İçeriğe geç

P03-D03-M02-01·Bilgi ve gerçeklik

Formlar

temel3.796 kelime≈ 25 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Platon'un formları, birçok şeyi aynı adla anmamızı açıklamak, değişen şeyler hakkında değişmeyen bir bilgiyi mümkün kılmak ve bir şeyin ne olduğunu ölçmek için bir örnek sunmak üzere varsayılmış değişmeyen varlıklardır.

Platon'un Şölen'i güzelin kendisini hiçbir bakımdan, hiçbir zaman, hiçbir yerde çirkin olmayan ve hiçbir şeyin içinde bulunmayan bir şey olarak anlattı, Parmenides'i genç Sokrates'e hangi şeylerin formu olduğunu, pay almanın bütünle mi parçayla mı olduğunu soran ve büyüklükten bir geri gidiş çıkaran itirazlar yöneltti, Vlastos ise bu geri gidişin kendine yüklem ve özdeş olmama varsayımlarının birlikte kabul edilmesinden doğduğunu gösterdi.

Bir şeyi açıklamak için varsayılan bir varlık dört adımla değerlendirilir: neyi açıklamak için varsayıldığını belirlemek, özelliklerini sıralamak, açıkladığı şeylerle ilişkisini sormak ve varsayımın doğurduğu güçlükleri sınamak.

Gereksizlik, geri gidiş ve bilinemezlik itirazları, formların yalnızca bir adlandırmayı değil bir ölçüyü ve bir bilginin nesnesini de açıkladığını, geri gidişin kendine yüklem varsayımı değiştirilerek önlenebileceğini ve ayrılığın bir başka yerde bulunmak değil bağımsız olarak ne ise o olmak olarak okunabileceğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden formlar kuramı, Platon'un bıraktığı bir kuram değil, onun kendi içinde sınadığı ve hangi varsayımlarının değiştirilmesi gerektiği hâlâ tartışılan bir kuramdır.

Açılış sahnesi

Kerem, serginin Bilgi ve gerçeklik bölümünün girişine iki duvar koyuyor. Sol duvara, birbirinden çok farklı güzel şeylerin resimlerini asacaktı: bir yüz, bir vazo, bir şarkının notaları, bir matematik kanıtının satırları, bir dostluk anı. Sağ duvara ise yalnızca boş bir çerçeve asacaktı. Çerçevenin altında "Güzelin kendisi" yazacaktı. Kerem, ziyaretçilerin sol duvardaki resimlerin hepsini güzel bulduklarında, onları neyin güzel kıldığını sormalarını istiyor. Ama bir şeyden emin değil. Sağ duvardaki çerçeveyi boş bırakmak doğru muydu? Platon'a göre güzelin kendisi bir resim gibi görülemezdi. Ama görülemeyen bir şeyin var olduğunu söylemek, onu çerçeveye koymaktan daha mı kolaydı?

