Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Mağara benzetmesi, bir bilgi kuramının olduğu kadar bir eğitim ve bir siyaset kuramının da resmidir; onun en özgün öğesi, yükselişin acı vermesi ve geri dönüşün bir yükümlülük olmasıdır.
Platon'un Devlet'inin yedinci kitabı zincirlileri, ateşi, figürleri taşıyanları, gözleri kamaşarak yükselen ve geri döndüğünde alay edilip öldürülme tehlikesiyle karşılaşan kişiyi anlattı, altıncı kitabı iyiyi bilinen şeylere hem bilinme hem de varlık veren ama kendisi varlığın ötesinde olan bir güneşe benzetti, Murdoch ise ateşi benlik olarak okuyup asıl yükselişin kendi bencilliğinden kurtulmak olduğunu savundu.
Bir felsefi benzetme dört adımla okunur: öğelerini sıralamak, her öğenin neye karşılık geldiğini eşlemek, eşlemenin dışında kalan öğeleri sormak ve benzetmenin argümana kattığı şeyi belirlemek.
Seçkincilik, kanıtsızlık ve anlaşılmazlık itirazları, öğrenme gücünün her ruhta bulunduğunu ve geri dönüşün bir ayrıcalık değil bir borç olduğunu, benzetmenin bir argümanın bir insan için ne anlama geldiğini görünür kıldığını ve varlığın ötesindeki iyinin bir ölçütün ölçtüğü şeylerden biri olmadığı düşüncesinin bir uzantısı olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden mağara, bilginin bir kişinin özel kurtuluşu değil, ortak bir yaşama geri getirilmesi gereken bir yük olduğunu anlatır.
Açılış
Açılış sahnesi
Kerem, serginin Bilgi ve gerçeklik bölümündeki üçüncü panoyu karanlık bir oda olarak kuruyor. Ziyaretçi, bir duvara bakan bir sıraya oturacaktı. Arkasında, bir perdenin gerisinde bir ışık yanacak ve ışığın önünden geçirilen kesme figürlerin gölgeleri karşı duvara düşecekti. Ziyaretçi, ışığı ve figürleri hiç görmeyecek, yalnızca gölgeleri izleyecekti. Odanın arka kapısı ise açık olacaktı. Bu kapıdan çıkan, gözü kamaşarak bir koridordan geçecek ve sonunda güneş ışığı alan bir avluya varacaktı. Kerem, avludan geri dönen ziyaretçinin ne yaşayacağını düşünüyor. Karanlık odaya yeniden girdiğinde gözleri bir süre hiçbir şey görmeyecekti. Hâlâ sırada oturanlar ona, gölgeleri artık neden tanıyamadığını sorabilirdi. Kerem, Platon'un benzetmesinin en çok bu geri dönüşü anlatmak için kurulduğundan şüpheleniyor.
Selin, Platon'un bu benzetmeyi anlatmadan önce iyiyi güneşe benzettiğini okumuş. Tolga, mağaradan çıkan kişinin önce suya düşen yansımalara, sonra nesnelerin kendisine, en son güneşe baktığını hatırlıyor. Lina, başka bir ülkeye taşınıp yıllar sonra kendi kentine döndüğünde eski arkadaşlarının onu tanıyamadığını hissettiğini söylüyor. Barış, Anayasa'nın kimsenin zorla çalıştırılamayacağını, ama bazı yurttaşlık ödevlerinin bunun dışında tutulduğunu söylediğini hatırlıyor. Defne ise karanlık bir odadan aydınlığa çıkan ya da aydınlıktan karanlığa giren bir gözün iki farklı biçimde şaşkınlık yaşadığını anlatıyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Platon kursunda, Platon'un mağara benzetmesinde gölgelerden ateşe ve güneşe doğru yükselişi nasıl anlattığını, eğitimin bir bilgi aktarımı değil ruhun yönünü çevirme olduğu tezini ve mağaraya geri dönen kişinin neden alay edildiğini soruyor.
Yol haritası
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Anımsama dersi, zihnin deneyimle karşılaştığında kendi taşıdığı bir ölçütü tanıdığını savundu. O dersin sonunda, zihin böyle bir ölçütü taşıyorsa insanların neden çoğu zaman yalnızca gölgeleri gördüğü sorusu açık kaldı. Akademinin önceki derslerinde mağara benzetmesinin genel hatları ve eğitimin ruha bilgi koymak değil onu doğru yöne çevirmek olduğu düşüncesi tanıtılmıştı. Bu ders, benzetmenin öğelerini tek tek eşliyor ve en az konuşulan yanına, geri dönüşe bakıyor.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Platon'un Devlet'inin yedinci kitabında Sokrates, zincirli insanları, arkalarındaki ateşi, nesneleri taşıyanları ve mağaradan çıkıp geri dönen kişiyi anlatır. Altıncı kitapta ise iyiyi güneşe benzetir ve iyinin bilinen şeylere hem bilinme hem de varlık verdiğini söyler. Iris Murdoch ise yirminci yüzyılda bu benzetmeyi ahlak felsefesi için yeniden okur ve mağaradaki ateşi benliğin kendisi olarak yorumlar.
