İçeriğe geç

P03-D02-M01-04·Sofist hareket

Ücret

temel3.643 kelime≈ 24 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Sofistlerin ücretine yöneltilen tepki, ücretli çalışmayı küçümseyen soylu bir önyargıdan, ücretin öğretmeni öğrencisine bağımlı kıldığı yolundaki Sokratik bir kaygıdan ve bir öğretimin değerinin önceden bilinemeyeceği yolundaki bir ölçü kaygısından doğdu.

Ksenophon'un Anılar'ı Sokrates'in bilgeliği parayla satanları güzelliği satanlara benzettiğini ve ücret almayanın öğrencisini kendisinin seçtiğini söylediğini aktardı, Aristoteles'in Nikomakhos'a Etik'i Protagoras'ın değeri öğrencinin belirlediği yöntemini anıp bazı değerlerin parayla ölçülemeyeceğini söyledi, Platon'un Büyük Hippias'ı ise Hippias'ın kazancıyla övünmesini ironik bir biçimde bilgeliğin kazanca indirgenmesi olarak sundu.

Bir hizmet için ücret almanın uygunluğu dört adımla değerlendirilir: satılan şeyi yazmak, ücretin ilişkiyi nasıl değiştirdiğini belirlemek, değerin kimin tarafından ve nasıl ölçüldüğünü sormak ve ücretin satılan şeyi değiştirip değiştirmediğini değerlendirmek.

Ayrıcalık, gösterge ve kötüye kullanım itirazları, Sokratik kaygının çekirdeğinin kişisel koşullardan bağımsız olduğunu, ücretin bir talep göstergesi olup değerin kendisi olmadığını ve Protagoras'ın yönteminin sorunu çözmese de onun doğasını doğru gördüğünü gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden sofistlerin ücreti, öğretmenliği bir meslek hâline getiren ilk adımdı ve bu adımın doğurduğu kaygılar, bir mesleğin kendi değerlerini parayla nasıl koruyabileceği sorusu olarak bugün de sürmektedir.

Açılış sahnesi

Kerem, serginin sofistler bölümündeki dördüncü pano için müzenin sikke koleksiyonundan bir gümüş drahmi ödünç almak istiyor. Diogenes Laertios, Protagoras'ın bir ders dizisi için yüz mina aldığını yazmıştı. Bir mina yüz drahmiydi. Kerem, Atina'da bir yapı ustasının günlük ücretinin bir drahmi dolayında olduğunu gösteren yapı hesaplarını okumuş. Öyleyse yüz mina, bir ustanın on bin günlük ücretine denk geliyordu. Kerem, bu rakamın sonraki kaynakların bir abartması olabileceğini biliyor, ama sofistlerin ücretlerinin gerçekten yüksek olduğunu ve bunun tepki çektiğini gösteren başka tanıklar da var. Kerem, panoya sikkeyi koymadan önce bir soruya cevap arıyor: bir hekim de bir heykeltıraş da ücret alıyordu ve kimse onları kınamıyordu. Sofistlerin ücreti neden bu kadar sert bir eleştirinin konusu olmuştu?

Tolga, serbest çalışan bir tasarımcı olarak bir iş için ücret istemenin ona hiçbir zaman ayıp gelmediğini, ama bir arkadaşına bir şey öğretirken para istemeyi garip bulacağını söylüyor. Lina, Hippias'ın Sicilya'da kısa bir sürede büyük paralar kazandığını gururla anlattığını okumuş. Selin, Aristoteles'in bir öğretmene olan borcun parayla tam ödenemeyeceğini, tıpkı ana babaya ve tanrılara olan borç gibi olduğunu söylediğini hatırlıyor. Barış, Sokrates'in yargılandığında kendi yoksulluğunu, hiç ücret almadığının tanığı olarak gösterdiğini biliyor. Defne ise Hippokratik yemin metninde, bir hekimin kendi hocasının oğullarına sanatını ücretsiz öğreteceğine söz verdiğini okumuş. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Sofistler ve Sokrates kursunda, sofistlerin ders karşılığında ücret almasının neden bu kadar tepki çektiğini, bilgeliği satmanın bir emeğin karşılığını almaktan nasıl ayrıldığını ve Protagoras'ın öğrencisine ücreti kendisi belirleme hakkı tanıyan yönteminin bu tepkiye nasıl bir cevap olduğunu soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Erdem dersi, Protagoras'ın erdemin herkes tarafından öğretildiğini ve kendisinin bu ortak öğretimi biraz daha ileri götürdüğünü savunduğunu gösterdi. O dersin sonunda, Protagoras'ın ücret yöntemi ve sofistlerin ücret almasına yöneltilen eleştiri açık kaldı. Akademinin önceki derslerinde paideia, iyi danışma ve arete kavramları, sofistlerin eğitiminin ilkesinin demokratik ama uygulamasının seçkinci olduğu gözlemi ve Hippokrates'in bir sofist olmaktan utandığı sahne incelenmişti. Bu ders, ücret sorusunun kendisini ele alıyor.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Ksenophon, Sokrates'ten Anılar'ın birinci kitabında, Sokrates'in ücret almadığı için onu küçümseyen sofist Antiphon'la yaptığı bir konuşmayı aktarır. Aristoteles, Nikomakhos'a Etik'in dokuzuncu kitabında, Protagoras'ın ücret yöntemini anar ve bir öğretmene olan borcun parayla ölçülüp ölçülemeyeceğini sorar. Platon, Büyük Hippias diyaloğunun başında, Hippias'ın kazancıyla övünmesini aktarır.

