Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Gorgias, hiçbir şeyin olmadığını, bir şey olsa bile bilinemeyeceğini ve bilinse bile anlatılamayacağını savunan üç tezi bir taviz zinciri biçiminde kurmuş ve bu zincirle Parmenides'in düşünce, varlık ve söz arasında kurduğu köprüyü ters yönden sınamıştır.
Sextus Empiricus'un Mantıkçılara Karşı'sı tezleri seçenekler ağıyla ve sözün dış şeylerin kendisi olmadığı gerekçesiyle aktardı, Pseudo-Aristoteles'in incelemesi üçüncü tezi aynı şeyin iki zihinde aynı biçimde bulunamayacağına dayandırdı, İsokrates ise Gorgias'ı Zenon ve Melissos ile birlikte şaşırtıcı iddialarla zaman harcayan biri olarak andı.
Şaşırtıcı bir sonuca varan bir argüman dört adımla okunur: hedefini belirlemek, öncüllerin kimden geldiğini sormak, sonucun kapsamını tartmak ve açığa çıkardığı varsayımı adlandırmak.
Kendini çürütme, parodi ve kaynak itirazları, taviz zincirinin halkaları bağımsız kıldığını, bir parodinin alaya aldığı şeyin gerçek zayıflığını bulmak zorunda olduğunu ve iki bağımsız sürümün aynı yapıyı paylaştığını gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden Gorgias'ın tezleri tek tek doğru ya da yanlış sayılmaktan çok, düşünme ile olma ve söz ile şey arasındaki bağların sınanması olarak okunmalıdır ve onların bıraktığı kalıcı soru, bir sözün dinleyenin zihninde konuşanın düşündüğü şeyin aynısını nasıl doğurabileceğidir.
Açılış sahnesi
Kerem, serginin Gorgias bölümünün son panosu için üç kapılı bir geçit tasarlıyor. Ziyaretçi ilk kapının üstünde şu cümleyi okuyacak: hiçbir şey yoktur. İkinci kapıda: bir şey olsa bile bilinemez. Üçüncü kapıda: bilinse bile başkasına anlatılamaz. Kerem, kapıların sırasının bir rastlantı olmadığını fark ediyor. Her kapı, bir öncekinde söyleneni geri çekip rakibe bir adım veriyordu. Sanki Gorgias şöyle diyordu: diyelim ki haklısın ve bir şey var; yine de onu bilemezsin. Diyelim ki onu da bildin; yine de bana anlatamazsın. Kerem, bu yapının bir savunma avukatının konuşmasına benzediğini düşünüyor. Ama bir avukat bir müvekkili savunur. Gorgias kimi savunuyordu, kime saldırıyordu?
Selin, bu üç tezin Parmenides'in olanın düşünülebilir ve söylenebilir olduğu ilkesini adım adım tersine çevirdiğini söylüyor. Tolga, üçüncü tezin bir rengin ya da bir sesin sözle aktarılıp aktarılamayacağı sorusuna dayandığını okumuş. Lina, eski bir yazarın Gorgias'ı, hiçbir şeyin olmadığını söylemeye cüret eden biri olarak alaya aldığını duymuş. Barış, mahkemelerde sık görülen bir savunma düzenini hatırlıyor: müvekkilim bunu yapmadı, yaptıysa bile bilerek yapmadı, bilerek yaptıysa bile haklıydı. Defne ise her gün hastaların ağrılarını ona anlatmaya çalıştığını ve bunun hiç kolay olmadığını söylüyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Sofistler ve Sokrates kursunda, Gorgias'ın üç tezinin ne anlama geldiğini, bu tezlerin Parmenides'e nasıl bir cevap olduğunu ve onların ciddi bir felsefe mi yoksa bir parodi mi olduğunu soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. İkna dersi, Gorgias'ın Helene savunmasında iknayı bir zorlamaya benzettiğini ve bunun sorumluluk için ne anlama geldiğini inceledi. O dersin sonunda, Gorgias'ın söze bu kadar büyük bir güç yüklemesinin onun dil ile gerçeklik arasındaki ilişki üzerine düşünmesinden ayrılamayacağı görüldü. Akademinin önceki derslerinde Parmenides'in araştırma yolları, varlığın işaretleri ve düşünme ile olmanın özdeşliği tanıtılmıştı. Bu ders, Gorgias'ın bu Elea mirasına verdiği cevabı inceliyor.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Sextus Empiricus, Mantıkçılara Karşı adlı eserinde Gorgias'ın üç tezini ve onların gerekçelerini ayrıntılı olarak aktarır. Aristoteles'e atfedilen ama ondan olmadığı düşünülen Melissos, Ksenophanes ve Gorgias Üzerine adlı inceleme, aynı tezlerin bir ikinci sürümünü verir. İsokrates ise Helene Övgüsü'nün girişinde Gorgias'ı, Zenon ve Melissos ile birlikte, şaşırtıcı iddialarla zaman harcayan biri olarak anar.