Ardından üç itirazı tartacağız: benzetmenin bir seçkincilik taşıdığı, bir imgenin bir şey kanıtlamadığı ve iyinin varlığın ötesinde olduğu düşüncesinin anlaşılmaz olduğu itirazları.
Sonda, bir felsefi benzetmeyi okumanın dört adımını göstereceğiz: benzetmenin öğelerini sıralamak, her öğenin neye karşılık geldiğini eşlemek, eşlemenin dışında kalan öğeleri sormak ve benzetmenin argümana kattığı şeyi belirlemek.
Açılış
Merkez soru
Sorumuz şu: Platon'un mağara benzetmesi, insanın bilgiye yükselişini nasıl anlatır ve bu benzetmenin en önemli öğesi neden geri dönüştür?
Ölçülü iddiam şu: Mağara benzetmesi, bir bilgi kuramının resmi olduğu kadar bir eğitim ve bir siyaset kuramının da resmidir; onun en özgün öğesi yükseliş değil, yükselişin acı vermesi ve geri dönüşün bir yükümlülük olmasıdır, çünkü bu iki öğe, bilginin bir bilgi aktarımı değil ruhun bütünüyle yön değiştirmesi olduğunu ve bu değişimin bir topluluğa karşı bir sorumluluk doğurduğunu gösterir. Benzetmede zincirli insanlar, arkalarındaki ateşin önünden geçirilen nesnelerin gölgelerini görür ve onları gerçek sanır. Biri zincirinden kurtulup ateşe döndüğünde gözleri acır; dışarı çıkarıldığında ise önce hiçbir şey göremez ve ancak yavaş yavaş gölgelere, yansımalara, nesnelere, en son da güneşe bakabilir. Altıncı kitaptaki güneş benzetmesi, bu güneşin iyi olduğunu söyler: güneş görülen şeylere hem görünürlük hem de oluş verdiği gibi, iyi de bilinen şeylere hem bilinme hem de varlık verir. Benzetmenin geri dönüş kısmı ise, güneşi görmüş birinin karanlığa döndüğünde ötekilerin alayına uğradığını, hatta öldürülme tehlikesiyle karşılaştığını söyler. Bu bir uyarıdır, ama aynı zamanda bir buyruktur: Sokrates, ideal kentin kurucularının, güneşi görenleri mağaraya geri inmeye zorlaması gerektiğini söyler. Bu yüzden mağara, bilginin bir kişinin özel kurtuluşu değil, ortak bir yaşama geri getirilmesi gereken bir yük olduğunu anlatır.
Sıfır noktası
Bir öğrenci mağara benzetmesini okuduğunda, onu çoğu zaman bir kurtuluş öyküsü olarak görür. İnsanların çoğu gölgelere bakarak yaşar; ama birkaç kişi gerçeği görür ve özgür kalır. Bu okumada mağara, yanılsamadan gerçeğe geçişin ve bilginin birey için bir kurtuluş olduğunun bir resmidir. Öykü, güneşi gören kişinin aydınlanmasıyla doruğuna ulaşır.
Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, benzetmede yükseliş bir mutluluk değil bir acıdır. Zincirinden kurtulan kişi, ateşe dönünce gözleri acır ve geri kaçmak ister; dışarı sürüklendiğinde kızar ve hiçbir şey göremez. Bir kurtuluş öyküsü, kurtulanın direnişini bu kadar ayrıntılı anlatmazdı. İkincisi, öykü güneşte bitmez. Sokrates, güneşi gören kişinin mağaraya geri döndüğünü, orada alay edildiğini ve ötekilerin ellerinden gelse onu öldüreceklerini anlatır. Ardından, bu kişinin geri dönmeye zorlanması gerektiğini söyler.
Bu yüzden mağara benzetmesini anlamak, onu bir bireysel aydınlanma öyküsü olarak değil, bir eğitimin acısını ve bir topluluğa geri dönüş yükümlülüğünü anlatan bir resim olarak okumayı gerektirir.
Görüşler ve pozisyonlar
Mağara benzetmesinin ne anlattığı konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, bilgi kuramı görüşüdür. Buna göre benzetme, bilginin basamaklarını anlatır: gölgeler en düşük bilgi türüne, nesneler duyulur şeylere, dışarıdaki dünya formlara, güneş ise iyiye karşılık gelir. Benzetme, bir önceki kitaptaki bölünmüş çizgiyi bir resme dönüştürür ve onun amacı, bilginin farklı türlerini sıralamaktır.
