Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Platon'un diyalektiği, tek bir teknik değil, birçok şeyi tek bir bakışta bir arada görmek ve onları doğal türlerine göre ayırmak olan iki yönlü bir harekettir.
Platon'un Devlet'i diyalektiği varsayımları basamak olarak kullanıp varsayımsız ilkeye çıkan ve birlikte göreni tanıyan bir tepe taşı olarak tanımladı, Sofist'i onu hangi türlerin birbiriyle birleşebileceğini bilen ve harflerin bilgisine benzeyen bir bilgi olarak tanımladı, Aristoteles'in Topika'sı ise onu kabul görmüş kanılardan yola çıkan ve bilimlerin ilkelerine giden bir sınama yöntemi olarak tanımladı.
Diyalektik bir araştırma dört adımda yürütülür: birçok şeyi bir arada görmek, onları doğal eklem yerlerinden bölmek, varsayımları gerekçelendirmek için yukarı çıkmak ve ilkeden aşağı inerek sonuçları açıklamak.
Olanaksızlık, sınıflandırma ve anlam belirsizliği itirazları, varsayımsız ilkenin bir kanıtın değil bir kavrayışın nesnesi olduğunu, doğal eklem yerlerinden bölmenin bir şeyin doğasını bilmeyi gerektirdiğini ve ortak bir adın ortak bir görevin izini taşıyabildiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden diyalektiği en yüksek bilgi yolu yapan, onun varsayımsız ilkeye gerçekten ulaşıp ulaşmaması değil, öteki bilgilerin sorgusuz kabul ettiği başlangıç noktalarını sorgulama yükümlülüğüdür.
Açılış
Açılış sahnesi
Kerem, serginin Platon bölümündeki dördüncü pano için bir merdiven yaptırıyor. Merdivenin alt basamakları belirgin olacaktı: her birinin üzerinde bir varsayım yazacaktı. Ama merdiven yukarı çıktıkça basamaklar incelecek ve tepede bir bulutun içinde kaybolacaktı. Kerem, ziyaretçilerin merdivene bakıp bir şey sormasını istiyor: merdivenin tepesinde ne vardı? Platon'un Devlet'inde Sokrates, diyalektiğin varsayımları birer basamak gibi kullanarak artık hiçbir varsayıma dayanmayan bir ilkeye çıktığını söylüyordu. Kerem, bu ilkeyi panoya nasıl çizeceğini bilemiyor. Bir şey hiçbir şeye dayanmıyorsa, onun sağlam olduğunu nereden bilecektik? Yoksa merdivenin tepesindeki bulut, aslında hiçbir şeyin olmadığını mı saklıyordu?
Selin, Platon'un geç diyaloglarında diyalektiğin bambaşka bir biçimde, kavramları önce bir araya toplayıp sonra türlerine bölmek olarak anlatıldığını okumuş. Tolga, varsayımsız bir ilkeye ulaşmanın nasıl mümkün olabileceğini, her ilkenin de bir varsayım olup olmadığını soruyor. Lina, diyalektik sözcüğünün bugün çok farklı anlamlarda kullanıldığını, kendi dilinde onu daha çok karşıtların çatışması anlamında duyduğunu söylüyor. Barış, bir hukuk düzeninde bütün yasaların sonunda bir anayasaya dayandığını, ama anayasanın da neye dayandığının bir soru olarak kaldığını biliyor. Defne ise hastalıkların sınıflandırılmasında bazı sınıfların gerçekten ayrı hastalıkları, bazılarının ise yalnızca bir kolaylığı yansıttığını anlatıyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Platon kursunda, Platon'un varsayımların üstüne çıkıp varsayımsız bir ilkeye ulaşmayı amaçlayan bir yöntem olarak diyalektikten ne anladığını, sonraki diyaloglardaki toplama ve bölme yönteminin bununla nasıl bir ilişkisi olduğunu ve diyalektiğin neden en yüksek bilgi yolu sayıldığını soruyor.