Ardından üç itirazı tartacağız: tezlerin kendini çürüttüğü, onların yalnızca bir parodi olduğu ve kaynakların bize Gorgias'ı değil onun yorumcularını verdiği itirazları.
Sonda, şaşırtıcı bir sonuca varan bir argümanı okumanın dört adımını göstereceğiz: argümanın hedefini belirlemek, öncüllerin kimden geldiğini sormak, sonucun kapsamını tartmak ve argümanın açığa çıkardığı varsayımı adlandırmak.
Merkez soru
Sorumuz şu: Gorgias'ın hiçbir şeyin olmadığını, olsa bile bilinemeyeceğini ve bilinse bile anlatılamayacağını savunan üç tezi ne anlama gelir ve bu tezler Parmenides'e nasıl bir cevaptır?
Ölçülü iddiam şu: Gorgias'ın üç tezi, Elealıların kendi öncüllerini kullanarak onların sonucunu tersine çeviren bir karşı argümandır ve onun asıl felsefi ağırlığı üçüncü tezde, söz ile şey arasındaki aralıktadır. Parmenides, yalnızca olanın düşünülebileceğini ve söylenebileceğini savunmuştu. Gorgias, aynı bağlantıları ters yönden sınar. Birinci tezde, Elealıların varlık hakkında kullandığı ayrımları, sonsuz ile sınırlı, oluşmuş ile oluşmamış, bir ile çok ayrımlarını alır ve her seçeneğin bir çelişkiye götürdüğünü gösterir. İkinci tezde, düşünülen her şeyin var olmadığını hatırlatır: denizde koşan arabalar düşünülebilir, ama yoktur. Öyleyse düşünce, var olanı garanti etmez. Üçüncü tezde, sözün bir şey değil yalnızca bir söz olduğunu, bir rengin gözle, bir sesin kulakla kavrandığını ve sözün ikisini de başkasına taşıyamayacağını söyler. Bu yapıda her tez, bir öncekinde reddedileni rakibe bağışlayarak ilerler. Bu yüzden tezleri tek tek doğru ya da yanlış saymak yerine, onları Parmenides'in düşünce, varlık ve söz arasında kurduğu köprünün sınanması olarak okumak gerekir. Tezlerin bir parodi olarak yazılmış olması, onların bir felsefi soruyu açığa çıkarmasını engellemez. Gorgias'ın bıraktığı kalıcı soru, bir sözün dinleyenin zihninde konuşanın düşündüğü şeyin aynısını nasıl doğurabileceğidir.
Sıfır noktası
Bir öğrenci "hiçbir şey yoktur" cümlesini okuduğunda, onu çoğu zaman saçma ya da kendi kendini yalanlayan bir iddia olarak görür. Gorgias bu cümleyi yazmak için bir kâğıda, bir dile ve okuyuculara ihtiyaç duymuştu. Bir şeyin olmadığını söyleyen biri, en azından kendi söylediğinin var olduğunu kabul etmek zorundadır. Bu okumada Gorgias, sofistlerin her şeyi savunabileceğini göstermek için bir saçmalığı süsleyen bir hatiptir.
Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Gorgias'ın gerekçeleri rastgele değildir. Sextus'un aktarımında her tez bir dizi seçenek sunar ve her seçeneği ayrı ayrı çürütür. Bu seçenekler de çoğunlukla Parmenides'in, Melissos'un ve Zenon'un kendi kullandığı ayrımlardır. İkincisi, "hiçbir şey yoktur" cümlesindeki "olmak" fiili, Elealıların kullandığı anlamda, yani değişmeyen, bölünmeyen ve oluşmayan bir varlık anlamında okunduğunda, bambaşka bir iddiaya dönüşür.
Bu yüzden Gorgias'ı anlamak, tek bir cümlesine değil, onun hangi argümana cevap verdiğine bakmayı gerektirir.
Görüşler ve pozisyonlar
Gorgias'ın üç tezinin ne olduğu konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, parodi görüşüdür. Buna göre Gorgias, Elealıların yöntemini alaya almak için onu aşırıya götürmüştür. Parmenides ve Melissos tek bir değişmez varlığın olduğunu kanıtladıklarını düşünüyorlarsa, aynı yöntem hiçbir şeyin olmadığını da kanıtlayabilir. Bu, yöntemin değersizliğini gösterir.
