İçeriğe geç

P03-D03-M02-02·Bilgi ve gerçeklik

Anımsama

temel3.707 kelime≈ 25 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Platon'un anımsama öğretisi, öğrenmenin zihnin kendi içinde bulunan bir şeyi tanıması olduğu iddiası ile bu içeriğin ruhun doğumdan önceki bir yaşamında edinildiği iddiasının birleşimidir ve birinci iddia ikincisi olmadan da savunulabilir.

Platon'un Menon'u öğretiyi rahiplerden ve ozanlardan aktarıp ruhun her şeyi daha önce gördüğünü ve aramanın bütünüyle hatırlamak olduğunu söyledi, Phaidon'u eşit taşların eşitliğin kendisinden eksik kaldığını fark etmemizin onu önceden bilmemizi gerektirdiğini savundu, Leibniz ise öğretinin ruhun önceden var olduğu yanılgısından arındırılırsa sağlam olduğunu söyleyip zihni damarları bir heykelin biçimini çizen bir mermere benzetti.

Bir bilginin nereden geldiği dört adımla sınanır: bilinen şeyi belirlemek, deneyimin ona ne verdiğini sormak, deneyimin vermediği şeyi belirlemek ve bu eksiğin nasıl açıklanabileceğini tartmak.

Ölümsüzlük, yönlendirme ve deneyimcilik itirazları, argümanın asıl gücünün bir ölçütün deneyimden önce bilinmesi gerektiğini göstermesinde olduğunu, soruların bir yön verip bir onayı veremeyeceğini ve deneyimin bir yaratıcı değil bir uyandırıcı olarak görülebileceğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden anımsama öğretisinin kalıcı katkısı, öğrenmenin yalnızca deneyimden gelen bir alma olmadığını, zihnin deneyimle karşılaştığında kendi taşıdığı bir ölçütü tanıdığını göstermesidir.

Açılış sahnesi

Kerem, serginin Bilgi ve gerçeklik bölümündeki ikinci pano için eski bir mum tablet buluyor. Antik çağda öğrenciler bu tür tabletlere sivri bir kalemle yazar, sonra yazıyı düzleyip yeniden yazarlardı. Kerem'in bulduğu tablette, düzlenmiş ama tamamen silinmemiş eski yazıların izleri görülüyordu. Kerem, tableti bir ışığın altına koymayı ve ışığın açısını değiştirdikçe eski izlerin belirip kaybolmasını sağlamayı düşünüyor. Platon'a göre ruh da böyle bir tablete benziyordu: öğrenmek, üzerine yeni bir şey yazmak değil, orada zaten bulunan izleri belirginleştirmekti. Ama Kerem bir şeyden emin değil. Bu izler oraya nasıl gelmişti? Tablet, hiç yazılmadan izler taşıyabilir miydi?