Selin, Platon'un Şölen'inde güzelin kendisinin hiçbir zaman çirkin görünmeyen, değişmeyen ve başka hiçbir şeyin içinde bulunmayan bir şey olarak anlatıldığını okumuş. Tolga, Parmenides'te genç Sokrates'in saçın, çamurun ve pisliğin de bir formu olup olmadığı sorusu karşısında şaşırdığını hatırlıyor. Lina, kendi dilinde kırmızının onlarca tonu için ayrı ayrı sözcükler bulunduğunu, ama hepsinin yine de kırmızı sayıldığını söylüyor. Barış, ticaret hukukunda her tacirin basiretli bir iş adamı gibi davranması gerektiğini ve bu iş adamının gerçekte hiçbir yerde bulunmadığını biliyor. Defne ise laboratuvar sonuçlarındaki normal değerlerin hiçbir gerçek insanın tam olarak taşımadığı bir ölçüt olduğunu anlatıyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Platon kursunda, Platon'un güzelin kendisi, adaletin kendisi gibi değişmeyen varlıkları neden varsaydığını, bu varlıkların duyulur şeylerle nasıl bir ilişkisi olduğunu ve onları ayrı varlıklar saymanın hangi güçlükleri doğurduğunu soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Mit dersi, Platon'un mitlerinin argümanların ulaşamadığı yeri doldurduğunu ve onların çekirdeğinin ciddiye alınması gerektiğini inceledi ve Diyalog ve yöntem modülünü kapattı. O dersin sonunda, Platon'un mitlerinin ve argümanlarının çoğunun güzelin kendisi, adaletin kendisi gibi varlıkların varsayımına dayandığı görüldü. Akademinin önceki derslerinde tümel kavramı, ayrılık sorunu, Sokrates'in tanım arayışı ve Aristoteles'in Sokrates ile Platon arasında yaptığı ayrım tanıtılmıştı. Bu ders, Bilgi ve gerçeklik modülünü bu varlıkların kendisiyle açıyor.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Platon'un Şölen'inde Diotima, aşkın basamaklarını tırmanan birinin sonunda güzelin kendisini gördüğünü anlatır ve onu bütün öteki güzel şeylerden ayıran özellikleri sayar. Platon'un Parmenides'inde yaşlı Parmenides, genç Sokrates'e formlar hakkında bir dizi zor soru sorar ve bunların en ünlüsü sonradan üçüncü adam argümanı olarak anılır. Gregory Vlastos ise bu argümanın hangi gizli varsayımlara dayandığını çözümler.

Ardından üç itirazı tartacağız: formların gereksiz olduğu, onların sonsuz bir geri gidişe yol açtığı ve duyulur şeylerden ayrı oldukları için bilinemeyecekleri itirazları.

Sonda, bir şeyi açıklamak için varsayılan bir varlığı değerlendirmenin dört adımını göstereceğiz: varlığın neyi açıklamak için varsayıldığını belirlemek, onun özelliklerini sıralamak, onun açıkladığı şeylerle ilişkisini sormak ve varsayımın doğurduğu güçlükleri sınamak.

Merkez soru

Sorumuz şu: Platon, güzel şeylerin yanında güzelin kendisinin de var olduğunu neden varsaydı ve bu varsayım hangi güçlüklere yol açar?

Ölçülü iddiam şu: Platon'un formları, üç ayrı ihtiyaca birden cevap veren bir varsayımdır: birçok şeyi aynı adla anmamızı açıklamak, değişen şeyler hakkında değişmeyen bir bilginin mümkün olmasını sağlamak ve bir şeyin ne olduğunu ölçmek için bir örnek sunmak; ama formları duyulur şeylerden ayrı ve onlara benzeyen varlıklar olarak düşünmek, Platon'un kendisinin de gördüğü bir geri gidiş güçlüğüne yol açar. Şölen'de güzelin kendisi, hiçbir bakımdan çirkin olmayan, değişmeyen, oluşmayan ve yok olmayan bir şey olarak anlatılır. Güzel bir yüz bir bakımdan güzel, bir bakımdan çirkin olabilir; bir zaman güzel, sonra çirkin olabilir. Güzelin kendisi ise böyle değildir. Bu fark, Platon'a göre, bilginin neden duyulur şeylerle değil formlarla ilgili olması gerektiğini açıklar: değişen bir şey hakkında, onun değişmeyen yanını bilmeden, kalıcı bir bilgiye ulaşılamaz. Ama Parmenides'te Platon, kendi kuramına güçlü itirazlar yöneltir. Büyük şeylerin hepsine bakan biri, onlarda ortak olan bir büyüklük görür. Ama bu büyüklük de büyükse, onunla öteki büyük şeyleri birlikte büyük kılan başka bir büyüklük gerekir ve bu sonsuza kadar sürer. Vlastos, bu geri gidişin iki gizli varsayımdan doğduğunu gösterir: formun kendisinin de taşıdığı özelliğe sahip olduğu ve bir şeyi o özelliğe sahip kılanın o şeyin kendisi olamayacağı. Bu iki varsayım birlikte tutulamaz. Bu yüzden formlar kuramı, Platon'un bıraktığı bir kuram değil, onun kendi içinde sınadığı ve hangi varsayımlarının değiştirilmesi gerektiği hâlâ tartışılan bir kuramdır.