İkinci görüş, ciddi felsefe görüşüdür. Buna göre Gorgias, varlık, bilgi ve dil hakkında gerçek bir kuşkuculuk savunmuştur. Özellikle üçüncü tez, söz ile şey arasındaki uçurumu ilk kez açıkça adlandırır ve kendi söz kuramıyla tutarlıdır. Söz bir şeyi taşımıyorsa, onun gücü bir şeyi göstermekten değil, ruhu etkilemekten gelir.
Üçüncü görüş, karşı argüman görüşüdür. Buna göre Gorgias, bir sonuca inanmaktan çok, bir argüman biçiminin neyi kanıtlayıp neyi kanıtlayamayacağını sınar. Elealıların öncülleriyle onların sonucunun tersine varılabiliyorsa, bu öncüller tek başına bir sonucu zorunlu kılmaz.
Bu ders üçüncü görüşü temel alır ve ikinci görüşün üçüncü tez hakkındaki gözlemini kabul eder. Birinci görüş, metnin bir oyun havası taşıdığını doğru görür. Ama bir oyunun içinde de bir argüman bulunabilir ve üçüncü tez, oyundan bağımsız olarak ciddi bir soru sorar.
Argümanın yapısı
Şaşırtıcı bir sonuca varan bir argümanı okumak için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, argümanın hedefini belirlemektir. Okuyan, argümanın kimin hangi iddiasına cevap verdiğini, hangi tartışmanın içinde yazıldığını belirtir.
İkinci adım, öncüllerin kimden geldiğini sormaktır. Okuyan, argümanın kullandığı ayrımların ve ilkelerin yazarın kendi öncülleri mi, yoksa rakibinden ödünç alınmış öncüller mi olduğunu belirler.
Üçüncü adım, sonucun kapsamını tartmaktır. Okuyan, sonuçtaki temel sözcüklerin, örneğin "olmak" ya da "bilmek" fiillerinin, hangi anlamda kullanıldığını ve sonucun bu anlamda ne kadar geniş olduğunu sorar.
Dördüncü adım, argümanın açığa çıkardığı varsayımı adlandırmaktır. Okuyan, sonucu kabul etmese bile, argümanın rakibin hangi gizli varsayımını görünür kıldığını belirtir.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Varlık ve söylem arasındaki aralığı ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Gorgias'ın üç tezi, Elealıların öncüllerini kullanarak onların sonucunu tersine çeviren bir karşı argümandır ve asıl ağırlığı söz ile şey arasındaki aralıktadır. Kerem'in üç kapısı, taviz zincirinin halkaları birbirinden bağımsız kıldığını gösterdi. Barış'ın kademeli savunması, bu yapının rakibin kurduğu bağları tek tek kesen bir savunma biçimi olduğunu gösterdi. Selin'in ters köprüsü, ikinci tezin Parmenides'in köprüsünü ters yönden yürüdüğünü ortaya koydu. Tolga'nın kırmızısı ve Lina'nın iki sözcüğü, iletilemezlik tezinin iki sürümünün sözün şeyi ya da düşünceyi aynen aktarmadığını, ama bir yakınlık kurabildiğini gösterdi. Defne'nin ağrı ölçeği, bu aralıkla yaşamanın yollarının bulunabileceğini gösterdi. Gorgias'ın bıraktığı kalıcı soru, bir sözün dinleyenin zihninde konuşanın düşündüğü şeyin aynısını nasıl doğurabileceğidir.
Açık kalan sorular
Kerem'in üç kapısı, taviz zincirinin halkalarının birbirinden bağımsız olduğunu gösterdi. Bir argümanın halkalarından biri saçma bir sonuca varıyorsa, bu öteki halkalara olan güvenimizi de azaltmalı mıdır?
Selin'in ters köprüsü, düşünmenin var olana ulaştığını garanti edemediğini gösterdi. Var olmayan bir şeyi, örneğin denizde koşan arabaları düşündüğümüzde, düşüncemiz neye yönelmiştir?
Lina'nın iki sözcüğü, anlamanın bir kopya almak değil, iki zihinde birbirine yakın iki şeyin doğması olabileceğini gösterdi. İki anlam arasındaki yakınlığı, anlamların kendisine doğrudan ulaşamadan nasıl ölçebiliriz?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışBirinci tezi tek başına okumak.
"Hiçbir şey yoktur" cümlesini argümanın tamamı sanmak, tezlerin bir taviz zinciri biçiminde ilerlediğini ve ikinci ile üçüncü tezin birinciden bağımsız olarak ayakta kalabildiğini gözden kaçırır. Doğrusu, üç tezi birlikte ve her birini kendi gerekçesiyle değerlendirmektir.
