Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Sofistlerin bize ulaşan imgesi, onların kendi eserlerinin neredeyse tamamen kaybolması ve onları anlatan kaynakların çoğunun Platon, Aristoteles ve Aristophanes gibi karşıtlarından gelmesi yüzünden, büyük ölçüde onların karşıtlarının felsefeyi sofistlikten ayırma çabasının bir ürünüdür.
Aristoteles'in Sofistik Çürütmeler'i sofistliği görünüşteki bilgelik olarak tanımlayıp onu felsefenin bir taklidi olarak konumlandırdı, Platon'un Sofist'i sofistin altı tanımını deneyip bunlardan birini Sokrates'e benzeyen soylu bir sofistlik olarak adlandırdı, Grote'un Yunanistan Tarihi ise sofistlerin bir okul değil bir meslek olduğunu ve Platon'un portresinin bir çarpıtma olduğunu savundu.
Bir düşünce hareketi karşıt tanıklıklardan dört adımla yeniden kurulur: tanığın kim olduğunu ve neden yazdığını belirlemek, olguyu yorumdan ayırmak, olguyu hareketin kendi parçalarıyla karşılaştırmak ve tanıklığın hangi yanının içgörü, hangi yanının çarpıtma olduğunu değerlendirmek.
Seçilmişlik, çağdaşlık ve grup itirazları, tarafsız bir resmin olanaksızlığının daha adil bir resmin olanaksızlığı anlamına gelmediğini, bir çağdaşın sofistleri iyi tanımasının onları adil anlattığı anlamına gelmediğini ve sofist adının bir öğretinin değil bir mesleğin adı olarak anlamlı olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden sofist imgesinin kaynak sorunu, bir hareketin karşıtlarından öğrenilebileceğini, ama yalnızca bu karşıtlığın ne zaman bilgi verdiğini ve ne zaman bir yargı dayattığını sorarak öğrenilebileceğini gösterir.
Açılış sahnesi
Kerem, serginin sofistler bölümünün son panosu için bir deneme yapmak istiyor: sofistleri yalnızca kendi sözleriyle tanıtan bir pano. Bunun için sofistlerin kendi eserlerinden kalan parçaları toplamaya başlıyor ve kısa sürede şaşırıyor. Protagoras'tan kalan, birkaç cümleydi. Prodikos'tan, Hippias'tan, Thrasymakhos'tan kalan parçalar da bir sayfayı doldurmuyordu. Gorgias'tan iki tam konuşma kalmıştı, Antiphon'dan birkaç papirüs parçası. Geri kalan her şey, sofistlerin ne söylediğine dair bildiğimiz hemen her şey, başkalarının yazdıklarından geliyordu: Platon'un diyaloglarından, Aristophanes'in komedyalarından, Aristoteles'in raporlarından, Ksenophon'un anılarından. Bu yazarların çoğu ise sofistlere karşıydı. Kerem, bir düşünce hareketini neredeyse yalnızca onun karşıtlarının tanıklığıyla tanımanın ne anlama geldiğini soruyor. Bu modülde anlatılan sofist imgesi, sofistlerin kendisi miydi, yoksa onların karşıtlarının çizdiği bir portre mi?