Yol haritası
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Sokratik yöntem dersi, Platon'un elenkhosu bir varsayım yöntemine dönüştürdüğünü ve Phaidon'da Sokrates'in bir varsayımı daha üst bir varsayımla yeterli bir şeye ulaşana kadar gerekçelendirmeyi önerdiğini inceledi. O dersin sonunda, bu yeterli şeyin ne olduğu sorusu açık kaldı. Akademinin önceki derslerinde Hegel'in diyalektiği, Phaidros'taki doğal eklem yerlerinden bölme ve Devlet Adamı'ndaki yanlış bölme örneği tanıtılmıştı. Bu ders, Platon'un diyalektiğini kendi metinlerinden kuruyor.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Platon'un Devlet'inin yedinci kitabında Sokrates, diyalektiği öteki bütün bilgilerin üstüne konan bir tepe taşı olarak tanımlar ve onun varsayımları ortadan kaldırarak ilkenin kendisine çıktığını söyler. Platon'un Sofist'inde Elealı Yabancı, diyalektiği hangi türlerin birbiriyle birleşip hangilerinin birleşmediğini ayırt etme bilgisi olarak tanımlar ve onu harflerin bilgisine benzetir. Aristoteles ise Topika'da diyalektiği kabul görmüş kanılardan yola çıkan bir akıl yürütme olarak tanımlar ve ona bilimlerin ilkelerini sınamak gibi bir görev verir.
Ardından üç itirazı tartacağız: varsayımsız bir ilkenin olanaksız olduğu, toplama ve bölmenin yalnızca bir sınıflandırma olduğu ve diyalektik sözcüğünün o kadar farklı anlamlar taşıdığı için tek bir yöntemi adlandırmadığı itirazları.
Sonda, diyalektik bir araştırmanın dört adımını göstereceğiz: birçok şeyi tek bir bakışta bir arada görmek, onları doğal eklem yerlerinden bölmek, varsayımları gerekçelendirmek için yukarı çıkmak ve ilkeden aşağı inerek sonuçları açıklamak.
Açılış
Merkez soru
Sorumuz şu: Platon'un diyalektiği nedir, onun Devlet'teki biçimi ile geç diyaloglardaki toplama ve bölme biçimi arasında nasıl bir ilişki vardır ve diyalektik neden en yüksek bilgi yolu sayılır?
Ölçülü iddiam şu: Platon'un diyalektiği, tek bir teknik değil, iki yönlü bir hareket olarak anlaşılmalıdır: birçok şeyi tek bir bakışta bir arada görmek ve onları doğal türlerine göre ayırmak; Devlet'teki varsayımsız ilkeye çıkış ile geç diyaloglardaki toplama ve bölme, bu hareketin farklı yüzleridir ve diyalektiği en yüksek bilgi yolu yapan, onun öteki bilgilerin dayandığı varsayımların kendisini sorgulamasıdır. Devlet'te Sokrates, geometricilerin varsayımlarını kabul edip onlardan sonuçlar çıkardığını, ama bu varsayımların hesabını vermediğini söyler. Diyalektik ise varsayımları basamak olarak kullanır ve onları ortadan kaldırarak, yani onları kendi başına doğru sayılan başlangıç noktaları olmaktan çıkararak, bütün şeylerin ilkesine çıkar. Sokrates, ayrıca, diyalektiğe yatkın olanın birlikte gören, yani birçok şeyin birbirine ve gerçeğin doğasına olan yakınlığını tek bir bakışta kavrayan kişi olduğunu söyler. Sofist'te ise diyalektik, türleri ayırma ve onların hangilerinin birbiriyle birleşebileceğini bilme bilgisidir. İki tanım, birlikte görme ile ayırmanın iki yüzünü vurgular. Varsayımsız ilke, bir kanıtın sonucu değil, bir kavrayışın nesnesidir ve bu yüzden onun gerçekten ulaşılabilir olup olmadığı açık bir sorudur. Ama diyalektiğin değeri, bu ilkeye ulaşmaktan çok, öteki bilgilerin sorgusuz kabul ettiği başlangıç noktalarını sorgulama yükümlülüğünde yatar.
