İçeriğe geç

P03-D02-M01-05·Sofist hareket

Polis

temel3.717 kelime≈ 25 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Sofistlerin çoğu ders verdikleri kentlerde yabancıydı ve bu konum, onların farklı kentlerin farklı yasalarını yan yana görmesini ve yasaları bir insan uzlaşımı olarak düşünmesini kolaylaştırdı.

Antiphon'un Hakikat Üzerine'si yasaların uzlaşmayla konduğunu, doğanın buyruklarının ise zorunlu olduğunu ve insanların yasaya yalnızca tanık önünde uyduğunu söyledi, Platon'un Protagoras'ında Hippias yasayı insanları doğaya aykırı şeylere zorlayan bir zorba olarak andı, Platon'un Menon'unda ise Anytos hiç tanımadığı sofistlere kentin kuşkusunu en sert biçimde yöneltti.

Bir kuralın gerekçesi dört adımla sorgulanır: kuralın ne buyurduğunu yazmak, bir uzlaşıma mı yoksa bir zorunluluğa mı dayandığını sormak, kuralı kimin hangi konumdan sorguladığını belirlemek ve sorgulamanın kuralı güçlendirip güçlendirmediğini değerlendirmek.

Yasaya saygı, yabancılık ve uzlaşım olarak doğa itirazları, ayrımın bir yasanın gerekçesini görmeyi de sağladığını, yabancının bakışının bir yurttaşın göremediğini görebildiğini ve ayrımın sınırı bulanık olsa da bir kuralın hangi yanının bir olguya dayandığını sormayı olanaklı kıldığını gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden sofistler, kentin yasalarını yıkan değil, onları bir gerekçe sorusuyla karşılaştıran ilk düşünürlerdir ve bu soru, kentin hem kuşkusunu hem gereksinimini doğurmuştur.

Açılış sahnesi

Kerem, serginin sofistler bölümündeki beşinci pano için bir Akdeniz haritası hazırlatmış. Haritada, ünlü sofistlerin doğduğu kentler işaretli: Protagoras için Trakya'daki Abdera, Gorgias için Sicilya'daki Leontinoi, Prodikos için Keos adası, Hippias için Peloponnesos'taki Elis, Thrasymakhos için Boğaz kıyısındaki Khalkedon. Kerem, haritaya bakarken bir şeyi fark ediyor: bu adların hiçbiri Atina'da işaretli değil. Atina'yı felsefenin merkezi yapan öğretmenlerin neredeyse hepsi, Atina'da yurttaş olmayan yabancılardı. Bazıları kentlerine elçi olarak gelmişti, bazıları ders vermek için kentten kente dolaşıyordu. Kerem, bu yabancıların bir kentin gençlerine kent işlerini öğretmesinin, o kentin yurttaşlarına nasıl göründüğünü merak ediyor. Bir yabancı, bir kentin yasalarını ve geleneklerini öğretebilir miydi, yoksa onları sorgulamaktan başka bir şey yapamaz mıydı?

