İçeriğe geç

P03-D02-M02-02·Protagoras ve Gorgias

Görecilik

temel3.798 kelime≈ 25 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Göreciliğin farklı biçimleri vardır: algısal görecilik görünüşlerin algılayana göre değiştiğini, betimleyici görecilik toplumların farklı anlayışları olduğunu, doğruluk göreciliği ise bir yargının doğruluğunun kendisinin kişiden kişiye değiştiğini söyler.

Platon'un Theaitetos'u Protagoras'ın ilkesini kendisine uygulayarak onu yanlış sayanların yargısının da doğru olması gerektiğini ve böylece ilkenin kendi yanlışlığını kabul ettiğini gösterdi, Aristoteles'in Metafizik'i Protagoras'ın görüşünü çelişmezlik ilkesinin reddine bağladı, Burnyeat ise Platon'un argümanının niteleyiciler korunduğunda da işlediğini, çünkü görüşünü bir öğreti olarak sunan bir göreciliğin onu göreli olmayan bir doğru olarak sunmuş olduğunu savundu.

Bir görecilik iddiası dört adımla değerlendirilir: neyi neye göreli kıldığını yazmak, göreliliğin bir ilişki mi doğruluğun kendisi mi olduğunu ayırmak, iddiayı kendisine uygulamak ve hangi sınırlı biçiminin ayakta kaldığını belirlemek.

Niteleyici, göreli çelişki ve hoşgörü itirazları, bir öğretmenin öğrettiği şeyin başkaları için de doğru olduğunu iddia etmek zorunda olduğunu, ilişkisel yargıların algısal göreciliği kurtardığını ama doğruluk göreciliğini kurtarmadığını ve hoşgörünün görecilikten değil evrensel bir ilkeden doğabileceğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden doğruluğun kendisini göreli kılan bir görecilik kendini çürütür, ama algının ve geleneklerin göreliliğini söyleyen sınırlı biçimler ayakta kalabilir ve Protagoras'ın kendi görüşünün hangisi olduğu Platon'un tanıklığından kesin olarak çıkarılamaz.

Açılış sahnesi

Kerem, serginin Protagoras panosunun yanına bir deney panosu koymayı düşünüyor. Panoda büyük harflerle tek bir cümle yazacaktı: "Her doğru, yalnızca ona inanan için doğrudur." Ziyaretçiler cümlenin altına bir çıkartma yapıştıracaktı: yeşil, katılıyorum; kırmızı, katılmıyorum. Kerem, deneyi kafasında kurarken bir tuhaflıkla karşılaşıyor. Bir ziyaretçi kırmızı çıkartma yapıştırırsa, cümleye göre cümle onun için yanlış olacaktı. Ama cümle, bütün doğruların yalnızca inananlar için doğru olduğunu söylüyordu; öyleyse kendisi de yalnızca ona inananlar için doğruydu. Kırmızı çıkartma yapıştıranların sayısı yeşilleri geçerse, cümle çoğunluk için yanlış olacaktı. Kerem, panonun bir felsefe dersi gibi değil, bir bilmece gibi çalışmaya başladığını fark ediyor. Bir cümle, kendisini doğru sayanlar için doğru, yanlış sayanlar için yanlış olabilir miydi ve bu, cümlenin kendisi hakkında ne söylerdi?

