sanmayacağını ve bu yüzden hem kendisine hem çevresindekilere daha yumuşak davranacağını söyler. Bu, erken diyaloglardaki aporianın kazancına benzer bir kazançtır.
Bu yüzden Theaitetos'u anlamak, onu bir yenilgi olarak değil, her çürütmenin bir koşulu açığa çıkardığı bir araştırma olarak okumayı gerektirir.
Görüşler ve pozisyonlar
Theaitetos'un bir çıkmazla bitmesinin ne anlama geldiği konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, dolaylı kanıt görüşüdür. Francis Cornford'un 1935'te yayımladığı Platon'un Bilgi Kuramı adlı kitabında savunduğu biçimiyle, Platon Theaitetos'ta formları bilerek dışarıda bırakır ve onlar olmadan bilginin tanımlanamayacağını göstermek ister. Diyaloğun çıkmazı, formların gerekliliğinin bir dolaylı kanıtıdır.
İkinci görüş, yeni başlangıç görüşüdür. Buna göre Platon, geç döneminde formlar kuramının güçlüklerini görmüş ve bilgi sorusunu bu kuramdan bağımsız olarak yeniden düşünmeye çalışmıştır. Theaitetos, Platon'un formlar olmadan ne kadar ilerlenebileceğini sınadığı bir diyalogdur ve onun çıkmazı, bu sınamanın dürüst bir kaydıdır.
Üçüncü görüş, koşullar görüşüdür. Buna göre diyalog, bilginin tanımını vermez, ama her çürütmeyle bilginin taşıması gereken bir koşulu açığa çıkarır. Diyaloğun amacı bir tanım değil, bir tanımın karşılaması gereken koşulların bir listesidir. Bu koşulların formlara işaret edip etmediği, okura bırakılmıştır.
Bu ders üçüncü görüşü temel alır ve birinci görüşün, diyalogdaki koşulların bölünmüş çizginin üst yarısına işaret ettiği gözlemini kabul eder. İkinci görüş, Platon'un geç döneminde yöntemini değiştirdiğini doğru görür, ama ortaklar argümanının ruhun duyulardan bağımsız bir etkinliğini savunarak formlara yakın bir yere vardığını gözden kaçırır.
Argümanın yapısı
Düşen bir tanımdan bir şey öğrenmek için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, tanımı açıkça koymaktır. Öğrenen, sınanacak tanımı belirsizliğe yer bırakmayacak biçimde tek bir cümleyle yazar.
İkinci adım, tanımı bir karşı örnekle ya da bir sonucuyla sınamaktır. Öğrenen, tanımın kapsadığı ama tanımlanan kavrama girmeyen bir örnek ya da tanımdan çıkan kabul edilemez bir sonuç arar.
Üçüncü adım, düşen tanımın öğrettiği koşulu adlandırmaktır. Öğrenen, tanımı düşüren şeyin, kavramın taşıması gereken hangi koşulu gösterdiğini belirler.
Dördüncü adım, bu koşulları bir sonraki tanıma taşımaktır. Öğrenen, bir sonraki tanımın bu koşulları karşılayıp karşılamadığını sorar ve koşulları bir araya getirerek kavramın sınırlarını çizmeye çalışır.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Theaitetos'u ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Theaitetos'un üç tanımı birer birer düşer, ama her biri düşerken bilginin taşıması gereken bir koşulu açığa çıkarır. Kerem'in üç kapısı, her duvarın bir koşul taşıdığını gösterdi. Barış'ın yargıcının bilgisi, bir inancın doğru olmasının yetmediğini ve onun sınanabilir bir gerekçeye dayanması gerektiğini gösterdi. Tolga'nın sensörleri, bilginin tek tek ölçümlerin ötesinde onları birbirine bağlayan bir merkez gerektirdiğini gösterdi. Selin'in hesap hatası, yanlışın algılar arasında değil düşünceler arasında da olabildiğini gösterdi. Lina'nın heceleri, bir bileşiği bilmenin hem öğelerini bilmeyi hem de onların toplamından fazla bir bütünü kavramayı gerektirdiğini gösterdi. Defne'nin doğru tahmini, bir doğru tanının ancak bir hesapla bilgiye dönüştüğünü ve her hesabın bir yerde durduğunu gösterdi. Diyalog, formlara açıkça başvurmadan, bilginin aklın, yapıların ve bütünlerin kavranması olduğunu ve bu yüzden bölünmüş çizginin üst yarısına ait olduğunu dolaylı olarak gösterir.
Açık kalan sorular
Lina'nın heceleri, bilginin öğeleri ve bütünü birleştiren bir şey olması gerektiğini düşündürdü. Bir bütünü kavramak, onun parçalarını bilmeden mümkün müdür?
Defne'nin doğru tahmini, her hesabın bir yerde açıklanamayan öğelere dayandığını gösterdi. Hesabı verilemeyen bu öğeler bilinmiyorsa, onlara dayanan hesaplar nasıl bilgi verebilir?
İkinci itiraz, formların Theaitetos'taki sessizliğini tartıştı. Bir yazarın bir kavramı bilerek dışarıda bırakması ile onu bırakmış olması arasındaki farkı metinden nasıl çıkarabiliriz?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışTheaitetos'u yalnızca bir başarısızlık saymak.