Barış, Atina'da bir yurttaş olabilmek için hem annenin hem babanın Atinalı olması gerektiğini söyleyen bir yasanın Perikles döneminde çıkarıldığını okumuş. Tolga, sofist Antiphon'un insanların yasalara yalnızca tanık olduğunda uyduğunu, yalnız kaldığında ise doğaya göre davrandığını söylediğini duymuş. Lina, Hippias'ın Protagoras diyaloğunda dinleyicilerine onların yasayla değil doğayla akraba olduğunu söylediğini hatırlıyor. Selin, Platon'un Menon'unda Atinalı Anytos'un sofistlerden nefret ettiğini, ama hiçbir sofisti tanımadığını kabul ettiğini okumuş. Defne ise eski bir hekimlik metninde, bir halkın bir geleneğinin zamanla o halkın doğasına dönüştüğünün anlatıldığını öğrenmiş. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Sofistler ve Sokrates kursunda, sofistlerin çoğunun Atina'da yurttaş olmayan yabancılar olmasının onların kentle ilişkisini nasıl biçimlendirdiğini, kentlerin onları neden hem elçi olarak gönderip hem de kuşkuyla karşıladığını ve sofistlerin yasa ile doğa arasında yaptığı ayrımın kentin yasalarına nasıl bir soru yönelttiğini soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Ücret dersi, sofistlerin ücret almasına yöneltilen eleştirinin içindeki farklı kaygıları ayırdı ve Gorgias ile Prodikos'un Atina'ya elçi olarak geldiğini gösterdi. O dersin sonunda, sofistlerin kentle ilişkisi sorusu açık kaldı. Akademinin önceki derslerinde physis kavramı, saygı ve adalet duygusu, iyi danışma ve Protagoras'ın erdemin kentin yasaları ve cezaları aracılığıyla öğretildiği görüşü incelenmişti. Bu ders, sofistlerin kentteki yerini ve onların yasa ile doğa arasında yaptığı ayrımı inceliyor.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Sofist Antiphon'un Hakikat Üzerine adlı eserinden Mısır'da bulunan papirüs parçaları, yasaların bir uzlaşım, doğanın ise bir zorunluluk olduğunu söyler. Platon'un Protagoras'ında Hippias, dinleyicilerine yasanın insanların zorbası olduğunu söyler. Platon'un Menon'unda Atinalı Anytos, sofistlere yöneltilen kuşkunun en sert biçimini dile getirir.

Ardından üç itirazı tartacağız: yasa ile doğa ayrımının yasaya saygıyı çözdüğü, sofistlere yöneltilen yabancılık kuşkusunun haklı olduğu ve doğanın kendisinin de bir uzlaşım olabileceği itirazları.

Sonda, bir kuralın gerekçesini sorgulamanın dört adımını göstereceğiz: kuralın ne buyurduğunu yazmak, kuralın bir uzlaşıma mı yoksa bir zorunluluğa mı dayandığını sormak, kuralı kimin, hangi konumdan sorguladığını belirlemek ve sorgulamanın kuralı güçlendirip güçlendirmediğini ya da zayıflatıp zayıflatmadığını değerlendirmek.

Merkez soru

Sorumuz şu: Sofistlerin kentte yabancı olması onların kentle ilişkisini nasıl biçimlendirdi ve yasa ile doğa arasında yaptıkları ayrım kentin yasalarına nasıl bir soru yöneltti?

Ölçülü iddiam şu: Sofistlerin kentteki konumu, onların düşüncesini biçimlendirdi. Kentten kente dolaşan yabancılar olarak, farklı kentlerin farklı yasaları ve gelenekleri olduğunu bir yurttaştan daha keskin biçimde görüyorlardı. Atinalı bir yurttaş için Atina'nın yasaları doğal ve kendiliğinden görünebilirdi; Abderalı ya da Leontinoili bir öğretmen için ise bu yasalar, başka bir kentin yasalarıyla karşılaştırılabilecek, birer insan uzlaşımıydı. Yasa ile doğa arasındaki ayrım, bu karşılaştırmanın kuramsal ifadesidir. Antiphon'a göre yasalar insanların uzlaşmasıyla konmuştur, doğanın buyrukları ise zorunludur; yasaya yalnızca tanık olduğunda uyan biri, yalnız kaldığında doğaya göre davranır. Hippias'a göre insanlar yasayla değil doğayla akrabadır ve yasa, insanları doğaya aykırı pek çok şeye zorlayan bir zorbadır. Bu ayrım, kentin yasalarına bir gerekçe sorusu yöneltir: bir yasa neden böyledir ve başka türlü olabilir miydi? Bu soru, kentin bakış açısından bir tehdit olarak görülebilir; Anytos'un sofistlere yönelttiği öfke bu tehdidin ifadesidir. Ama aynı soru, bir yasanın daha iyi hâle getirilmesinin de koşuludur; Protagoras, Thurioi kentinin yasalarını yazmakla görevlendirilmişti. Sonuç olarak sofistler, kentin yasalarını yıkan değil, onları bir gerekçe sorusuyla karşılaştıran ilk düşünürlerdir ve bu soru, kentin hem kuşkusunu hem gereksinimini doğurmuştur.

