Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Sokrates'in bilmediğini söylemesi ve muhataplarını övmesi ne düz bir yalan ne de düz bir itiraftır; aynı söz, kesin bilgi anlamında içtenlikle söylenir, sınanmış inançlar anlamında ise söylenmez ve iki katmanı ayırmak dinleyene kalır.
Platon'un Devlet'inde Thrasymakhos, Sokrates'in ironisini cevap vermekten kaçmak için bilmezden gelme olarak suçladı, Şölen'de Alkibiades onu dışı gülünç içi tanrısal bir Silenos figürüne benzetti, Aristoteles ise kendini küçülteni övüngenden daha zarif bulup Sokrates'i örnek gösterdi.
İronik bir söz dört adımla okunur: kelimesi kelimesine ne söylediğini saptamak, bağlamdaki işaretlere bakmak, hangi anlamda doğru hangi anlamda yanlış olduğunu ayırmak ve dinleyene ne yaptığını sormak.
Yalan, alay ve geriye yansıtma itirazları, bir tanımı bilmenin onu sınamanın yolunu bilmekten farklı olduğunu, ironinin bir alaya da bir davete de dönüşebildiğini ve eironeia sözcüğünün anlamının Sokrates'ten bir kuşak sonra değişmeye başladığını gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden Sokratik ironi, karşısındakini aldatmak için değil onu kendi düşünmeye çağırmak için kullanıldığında bir öğretme biçimi olabilir, ama bu çağrı her dinleyene ulaşmaz ve ulaştığı dinleyeni bile her zaman değiştirmez.
Açılış sahnesi
Kerem, serginin Sokrates bölümündeki üçüncü pano için bir vitrin tasarlıyor. Vitrinin içine, antik Atina'nın heykelci dükkânlarında satıldığı anlatılan türden bir Silenos figürü koyacaktı. Kaba saba, göbekli, basık burunlu bir orman yaratığı. Figürün ortadan açılan iki kapağı olacak ve içinde küçük, altın renkli tanrı heykelcikleri görünecekti. Platon'un Şölen'inde genç Alkibiades, Sokrates'i tam olarak böyle bir figüre benzetiyordu: dışı gülünç, içi tanrısal. Kerem, vitrinin önüne bir düğme koymayı düşünüyor. Ziyaretçi düğmeye basınca kapaklar açılacaktı. Ama bir şeyden emin değil. Kapaklar kendiliğinden mi açılmalıydı, yoksa ziyaretçi onları açmayı kendisi mi istemeliydi?
Selin, Platon'un Devlet'inde Thrasymakhos'un Sokrates'e öfkeyle bağırdığını ve onun her zamanki ironisini yaptığını söylediğini okumuş. Tolga, Sokrates'in bilmediğini söylerken ya yalan söylediğini ya da gerçekten bilmediğini, ikisinin arasında bir yer olmadığını düşünüyor. Lina, kendi dilinde ironinin çoğu zaman yalnızca ses tonundan anlaşıldığını ve yazıya geçince kaybolduğunu söylüyor. Barış, mahkemelerde bir sözleşmenin sözcüklerine değil tarafların gerçek iradesine bakıldığını hatırlıyor. Defne ise sabah vizitlerinde bir hocasının "ben bilmiyorum, sen söyle" diyerek öğrencileri sorguladığını anlatıyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Sofistler ve Sokrates kursunda, Sokrates'in bilmediğini söylemesinin ve muhataplarını övmesinin bir gizleme mi yoksa içten bir tutum mu olduğunu, eski Yunancadaki ironi sözcüğünün bugünkü anlamından nasıl farklılaştığını ve ironinin bir öğretme biçimi olup olamayacağını soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Tanım dersi, Sokrates'in "X nedir?" sorusuna örnekle verilen cevapları reddettiğini ve bir tanımdan birlik, kapsam eşitliği ve öz koşullarını beklediğini inceledi. O dersin sonunda, Sokrates'in tanım isterken kendisinin bu tanımları bilmediğini söylediği ve bazı muhataplarının buna inanmadığı görüldü. Akademinin önceki derslerinde Sokrates'in bilmediğini bilmesi ve elenkhosun bir kişiyi sınama biçimi olduğu tanıtılmıştı. Bu ders, bu bilgisizlik iddiasının nasıl okunması gerektiğini soruyor.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Platon'un Devlet diyaloğunun birinci kitabında Thrasymakhos, Sokrates'i cevap vermekten kaçınıp ironi yapmakla suçlar. Platon'un Şölen diyaloğunda Alkibiades, Sokrates'in bütün yaşamını ironi yaparak ve insanlarla oynayarak geçirdiğini, ama içinin tanrısal heykellerle dolu olduğunu anlatır. Aristoteles ise Nikomakhos'a Etik'te kendini küçülten insanı övüngen insanla karşılaştırır ve örnek olarak Sokrates'i anar.