Sıfır noktası
Bir öğrenci "diyalektik" sözcüğünü duyduğunda, onu çoğu zaman bir tez ile bir karşı tezin çatışıp bir sentezde birleşmesi olarak anlar. Bu anlam, bugün yaygın biçimde Hegel'e ve onu izleyenlere bağlanır. Bu okumada Platon'un diyalektiği de iki görüşün çatışmasıdır ve diyaloglardaki tartışmalar, bir tez ile bir karşı tezin bir sentezde birleşmesiyle ilerler.
Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Platon'un diyaloglarında tartışmalar çoğu zaman bir sentezle değil, bir çürütmeyle ya da bir çıkmazla biter. Platon'un diyalektiği, karşıt görüşleri birleştirmeye değil, bir görüşü sınamaya ve bir kavramın ne olduğunu belirlemeye yönelir. İkincisi, Platon diyalektik sözcüğünü, konuşmak ve tartışmak anlamına gelen bir Yunanca sözcükle ilişkilendirir, ama ona özel bir anlam verir: varsayımların ötesine çıkmak ve türleri doğru ayırmak. Bu anlam, sonraki yüzyıllarda sözcüğün kazandığı anlamlardan çok farklıdır.
Bu yüzden Platon'un diyalektiğini anlamak, onu sonraki bir anlamın ışığında değil, Platon'un kendi metinlerindeki tanımlarıyla okumayı gerektirir.
Görüşler ve pozisyonlar
Platon'un diyalektiğinin ne olduğu konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, yukarı çıkış görüşüdür. Buna göre Platon'un diyalektiği, öncelikle Devlet'te anlatılan biçimiyle, varsayımlardan varsayımsız bir ilkeye çıkış ve oradan aşağı iniştir. Geç diyaloglardaki toplama ve bölme, bu yöntemin yalnızca bir yardımcı tekniğidir. Diyalektiğin özü, iyinin kendisinin kavranmasıdır.
İkinci görüş, toplama ve bölme görüşüdür. Buna göre Platon'un geç diyaloglarında diyalektik, Devlet'teki yüksek ve belirsiz tanımından vazgeçip daha sınırlı ve uygulanabilir bir yönteme dönüşür: bir kavramı bir türün içine yerleştirmek ve o türü doğal eklem yerlerinden bölerek kavramın tanımına ulaşmak. Bu, bir gelişimin ya da bir vazgeçişin işaretidir.
Üçüncü görüş, tek hareket görüşüdür. Buna göre iki biçim, aynı hareketin iki yüzüdür. Devlet'te de diyalektik, birçok şeyi bir arada görmeyi içerir; geç diyaloglarda da toplama, birçok şeyi tek bir türün altında görmektir. Yukarı çıkış, en genel türlere doğru bir toplamadır; bölme ise o türlerin içinde aşağı doğru bir iniştir.
Bu ders üçüncü görüşü temel alır ve birinci görüşün, Devlet'teki diyalektiğin bir yukarı çıkış olarak tanımlandığı gözlemini kabul eder. İkinci görüş, geç diyaloglardaki yöntemin daha somut olduğunu doğru görür, ama Devlet'teki birlikte görme vurgusunu ve iki biçim arasındaki ortak yapıyı gözden kaçırır.
Argümanın yapısı
Diyalektik bir araştırma dört adımda yürütülebilir.
Birinci adım, birçok şeyi tek bir bakışta bir arada görmektir. Araştıran, birbirinden farklı görünen şeylerin hangi ortak türün altında toplanabileceğini ve birbirleriyle nasıl bir yakınlık taşıdığını belirler.