Selin, Menon'da Sokrates'in bu öğretiyi bazı rahiplerden ve rahibelerden ve Pindaros gibi ozanlardan duyduğunu söylediğini okumuş. Tolga, Phaidon'da eşit taşların eşitliğin kendisini hatırlattığını, çünkü onlara bakarken onlarda bir eksiklik fark ettiğimizi söyleyen bir argüman bulunduğunu hatırlıyor. Lina, kendi dilini konuşanların dilbilgisi kurallarını hiç öğrenmeden bildiklerini, kendisinin ise Türkçenin kurallarını sonradan keşfettiğini düşünüyor. Barış, bir yargıcın bazen bir kuralı söyleyemeden bir kararın hakkaniyete aykırı olduğunu sezdiğini biliyor. Defne ise deneyimli hekimlerin bir hastayı görür görmez bir tanıyı tanıdıklarını, ama nedenini hemen söyleyemediklerini anlatıyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Platon kursunda, duyularla karşılaşmadığımız formları nasıl bilebildiğimizi, Platon'un öğrenmenin bir anımsama olduğu tezini neden ileri sürdüğünü ve bu tezin ruhun doğumdan önceki varlığını gerektirip gerektirmediğini soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Formlar dersi, Platon'un güzelin kendisi gibi değişmeyen varlıkları neden varsaydığını ve onların hiçbir yerde, hiçbir şeyin içinde bulunmadığını inceledi. O dersin sonunda, formlar duyulur şeylerde görülmüyorsa onları nasıl bildiğimiz sorusu açık kaldı. Akademinin önceki derslerinde arama paradoksu, Menon'daki köle sahnesi, kölenin şaşkınlığı ve Locke'un doğuştan fikirlere karşı çıkışı tanıtılmıştı. Bu ders, Platon'un bu soruya verdiği cevabı, anımsama öğretisini inceliyor.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Menon'da Sokrates, arama paradoksuna cevap vermek için ruhun ölümsüz olduğunu ve her şeyi daha önce görmüş olduğunu söyleyen bir öğretiyi aktarır. Phaidon'da Sokrates, eşit şeylerin eşitliğin kendisinden eksik kaldığını fark etmemizin, eşitliğin kendisini daha önce bilmemizi gerektirdiğini savunur. Leibniz ise on yedinci yüzyılda, Platon'un anımsama öğretisinin ruhun önceden var olduğu yanılgısından arındırılırsa sağlam bir öğreti olduğunu söyler.

Ardından üç itirazı tartacağız: anımsamanın ruhun ölümsüzlüğünü gerektirdiği için kanıtlanamayacağı, köle sahnesinde cevabı aslında Sokrates'in sorularının verdiği ve bütün bilginin deneyimden geldiği itirazları.

Sonda, bir bilginin nereden geldiğini sınamanın dört adımını göstereceğiz: bilinen şeyi belirlemek, deneyimin ona ne verdiğini sormak, deneyimin vermediği şeyi belirlemek ve bu eksiğin nasıl açıklanabileceğini tartmak.

Merkez soru

Sorumuz şu: Platon, öğrenmenin bir anımsama olduğunu neden savunur ve bu tez, ruhun doğumdan önce var olduğunu kabul etmeden savunulabilir mi?

Ölçülü iddiam şu: Platon'un anımsama öğretisi, iki ayrı iddianın birleşimidir: öğrenmenin dışarıdan bir şeyin aktarılması değil, zihnin kendi içinde bulunan bir şeyi tanıması olduğu iddiası ve bu içeriğin ruhun doğumdan önceki bir yaşamında edinildiği iddiası; birinci iddia ikincisi olmadan da savunulabilir ve Platon'un argümanlarının asıl gücü, birinci iddiada yatar. Menon'da Sokrates, arama paradoksuna, yani bilmediğimiz bir şeyi nasıl arayabileceğimiz sorusuna cevap vermek için, ruhun her şeyi daha önce gördüğünü ve öğrenmenin bunları hatırlamak olduğunu söyler. Phaidon'da ise daha dikkatli bir argüman kurar. İki eşit taşa baktığımızda, onların bir bakımdan eşit, bir bakımdan eşit olmadığını görürüz. Eşitliğin kendisi ise hiçbir zaman eşit olmayan görünmez. Eşit taşların eşitliğin kendisinden eksik kaldığını fark edebilmemiz için, eşitliğin kendisini önceden biliyor olmamız gerekir. Bu argüman, bir ölçütün deneyimden önce zihinde bulunması gerektiğini gösterir. Ama bu ölçütün bir önceki yaşamda edinildiğini göstermez. Leibniz'in önerdiği gibi, zihin bazı bilgileri doğuştan bir yatkınlık olarak taşıyor olabilir. Bu yüzden anımsama öğretisinin kalıcı katkısı, öğrenmenin yalnızca deneyimden gelen bir alma olmadığını, zihnin deneyimle karşılaştığında kendi taşıdığı bir ölçütü tanıdığını göstermesidir.