Barış, bir mahkemede yalnızca bir tarafın tanıklarını dinleyen bir yargıcın adil bir karar veremeyeceğini hatırlatıyor. Tolga, Türkçedeki "safsata" sözcüğünün bile sofist sözcüğüyle aynı kökten geldiğini ve bir sözcüğün bir yargıyı içinde taşıyabildiğini söylüyor. Lina, Gorgias'ın kendi konuşmalarından birini bir oyun olarak tanımladığını okumuş. Selin, Platon'un Sofist diyaloğunda sofistin altı ayrı tanımının yapıldığını ve bunlardan birinin Sokrates'e çok benzediğini fark etmiş. Defne ise bir hekimin bir hastanın öyküsünü hem hastanın kendisinden hem de yakınlarından aldığını, ama iki öykünün her zaman örtüşmediğini anlatıyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Sofistler ve Sokrates kursunda, sofistleri neden çoğunlukla onların karşıtlarının, Platon'un, Aristophanes'in ve Aristoteles'in yazdıklarından tanıdığımızı, bu tanıklıkların sofistlerin imgesini nasıl biçimlendirdiğini ve sofistlerin kendi parçalarından nasıl daha adil bir resim kurulabileceğini soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Polis dersi, sofistlerin kentlerde yabancı olarak yaşadığını ve yasa ile doğa ayrımıyla kentin yasalarına bir gerekçe sorusu yönelttiğini gösterdi. O dersin sonunda, bu modülde başvurulan kaynakların çoğunun sofistlerin karşıtlarından geldiği görüldü. Akademinin önceki derslerinde parça ile tanıklık ayrımı, aktaran metin kavramı ve doksografi geleneği, Presokratiklerin kaynak sorunu bağlamında incelenmişti. Bu ders, aynı soruyu sofistler için soruyor ve Sofist hareket modülünü kapatıyor.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Aristoteles, Sofistik Çürütmeler'in birinci bölümünde, sofistliği görünüşte var olan ama gerçekte var olmayan bir bilgelik olarak tanımlar. Platon, Sofist diyaloğunda, sofistin ne olduğunu bulmak için altı ayrı tanım dener ve bunlardan birini soylu bir sofistlik olarak adlandırır. George Grote, on dokuzuncu yüzyılın ortasında yayımlanan Yunanistan Tarihi'nde, sofistlerin Platon'un çizdiği portreden çok farklı olduğunu savunur.
Ardından üç itirazı tartacağız: sofistlerin kendi parçalarının da seçilmiş olduğu, Platon'un sofistlerin çağdaşı olarak onları sonraki yorumculardan daha iyi tanıdığı ve "sofist" diye bir grubun belki de hiç var olmadığı itirazları.
Sonda, bir düşünce hareketini karşıt tanıklıklardan yeniden kurmanın dört adımını göstereceğiz: tanığın kim olduğunu ve neden yazdığını belirlemek, tanığın aktardığı olguyu onun yorumundan ayırmak, olguyu hareketin kendi parçalarıyla karşılaştırmak ve karşıt tanıklığın hangi yanının bir içgörü, hangi yanının bir çarpıtma olduğunu değerlendirmek.
Merkez soru
Sorumuz şu: Sofistleri neden çoğunlukla onların karşıtlarının yazdıklarından tanıyoruz ve bu tanıklıklardan sofistlerin daha adil bir resmi nasıl kurulabilir?
Ölçülü iddiam şu: Sofistlerin bize ulaşan imgesi, büyük ölçüde onların karşıtlarının, özellikle Platon'un ve Aristoteles'in, felsefeyi sofistlikten ayırma çabasının bir ürünüdür. Platon, kendi felsefesini tanımlamak için bir karşıta gereksinim duyuyordu; sofist, bu karşıtın adı oldu. Aristoteles, sofistliği görünüşteki bilgelik olarak tanımlayarak, onu felsefenin gölgesi yaptı. Aristophanes ise sofistleri ve Sokrates'i aynı alaycı portrede birleştirdi. Bu tanıklıklar, sofistlerin kendi eserlerinin neredeyse tamamen kaybolmasıyla birleşince, sonraki yüzyıllar boyunca egemen bir imge oluşturdu. Ama bu imge, yalnızca bir çarpıtma değildir. Platon'un tanıklığı, sofistlerin gerçekten ne öğrettiğine, nasıl konuştuğuna ve hangi soruları sorduğuna dair değerli bilgiler de içerir; Protagoras'ın büyük söylevi, Platon'un bir diyaloğunda korunmuştur. Bu yüzden sofistlerin daha adil bir resmi, karşıt tanıklıkları bir kenara atarak değil, onların içindeki olguları yorumlardan ayırarak ve bunları sofistlerin kendi parçalarıyla karşılaştırarak kurulabilir. Sonuç olarak sofist imgesinin kaynak sorunu, bir hareketin karşıtlarından öğrenilebileceğini, ama yalnızca bu karşıtlığın ne zaman bilgi verdiğini ve ne zaman bir yargı dayattığını sorarak öğrenilebileceğini gösterir.