Sıfır noktası

Bir öğrenci "yasa ile doğa" ayrımıyla karşılaştığında, onu çoğu zaman bir görecilik olarak okur. Yasalar insanların koyduğu uzlaşımlarsa, hiçbir yasanın ötekinden daha doğru olmadığı sonucu çıkar gibi görünür. Bu okumada sofistler, kentin yasalarının keyfi olduğunu söyleyerek onlara saygıyı yıkan ve gençleri yasalara uymamaya teşvik eden yıkıcılardır.

Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, sofistlerin hepsi yasaya karşı değildi. Protagoras, erdemin kentin yasaları ve cezaları aracılığıyla öğretildiğini savunmuş ve yasaları insanların bir arada yaşamasının koşulu olarak görmüştü. Yasaların bir uzlaşım olduğunu söylemek, onların değersiz olduğunu söylemek değildi. İkincisi, yasa ile doğa ayrımı, sofistlerden önce de bir gözlem olarak vardı. Herodotos, Tarih'inde farklı halkların ölülerine farklı biçimlerde davrandığını, kimilerinin onları yaktığını, kimilerinin ise yediğini ve her halkın kendi geleneğini en iyi saydığını anlatmış, Pindaros'un "gelenek her şeyin kralıdır" dizesini anmıştı.

Bu yüzden yasa ile doğa ayrımını anlamak, onu bir yasa düşmanlığı olarak değil, farklı kentlerin farklı yasalarını gören bir bakışın, bir yasanın gerekçesini sorma bakışının ifadesi olarak okumayı gerektirir. Bu bakışın, bazı sofistlerde yasaya saygıyı zayıflatan sonuçlara vardığını da görmek gerekir.

Görüşler ve pozisyonlar

Sofistlerin kentle ilişkisi konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, çözücü yabancılar görüşüdür. Buna göre sofistler, kentin geleneklerine bağlı olmayan, onları sorgulayarak gençlerin kentin yasalarına saygısını çözen yabancılardı. Aristophanes'in Bulutlar'ı ve Platon'un Menon'undaki Anytos bu görüşü dile getirir.

İkinci görüş, kentin hizmetkârları görüşüdür. Buna göre sofistler, kentler tarafından elçi olarak gönderilen, yasa yazmakla görevlendirilen ve gençleri kent işlerine hazırlayan saygın kişilerdi. Gorgias'ın Leontinoi'nin elçisi olarak Atina'ya gelmesi ve Protagoras'ın Thurioi'nin yasalarını yazmakla görevlendirildiğinin anlatılması bu görüşü destekler.

Üçüncü görüş, eleştirel bakış görüşüdür. Buna göre sofistlerin kentle ilişkisi ne bir yıkım ne bir hizmetti; onlar, kentin yasalarını bir gerekçe sorusuyla karşılaştıran ilk düşünürlerdi. Yasa ile doğa ayrımı, bu sorunun kuramsal aracıydı ve hem yasaları eleştirmek hem de onları savunmak için kullanılabilirdi.

Bu ders ikinci ve üçüncü görüşü birlikte temel alır ve birinci görüşün, bazı sofistlerin bu aracı yasaya saygıyı zayıflatacak biçimde kullandığı uyarısını ciddiye alır. Birinci görüş, kentin kuşkusunu doğru aktarır, ama sofistlerin kentlerce saygıyla karşılandığını ve hepsinin yasaya karşı olmadığını gözden kaçırır. İkinci görüş, sofistlerin toplumsal yerini doğru görür, ama onların düşüncesinin kentin yasalarına yönelttiği soruyu küçümser.

Argümanın yapısı

Bir kuralın gerekçesini sorgulamak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, kuralın ne buyurduğunu yazmaktır. Değerlendiren, kuralın hangi davranışı istediğini ya da yasakladığını bir cümleyle belirtir.