Sıfır noktası

Bir öğrenci anımsama öğretisini duyduğunda, onu çoğu zaman eski bir dinsel inanç olarak görür. Ruh bedenden bedene göçer, öteki dünyada her şeyi görür, sonra unutur ve yeniden doğar. Öğrenmek, bu unutulan şeyleri hatırlamaktır. Bu okumada anımsama, bir felsefi argüman değil, Platon'un Pisagorculardan ve gizem dinlerinden aldığı bir inançtır ve bugün ciddiye alınacak bir yanı yoktur.

Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Phaidon'daki argüman bir inanca değil, herkesin yaşayabileceği bir deneyime dayanır: iki şeyin tam olarak eşit olmadığını fark etmek. Bu deneyim, hiçbir dinsel inanç gerektirmez. İkincisi, Menon'da Sokrates, öğretinin dinsel yanlarına kendisinin de tam olarak bağlı olmadığını söyler. Argümanın öteki noktalarında ısrar etmeyeceğini, ama bilmediğimiz şeyleri aramamız gerektiğine inanmanın bizi daha iyi ve daha cesur kılacağı konusunda sözle de eylemle de savaşacağını belirtir.

Bu yüzden anımsama öğretisini anlamak, onu bir dinsel inanç olarak bir kenara atmak değil, onun içindeki felsefi çekirdeği, bir ölçütün deneyimden önce zihinde bulunması gerektiği düşüncesini ayırmayı gerektirir.

Görüşler ve pozisyonlar

Platon'un anımsama öğretisinin ne olduğu konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, gerçek anımsama görüşüdür. Buna göre Platon, ruhun doğumdan önce var olduğuna ve formları bir önceki yaşamında doğrudan gördüğüne gerçekten inanıyordu. Öğrenme, bu doğrudan görmenin unutulmuş anısının yeniden canlanmasıdır. Öğreti, ruhun ölümsüzlüğüne dair Platon'un inancından ayrılamaz.

İkinci görüş, mecaz görüşüdür. Buna göre anımsama, Platon'un bilginin deneyimden gelmediğini anlatmak için kullandığı bir mecazdır. Ruhun önceki yaşamı, bilginin zihinde önceden bulunduğunu söylemenin bir öykü biçimidir ve bir mit gibi, ayrıntıları değil çekirdeği ciddiye alınmalıdır.

Üçüncü görüş, doğuştancılık görüşüdür. Buna göre anımsama öğretisinin asıl içeriği, bazı bilgilerin ya da kavramların zihne doğuştan verildiği ve deneyimin onları yaratmadığı, yalnızca uyandırdığı düşüncesidir. Leibniz'in açıkça savunduğu gibi, bu düşünce, ruhun önceki bir yaşamda var olduğu iddiasından ayrılabilir.

Bu ders üçüncü görüşü temel alır ve birinci görüşün, Platon'un öğretiyi ruhun ölümsüzlüğüne bağladığı gözlemini kabul eder. İkinci görüş, Menon'da Sokrates'in öğretinin ayrıntılarına bağlı olmadığını söylediğini doğru görür, ama Phaidon'daki eşitlik argümanının bir mecaz değil, bir argüman olduğunu gözden kaçırır.

Argümanın yapısı

Bir bilginin nereden geldiğini sınamak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, bilinen şeyi belirlemektir. Sınayan, kişinin bildiği ya da fark ettiği şeyi açıkça dile getirir; örneğin iki şeyin eşit olmadığını ya da bir kararın adil olmadığını.

İkinci adım, deneyimin ona ne verdiğini sormaktır. Sınayan, kişinin bu bilgiye ulaşırken duyularıyla neyle karşılaştığını, hangi örnekleri gördüğünü ya da duyduğunu belirler.

Üçüncü adım, deneyimin vermediği şeyi belirlemektir. Sınayan, bilginin deneyimde bulunmayan bir öğe içerip içermediğini, örneğin hiçbir örneğin tam olarak taşımadığı bir ölçütü gerektirip gerektirmediğini sorar.