Sıfır noktası
Bir öğrenci sofistlerle ilk kez karşılaştığında, onlara dair bildiklerini çoğu zaman sorgusuz kabul eder. Sofistler para karşılığı ders veren, yanlışı doğru gibi göstermeyi öğreten ve hakikatle ilgilenmeyen kişilerdir; bu, ders kitaplarında ve sözlüklerde böyle yazar. Bu okumada sofist imgesi, tarihsel bir gerçeğin özetidir ve onu sorgulamak için bir neden yoktur.
Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, bu imgenin kaynakları neredeyse tamamen sofistlerin karşıtlarıdır. Sofistlerin kendi eserleri, Gorgias'ın iki konuşması ve birkaç papirüs parçası dışında, yalnızca başka yazarların alıntıları olarak bize ulaşmıştır. Bir kişi ya da bir grup hakkında yalnızca onun karşıtlarının tanıklığına sahip olduğumuzda, bu tanıklığı sorgusuz kabul etmek bir yöntem hatasıdır. İkincisi, bu imge on dokuzuncu yüzyılda güçlü biçimde sorgulandı. Bazı tarihçiler ve filozoflar, sofistlerin Yunan düşüncesinde bir aydınlanma dönemi başlattığını, Platon'un ise onları kendi felsefesine bir karşıt yaratmak için çarpıttığını savundu.
Bu yüzden sofist imgesini anlamak, onu bir tarihsel gerçeğin özeti olarak değil, bir tarih yazımı sorununun sonucu olarak okumayı gerektirir.
Görüşler ve pozisyonlar
Sofistlere dair karşıt tanıklıkların nasıl değerlendirileceği konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, geleneksel görüştür. Buna göre Platon'un ve Aristoteles'in sofist portresi, temelde doğrudur. Sofistler gerçekten görünüşteki bir bilgeliği satan, hakikatten çok başarıyla ilgilenen öğretmenlerdi. Platon, onları yakından tanıyordu ve tanıklığı güvenilirdir.
İkinci görüş, düzeltici görüştür. Buna göre Platon'un sofist portresi, büyük ölçüde bir çarpıtmadır. Sofistler, Yunan düşüncesinde bir aydınlanma dönemi başlatan, insanı, toplumu ve dili ilk kez sistemli olarak inceleyen düşünürlerdi. Platon ise onları kendi felsefesine bir karşıt yaratmak için olumsuz bir ışıkta gösterdi. On dokuzuncu yüzyılda Grote ve Hegel, bu görüşün öncüleri oldu.
Üçüncü görüş, eleştirel kaynak görüşüdür. Buna göre karşıt tanıklıklar ne sorgusuz kabul edilmeli ne de bütünüyle reddedilmelidir. Onların içindeki olgular, yorumlardan ayrılmalı ve sofistlerin kendi parçalarıyla karşılaştırılmalıdır. Platon, sofistler hakkında hem değerli bilgiler veren hem de onları kendi amaçları için biçimlendiren bir tanıktır.
Bu ders üçüncü görüşü temel alır. Birinci görüş, Platon'un sofistleri yakından tanıdığını doğru görür, ama onun bir taraf olduğunu ve tanıklığının bu yüzden sorgulanması gerektiğini gözden kaçırır. İkinci görüş, Platon'un çarpıtmasını doğru görür, ama tepki olarak sofistleri idealize etme ve Platon'un tanıklığındaki değerli bilgileri yok sayma tehlikesi taşır.
Argümanın yapısı
Bir düşünce hareketini karşıt tanıklıklardan yeniden kurmak için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, tanığın kim olduğunu ve neden yazdığını belirlemektir. Değerlendiren, tanığın hareketle ilişkisini, onun bir karşıtı mı, bir öğrencisi mi, yoksa tarafsız bir gözlemcisi mi olduğunu ve hangi amaçla yazdığını belirtir.
İkinci adım, tanığın aktardığı olguyu onun yorumundan ayırmaktır. Değerlendiren, tanığın anlattıklarında neyin bir olgu iddiası, neyin bir değerlendirme olduğunu ayırır.