Yaygın yanlış"Olmak" fiilini gündelik anlamda okumak.
Gorgias'ın masaların ve insanların var olmadığını söylediğini sanmak, onun Elealıların kullandığı anlamda, değişmeyen, bölünmeyen ve oluşmayan bir varlığı hedef aldığını gözden kaçırır. Doğrusu, sonucun kapsamını argümanın hedefine göre tartmaktır.
Yaygın yanlışParodi ile felsefeyi karşıt saymak.
Tezlerin ya bir parodi ya da ciddi bir felsefe olması gerektiğini düşünmek, bir parodinin alaya aldığı şeyin gerçek bir zayıflığını bulabileceğini ve bunun bir felsefi katkı olduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, metnin havasından bağımsız olarak argümanın açığa çıkardığı varsayımı sormaktır.
Yaygın yanlışİki kaynağı tek bir metin saymak.
Sextus'un ve Pseudo-Aristoteles'in sürümlerini birbirinin aynısı sanmak, özellikle üçüncü tezde birinin duyular arasındaki farka, ötekinin zihinler arasındaki farka dayandığını gözden kaçırır. Doğrusu, ortak yapıyı ve ayrılan gerekçeleri ayrı ayrı belirtmektir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Gorgias, hiçbir şeyin olmadığını, bir şey olsa bile bilinemeyeceğini ve bilinse bile anlatılamayacağını savunan üç tezi bir taviz zinciri biçiminde kurmuş ve bu zincirle Parmenides'in düşünce, varlık ve söz arasında kurduğu köprüyü ters yönden sınamıştır.
Sextus Empiricus'un Mantıkçılara Karşı'sı tezleri seçenekler ağıyla ve sözün dış şeylerin kendisi olmadığı gerekçesiyle aktardı, Pseudo-Aristoteles'in incelemesi üçüncü tezi aynı şeyin iki zihinde aynı biçimde bulunamayacağına dayandırdı, İsokrates ise Gorgias'ı Zenon ve Melissos ile birlikte şaşırtıcı iddialarla zaman harcayan biri olarak andı.
Şaşırtıcı bir sonuca varan bir argüman dört adımla okunur: hedefini belirlemek, öncüllerin kimden geldiğini sormak, sonucun kapsamını tartmak ve açığa çıkardığı varsayımı adlandırmak.
Kendini çürütme, parodi ve kaynak itirazları, taviz zincirinin halkaları bağımsız kıldığını, bir parodinin alaya aldığı şeyin gerçek zayıflığını bulmak zorunda olduğunu ve iki bağımsız sürümün aynı yapıyı paylaştığını gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden Gorgias'ın tezleri tek tek doğru ya da yanlış sayılmaktan çok, düşünme ile olma ve söz ile şey arasındaki bağların sınanması olarak okunmalıdır ve onların bıraktığı kalıcı soru, bir sözün dinleyenin zihninde konuşanın düşündüğü şeyin aynısını nasıl doğurabileceğidir.
Sonraki derse köprü
Gorgias, sözün şeyleri taşıyamadığını, ama ruhu güçlü biçimde etkileyebildiğini savunmuştu. Atina'da aynı yıllarda bir başka adam, söze bambaşka bir iş yüklüyordu. Sokrates uzun konuşmalar yapmıyor, kısa sorular soruyordu. Karşısındakinin cesaretin, dindarlığın ya da adaletin ne olduğu hakkında bir şey söylemesini istiyor, sonra onun kabul ettiği başka şeylerle bu söylediğinin bağdaşmadığını gösteriyordu. Kerem, serginin bir sonraki bölümünün bir konuşma masası etrafında kurulması gerektiğini düşünüyor.
Selin, bu sorgulamanın Yunanca bir adı olduğunu ve bu adın bir çürütme ya da sınama anlamına geldiğini okumuş. Tolga, Sokrates'in karşısındakini bir çelişkiye düşürdüğünde onun ilk iddiasının mı yoksa kabul ettiği başka bir şeyin mi yanlış olduğunu nereden bildiğini soruyor. Lina ise bu yöntemin karşıdakini utandırmak için mi yoksa ona bir şey öğretmek için mi kullanıldığını merak ediyor.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Elenkhos dersi, Sokrates'in bir muhatabın savunduğu bir görüşü onun kabul ettiği başka öncüllerle çelişkiye düşürerek nasıl sınadığını, bu yöntemin bir görüşün yanlışlığını mı yoksa yalnızca bir kişinin inançları arasındaki tutarsızlığı mı gösterdiğini ve sorgulanan kişinin bu sınamadan ne kazandığını soruyor.