İkinci adım, kuralın bir uzlaşıma mı yoksa bir zorunluluğa mı dayandığını sormaktır. Değerlendiren, kuralın insanların bir kararıyla mı konduğunu, yoksa insanların koymadığı bir gerçeğe mi dayandığını belirler.

Üçüncü adım, kuralı kimin, hangi konumdan sorguladığını belirlemektir. Değerlendiren, sorgulayanın kuralın içinde yaşayan bir yurttaş mı, kurala dışarıdan bakan bir yabancı mı olduğunu ve bu konumun onun bakışını nasıl etkilediğini yazar.

Dördüncü adım, sorgulamanın kuralı güçlendirip güçlendirmediğini ya da zayıflatıp zayıflatmadığını değerlendirmektir. Değerlendiren, gerekçe sorusunun kurala daha iyi bir temel mi kazandırdığını, yoksa ona olan saygıyı mı azalttığını sorar.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Polisi ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Sofistlerin kentteki yabancı konumu, onların düşüncesini biçimlendirdi. Kerem'in haritası, sofistlerin farklı kentlerin farklı yasalarını dışarıdan gördüğünü gösterdi. Barış'ın yurttaşlık yasası, bir yasanın bir uzlaşım olduğunu görmenin onun değiştirilebileceğini görmek olduğunu gösterdi. Tolga'nın hız kamerası, yasanın gerekçesini bilmenin ona yalnızca tanık önünde uymaktan kurtardığını gösterdi. Lina'nın barbarları, yasa ile doğa ayrımının bir eşitlik düşüncesinin başlangıcı olabileceğini gösterdi. Selin'in tanımadığı sofisti, sofistlere yöneltilen kuşkunun bir bilgiye değil bir kanıya dayanabildiğini gösterdi. Defne'nin uzun başlıları, gelenek ile doğanın birbirini etkilediğini gösterdi. Sofistler, kentin yasalarını yıkan değil, onları bir gerekçe sorusuyla karşılaştıran ilk düşünürlerdir.

Açık kalan sorular

Tolga'nın hız kamerası, yasanın gerekçesini bilen birinin ona kimse görmediğinde de uyacağını gösterdi. Ama her yasanın bir gerekçesi bilinebilir mi? Gerekçesi bilinmeyen bir yasaya uymak, yalnızca bir korku mudur, yoksa bir güven de olabilir mi?

Kerem'in haritası, bir yabancının dışarıdan bakışının bir yurttaşın göremediğini görebileceğini gösterdi. Ama bir yurttaş da bir yabancının göremediği bir şeyi görebilir mi? Bir kentin yasalarını en iyi kim anlar: içinde yaşayan mı, dışarıdan bakan mı?

Defne'nin uzun başlıları, gelenek ile doğanın birbirini etkilediğini gösterdi. Bir toplumun bir geleneği, onun üyelerinin doğasını değiştirebiliyorsa, "doğal" olanı nasıl ayırt edebiliriz? Yasa ile doğa ayrımı, bu durumda hâlâ bir ölçüt olabilir mi?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışYasa ile doğa ayrımını bir yasa düşmanlığı saymak.
Doğrusu

Sofistlerin yasa ile doğa ayrımını, onların yasaları keyfi saydığı ve onlara saygıyı yıkmak istediği biçiminde okumak, Protagoras gibi bazı sofistlerin yasaları insanların bir arada yaşamasının koşulu olarak savunduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, ayrımı bir yasanın gerekçesini sorma aracı olarak görmektir.

Yaygın yanlışAntiphon'un tanık önünde adalet sözünü bir öğüt olarak okumak.
Doğrusu

Antiphon'un parçasını, insanlara yasaya yalnızca tanık önünde uymalarını öğütleyen bir metin olarak okumak, onun bir betimleme de olabileceğini ve yorumcuların bu konuda anlaşamadığını gözden kaçırır. Doğrusu, parçanın iki okumasını da tanımaktır.