Sıfır noktası

Bir öğrenci Platon'un formlarını duyduğunda, onları çoğu zaman gökyüzünde bir yerde duran mükemmel nesneler olarak düşünür. Bir yerde mükemmel bir at, mükemmel bir masa ve mükemmel bir güzellik vardır ve yeryüzündeki atlar, masalar ve güzel şeyler onların kusurlu kopyalarıdır. Bu okumada formlar, başka bir dünyada yaşayan ideal nesnelerdir ve Platon iki dünyalı bir evren tasarlamıştır.

Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Şölen'de Diotima, güzelin kendisinin bir yüz ya da eller gibi bir bedenin parçası olarak, ya da bir söz ya da bir bilgi olarak görünmediğini ve başka hiçbir şeyin, ne bir canlının ne yerin ne göğün içinde bulunmadığını söyler. Güzelin kendisi, bir yerde duran bir nesne değildir; onun bir yere yerleştirilmesi, onu bir duyulur şeye dönüştürmek olur. İkincisi, Parmenides'te genç Sokrates, insanın, ateşin ve suyun bir formu olup olmadığından emin değildir ve saçın ya da çamurun bir formu olduğunu reddeder. Her nesnenin bir mükemmel kopyası olsaydı, böyle bir kararsızlık olmazdı.

Bu yüzden Platon'un formlarını anlamak, onları başka bir dünyadaki mükemmel nesneler olarak değil, duyulur şeylerin neden öyle olduğunu ve onlar hakkında nasıl bilgi edinebileceğimizi açıklamak için varsayılan varlıklar olarak okumayı gerektirir.

Görüşler ve pozisyonlar

Platon'un formlarının ne olduğu konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, iki dünya görüşüdür. Buna göre Platon, duyulur şeylerden oluşan değişen bir dünyanın yanında, formlardan oluşan değişmeyen ikinci bir dünya varsayar. Formlar, bu ikinci dünyada bulunan ve duyulur şeylerin kopyaları olduğu mükemmel örneklerdir.

İkinci görüş, anlam görüşüdür. Buna göre formlar, sözcüklerimizin anlamlarıdır ya da düşüncelerimizdeki kavramlardır. Güzelin kendisi, "güzel" sözcüğünü kullandığımızda kastettiğimiz şeydir. Platon, bu anlamlara bir varlık yükleyerek onları şeyleştirmiştir.

Üçüncü görüş, açıklayıcı ilke görüşüdür. Buna göre formlar, ne bir başka dünyadaki nesneler ne de zihnimizdeki kavramlardır. Onlar, duyulur şeylerin neden öyle olduğunu açıklayan ve onlar hakkındaki bilginin nesnesi olan ilkelerdir. Formların duyulur şeylerden ayrı olması, onların bir başka yerde bulunması değil, onlardan bağımsız olarak ne iseler o olmalarıdır.

Bu ders üçüncü görüşü temel alır ve birinci görüşün, Platon'un formları duyulur şeylerden ayırdığı gözlemini kabul eder. İkinci görüş, Parmenides'te genç Sokrates'in de formların birer düşünce olabileceğini önerdiğini ve Parmenides'in bu öneriyi reddettiğini açıklayamaz.

Argümanın yapısı

Bir şeyi açıklamak için varsayılan bir varlığı değerlendirmek için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, varlığın neyi açıklamak için varsayıldığını belirlemektir. Değerlendiren, bu varlık olmadan neyin açıklanamayacağını, örneğin birçok şeyin aynı adla anılmasını ya da değişen şeyler hakkında bir bilginin mümkün olmasını belirtir.

İkinci adım, varlığın özelliklerini sıralamaktır. Değerlendiren, varsayılan varlığın değişip değişmediğini, bir yerde bulunup bulunmadığını ve hangi bakımdan açıkladığı şeylerden farklı olduğunu belirler.

