Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Platon'un diyalog biçimi bir süs değil, onun bilginin nasıl edinildiğine dair görüşünün bir parçasıdır; bu biçim, okuru yazarın görüşlerini almaya değil, bir sorgulamaya katılmaya çağırır.
Platon'un Phaidros'u yazının bir bellek değil yalnızca bir hatırlatma ilacı olduğunu ve yazılı sözün soru sorulduğunda cevap veremediğini anlattı, Theaitetos'un çerçevesi bir konuşmanın anlatı olarak değil doğrudan konuşma olarak yazıya geçirildiğini gösterdi, Platon'a atfedilen Yedinci Mektup ise en önemli konular üzerine yazılmış bir eser olmadığını ve olmayacağını söyledi.
Bir diyalog dört adımla okunur: konuşanı belirlemek, diyaloğun çerçevesini ve biçimini belirlemek, karakterin sözünü diyaloğun gidişiyle tartmak ve yazarın sesini diyaloğun bütününde aramak.
Süs, sessizlik ve kendini çürütme itirazları, Sokrates'in bazı diyaloglarda başlıca konuşmacı olmadığını ve yenilgiye uğradığını, bir görüşün kime ait olduğunun bütün kayıttan çıkarılabileceğini ve diyaloğun yazının kusurlarını en aza indiren bir biçim olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bir karakterin sözünü diyaloğun gidişi içinde tartmadan yazarın görüşü saymak yanlıştır ve Platon'un sesi, bir karakterin ağzında değil, diyaloğun bütününde, kimin hangi argümanla karşılaştığında ve diyaloğun nasıl bittiğinde aranmalıdır.
Açılış sahnesi
Kerem, serginin Platon bölümünün girişine küçük bir tiyatro sahnesi kuruyor. Sahnede birkaç sandalye olacaktı: biri Sokrates'e, biri Thrasymakhos'a, biri Theaitetos'a, biri Elealı bir yabancıya. Sahnenin köşesinde ise bir sandalye daha duracaktı, üzerinde yazarın adı yazan ama boş bir sandalye. Kerem, ziyaretçilerin bu boş sandalyeye bakıp bir şey sormasını istiyor. Platon, yirmiden fazla eser yazmıştı ve bunların neredeyse hiçbirinde kendisi konuşmuyordu. Felsefesini öğrenmek isteyen bir okur, onun kendi sesini nerede bulacaktı? Kerem, sahnenin önüne bir tabela koymayı düşünüyor: "Burada konuşan kim?" Ama bu sorunun cevabının her diyalogda değişeceğini de seziyor.
Selin, Platon'un Phaidros'unda Sokrates'in yazının belleği güçlendirmek yerine onu zayıflatacağını anlatan bir Mısır öyküsü anlattığını hatırlıyor. Tolga, Theaitetos'un başında bir karakterin, bir konuşmayı yazıya geçirirken "dedi" ve "dedim" gibi sözcükleri bilerek çıkardığını söylediğini okumuş. Lina, Platon'a atfedilen bir mektupta, onun en önemli düşüncelerini hiçbir zaman yazmadığını ve yazmayacağını söylediğini duymuş. Barış, bir mahkeme tutanağında bir tanığın söylediklerinin mahkemenin görüşü olmadığını, mahkemenin görüşünün ancak kararın gerekçesinde bulunabileceğini biliyor. Defne ise hastanedeki vaka tartışmalarında kıdemli hekimlerin kendi görüşlerini söylemeden önce gençlere farklı görüşleri savunduğunu anlatıyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Platon kursunda, Platon'un düşüncelerini neden bir inceleme olarak değil, kendisinin hiç konuşmadığı diyaloglar olarak yazdığını, bu biçimin okurdan ne istediğini ve bir diyalogdaki bir karakterin sözünü yazarın görüşü saymanın ne zaman yanlış olduğunu soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Yargılanma ve ölüm dersi, Sokrates'in mahkûmiyetinin dinsel ve siyasal nedenlerini ve onun ölümü kabul edişini inceledi ve Sofistler ve Sokrates kursunu kapattı. O dersin sonunda, Sokrates'in ölümünden sonra Platon'un hocasını unutturmamak için bir inceleme değil diyaloglar yazdığı görüldü. Akademinin önceki derslerinde Sokratik söylev türü, gelişimci ve tekçi okuma ve Phaidros'taki yazının resme benzetilmesi tanıtılmıştı. Bu ders, Platon kursunun ilk dersi olarak, onun bütün eserlerine nasıl yaklaşılacağını belirleyen biçim sorusunu soruyor.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Platon'un Phaidros'unda Sokrates, yazının icadını anlatan bir Mısır mitosu aracılığıyla yazının neden belleği değil yalnızca hatırlamayı sağladığını anlatır. Theaitetos'un çerçeve sahnesinde Megaralı Eukleides, Sokrates'in bir konuşmasını yazıya geçirirken onu neden anlatı olarak değil doğrudan konuşma olarak yazdığını açıklar. Platon'a atfedilen Yedinci Mektup ise en önemli konular üzerine onun yazılmış bir eseri olmadığını ve olmayacağını söyler.