İkinci görüş, eğitim görüşüdür. Buna göre benzetme, bir bilgi kuramından çok bir eğitim kuramıdır. Sokrates, benzetmeyi anlattıktan hemen sonra, eğitimin bir bilgiyi ruha koymak değil ruhu çevirmek olduğunu söyler ve bu çevirmeyi sağlayacak bir eğitim programını, matematik bilgilerinden diyalektiğe uzanan bir yolu anlatır. Mağara, bu yolun acısını ve uzunluğunu gösterir.
Üçüncü görüş, siyaset görüşüdür. Buna göre benzetmenin asıl ağırlığı, geri dönüştedir. Güneşi görenler, mağaraya geri inmek ve ötekileri yönetmek zorundadır, çünkü bir kentin yasası bir sınıfın değil, bütün kentin mutluluğunu amaçlar. Mağara, filozofun bir topluluğa karşı sorumluluğunu ve bu sorumluluğun tehlikesini anlatır. Sokrates'in kendi yazgısı, bu tehlikenin bir örneğidir.
Bu ders, üç görüşün bir arada geçerli olduğunu savunur ve üçüncü görüşün vurguladığı geri dönüşü, benzetmeyi öteki bütün imgelerden ayıran öğe sayar. Birinci görüş, benzetmenin bölünmüş çizgiyle ilişkisini doğru görür; ikinci görüş, onun bir eğitim programına bağlandığını doğru görür; ama ikisi de öykünün güneşte bitmediğini gözden kaçırabilir.
Argümanın yapısı
Bir felsefi benzetmeyi okumak için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, benzetmenin öğelerini sıralamaktır. Okuyan, benzetmede yer alan bütün kişileri, nesneleri, yerleri ve olayları, hiçbirini atlamadan listeler.
İkinci adım, her öğenin neye karşılık geldiğini eşlemektir. Okuyan, yazarın kendisinin yaptığı eşlemeleri belirler ve öteki öğelerin neye karşılık gelebileceğini tartar.
Üçüncü adım, eşlemenin dışında kalan öğeleri sormaktır. Okuyan, yazarın açıkça eşlemediği ve okurun yorumuna bıraktığı öğeleri belirler ve onların neden orada olduğunu sorar.
Dördüncü adım, benzetmenin argümana kattığı şeyi belirlemektir. Okuyan, benzetmenin bir argümanın söyleyemediği neyi gösterdiğini, örneğin bir acıyı, bir direnişi ya da bir yükümlülüğü, belirler.
İleri katman
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Mağara benzetmesini ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Mağara benzetmesi, bir bilgi kuramının olduğu kadar bir eğitim ve bir siyaset kuramının da resmidir ve onun en özgün öğesi, yükselişin acı vermesi ve geri dönüşün bir yükümlülük olmasıdır. Kerem'in karanlık odası, benzetmenin asıl sorusunun geri dönen kişinin ötekilere ne anlatacağı olduğunu gösterdi. Barış'ın yurttaşlık ödevi, geri inme yükümlülüğünün bir ayrıcalık değil bir borç olduğunu gösterdi. Tolga'nın gözleri, bilginin basamaklarının atlanamayacağını ve yükselişin bir zorlamayla başladığını gösterdi. Selin'in kuklacıları, mağaranın bütün bir düzenin ateşi gerçek sanmasını anlattığını gösterdi. Lina'nın dönüşü, başka bir ışığa alışmanın güneşi görmek demek olmadığını gösterdi. Defne'nin iki şaşkınlığı, geri dönenin de ötekilerin şaşkınlığına gülmemesi gerektiğini gösterdi. Mağara, bilginin bir kişinin özel kurtuluşu değil, ortak bir yaşama geri getirilmesi gereken bir yük olduğunu anlatır.
İleri katman
Açık kalan sorular
Lina'nın dönüşü, bir mağaradan bir başkasına geçmiş olabileceğini gösterdi. Bir kişi gördüğü ışığın güneş mi yoksa daha parlak bir ateş mi olduğunu nasıl bilebilir?
Barış'ın yurttaşlık ödevi, Platon'un geri inme yükümlülüğünü yalnızca kent tarafından eğitilenlere yüklediğini gösterdi. Bir topluluktan hiçbir şey almadığını düşünen biri, gerçekten hiçbir şey almamış olabilir mi?
Selin'in kuklacıları, gölgeleri üretenlerin de mağaranın içinde olduğunu gösterdi. Mağaranın içinde, gölgeleri üretenler ile onlara bakanlar arasındaki sorumluluk farkı ne kadar büyüktür?
Yanılgılar
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışMağarayı yalnızca bir bireysel aydınlanma öyküsü saymak.