Üçüncü adım, olguyu hareketin kendi parçalarıyla karşılaştırmaktır. Değerlendiren, tanığın aktardığı olgunun hareketin kendi metinleriyle ya da başka bağımsız kaynaklarla doğrulanıp doğrulanmadığını sorar.
Dördüncü adım, karşıt tanıklığın hangi yanının bir içgörü, hangi yanının bir çarpıtma olduğunu değerlendirmektir. Değerlendiren, tanığın hareketin gerçek bir zayıflığını mı gösterdiğini, yoksa ona kendi amaçları için bir biçim mi verdiğini belirler.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Sofist imgesini ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Sofistlerin bize ulaşan imgesi, büyük ölçüde onların karşıtlarının felsefeyi sofistlikten ayırma çabasının bir ürünüdür. Kerem'in sofistler panosu, sofistlerin kendi parçalarının karşıtlarının tanıklıklarına göre ne kadar az olduğunu gösterdi. Barış'ın tek taraflı tanıkları ve Defne'nin iki öyküsü, bir karşıt tanığın olgularının bağımsız kanıtlarla sınanabileceğini, yorumlarının ise ayrıca tartılması gerektiğini gösterdi. Tolga'nın safsata sözcüğü, bir dilin sözcüklerinin bile bir yargıyı taşıyabildiğini gösterdi. Selin'in arındırıcısı, Platon'un sofist ile filozof arasında çizdiği sınırın, onun çağdaşları için bu kadar açık olmadığını gösterdi. Lina'nın oyunu, bir düşünürün kendi sözcüklerinin karşıtlarının portresine uymadığı yerde, daha adil bir resmin ilk ipucunun bulunduğunu gösterdi. Bir hareketin karşıtlarından öğrenilebilir, ama yalnızca bu karşıtlığın ne zaman bilgi verdiği sorularak.
Açık kalan sorular
Barış'ın tek taraflı tanıkları, bir karşıt tanığın olgularının bağımsız kanıtlarla sınanabileceğini gösterdi. Ama sofistler hakkında bağımsız kanıt çok azdır. Bağımsız kanıtın bulunmadığı bir durumda, bir karşıt tanıklığın olgusunu yorumundan nasıl ayırabiliriz?
Grote'un savunması, bir düzeltici tarihçinin de kendi döneminin izini taşıdığını gösterdi. Her tarih yazımı kendi döneminin bir ürünüyse, geçmişe dair adil bir resim kurmak olanaklı mıdır? Yoksa her kuşak, geçmişi kendi soruları için yeniden mi yazar?
Tolga'nın safsata sözcüğü, bir dilin sözcüklerinin bir yargıyı yüzyıllarca taşıyabildiğini gösterdi. Bir sözcüğün taşıdığı yargıyı fark eden biri, o sözcüğü kullanmayı bırakmalı mıdır, yoksa onun anlamını değiştirmeye mi çalışmalıdır?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışPlaton'un sofist portresini sorgusuz kabul etmek.
Sofistleri Platon'un diyaloglarında çizildikleri biçimde, yalnızca görünüşteki bilgeliği satan kişiler olarak tanımlamak, Platon'un onların bir karşıtı olduğunu ve tanıklığının bu yüzden sorgulanması gerektiğini gözden kaçırır. Doğrusu, Platon'un tanıklığındaki olguları onun yorumlarından ayırmaktır.
Yaygın yanlışPlaton'un tanıklığını bütünüyle reddetmek.
Platon'un sofist portresinin bir çarpıtma olduğunu görünce onun bütün tanıklığını bir kenara atmak, sofistler hakkında bildiklerimizin büyük kısmının, Protagoras'ın büyük söylevi gibi, onun diyaloglarında korunduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, Platon'u taraflı ama değerli bir tanık olarak okumaktır.
Yaygın yanlışSofistleri idealize etmek.
Platon'un çarpıtmasına tepki olarak sofistleri kusursuz aydınlanma düşünürleri olarak sunmak, onlara yöneltilen eleştirilerin bazılarının gerçek bir zayıflığa işaret ettiğini ve düzeltici tarihçilerin de kendi dönemlerinin izini taşıdığını gözden kaçırır. Doğrusu, ne Platon'un ne Grote'un portresini son söz saymaktır.