İkinci adım, onları doğal eklem yerlerinden bölmektir. Araştıran, topladığı türü, onun gerçek ayrımlarına göre alt türlere ayırır ve bir türü başka bir türle karıştırmamaya dikkat eder.
Üçüncü adım, varsayımları gerekçelendirmek için yukarı çıkmaktır. Araştıran, kullandığı her başlangıç noktasının hesabını vermeye çalışır ve onu daha genel bir ilkeye dayandırır.
Dördüncü adım, ilkeden aşağı inerek sonuçları açıklamaktır. Araştıran, ulaştığı en genel ilkeden yola çıkarak, alt türlerin ve tek tek şeylerin neden öyle olduğunu açıklamaya çalışır.
İleri katman
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Diyalektiği ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Platon'un diyalektiği, birçok şeyi tek bir bakışta bir arada görmek ve onları doğal türlerine göre ayırmak olan iki yönlü bir harekettir. Kerem'in merdiveni, diyalektiğin değerinin tepedeki ilkeye ulaşmaktan çok alttaki basamakları sınamakta olduğunu gösterdi. Barış'ın normlar merdiveni, hukukun tepesinde varsayımsız değil, bilerek varsayılmış bir ilke bulunduğunu gösterdi. Tolga'nın kütüphanesi, doğal bir bölmenin keyfi bir bölmeden farkını ve türlerin kesiştiği yerleri gösterdi. Selin'in ünlüleri, türlerin hem ayrılabildiğini hem birleşebildiğini gösterdi. Lina'nın iki diyalektiği, sözcüğün farklı anlamlarının ortak bir kökten geldiğini ama karıştırılmaması gerektiğini gösterdi. Defne'nin hastalık sınıflaması, doğal eklem yerlerinden bölme idealinin bir hedef olarak kaldığını gösterdi. Diyalektiği en yüksek bilgi yolu yapan, onun öteki bilgilerin sorgusuz kabul ettiği varsayımları sorgulamasıdır.
İleri katman
Açık kalan sorular
Barış'ın normlar merdiveni, hukukun tepesinde bilerek varsayılmış bir ilke bulunduğunu gösterdi. Varsayımsız bir ilke ile bilerek varsayılmış ama hiç sorgulanmayan bir ilke arasındaki fark, uygulamada nasıl anlaşılır?
Tolga'nın kütüphanesi, bazı şeylerin türlerin kesiştiği yerlerde durduğunu gösterdi. Bir şey iki türe birden aitse, onu bölmenin doğal bir yolu var mıdır, yoksa her bölme bir seçim midir?
Defne'nin hastalık sınıflaması, bir sınıflandırmanın bir kolaylık ile bir doğal ayrım arasında gidip geldiğini gösterdi. Bir bölmenin doğal olup olmadığını, onun işe yaramasından bağımsız olarak nasıl bilebiliriz?
Yanılgılar
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışPlaton'un diyalektiğini tez, karşı tez ve sentez saymak.
Doğrusu
Platon'un diyalektiğini sonraki yüzyıllarda yaygınlaşan bir anlamla okumak, onun bir sentezle değil bir sınamayla ve bir kavramın belirlenmesiyle ilerlediğini gözden kaçırır. Doğrusu, Platon'un diyalektiğini onun kendi metinlerindeki tanımlarıyla okumaktır.
Yaygın yanlışDiyalektiği yalnızca bir yukarı çıkış saymak.
Doğrusu
Diyalektiği Devlet'teki varsayımsız ilkeye çıkışla sınırlamak, Sokrates'in aynı yerde diyalektiğe yatkın olanı birlikte gören olarak tanımladığını ve geç diyaloglardaki toplama ve bölmenin bu birlikte görmeyi sürdürdüğünü gözden kaçırır. Doğrusu, diyalektiği birlikte görme ile ayırmanın iki yüzü olarak okumaktır.
Yaygın yanlışToplama ve bölmeyi keyfi bir sınıflandırma saymak.