Ardından üç itirazı tartacağız: diyalog biçiminin yalnızca bir süs olduğu, Platon hiç konuşmadığına göre ona hiçbir görüş yüklenemeyeceği ve yazıyı eleştiren bir yazarın kendisiyle çeliştiği itirazları.
Sonda, bir diyaloğu okumanın dört adımını göstereceğiz: konuşanı belirlemek, diyaloğun çerçevesini ve biçimini belirlemek, karakterin sözünü diyaloğun gidişiyle tartmak ve yazarın sesini diyaloğun bütününde aramak.
Merkez soru
Sorumuz şu: Platon, düşüncelerini neden kendisinin hiç konuşmadığı diyaloglar olarak yazdı ve bu biçim, bir karakterin sözünü yazarın görüşü saymamızı ne ölçüde engeller?
Ölçülü iddiam şu: Platon'un diyalog biçimi bir süs değil, onun bilginin nasıl edinildiğine dair bir görüşünün parçasıdır; bu biçim, okuru yazarın görüşlerini almaya değil, bir sorgulamaya katılmaya çağırır ve bu yüzden bir karakterin sözünü, diyaloğun gidişi içinde tartmadan yazarın görüşü saymak yanlıştır. Phaidros'ta Sokrates, yazının bir bellek ilacı değil, yalnızca bir hatırlatma aracı olduğunu söyler. Yazılı söz, kendisine soru sorulduğunda cevap veremez ve okurunu seçemez. Gerçek öğrenme, bir öğretmen ile bir öğrenci arasındaki canlı bir konuşmada, öğrencinin ruhuna yazılan bir sözle olur. Diyalog, bu canlı konuşmaya yazının izin verdiği ölçüde yaklaşır. Okuru bir tartışmanın tanığı yapar ve onu taraflardan birini seçmeye, bir argümanın zayıf yerini bulmaya zorlar. Theaitetos'un çerçevesi, Platon'un bu biçimin farkında olduğunu gösterir: Eukleides, konuşmayı bir anlatı olarak değil, okurun önünde yeniden geçen bir konuşma olarak yazar. Ama bu, Platon'a hiçbir görüş yüklenemeyeceği anlamına gelmez. Bazı görüşler, diyaloglar boyunca tekrarlanır, sınamalardan sağ çıkar ve diyaloğun yapısı tarafından desteklenir. Yazarın sesi, bir karakterin ağzında değil, diyaloğun bütününde, kimin hangi argümanla karşılaştığında ve diyaloğun nasıl bittiğinde aranmalıdır.
Sıfır noktası
Bir öğrenci Platon'un diyaloglarını ilk okuduğunda, onları çoğu zaman bir felsefe kitabı gibi okur ve Sokrates'in söylediklerini Platon'un görüşleri olarak not alır. Sokrates'in karşısındaki konuşmacılar, onun haklı olduğunu göstermek için oradadır. Bu okumada diyalog biçimi, bir öğretiyi daha ilgi çekici kılmak için seçilmiş bir anlatım tekniğidir ve onun altında açık bir öğreti yatar.
Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Sokrates bütün diyaloglarda başlıca konuşmacı değildir. Sofist ve Devlet Adamı'nda tartışmayı Elealı bir yabancı yürütür ve Sokrates neredeyse susar. Yasalar'da ise Sokrates hiç yer almaz. Parmenides'te genç Sokrates, yaşlı Parmenides karşısında zor duruma düşer. Bir sözcünün ağzından konuşan bir yazar, sözcüsünü susturmaz ya da yenilgiye uğratmazdı. İkincisi, birçok diyalog bir sonuca varmadan biter. Bir öğreti kitabı, okuruna bir çıkmaz bırakmaz.
Bu yüzden Platon'un diyaloglarını anlamak, onları bir öğretinin süslenmiş bir anlatımı olarak değil, okuru bir sorgulamaya çağıran bir biçim olarak okumayı gerektirir.
Görüşler ve pozisyonlar
Platon'un diyalog biçimini neden seçtiği konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, edebi süs görüşüdür. Buna göre Platon, Sokratik söylev türünü kendi çağının yaygın bir edebi biçimi olarak benimsemiş ve onu felsefi öğretilerini daha canlı ve ilgi çekici kılmak için kullanmıştır. Biçimin altında açık bir öğreti vardır ve o öğreti, başlıca konuşmacının ağzından okunabilir.