Selin, Platon'un Theaitetos'ta tam bu bilmeceyi Protagoras'a karşı bir argümana dönüştürdüğünü okumuş. Tolga, bir arkadaşıyla bir yemeğin acı olup olmadığı konusunda tartıştıklarını, ama ikisinin de yanılmadığını düşündüğünü söylüyor. Lina, Türkçede "sağ" ile "sol" sözcüklerinin konuşana göre değiştiğini, ama bunun bir görecilik olmadığını düşünüyor. Barış, farklı ülkelerin farklı yasaları olmasının, adaletin göreli olduğunu gösterip göstermediğini soruyor. Defne ise laboratuvar sonuçlarındaki normal değerlerin yaşa ve cinsiyete göre değiştiğini, ama hiçbir hekimin bu yüzden sağlığın göreli olduğunu söylemediğini hatırlıyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Sofistler ve Sokrates kursunda, Protagoras'ın ilkesinin her yargının herkes için değil yalnızca yargılayan için doğru olduğu bir göreciliğe varıp varmadığını, Sokrates'in bu ilkeyi kendine uygulayarak onun kendini çürüttüğünü nasıl göstermeye çalıştığını ve göreciliğin kendini çürütmeden savunulup savunulamayacağını soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. İnsan ölçüdür dersi, Protagoras'ın cümlesinin bireysel, türsel ve toplulukçu biçimlerde okunabildiğini ve Platon'un en kışkırtıcı okumayı seçtiğini gösterdi. O dersin sonunda, bu ilkenin bir göreciliğe varıp varmadığı ve kendi üzerine çevrildiğinde ayakta kalıp kalamayacağı sorusu açık kaldı. Akademinin önceki derslerinde mantıksal görecilik, çelişmezlik ilkesinin farklı biçimleri ve Aristoteles'in onu savunmak için kullandığı çürütmeli kanıtlama incelenmişti. Bu ders, Protagoras'ın göreciliğine yöneltilen en ünlü argümanı ve ona verilebilecek cevapları inceliyor.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Platon'un Theaitetos'unda Sokrates, Protagoras'ın ilkesini Protagoras'ın kendisine uygular ve onun kendini çürüttüğünü göstermeye çalışır. Aristoteles, Metafizik'in dördüncü kitabının beşinci bölümünde, Protagoras'ın görüşünün çelişmezlik ilkesinin reddiyle aynı şey olduğunu savunur. Myles Burnyeat, 1976 tarihli bir makalesinde, Platon'un argümanının çoğu zaman sanıldığından daha güçlü olduğunu gösterir.

Ardından üç itirazı tartacağız: Platon'un argümanının "için" niteleyicisini gözden kaçırdığı, göreli çelişkilerin gerçek çelişkiler olmadığı ve göreciliğin hoşgörünün bir koşulu olduğu itirazları.

Sonda, bir görecilik iddiasını değerlendirmenin dört adımını göstereceğiz: iddianın neyi neye göreli kıldığını yazmak, göreliliğin bir ilişki mi yoksa doğruluğun kendisi mi olduğunu ayırmak, iddiayı kendisine uygulamak ve iddianın hangi sınırlı biçiminin ayakta kaldığını belirlemek.

Merkez soru

Sorumuz şu: Protagoras'ın ilkesi her doğrunun yalnızca ona inanan için doğru olduğu bir göreciliğe varır mı ve böyle bir görecilik kendi üzerine çevrildiğinde ayakta kalabilir mi?

Ölçülü iddiam şu: Göreciliğin farklı biçimleri vardır ve Platon'un argümanı bunlardan yalnızca birini, en güçlüsünü çürütür. En güçlü biçim, doğruluğun kendisinin göreli olduğunu söyler: hiçbir yargı herkes için doğru değildir, her yargı yalnızca onu doğru sayan için doğrudur. Bu biçim, kendine uygulandığında çöker. Protagoras'ın ilkesi de bir yargıdır; öyleyse yalnızca Protagoras ve ona inananlar için doğrudur. Çoğu insan ise onun yanlış olduğunu düşünür; ilkeye göre bu insanların yargısı onlar için doğrudur. Protagoras, karşıtlarının yargısının doğru olduğunu kabul etmek zorundadır ve onlar, onun ilkesinin yanlış olduğunu söyler. Böylece ilke, kendi yanlışlığını kabul etmek zorunda kalır. Ama göreciliğin daha sınırlı biçimleri bu argümandan etkilenmez. Algısal görecilik, yalnızca görünüşlerin, rüzgârın soğukluğu ya da şarabın acılığı gibi, algılayana göre değiştiğini söyler ve bu, bir doğruluk göreciliği değil, bir ilişki iddiasıdır. Betimleyici görecilik, farklı toplumların farklı ahlak ve yasa anlayışları olduğunu söyler ve bu, bir olgu iddiasıdır. Sonuç olarak doğruluğun kendisini göreli kılan bir görecilik kendini çürütür, ama algının ve geleneklerin göreliliğini söyleyen sınırlı biçimler ayakta kalabilir. Protagoras'ın kendi görüşünün hangisi olduğu ise, Platon'un tanıklığından kesin olarak çıkarılamaz.