Ardından üç itirazı tartacağız: Sokrates'in bilgisizlik iddiasının düpedüz bir yalan olduğu, ironinin bir alay olduğu için öğretmeyle bağdaşmadığı ve bugünkü ironi kavramını Sokrates'e geriye doğru yansıttığımız itirazları.
Sonda, ironik bir sözü okumanın dört adımını göstereceğiz: sözün kelimesi kelimesine ne söylediğini saptamak, bağlamdaki işaretlere bakmak, sözün hangi anlamda doğru hangi anlamda yanlış olduğunu ayırmak ve sözün dinleyene ne yaptığını sormak.
Merkez soru
Sorumuz şu: Sokrates'in bilmediğini söylemesi ve muhataplarının bilgeliğini övmesi bir gizleme miydi, yoksa içten bir tutum mu, ve bu ironi bir öğretme biçimi olabilir mi?
Ölçülü iddiam şu: Sokrates'in ironisi ne düz bir yalan ne de düz bir itiraftır; aynı sözün bir anlamda içtenlikle söylenip başka bir anlamda söylenmediği bir yapı taşır ve bu yapı, dinleyeni sözün hangi anlamda doğru olduğunu kendisi bulmaya çağırır. Thrasymakhos'un ağzında eironeia, cevap vermekten kaçmak için bilmezden gelmek demektir; bu, sözcüğün eski ve olumsuz anlamına yakındır. Aristoteles'te ise aynı sözcük, insanın kendinde olan saygın nitelikleri küçültmesi anlamına gelir ve Aristoteles bunu övünmekten daha zarif bulur. Alkibiades'in anlatımında ise Sokrates'in ironisi bir dış kabuktur ve onu açmayı başaranlar içinde bir şey bulur. Sokrates bir tanımı bilmediğini söylediğinde, aradığı türden kesin ve savunulabilir bir bilgiye sahip olmadığını kastediyorsa, içtendir. Ama sınamalarda kullandığı inançlara sahip olduğunu göz ardı ediyorsa, söylediği bu anlamda tam doğru değildir. Bu iki katmanı ayırmak dinleyene kalır. Bu yüzden ironi, karşısındakini aldatmak için değil, onu kendi düşünmeye çağırmak için kullanıldığında bir öğretme biçimi olabilir. Ama bu çağrı her dinleyene ulaşmaz. Thrasymakhos'a ulaşmamış, Alkibiades'e ise ulaşmış ama onu değiştirmemiştir.
Sıfır noktası
Bir öğrenci Sokrates'in "bilmiyorum" deyişini okuduğunda, onu çoğu zaman bir taktik olarak görür. Sokrates, karşısındakini rahatlatmak ve onu konuşturmak için bilmezden gelir, sonra onu kendi sözleriyle köşeye sıkıştırır. Bu okumada Sokratik ironi, bir avcının tuzağıdır. Sokrates aslında bilir, ama bildiğini gizler.
Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Sokrates'in sorduğu tanımları gerçekten bildiğine dair diyaloglarda bir işaret yoktur. Erken diyalogların neredeyse hepsi bir tanıma ulaşmadan biter ve Sokrates bu sonuçtan memnun görünmez. Bilip gizleyen biri, en azından bir yerde bildiğini gösterirdi. İkincisi, Sokrates'in sınamalarda kullandığı inançlar vardır ve o bunları gizlemez. Haksızlık yapmanın haksızlığa uğramaktan daha kötü olduğunu açıkça savunur.
Bu yüzden Sokratik ironiyi anlamak, onu bir gizleme olarak değil, bilmek sözcüğünün iki farklı anlamı arasında kurulan bir gerilim olarak okumayı gerektirir.
Görüşler ve pozisyonlar
Sokrates'in ironisinin ne olduğu konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, gizleme görüşüdür. Buna göre Sokrates, bildiklerini bilerek saklar ve bilmezden gelir. Amacı, karşısındakini konuşturup onun hatalarını açığa çıkarmaktır. Bu görüş, Thrasymakhos'un suçlamasını haklı bulur.