İkinci görüş, felsefi biçim görüşüdür. Buna göre diyalog biçimi, Platon'un bilginin nasıl edinildiğine dair görüşünün bir parçasıdır. Bilgi, bir öğretmenden bir öğrenciye aktarılamaz; ancak bir sorgulama içinde, öğrencinin kendisi tarafından bulunabilir. Diyalog, okuru böyle bir sorgulamaya katılmaya çağırır.
Üçüncü görüş, yazarın gizlenmesi görüşüdür. Buna göre Platon, diyalog biçimini kendi görüşlerini bilerek gizlemek için seçmiştir. Bazı yorumcular, Platon'un en önemli öğretilerini yalnızca okulunda sözlü olarak öğrettiğini ve diyalogların bu öğretilere yalnızca dolaylı olarak işaret ettiğini savunur.
Bu ders ikinci görüşü temel alır ve üçüncü görüşün, Platon'un diyaloglarda kendi sesiyle hiç konuşmadığı gözlemini kabul eder. Birinci görüş, Sokrates'in bazı diyaloglarda başlıca konuşmacı olmadığını ve bazılarında yenilgiye uğradığını açıklayamaz.
Argümanın yapısı
Bir diyaloğu okumak için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, konuşanı belirlemektir. Okuyan, bir görüşün hangi karakterin ağzından çıktığını, o karakterin kim olduğunu ve diyalogda nasıl bir rol oynadığını belirtir.
İkinci adım, diyaloğun çerçevesini ve biçimini belirlemektir. Okuyan, diyaloğun doğrudan bir konuşma olarak mı yoksa bir karakterin anlatısı olarak mı yazıldığını, kimin anlattığını ve olayların ne zaman geçtiğini belirler.
Üçüncü adım, karakterin sözünü diyaloğun gidişiyle tartmaktır. Okuyan, sözün diyaloğun ilerleyen kısmında çürütülüp çürütülmediğini, ironik olup olmadığını ya da başka bir karakter tarafından geliştirilip geliştirilmediğini sorar.
Dördüncü adım, yazarın sesini diyaloğun bütününde aramaktır. Okuyan, yazarın hangi görüşü hangi karakterle karşılaştırdığını, hangi argümanı daha güçlü kıldığını ve diyaloğu nasıl bitirdiğini değerlendirir.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Diyalog biçimini ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Platon'un diyalog biçimi bir süs değil, onun bilginin nasıl edinildiğine dair bir görüşünün parçasıdır. Kerem'in boş sandalyesi, yazarın karakterlerden birinin ağzında değil, onların karşılaşmasını nasıl düzenlediğinde konuştuğunu gösterdi. Barış'ın mahkeme tutanağı, okurun bir diyaloğun gerekçesini kendisi yazmak zorunda olduğunu gösterdi. Tolga'nın Theaitetos'u, Platon'un kendi biçiminin farkında olduğunu ve okura bir yeniden kurulmuş konuşma okuduğunu hatırlattığını gösterdi. Selin'in yazı paradoksu, diyaloğun yazının kusurlarını ortadan kaldırmadığını ama azalttığını gösterdi. Lina'nın çevirisi, diyalog biçiminin okura bir kararı bırakmak demek olduğunu gösterdi. Defne'nin vaka tartışması, bir diyaloğun bir sonuçtan çok bir yöntem öğretebileceğini gösterdi. Bir karakterin sözünü diyaloğun gidişi içinde tartmadan yazarın görüşü saymak yanlıştır; yazarın sesi diyaloğun bütününde aranmalıdır.
Açık kalan sorular
Barış'ın mahkeme tutanağı, Platon'un diyaloglarının bir gerekçeli karar içermediğini gösterdi. Okur bir diyaloğun gerekçesini kendisi yazdığında, yazdığı şey Platon'un görüşü mü olur, yoksa okurun kendi görüşü mü?
Selin'in yazı paradoksu, diyaloğun da bir okura soru sorulduğunda cevap veremediğini gösterdi. Bir diyaloğu bir öğretmenle ya da bir okuma grubuyla birlikte okumak, bu kusuru ne ölçüde giderir?
Lina'nın çevirisi, bir çevirmenin okura bırakılan bir kararı ondan almaması gerektiğini gösterdi. Bir yorumcu, bir diyaloğu açıklarken bu kararı okurdan almış olmaz mı?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışSokrates'in her sözünü Platon'un görüşü saymak.