Sıfır noktası

Bir öğrenci "görecilik" sözcüğünü çoğu zaman gündelik bir tutum olarak tanır: herkesin kendi doğrusu vardır, kimse kimseye doğruyu dayatamaz. Bu okumada görecilik, bir hoşgörü ve alçakgönüllülük tutumudur; mutlak doğrulara inananlar ise bağnazdır.

Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, "herkesin kendi doğrusu vardır" cümlesi, birbirinden çok farklı şeyler söyleyebilir. Herkesin farklı şeylere inandığını söyleyebilir; bu, kolayca sınanabilen bir olgu iddiasıdır. Herkesin farklı şeyleri farklı biçimde algıladığını söyleyebilir; bu da bir olgudur. Ya da her inancın, kendisine inanan için doğru olduğunu söyleyebilir; bu ise bir felsefi iddiadır ve birinciden ve ikinciden çok daha güçlüdür. İkincisi, bu güçlü iddia, kendisini de kapsar. "Herkesin kendi doğrusu vardır" cümlesi bir doğru iddiasıysa, o da yalnızca ona inananların doğrusudur ve ona inanmayanlara bir şey söyleyemez.

Bu yüzden göreciliği anlamak, onu tek bir tutum olarak değil, farklı güçlerde birkaç iddianın adı olarak ayırmayı gerektirir.

Görüşler ve pozisyonlar

Platon'un kendini çürütme argümanının geçerli olup olmadığı konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, geçersizlik görüşüdür. Buna göre Platon'un argümanı, Protagoras'ın "benim için doğru" ifadesini dikkatsizce "doğru" ifadesine dönüştürür. Protagoras, karşıtlarının yargısının onlar için doğru olduğunu kabul eder; ama bu, kendi ilkesinin yanlış olduğunu değil, onlar için yanlış olduğunu kabul etmesidir. Kendi ilkesi ise onun için doğru kalır. Argüman, bu niteleyiciler korunduğunda çöker.

İkinci görüş, geçerlilik görüşüdür. Buna göre Platon'un argümanı, niteleyiciler korunduğunda da işler. Protagoras, ilkesini öğrencilerine bir öğreti olarak sunar ve onlara bir şey öğrettiğini iddia eder. Bu, ilkesinin yalnızca kendisi için değil, başkaları için de doğru olduğunu iddia etmek demektir. Yalnızca kendisi için doğru olan bir ilke, bir öğreti değil, bir otobiyografi olurdu. Burnyeat bu görüşün güçlü bir savunucusudur.

Üçüncü görüş, ayrım görüşüdür. Buna göre argümanın geçerli olup olmadığı, Protagoras'a hangi göreciliğin atfedildiğine bağlıdır. Doğruluğun kendisini göreli kılan güçlü bir görecilik çöker; algının ya da değerlerin göreliliğini söyleyen sınırlı biçimler ise çökmez.

Bu ders ikinci ve üçüncü görüşü birlikte temel alır. Birinci görüş, niteleyicilerin önemini doğru görür ve Platon'un metninin bazı yerlerde onları atladığı doğrudur. Ama Protagoras'ın ilkesini başkalarına öğretme iddiasını açıklayamaz. İkinci görüş, bu iddianın argümanı nasıl kurtardığını gösterir. Üçüncü görüş, argümanın neyi çürüttüğünü ve neyi ayakta bıraktığını belirler.

Argümanın yapısı

Bir görecilik iddiasını değerlendirmek için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, iddianın neyi neye göreli kıldığını yazmaktır. Değerlendiren, iddianın algıları mı, değerleri mi, yasaları mı, yoksa doğruluğun kendisini mi bir kişiye, bir topluluğa ya da bir bakış açısına göreli saydığını belirtir.

İkinci adım, göreliliğin bir ilişki mi yoksa doğruluğun kendisi mi olduğunu ayırmaktır. Değerlendiren, iddianın bir şeyin bir başkasına göre nasıl olduğunu söyleyen ilişkisel bir doğru mu, yoksa bir yargının doğruluğunun kendisinin kişiden kişiye değiştiği mi olduğunu belirler.