İkinci görüş, içtenlik görüşüdür. Buna göre Sokrates, bilmediğini söylerken tamamen içtendir. Aradığı tanımlara sahip değildir ve bunu açıkça kabul eder. Ona ironik denmesinin nedeni, karşısındakilerin bu içtenliğe inanmamasıdır.
Üçüncü görüş, karmaşık ironi görüşüdür. Gregory Vlastos'un bu adla savunduğu biçimiyle, Sokrates'in bilgisizlik iddiası bir anlamda doğru, başka bir anlamda yanlıştır. Kesin ve yanılmaz bir bilgi anlamında bilmediğini söylerken içtendir; ama sınamalardan sağ çıkmış ve savunduğu inançlara sahiptir. Söz, bu iki anlamı aynı anda taşır ve hangisinin kastedildiğini çözmek dinleyene bırakılır.
Bu ders üçüncü görüşü temel alır ve ikinci görüşün, Sokrates'in tanımları gerçekten bilmediği gözlemini kabul eder. Birinci görüş, Thrasymakhos gibi bazı muhatapların ironiyi nasıl yaşadığını doğru anlatır, ama Sokrates'in bildiği bir tanımı sakladığına dair metinlerde bir kanıt bulamaz.
Argümanın yapısı
İronik bir sözü okumak için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, sözün kelimesi kelimesine ne söylediğini saptamaktır. Okuyan, söylenen cümleyi yorumlamadan önce olduğu gibi kaydeder.
İkinci adım, bağlamdaki işaretlere bakmaktır. Okuyan, konuşanın kim olduğuna, kime konuştuğuna ve başka yerlerde ne yaptığına bakarak sözün düz anlamıyla bağdaşmayan işaretleri belirler.
Üçüncü adım, sözün hangi anlamda doğru, hangi anlamda yanlış olduğunu ayırmaktır. Okuyan, sözdeki temel sözcüğün birden çok anlamı olup olmadığını ve sözün bu anlamların birinde doğru, ötekinde yanlış olup olmadığını sorar.
Dördüncü adım, sözün dinleyene ne yaptığını sormaktır. Okuyan, ironinin dinleyeni aldatmak, onunla alay etmek ya da onu kendi düşünmeye çağırmak için kullanılıp kullanılmadığını değerlendirir.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
İroniyi ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Sokrates'in ironisi ne düz bir yalan ne de düz bir itiraftır; aynı sözün bir anlamda içtenlikle söylenip başka bir anlamda söylenmediği bir yapı taşır. Kerem'in kapakları, ironinin dinleyeni bir şeyi kendisi bulmaya çağırdığını gösterdi. Barış'ın gerçek iradesi, hukuktaki gizlemenin aralığın fark edilmemesine, Sokrates'in ironisinin ise fark edilmesine dayandığını gösterdi. Tolga'nın iki bilgisi, bilgisizlik iddiasının bilmek sözcüğünün iki anlamı arasında kurulduğunu ortaya koydu. Selin'in Thrasymakhos'u, aynı sözün bir yarışmacı için bir hile, bir araştırmacı için bir davet olduğunu gösterdi. Lina'nın ses tonu, basit ve karmaşık ironi arasındaki farkı gösterdi. Defne'nin vizitteki hocası, ironinin bir öğretme biçimi olabilmesi için dinleyenin ona nasıl yaklaştığının da önemli olduğunu gösterdi. İroni, karşısındakini aldatmak için değil, onu kendi düşünmeye çağırmak için kullanıldığında bir öğretme biçimi olabilir.
Açık kalan sorular
Tolga'nın iki bilgisi, bilmek sözcüğünün iki anlamını ayırdı. Sokrates bu iki anlamı kendisi açıkça ayırmadıysa, ona karmaşık ironi atfetmek bir yorum mu yoksa bir kurtarma mı olur?
Alkibiades, Sokrates'in içindeki heykelleri gördüğünü ama değişmediğini anlattı. Bir öğretme biçimi, onu en iyi anlayan kişiyi bile değiştirmiyorsa, ne öğretmiştir?
Defne'nin vizitteki hocası, ironinin dinleyenin yaklaşımına bağlı olduğunu gösterdi. Bir öğretmen, ironisinin bir sınav gibi değil bir davet gibi alınmasını nasıl sağlayabilir?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışSokratik ironiyi basit ironi saymak.