Diyaloglardaki Sokrates'in söylediklerini doğrudan Platon'a yüklemek, Sokrates'in bazı diyaloglarda başlıca konuşmacı olmadığını, bazılarında ironik konuştuğunu ve bazılarında yenilgiye uğradığını gözden kaçırır. Doğrusu, bir sözü diyaloğun gidişi içinde tartmaktır.
Yaygın yanlışDiyalog biçimini bir anlatım tekniği saymak.
Diyalog biçimini yalnızca bir öğretiyi ilgi çekici kılmak için seçilmiş bir süs olarak görmek, onun Platon'un bilginin bir sorgulama içinde edinildiği görüşüyle bağlantısını gözden kaçırır. Doğrusu, biçimi Platon'un düşüncesinin bir parçası olarak okumaktır.
Yaygın yanlışPlaton'a hiçbir görüş yüklenemeyeceğini sanmak.
Yazarın sessizliğinden Platon'un hiçbir görüşü olmadığı sonucunu çıkarmak, bazı görüşlerin diyaloglar boyunca tekrarlandığını ve Aristoteles gibi yakın tanıkların onları Platon'a yüklediğini gözden kaçırır. Doğrusu, bir görüşü Platon'a yüklerken diyaloğun bütününe ve öteki tanıklara bakmaktır.
Yaygın yanlışPhaidros'u yazının bütünüyle reddi saymak.
Phaidros'taki yazı eleştirisini yazının hiçbir değeri olmadığı yolunda bir yargı olarak okumak, Sokrates'in yazıyı bir oyun ve bir hatırlatma olarak kabul ettiğini gözden kaçırır. Doğrusu, eleştiriyi yazının sınırlarını gösteren bir uyarı olarak okumaktır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Platon'un diyalog biçimi bir süs değil, onun bilginin nasıl edinildiğine dair görüşünün bir parçasıdır; bu biçim, okuru yazarın görüşlerini almaya değil, bir sorgulamaya katılmaya çağırır.
Platon'un Phaidros'u yazının bir bellek değil yalnızca bir hatırlatma ilacı olduğunu ve yazılı sözün soru sorulduğunda cevap veremediğini anlattı, Theaitetos'un çerçevesi bir konuşmanın anlatı olarak değil doğrudan konuşma olarak yazıya geçirildiğini gösterdi, Platon'a atfedilen Yedinci Mektup ise en önemli konular üzerine yazılmış bir eser olmadığını ve olmayacağını söyledi.
Bir diyalog dört adımla okunur: konuşanı belirlemek, diyaloğun çerçevesini ve biçimini belirlemek, karakterin sözünü diyaloğun gidişiyle tartmak ve yazarın sesini diyaloğun bütününde aramak.
Süs, sessizlik ve kendini çürütme itirazları, Sokrates'in bazı diyaloglarda başlıca konuşmacı olmadığını ve yenilgiye uğradığını, bir görüşün kime ait olduğunun bütün kayıttan çıkarılabileceğini ve diyaloğun yazının kusurlarını en aza indiren bir biçim olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bir karakterin sözünü diyaloğun gidişi içinde tartmadan yazarın görüşü saymak yanlıştır ve Platon'un sesi, bir karakterin ağzında değil, diyaloğun bütününde, kimin hangi argümanla karşılaştığında ve diyaloğun nasıl bittiğinde aranmalıdır.
Sonraki derse köprü
Platon'un diyalogları birbirine benzemez. Bazıları kısa, canlı ve bir çıkmazla biten sorgulamalardır; bazıları uzun, yapılı ve kuramlar kuran eserlerdir; bazıları ise Sokrates'in neredeyse hiç konuşmadığı, kuru ve teknik incelemelere yaklaşan metinlerdir. Kerem, serginin bir sonraki duvarına diyalogları üç gruba ayıran bir zaman çizgisi koymayı düşünüyor.
Selin, diyalogların erken, orta ve geç dönem olarak gruplandırıldığını ve bu gruplandırmanın kısmen üslup incelemelerine dayandığını okumuş. Tolga, bu sıralamanın Platon'un düşüncesinin gelişimini mi yoksa yalnızca farklı okurlar için yazılmış farklı eserleri mi gösterdiğini soruyor. Lina ise yazılma sırası bilinmeyen bir eserin hangi döneme ait olduğuna nasıl karar verildiğini merak ediyor.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Erken, orta ve geç dönem dersi, Platon'un diyaloglarının hangi ölçütlerle üç döneme ayrıldığını, üslup incelemelerinin bu sıralamaya nasıl bir dayanak verdiğini ve bu sıralamanın Platon'un düşüncesinin bir gelişimini mi yoksa farklı amaçlarla yazılmış eserleri mi gösterdiğini soruyor.