Üçüncü adım, iddiayı kendisine uygulamaktır. Değerlendiren, görecilik iddiasının kendisinin de göreli olup olmadığını ve bunun iddiayı nasıl etkilediğini sorar.

Dördüncü adım, iddianın hangi sınırlı biçiminin ayakta kaldığını belirlemektir. Değerlendiren, kendini çürüten güçlü biçimi, kendini çürütmeyen sınırlı biçimlerden ayırır.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Göreciliği ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Göreciliğin farklı biçimleri vardır ve Platon'un argümanı bunlardan yalnızca en güçlüsünü çürütür. Kerem'in deney panosu ve Selin'in çoğunluk oyu, doğruluğun kendisini göreli kılan bir göreciliğin kendine uygulandığında çöktüğünü ve bir öğretmenin öğrettiği şeyin başkaları için de doğru olduğunu iddia etmek zorunda olduğunu gösterdi. Lina'nın sağı ve solu ve Tolga'nın acı biberi, ilişkisel doğruların bir görecilik gibi görünebildiğini, ama herkes için doğru olabildiğini gösterdi. Barış'ın farklı yasaları, betimleyici göreciliğin bir olgu olarak ayakta kaldığını, ama normatif göreciliğin kendi evrensel iddiasıyla çatıştığını gösterdi. Defne'nin laboratuvar değerleri, göreli ölçütlerin göreli olmayan bir bilginin parçası olabildiğini gösterdi. Doğruluğun kendisini göreli kılan bir görecilik kendini çürütür, ama algının ve geleneklerin göreliliğini söyleyen sınırlı biçimler ayakta kalabilir.

Açık kalan sorular

Tolga'nın acı biberi, bazı tat anlaşmazlıklarının ilişkisel doğrulara indirgenemediğini, bir değerlendirme taşıdığını gösterdi. İki kişi bir sanat eserinin güzel olup olmadığında anlaşamadığında, ikisi de haklı olabilir mi? Güzellik, acılık gibi ilişkisel bir nitelik midir, yoksa bir değerlendirme mi?

Selin'in çoğunluk oyu, bir öğretmenin öğrettiği şeyin başkaları için de doğru olduğunu iddia etmek zorunda olduğunu gösterdi. Ama Protagoras'ın savunmasında olduğu gibi, bir öğretmen, öğrettiği şeyin daha doğru değil, daha yararlı olduğunu iddia ederse, kendini çürütme argümanından kurtulabilir mi?

Barış'ın farklı yasaları, normatif göreciliğin kendi evrensel iddiasıyla çatıştığını gösterdi. Ama bütün toplumlar için geçerli ahlak ilkeleri varsa, bunlar neye dayanır? Farklı toplumların farklı anlayışları, bu ilkelerin bilinmesini nasıl etkiler?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışGöreciliği tek bir görüş saymak.
Doğrusu

"Görecilik" sözcüğünü tek bir görüşün adı olarak kullanmak, algısal, betimleyici, normatif görecilik ve doğruluk göreciliği gibi farklı güçlerde birçok iddiayı birbirine karıştırır. Doğrusu, her görecilik iddiasının neyi neye göreli kıldığını ayrı ayrı belirlemektir.

Yaygın yanlışİlişkisel doğruları görecilik saymak.
Doğrusu

"Bardak benim sağımda" ya da "rüzgâr bana soğuk geliyor" gibi bir şeyin bir başkasına göre nasıl olduğunu söyleyen cümleleri bir görecilik örneği olarak sunmak, bu cümlelerin herkes için doğru olabildiğini gözden kaçırır. Doğrusu, ilişkisel bir doğru ile doğruluğun kendisinin göreliliğini ayırmaktır.

Yaygın yanlışKendini çürütme argümanını her göreciliğe karşı geçerli saymak.
Doğrusu

Platon'un argümanını bütün görecilik biçimlerini çürüten bir argüman olarak sunmak, onun yalnızca doğruluğun kendisini göreli kılan güçlü biçimi hedef aldığını gözden kaçırır. Doğrusu, argümanın neyi çürüttüğünü ve neyi ayakta bıraktığını ayırmaktır.