Diyaloğun bir tanıma ulaşmamasını bir yenilgi olarak görmek, her çürütmenin bilginin taşıması gereken bir koşulu açığa çıkardığını ve diyaloğun sonunda Theaitetos'un bilmediğini bildiğini sanmaktan kurtulduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, diyaloğu koşulları açığa çıkaran bir araştırma olarak okumaktır.
Yaygın yanlışOrtaklar argümanını yalnızca bir algı çürütmesi saymak.
Duyuların ortak şeyleri kavrayamadığını gösteren argümanı yalnızca bilginin algı olmadığının bir kanıtı olarak görmek, onun ruhun duyulardan bağımsız bir etkinliğini ve varlık, aynılık, farklılık gibi kavramları gösterdiğini gözden kaçırır. Doğrusu, argümanın neyi çürüttüğünü olduğu kadar neyi açığa çıkardığını da sormaktır.
Yaygın yanlışBalmumu tableti ve kuş kafesini Platon'un bellek kuramı saymak.
Bu iki benzetmeyi Platon'un belleğin nasıl işlediğine dair savunduğu görüşler olarak okumak, Sokrates'in ikisini de yanlış sanıyı açıklamak için önerdiğini ve ikisini de düşürdüğünü gözden kaçırır. Doğrusu, benzetmeleri sınanmak üzere kurulmuş modeller olarak görmektir.
Yaygın yanlışÜçüncü tanımı gerekçelendirilmiş doğru inanç tanımıyla özdeşleştirmek.
Hesabı verilmiş doğru sanıyı yirminci yüzyıldaki gerekçelendirilmiş doğru inanç tanımının aynısı saymak, Platon'un hesabı öğeler ve bileşikler arasındaki bir ilişki olarak düşündüğünü ve tanımı kendisinin çürüttüğünü gözden kaçırır. Doğrusu, iki tanım arasındaki akrabalığı ve farkı ayrı ayrı görmektir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Theaitetos'un üç bilgi tanımı birer birer düşer, ama her biri düşerken bilginin taşıması gereken bir koşulu açığa çıkarır: algının ötesinde bir ruh etkinliği, yanlıştan ayrılabilen bir yapı ve parçalarının toplamına indirgenemeyen bir birlik.
Platon'un Theaitetos'u, ruhun duyular aracılığıyla değil kendi başına varlığı, aynılığı ve farklılığı kavradığını göstererek bilginin algı olduğu tanımını düşürdü, balmumu tablet ve kuş kafesi benzetmeleriyle yanlış sanıyı açıklamaya çalışıp ikisini de bir güçlüğe götürdü ve Sokrates'in rüyasını harfler ile heceler üzerinden sınayarak öğelerin bilinemez, bileşiklerin bilinebilir olduğu iddiasını bir ikilemle çökertti.
Düşen bir tanımdan dört adımla bir şey öğrenilir: tanımı açıkça koymak, onu bir karşı örnekle ya da bir sonucuyla sınamak, düşen tanımın öğrettiği koşulu adlandırmak ve bu koşulları bir sonraki tanıma taşımak.
Başarısızlık, formların yokluğu ve öncülük itirazları, her çürütmenin bir olumsuz kazanım bıraktığını, ortaklar argümanının formlara yakın bir yere vardığını ve Platon'un hesabı verilmiş doğru sanıyı önermekle kalmayıp ilk eleştirisini de yaptığını gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden diyalog, formlara açıkça başvurmadan, bilginin aklın, yapıların ve bütünlerin kavranması olduğunu ve bu yüzden bölünmüş çizginin üst yarısına ait olduğunu dolaylı olarak gösterir.
Sonraki derse köprü
Theaitetos'ta Sokrates, duyuların içinde ayrı ayrı oturan savaşçılar olmadığını, hepsinin tek bir ruha bağlandığını söylüyordu. Ama Devlet'te aynı ruh, birbirine karşı çıkabilen parçalara ayrılır. Bir insan susamış olduğu hâlde içmeyi reddedebilir; bir şey onu içmeye iterken başka bir şey onu durdurur. Sokrates, buradan ruhun en az iki, sonra üç parçası olduğu sonucunu çıkarır. Kerem, serginin bir sonraki bölümünün girişine bir arabacıyı ve onun iki atını gösteren bir çizim koymayı düşünüyor.
Selin, Devlet'te ruhun akıl, öfke ve istek olarak üç parçaya ayrıldığını ve bunların kentin üç sınıfına karşılık geldiğini okumuş. Tolga, tek bir ruhun nasıl olup da kendisine karşı çıkabileceğini soruyor. Lina ise Phaidros'taki arabacı ile iki at benzetmesinin aynı bölünmeyi mi yoksa başka bir şeyi mi anlattığını merak ediyor.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Ruhun parçaları dersi, Platon'un ruhu neden akıl, öfke ve istek olarak üç parçaya ayırdığını, bu bölünmenin hangi argümana dayandığını ve tek bir ruhun kendisiyle çatışmasının ne anlama geldiğini soruyor.