Yaygın yanlış"Sofist" sözcüğünü tek bir öğretinin adı saymak.
Sofistleri ortak bir öğreti paylaşan bir okul olarak görmek, onların birbirinden çok farklı görüşler taşıdığını ve sofist adının bir öğretiden çok bir mesleği anlattığını gözden kaçırır. Doğrusu, ortak mesleği tanırken tek tek düşünürlerin farklılıklarını korumaktır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Sofistlerin bize ulaşan imgesi, onların kendi eserlerinin neredeyse tamamen kaybolması ve onları anlatan kaynakların çoğunun Platon, Aristoteles ve Aristophanes gibi karşıtlarından gelmesi yüzünden, büyük ölçüde onların karşıtlarının felsefeyi sofistlikten ayırma çabasının bir ürünüdür.
Aristoteles'in Sofistik Çürütmeler'i sofistliği görünüşteki bilgelik olarak tanımlayıp onu felsefenin bir taklidi olarak konumlandırdı, Platon'un Sofist'i sofistin altı tanımını deneyip bunlardan birini Sokrates'e benzeyen soylu bir sofistlik olarak adlandırdı, Grote'un Yunanistan Tarihi ise sofistlerin bir okul değil bir meslek olduğunu ve Platon'un portresinin bir çarpıtma olduğunu savundu.
Bir düşünce hareketi karşıt tanıklıklardan dört adımla yeniden kurulur: tanığın kim olduğunu ve neden yazdığını belirlemek, olguyu yorumdan ayırmak, olguyu hareketin kendi parçalarıyla karşılaştırmak ve tanıklığın hangi yanının içgörü, hangi yanının çarpıtma olduğunu değerlendirmek.
Seçilmişlik, çağdaşlık ve grup itirazları, tarafsız bir resmin olanaksızlığının daha adil bir resmin olanaksızlığı anlamına gelmediğini, bir çağdaşın sofistleri iyi tanımasının onları adil anlattığı anlamına gelmediğini ve sofist adının bir öğretinin değil bir mesleğin adı olarak anlamlı olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden sofist imgesinin kaynak sorunu, bir hareketin karşıtlarından öğrenilebileceğini, ama yalnızca bu karşıtlığın ne zaman bilgi verdiğini ve ne zaman bir yargı dayattığını sorarak öğrenilebileceğini gösterir.
Sonraki derse köprü
Kerem'in panosunun sol sütununda, sofistlerin kendi sözcükleriyle bize ulaşan parçalar arasında, en ünlüsü Protagoras'ın bir cümlesiydi. Bu cümle, onun kayıp bir kitabının açılışı olarak aktarılıyordu: insan her şeyin ölçüsüdür, olanların olduğunun, olmayanların olmadığının. Kerem, sergiyi bu cümleyle sürdürmek istiyor, ama cümlenin de bize bir karşıtın aracılığıyla, Platon'un Theaitetos diyaloğuyla ulaştığını fark ediyor.
Selin, Platon'un bu cümleyi bir rüzgâr örneğiyle yorumladığını okumuş: aynı rüzgâr birine soğuk, ötekine sıcak gelebilir ve Protagoras'a göre ikisi de haklıdır. Tolga, cümledeki "insan" sözcüğünün tek bir kişiyi mi yoksa bütün insanlığı mı anlattığının tartışmalı olduğunu öğrenmiş. Barış ise bir yargıcın bir davayı kendi ölçüsüyle mi yoksa yasanın ölçüsüyle mi değerlendirmesi gerektiğini düşünüyor.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. İnsan ölçüdür dersi, Protagoras'ın insanın her şeyin ölçüsü olduğunu söylerken insandan neyi, tek bir kişiyi mi yoksa insanlığı mı kastettiğini, Platon'un Theaitetos'ta bu sözü rüzgâr örneğiyle nasıl yorumladığını ve bu yorumun Protagoras'ın kendi düşüncesine ne kadar sadık olduğunu soruyor.