Üçüncü adım, varlığın açıkladığı şeylerle ilişkisini sormaktır. Değerlendiren, açıklanan şeylerin varsayılan varlığa nasıl bağlandığını, onun bir parçasını mı taşıdıklarını, ona mı benzediklerini, yoksa ondan başka bir biçimde mi pay aldıklarını sorar.

Dördüncü adım, varsayımın doğurduğu güçlükleri sınamaktır. Değerlendiren, varsayımın kendi içinde bir çelişkiye ya da bir sonsuz geri gidişe yol açıp açmadığını araştırır.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Formları ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Platon'un formları, birçok şeyi aynı adla anmamızı açıklamak, değişen şeyler hakkında değişmeyen bir bilgiyi mümkün kılmak ve bir şeyin ne olduğunu ölçmek için bir örnek sunmak üzere varsayılmıştır. Kerem'in boş çerçevesi, formu bir yere yerleştirmenin onu bir duyulur şeye dönüştüreceğini gösterdi. Barış'ın basiretli taciri, hiçbir gerçek örneğin taşımadığı bir ölçütün bütün örnekleri ölçebildiğini gösterdi. Tolga'nın kilogramı, bir ölçütün kendisinin de ölçülen şeylerden biri olduğunda bir güçlük doğduğunu gösterdi. Selin'in merdiveni, Şölen'in güzelin kendisini olumsuzlamalarla anlatarak bu güçlükten kaçınabildiğini gösterdi. Lina'nın kırmızıları, kendine yüklem varsayımını değiştirmenin bir çıkış yolu olabileceğini gösterdi. Defne'nin normal değeri, bir ölçütün bir varlık değil bir araç olarak kullanılmasının tehlikesini gösterdi. Formlar kuramı, Platon'un bıraktığı bir kuram değil, onun kendi içinde sınadığı ve hangi varsayımlarının değiştirilmesi gerektiği hâlâ tartışılan bir kuramdır.

Açık kalan sorular

Tolga'nın kilogramı, bir ölçütün sonunda bir nesneye değil, doğanın değişmeyen bir sabitine bağlanarak yeniden tanımlandığını gösterdi. Platon'un formları, bir nesneden çok böyle bir sabite mi benzer?

Lina'nın kırmızıları, kırmızının kendisinin kırmızı olmayabileceğini düşündürdü. Kırmızı olmayan bir şey, kırmızı şeylerin neden kırmızı olduğunu nasıl açıklayabilir?

Parmenides'te genç Sokrates, saçın ve çamurun bir formu olduğunu reddetti. Bir şeyin bir formu olup olmadığına hangi ölçütle karar verilir ve bu ölçüt, değerli ile değersiz şeyler arasındaki bir ayrıma mı dayanır?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışFormları başka bir dünyadaki mükemmel nesneler saymak.
Doğrusu

Platon'un formlarını gökyüzünde bir yerde duran mükemmel atlar ve masalar olarak düşünmek, Diotima'nın güzelin kendisinin hiçbir şeyin içinde ve hiçbir yerde bulunmadığını söylediğini ve formu bir yere yerleştirmenin onu bir duyulur şeye dönüştüreceğini gözden kaçırır. Doğrusu, formları açıklayıcı ilkeler olarak okumaktır.

Yaygın yanlışFormları yalnızca sözcüklerin anlamları saymak.
Doğrusu

Formların bizim zihnimizdeki kavramlar olduğunu düşünmek, Parmenides'te genç Sokrates'in bu öneriyi yaptığını ve Parmenides'in onu reddettiğini, Platon'un formları düşüncenin yöneldiği ama düşünceden bağımsız şeyler saydığını gözden kaçırır. Doğrusu, formların düşüncemizin nesneleri olduğunu, düşüncemizin kendisi olmadığını görmektir.

Yaygın yanlışPlaton'un üçüncü adam argümanı yüzünden formları bıraktığını sanmak.
Doğrusu

Parmenides'teki itirazları Platon'un formlar kuramından vazgeçtiğinin kanıtı saymak, Parmenides'in kendisinin formlar olmadan düşüncenin yöneleceği bir şeyin kalmayacağını söylediğini ve Platon'un sonraki diyaloglarda da formlara başvurmayı sürdürdüğünü gözden kaçırır. Doğrusu, itirazları kuramın bir iç sınaması olarak okumaktır.