Yaygın yanlışSofistlerin yabancılığını önemsiz saymak.
Doğrusu

Sofistlerin çoğunun ders verdikleri kentlerde yabancı olduğunu bir ayrıntı olarak görmek, bu konumun onların farklı kentlerin farklı yasalarını görme biçimini nasıl biçimlendirdiğini ve onlara yöneltilen kuşkunun bir kaynağı olduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, toplumsal konum ile düşünce arasındaki bağı görmektir.

Yaygın yanlışYasa ile doğa arasındaki sınırı kesin saymak.
Doğrusu

Yasa ile doğa ayrımını, her şeyin ya tamamen bir uzlaşım ya da tamamen bir doğa olduğu biçiminde okumak, antik hekimlerin bile gelenek ile doğanın birbirini etkilediğini fark ettiğini gözden kaçırır. Doğrusu, ayrımın bir kuralın hangi yanının bir karara, hangi yanının bir olguya dayandığını sormaya yaradığını görmektir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Sofistlerin çoğu ders verdikleri kentlerde yabancıydı ve bu konum, onların farklı kentlerin farklı yasalarını yan yana görmesini ve yasaları bir insan uzlaşımı olarak düşünmesini kolaylaştırdı.

Antiphon'un Hakikat Üzerine'si yasaların uzlaşmayla konduğunu, doğanın buyruklarının ise zorunlu olduğunu ve insanların yasaya yalnızca tanık önünde uyduğunu söyledi, Platon'un Protagoras'ında Hippias yasayı insanları doğaya aykırı şeylere zorlayan bir zorba olarak andı, Platon'un Menon'unda ise Anytos hiç tanımadığı sofistlere kentin kuşkusunu en sert biçimde yöneltti.

Bir kuralın gerekçesi dört adımla sorgulanır: kuralın ne buyurduğunu yazmak, bir uzlaşıma mı yoksa bir zorunluluğa mı dayandığını sormak, kuralı kimin hangi konumdan sorguladığını belirlemek ve sorgulamanın kuralı güçlendirip güçlendirmediğini değerlendirmek.

Yasaya saygı, yabancılık ve uzlaşım olarak doğa itirazları, ayrımın bir yasanın gerekçesini görmeyi de sağladığını, yabancının bakışının bir yurttaşın göremediğini görebildiğini ve ayrımın sınırı bulanık olsa da bir kuralın hangi yanının bir olguya dayandığını sormayı olanaklı kıldığını gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden sofistler, kentin yasalarını yıkan değil, onları bir gerekçe sorusuyla karşılaştıran ilk düşünürlerdir ve bu soru, kentin hem kuşkusunu hem gereksinimini doğurmuştur.

Sonraki derse köprü

Bu modülde sofistleri tanıtırken başvurulan kaynaklara bakıldığında, bir şey dikkat çekiyordu. Protagoras'ın, Hippias'ın ve Gorgias'ın sözlerinin büyük kısmı, onların kendi kitaplarından değil, Platon'un diyaloglarından, Aristophanes'in komedyalarından ve Aristoteles'in raporlarından geliyordu. Kerem, serginin sofistler bölümünün son panosunun, bu kaynakların kendisine ayrılması gerektiğini düşünüyor.

Selin, sofistlerin kendi eserlerinin neredeyse tamamen kaybolduğunu, onları en çok tanıtan yazarların ise onların karşıtları olduğunu fark ediyor. Tolga, Anytos'un hiç tanımadığı sofistler hakkında yargıda bulunmasının, bugün sofistleri yalnızca Platon'dan okuyan bir okurun durumuna benzeyip benzemediğini soruyor. Barış ise bir mahkemede yalnızca bir tarafın tanıklarını dinleyen bir yargıcın adil bir karar veremeyeceğini hatırlatıyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Sofist imgesinin kaynak sorunu dersi, sofistleri neden çoğunlukla onların karşıtlarının, Platon'un, Aristophanes'in ve Aristoteles'in yazdıklarından tanıdığımızı, bu tanıklıkların sofistlerin imgesini nasıl biçimlendirdiğini ve sofistlerin kendi parçalarından nasıl daha adil bir resim kurulabileceğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.