Dördüncü adım, bu eksiğin nasıl açıklanabileceğini tartmaktır. Sınayan, deneyimin vermediği öğenin bir önceki yaşamdan mı, doğuştan bir yatkınlıktan mı, yoksa deneyimden başka bir biçimde mi geldiğini değerlendirir.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Anımsamayı ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Platon'un anımsama öğretisi, öğrenmenin zihnin kendi içinde bulunan bir şeyi tanıması olduğu iddiası ile bu içeriğin bir önceki yaşamda edinildiği iddiasının birleşimidir. Kerem'in mum tableti, iki farklı tabletin, silinmiş bir yazının ve damarlı bir yüzeyin, aynı izleri açıklayabileceğini gösterdi. Barış'ın hakkaniyet sezgisi, öğrenilen bir ölçütün öğrenilmemiş bir başlangıç duygusuna dayanabileceğini gösterdi. Tolga'nın toleransı, bir tanımı anlamanın onu deneyimde hiç karşılamadan tanımak olduğunu gösterdi. Selin'in cesaret sözü, Sokrates'in öğretiyi bir kuramdan çok bir tutuma dönüştürdüğünü gösterdi. Lina'nın dilbilgisi sezgisi, sonradan öğrenilen bir kuralın zaten sezilen bir şeyin adı olarak tanınabildiğini gösterdi. Defne'nin klinik sezgisi, deneyimle kazanılan bir bilginin bile önce bir tanıma olarak ortaya çıkabildiğini gösterdi. Anımsama öğretisinin kalıcı katkısı, öğrenmenin yalnızca deneyimden gelen bir alma olmadığını, zihnin deneyimle karşılaştığında kendi taşıdığı bir ölçütü tanıdığını göstermesidir.

Açık kalan sorular

Defne'nin klinik sezgisi, deneyimle kazanılan bir bilginin de bir tanıma olarak ortaya çıkabildiğini gösterdi. Bir anımsama ile çok iyi öğrenilmiş bir bilginin kendiliğinden geri gelmesi arasındaki fark nedir?

Lina'nın dilbilgisi sezgisi, insanların dili öğrenmeye doğuştan bir yatkınlık taşıyıp taşımadığının kesinleşmediğini gösterdi. Bir yatkınlığın doğuştan mı yoksa çok erken bir deneyimle mi kazanıldığını nasıl ayırt edebiliriz?

Kerem'in mum tableti, iki farklı açıklamanın aynı izleri açıklayabileceğini gösterdi. Ruhun önceden var olduğu iddiası bırakıldığında, anımsama öğretisinden geriye kalan şeye hâlâ anımsama demek doğru olur mu?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışAnımsamayı yalnızca bir dinsel inanç saymak.
Doğrusu

Anımsama öğretisini ruh göçüne dayanan eski bir inanç olarak bir kenara atmak, Phaidon'daki eşitlik argümanının bir inanca değil, herkesin yaşayabileceği bir deneyime, iki şeyin tam olarak eşit olmadığını fark etmeye dayandığını gözden kaçırır. Doğrusu, öğretinin felsefi çekirdeğini dinsel çerçevesinden ayırmaktır.

Yaygın yanlışAnımsamayı bilgilerin hazır olarak hatırlanması saymak.
Doğrusu

Anımsama öğretisini, bir insanın doğduğunda bütün geometri kanıtlarını bildiği ve onları bir anı gibi hatırladığı biçiminde anlamak, Menon'da köle çocuğun cevabı ancak uzun bir araştırmadan sonra bulduğunu ve Leibniz'in doğuştan bilgileri hazır bilgiler değil yatkınlıklar olarak anladığını gözden kaçırır. Doğrusu, anımsamayı bir araştırmanın sonunda gelen bir tanıma olarak görmektir.