Doğrusu
Geç diyaloglardaki bölmeleri herhangi bir ölçüte göre yapılabilecek sınıflandırmalar olarak görmek, Platon'un doğal eklem yerlerinden bölmeyi istediğini ve Devlet Adamı'nda yanlış bir bölmeyi açıkça eleştirdiğini gözden kaçırır. Doğrusu, bir bölmenin bir şeyin doğasına uyup uymadığını sormaktır.
Yaygın yanlışVarsayımsız ilkeyi bir kanıtın sonucu saymak.
Doğrusu
Varsayımsız ilkeye bir kanıtla ulaşılacağını düşünmek, onun hiçbir varsayıma dayanmadığı için bir kanıtın sonucu olamayacağını ve Platon'un onu akılla doğrudan kavranan bir şey olarak düşündüğünü gözden kaçırır. Doğrusu, bu ilkenin bir kanıt değil bir kavrayış nesnesi olduğunu görmektir.
Uygulama
Kendin dene
Özet
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Platon'un diyalektiği, tek bir teknik değil, birçok şeyi tek bir bakışta bir arada görmek ve onları doğal türlerine göre ayırmak olan iki yönlü bir harekettir.
Platon'un Devlet'i diyalektiği varsayımları basamak olarak kullanıp varsayımsız ilkeye çıkan ve birlikte göreni tanıyan bir tepe taşı olarak tanımladı, Sofist'i onu hangi türlerin birbiriyle birleşebileceğini bilen ve harflerin bilgisine benzeyen bir bilgi olarak tanımladı, Aristoteles'in Topika'sı ise onu kabul görmüş kanılardan yola çıkan ve bilimlerin ilkelerine giden bir sınama yöntemi olarak tanımladı.
Diyalektik bir araştırma dört adımda yürütülür: birçok şeyi bir arada görmek, onları doğal eklem yerlerinden bölmek, varsayımları gerekçelendirmek için yukarı çıkmak ve ilkeden aşağı inerek sonuçları açıklamak.
Olanaksızlık, sınıflandırma ve anlam belirsizliği itirazları, varsayımsız ilkenin bir kanıtın değil bir kavrayışın nesnesi olduğunu, doğal eklem yerlerinden bölmenin bir şeyin doğasını bilmeyi gerektirdiğini ve ortak bir adın ortak bir görevin izini taşıyabildiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden diyalektiği en yüksek bilgi yolu yapan, onun varsayımsız ilkeye gerçekten ulaşıp ulaşmaması değil, öteki bilgilerin sorgusuz kabul ettiği başlangıç noktalarını sorgulama yükümlülüğüdür.
Sıradaki ders
Sonraki derse köprü
Diyalektiği en yüksek bilgi yolu sayan Platon, diyaloglarının birçoğunu bir argümanla değil, bir öyküyle bitirir. Gorgias'ta, Phaidon'da ve Devlet'te Sokrates, uzun argümanlardan sonra ruhların ölümden sonraki yazgısını anlatan öyküler anlatır. Devlet'in son sayfalarında, savaşta ölüp yeniden dirilen Er adlı bir askerin öteki dünyada gördüklerini anlatır. Kerem, serginin bir sonraki panosuna bir masal kitabı koymayı düşünüyor.
Selin, Sokrates'in bazı mitlerini kendisinin de tam olarak doğru saymadığını, ama onlara inanmanın değerli bir risk olduğunu söylediğini okumuş. Tolga, bir argümanın bitirdiği yerde bir öykünün ne yapabileceğini soruyor. Lina ise Platon'un ozanları kentten çıkarmak istediği hâlde kendisinin neden bu kadar çok öykü anlattığını merak ediyor.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Mit dersi, diyalektiği en yüksek bilgi yolu sayan Platon'un diyaloglarını neden mitlerle bitirdiğini, bir mitin bir argümandan neyi farklı yaptığını ve Platon'un mitlerine ne ölçüde inanmamızı istediğini soruyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.