Yaygın yanlışBetimleyici göreciliği normatif göreciliğin kanıtı saymak.
Doğrusu

Farklı toplumların farklı ahlak anlayışları olduğu olgusundan, hiçbir anlayışın ötekinden daha iyi olmadığı sonucunu çıkarmak, bir olgudan bir değer yargısına geçişin ayrı bir gerekçe gerektirdiğini gözden kaçırır. Doğrusu, iki iddiayı ayrı ayrı değerlendirmektir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Göreciliğin farklı biçimleri vardır: algısal görecilik görünüşlerin algılayana göre değiştiğini, betimleyici görecilik toplumların farklı anlayışları olduğunu, doğruluk göreciliği ise bir yargının doğruluğunun kendisinin kişiden kişiye değiştiğini söyler.

Platon'un Theaitetos'u Protagoras'ın ilkesini kendisine uygulayarak onu yanlış sayanların yargısının da doğru olması gerektiğini ve böylece ilkenin kendi yanlışlığını kabul ettiğini gösterdi, Aristoteles'in Metafizik'i Protagoras'ın görüşünü çelişmezlik ilkesinin reddine bağladı, Burnyeat ise Platon'un argümanının niteleyiciler korunduğunda da işlediğini, çünkü görüşünü bir öğreti olarak sunan bir göreciliğin onu göreli olmayan bir doğru olarak sunmuş olduğunu savundu.

Bir görecilik iddiası dört adımla değerlendirilir: neyi neye göreli kıldığını yazmak, göreliliğin bir ilişki mi doğruluğun kendisi mi olduğunu ayırmak, iddiayı kendisine uygulamak ve hangi sınırlı biçiminin ayakta kaldığını belirlemek.

Niteleyici, göreli çelişki ve hoşgörü itirazları, bir öğretmenin öğrettiği şeyin başkaları için de doğru olduğunu iddia etmek zorunda olduğunu, ilişkisel yargıların algısal göreciliği kurtardığını ama doğruluk göreciliğini kurtarmadığını ve hoşgörünün görecilikten değil evrensel bir ilkeden doğabileceğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden doğruluğun kendisini göreli kılan bir görecilik kendini çürütür, ama algının ve geleneklerin göreliliğini söyleyen sınırlı biçimler ayakta kalabilir ve Protagoras'ın kendi görüşünün hangisi olduğu Platon'un tanıklığından kesin olarak çıkarılamaz.

Sonraki derse köprü

Protagoras'ın savunmasında, bilge kişi bir başkasının görünüşlerini daha doğru değil, daha iyi hâle getiriyordu ve bunu sözlerle yapıyordu. Bir hekim ilaçlarla bir bedeni değiştiriyorsa, bir sofist sözlerle bir ruhu değiştiriyordu. Ama sözün bu gücü nereden geliyordu? Kerem, serginin bir sonraki panosunun, sözün gücünü en açık biçimde dile getiren sofiste, Leontinoili Gorgias'a ayrılması gerektiğini düşünüyor.

Selin, Gorgias'ın Helene Övgü adlı konuşmasında sözün, en küçük ve en görünmez bir bedenle en tanrısal işleri başaran güçlü bir hükümdar olduğunu söylediğini okumuş. Defne, Gorgias'ın sözün ruh üzerindeki etkisini ilaçların beden üzerindeki etkisine benzettiğini ve bunun Protagoras'ın hekim benzetmesine çok yakın olduğunu fark ediyor. Tolga ise sözün bir korkuyu durdurabildiğini, bir acıyı dindirebildiğini ve bir sevinç uyandırabildiğini söyleyen bir sofistin, sözü bir bilginin değil bir gücün taşıyıcısı olarak gördüğünü düşünüyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Logos dersi, Gorgias'ın sözü küçük ve görünmez bir bedenle en tanrısal işleri başaran güçlü bir hükümdar olarak tanımlamasının ne anlama geldiğini, sözün ruh üzerindeki etkisini ilaçların beden üzerindeki etkisine neden benzettiğini ve bu sözün gücü kuramının Protagoras'ın daha iyi görünüşler üretme düşüncesiyle nasıl ilişkili olduğunu soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.