Sokrates'in "bilmiyorum" deyişini, annesinin "ne kadar da düzenlisin" demesi gibi tamamen tersini kastettiği bir söz saymak, onun bir anlamda içtenlikle söylendiğini ve iki katman taşıdığını gözden kaçırır. Doğrusu, sözün hangi anlamda doğru, hangi anlamda yanlış olduğunu ayırmaktır.
Yaygın yanlışEironeia sözcüğünü her yerde aynı anlamda okumak.
Thrasymakhos'un ve Aristoteles'in kullandığı eironeia sözcüğünü aynı şey sanmak, birincisinin bir kaçınma ve aldatma, ikincisinin bir zarif alçakgönüllülük anlamı taşıdığını gözden kaçırır. Doğrusu, sözcüğün kimin ağzında ve hangi çağda kullanıldığına bakmaktır.
Yaygın yanlışSokrates'in bildiği bir tanımı sakladığını varsaymak.
Sokrates'in tartışmaları ustalıkla yönlendirmesinden onun aradığı tanımı bildiği sonucunu çıkarmak, bir tanımı sınamanın yolunu bilmenin o tanımı bilmek olmadığını gözden kaçırır. Doğrusu, Sokrates'in neyi bildiğini ve neyi bilmediğini ayrı ayrı sormaktır.
Yaygın yanlışİroniyi kendi başına bir öğretme saymak.
İroninin her zaman dinleyeni düşünmeye çağırdığını düşünmek, Thrasymakhos örneğinde olduğu gibi onun bir öfkeye, bazı öğrencilerde ise bir kaygıya dönüşebildiğini gözden kaçırır. Doğrusu, ironinin dinleyene ne yaptığını her durumda ayrıca değerlendirmektir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Sokrates'in bilmediğini söylemesi ve muhataplarını övmesi ne düz bir yalan ne de düz bir itiraftır; aynı söz, kesin bilgi anlamında içtenlikle söylenir, sınanmış inançlar anlamında ise söylenmez ve iki katmanı ayırmak dinleyene kalır.
Platon'un Devlet'inde Thrasymakhos, Sokrates'in ironisini cevap vermekten kaçmak için bilmezden gelme olarak suçladı, Şölen'de Alkibiades onu dışı gülünç içi tanrısal bir Silenos figürüne benzetti, Aristoteles ise kendini küçülteni övüngenden daha zarif bulup Sokrates'i örnek gösterdi.
İronik bir söz dört adımla okunur: kelimesi kelimesine ne söylediğini saptamak, bağlamdaki işaretlere bakmak, hangi anlamda doğru hangi anlamda yanlış olduğunu ayırmak ve dinleyene ne yaptığını sormak.
Yalan, alay ve geriye yansıtma itirazları, bir tanımı bilmenin onu sınamanın yolunu bilmekten farklı olduğunu, ironinin bir alaya da bir davete de dönüşebildiğini ve eironeia sözcüğünün anlamının Sokrates'ten bir kuşak sonra değişmeye başladığını gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden Sokratik ironi, karşısındakini aldatmak için değil onu kendi düşünmeye çağırmak için kullanıldığında bir öğretme biçimi olabilir, ama bu çağrı her dinleyene ulaşmaz ve ulaştığı dinleyeni bile her zaman değiştirmez.
Sonraki derse köprü
Sokrates'in sorgulamaları çoğu zaman bir cevapla değil, bir şaşkınlıkla bitiyordu. Muhataplar, bildiklerini sandıkları bir şeyi tanımlayamadıklarını görüyor ve ne diyeceklerini bilemiyordu. Platon'un Menon'unda Menon, Sokrates'i dokunduğu kişiyi uyuşturan bir torpil balığına benzetir. Kerem, serginin bir sonraki panosunu yolun ortasında biten bir köprü olarak tasarlamayı düşünüyor.
Selin, bu çıkmaz durumuna Yunancada aporia dendiğini ve sözcüğün geçit bulamamak anlamına geldiğini okumuş. Tolga, Sokrates'in diyaloglarının çoğunun böyle bir çıkmazla bitmesinin bir başarısızlık olup olmadığını soruyor. Lina ise şaşkınlığın birini araştırmaya mı ittiğini, yoksa ondan vazgeçirdiğini mi merak ediyor.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Aporia dersi, Sokrates'in diyaloglarının çoğunun bir çıkmazla bitmesinin bir başarısızlık mı yoksa araştırmanın başlangıcı mı olduğunu, şaşkınlığın sorgulanan kişiye ne yaptığını ve bir çıkmazdan nasıl çıkılabileceğini soruyor.