Yaygın yanlışEşitlik argümanını ölümsüzlüğün kanıtı saymak.
Doğrusu

Phaidon'daki eşitlik argümanını ruhun ölümsüzlüğünü kesin olarak kanıtlayan bir argüman olarak okumak, argümanın en fazla ruhun doğumdan önce var olduğunu göstermeye çalıştığını ve diyalogda Simmias ile Kebes'in bunun ölümden sonraki varlığı göstermediğini hemen fark ettiğini gözden kaçırır. Doğrusu, argümanın neyi gösterdiğini ve neyi göstermediğini ayırmaktır.

Yaygın yanlışDeneyimin rolünü inkâr etmek.
Doğrusu

Anımsama öğretisinin deneyimi gereksiz kıldığını düşünmek, Phaidon'da eşitliğin kendisinin eşit taşları görerek anımsandığını ve Leibniz'in damarların ancak heykeltıraşın çalışmasıyla ortaya çıktığını söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, deneyimi bir yaratıcı değil bir uyandırıcı olarak görmektir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Platon'un anımsama öğretisi, öğrenmenin zihnin kendi içinde bulunan bir şeyi tanıması olduğu iddiası ile bu içeriğin ruhun doğumdan önceki bir yaşamında edinildiği iddiasının birleşimidir ve birinci iddia ikincisi olmadan da savunulabilir.

Platon'un Menon'u öğretiyi rahiplerden ve ozanlardan aktarıp ruhun her şeyi daha önce gördüğünü ve aramanın bütünüyle hatırlamak olduğunu söyledi, Phaidon'u eşit taşların eşitliğin kendisinden eksik kaldığını fark etmemizin onu önceden bilmemizi gerektirdiğini savundu, Leibniz ise öğretinin ruhun önceden var olduğu yanılgısından arındırılırsa sağlam olduğunu söyleyip zihni damarları bir heykelin biçimini çizen bir mermere benzetti.

Bir bilginin nereden geldiği dört adımla sınanır: bilinen şeyi belirlemek, deneyimin ona ne verdiğini sormak, deneyimin vermediği şeyi belirlemek ve bu eksiğin nasıl açıklanabileceğini tartmak.

Ölümsüzlük, yönlendirme ve deneyimcilik itirazları, argümanın asıl gücünün bir ölçütün deneyimden önce bilinmesi gerektiğini göstermesinde olduğunu, soruların bir yön verip bir onayı veremeyeceğini ve deneyimin bir yaratıcı değil bir uyandırıcı olarak görülebileceğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden anımsama öğretisinin kalıcı katkısı, öğrenmenin yalnızca deneyimden gelen bir alma olmadığını, zihnin deneyimle karşılaştığında kendi taşıdığı bir ölçütü tanıdığını göstermesidir.

Sonraki derse köprü

Zihin bir ölçütü kendi içinde taşıyorsa, insanlar neden çoğu zaman yalnızca gölgeleri görüyordu? Platon'un Devlet'inin yedinci kitabında Sokrates, bu soruya bir benzetmeyle cevap verir. İnsanlar, bir mağarada, yalnızca karşılarındaki duvara düşen gölgeleri görecek biçimde zincirlenmiştir. Biri zincirlerinden kurtulup dışarı çıkar, güneşi görür ve geri döner. Kerem, serginin bir sonraki panosunu karanlık bir oda olarak tasarlamayı ve odanın bir duvarına yalnızca gölgeleri düşürmeyi düşünüyor.

Selin, Sokrates'in bu benzetmeden sonra eğitimin, ruha bilgi koymak değil, ruhun gözünü doğru yöne çevirmek olduğunu söylediğini okumuş. Tolga, mağaraya geri dönen kişinin neden ötekiler tarafından alay edildiğini ve hatta öldürülmek istendiğini soruyor. Lina ise gölgelerin, ateşin ve güneşin bilginin hangi basamaklarına karşılık geldiğini merak ediyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Mağara dersi, Platon'un mağara benzetmesinde gölgelerden ateşe ve güneşe doğru yükselişi nasıl anlattığını, eğitimin bir bilgi aktarımı değil ruhun yönünü çevirme olduğu tezini ve mağaraya geri dönen kişinin neden alay edildiğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.