Doğrusu
Benzetmeyi güneşi gören kişinin kurtuluşuyla biten bir öykü olarak okumak, Sokrates'in yükselişin acısını ayrıntılı anlattığını ve öykünün geri dönüşle ve geri inme yükümlülüğüyle sürdüğünü gözden kaçırır. Doğrusu, benzetmeyi bir topluluğa geri dönüşü de içeren bir bütün olarak okumaktır.
Yaygın yanlışAteşi güneşle karıştırmak.
Doğrusu
Mağaranın içindeki ateşi benzetmenin en yüksek ışığı saymak, ateşin görülen dünyadaki güneşe, dışarıdaki güneşin ise iyiye karşılık geldiğini ve ateşe dönen kişinin hâlâ mağaranın içinde olduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, ateşi bir ara basamak olarak görmektir.
Yaygın yanlışEğitimi bir bilgi aktarımı saymak.
Doğrusu
Mağaradan çıkışı birinin ötekine bilgi vermesi olarak düşünmek, Sokrates'in eğitimin ruha görme koymak değil onu doğru yöne çevirmek olduğunu söylediğini ve zincirden kurtulan kişinin kendi gözleriyle görmeye alışmak zorunda olduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, eğitimi bir yön değiştirme olarak görmektir.
Yaygın yanlışBenzetmeyi Platon'un siyasetinden ayırmak.
Doğrusu
Mağara benzetmesini yalnızca bir bilgi kuramı olarak okumak, onun Devlet'in içinde, filozofların yönetimi ve eğitim programı tartışmasının ortasında anlatıldığını ve geri inme yükümlülüğünün bir siyasal öneri olduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, benzetmeyi diyalogdaki yeriyle birlikte okumaktır.
Uygulama
Kendin dene
Özet
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Mağara benzetmesi, bir bilgi kuramının olduğu kadar bir eğitim ve bir siyaset kuramının da resmidir; onun en özgün öğesi, yükselişin acı vermesi ve geri dönüşün bir yükümlülük olmasıdır.
Platon'un Devlet'inin yedinci kitabı zincirlileri, ateşi, figürleri taşıyanları, gözleri kamaşarak yükselen ve geri döndüğünde alay edilip öldürülme tehlikesiyle karşılaşan kişiyi anlattı, altıncı kitabı iyiyi bilinen şeylere hem bilinme hem de varlık veren ama kendisi varlığın ötesinde olan bir güneşe benzetti, Murdoch ise ateşi benlik olarak okuyup asıl yükselişin kendi bencilliğinden kurtulmak olduğunu savundu.
Bir felsefi benzetme dört adımla okunur: öğelerini sıralamak, her öğenin neye karşılık geldiğini eşlemek, eşlemenin dışında kalan öğeleri sormak ve benzetmenin argümana kattığı şeyi belirlemek.
Seçkincilik, kanıtsızlık ve anlaşılmazlık itirazları, öğrenme gücünün her ruhta bulunduğunu ve geri dönüşün bir ayrıcalık değil bir borç olduğunu, benzetmenin bir argümanın bir insan için ne anlama geldiğini görünür kıldığını ve varlığın ötesindeki iyinin bir ölçütün ölçtüğü şeylerden biri olmadığı düşüncesinin bir uzantısı olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden mağara, bilginin bir kişinin özel kurtuluşu değil, ortak bir yaşama geri getirilmesi gereken bir yük olduğunu anlatır.
Sıradaki ders
Sonraki derse köprü
Mağara benzetmesinden hemen önce, altıncı kitabın sonunda Sokrates, Glaukon'dan bir çizgi çizmesini ve onu eşit olmayan iki parçaya, sonra her parçayı da aynı oranda yeniden ikiye bölmesini ister. Çizginin dört parçası, gölgelerden ve yansımalardan formların bilgisine uzanan dört bilme durumuna karşılık gelir. Kerem, mağaranın karanlık odasının yanına, duvara dört parçaya bölünmüş uzun bir çizgi çizmeyi düşünüyor.
Selin, çizginin üst yarısında matematikçilerin varsayımlarla çalıştığı bir bölüm ile diyalektiğin varsayımsız ilkeye çıktığı bir bölüm bulunduğunu okumuş. Tolga, çizginin iki orta parçasının eşit uzunlukta çıktığını ve bunun bir rastlantı mı yoksa Platon'un bir göndermesi mi olduğunu soruyor. Lina ise çizginin dört parçasının mağaradaki basamaklarla birebir eşleşip eşleşmediğini merak ediyor.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Bölünmüş çizgi dersi, Platon'un çizgiyi neden dört parçaya böldüğünü, her parçanın hangi bilme durumuna ve hangi nesnelere karşılık geldiğini ve bu çizginin mağara benzetmesiyle nasıl bir ilişkisi olduğunu soruyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.