Yaygın yanlışPay almayı bir parça alma saymak.
Doğrusu

Güzel bir şeyin güzelin kendisinden pay almasını, ondan bir parça koparıp taşıması olarak düşünmek, Parmenides'in yelken benzetmesiyle bu okumanın bir güçlüğe yol açtığını gösterdiğini gözden kaçırır. Doğrusu, pay almanın ne anlama geldiğini açık bir soru olarak tutmaktır.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Platon'un formları, birçok şeyi aynı adla anmamızı açıklamak, değişen şeyler hakkında değişmeyen bir bilgiyi mümkün kılmak ve bir şeyin ne olduğunu ölçmek için bir örnek sunmak üzere varsayılmış değişmeyen varlıklardır.

Platon'un Şölen'i güzelin kendisini hiçbir bakımdan, hiçbir zaman, hiçbir yerde çirkin olmayan ve hiçbir şeyin içinde bulunmayan bir şey olarak anlattı, Parmenides'i genç Sokrates'e hangi şeylerin formu olduğunu, pay almanın bütünle mi parçayla mı olduğunu soran ve büyüklükten bir geri gidiş çıkaran itirazlar yöneltti, Vlastos ise bu geri gidişin kendine yüklem ve özdeş olmama varsayımlarının birlikte kabul edilmesinden doğduğunu gösterdi.

Bir şeyi açıklamak için varsayılan bir varlık dört adımla değerlendirilir: neyi açıklamak için varsayıldığını belirlemek, özelliklerini sıralamak, açıkladığı şeylerle ilişkisini sormak ve varsayımın doğurduğu güçlükleri sınamak.

Gereksizlik, geri gidiş ve bilinemezlik itirazları, formların yalnızca bir adlandırmayı değil bir ölçüyü ve bir bilginin nesnesini de açıkladığını, geri gidişin kendine yüklem varsayımı değiştirilerek önlenebileceğini ve ayrılığın bir başka yerde bulunmak değil bağımsız olarak ne ise o olmak olarak okunabileceğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden formlar kuramı, Platon'un bıraktığı bir kuram değil, onun kendi içinde sınadığı ve hangi varsayımlarının değiştirilmesi gerektiği hâlâ tartışılan bir kuramdır.

Sonraki derse köprü

Formlar duyulur şeylerde görülmüyorsa, onları nasıl bilebiliyorduk? Hiçbir zaman tam olarak eşit iki taş görmemişken, eşitliğin kendisini nereden tanıyorduk? Platon'un Menon'unda ve Phaidon'unda Sokrates, bu soruya şaşırtıcı bir cevap verir: öğrenmek, aslında ruhun doğumdan önce bildiği şeyleri hatırlamasıdır. Kerem, serginin bir sonraki panosuna, üzerinde silik izler bulunan bir mum tablet koymayı düşünüyor.

Selin, Menon'da Sokrates'in hiç geometri öğrenmemiş bir köle çocuğa yalnızca sorular sorarak bir geometri sorununu çözdürdüğünü ve bunu bir hatırlama olarak yorumladığını okumuş. Tolga, Phaidon'da eşit taşların eşitliğin kendisini hatırlattığını, çünkü onlara bakarken onların eşitlikten bir şey eksik olduğunu fark ettiğimizi söyleyen bir argüman bulunduğunu hatırlıyor. Lina ise bir şeyi öğrenmenin onu hatırlamak olduğu fikrinin, ruhun doğumdan önce var olduğunu kabul etmeden savunulup savunulamayacağını merak ediyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Anımsama dersi, duyularla karşılaşmadığımız formları nasıl bilebildiğimizi, Platon'un öğrenmenin bir anımsama olduğu tezini neden ileri sürdüğünü ve bu tezin ruhun doğumdan önceki varlığını gerektirip gerektirmediğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.