Ardından üç itirazı tartacağız: Sokrates'in de dolaylı bir karşılık aldığı, ücretin bir niteliğin göstergesi olduğu ve Protagoras'ın yönteminin kötüye kullanılabileceği itirazları.

Sonda, bir hizmet için ücret almanın uygunluğunu değerlendirmenin dört adımını göstereceğiz: satılan şeyin ne olduğunu yazmak, ücretin satıcı ile alıcı arasındaki ilişkiyi nasıl değiştirdiğini belirlemek, satılan şeyin değerinin kimin tarafından ve nasıl ölçüldüğünü sormak ve ücretin satılan şeyin kendisini değiştirip değiştirmediğini değerlendirmek.

Merkez soru

Sorumuz şu: Sofistlerin ders karşılığında ücret alması neden bu kadar tepki çekti ve bilgeliği satmak, bir emeğin karşılığını almaktan nasıl ayrılıyordu?

Ölçülü iddiam şu: Sofistlerin ücretine yöneltilen tepki, üç ayrı kaygının birleşiminden doğdu. Birincisi, soylu bir kaygıydı: Yunan soylu ahlakında, ücret karşılığı çalışmak bir bağımlılık sayılıyordu ve eğitim, bir ücretin değil bir dostluğun ya da bir aile bağının konusuydu. İkincisi, Sokratik bir kaygıydı: Ksenophon'un aktardığı gibi, bilgeliğini parayla satan kişi, onu parayı ödeyen herkese satmak zorunda kalır ve öğrencisini seçme özgürlüğünü yitirir. Üçüncüsü, bir ölçü kaygısıydı: Aristoteles'in gösterdiği gibi, bir öğrencinin öğretmenden aldığı şeyin değeri, onu almadan önce bilinemez ve bazı değerler parayla tam olarak ölçülemez. Bu üç kaygının ikincisi ve üçüncüsü, sofistlerin ücretine yöneltilen eleştirinin en güçlü yanlarıdır. Ama bu eleştiriler, ücretin kendisini değil, belirli bir ücret biçimini hedefler. Protagoras'ın öğrencisine ücreti kendisi belirleme hakkı tanıyan yöntemi, tam da ölçü kaygısına bir cevaptır: değeri önceden öğretmen değil, sonradan öğrenci belirler. Sonuç olarak sofistlerin ücreti, öğretmenliği bir meslek hâline getiren ilk adımdı ve bu adımın doğurduğu kaygılar, bir mesleğin kendi değerlerini parayla nasıl koruyabileceği sorusu olarak bugün de sürmektedir.

Sıfır noktası

Bir öğrenci sofistlerin ücret almasının eleştirildiğini okuduğunda, bu eleştiriyi çoğu zaman anlamsız bulur. Bugün öğretmenler maaş alır, üniversiteler harç ister, özel dersler ücretlidir ve kimse bunu ayıp saymaz. Bu okumada sofistlere yöneltilen eleştiri, antik bir önyargıdır ve sofistler, bugünkü öğretmenlerin ilk atalarıdır.

Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, sofistlerin ücretine yöneltilen eleştirinin bir kısmı gerçekten bir önyargıdır, ama bir kısmı değildir. Bugün de bir öğretmenin bir öğrenciden notunu yükseltmek için para alması ya da bir hekimin bir hastaya gereksiz bir tedaviyi para için önermesi kınanır. Ücret, bazı durumlarda satılan şeyin kendisini bozabilir. İkincisi, sofistlerin sattığı şey, bir meslek becerisi değil, iyi bir yaşam ve iyi bir yurttaşlık bilgisiydi. Bu türden bir bilginin parayla satılması, bir ayakkabının satılmasından farklı sorular doğuruyordu.

Bu yüzden sofistlerin ücretini anlamak, eleştiriyi ne tamamen haklı ne tamamen önyargılı saymayı, onun içindeki farklı kaygıları birbirinden ayırmayı gerektirir.

Görüşler ve pozisyonlar

Sofistlerin ücretine yöneltilen eleştirinin ne olduğu konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, soylu önyargı görüşüdür. Buna göre eleştiri, Yunan soylu ahlakının ücret karşılığı çalışmayı küçümsemesinden doğar. Soylular için bir insanın başkası için para karşılığı çalışması, onun bağımlı olduğunu gösterirdi. Sofistlerin ücreti, bu önyargının hedefi olmuştur.

İkinci görüş, Sokratik kaygı görüşüdür. Buna göre eleştiri, ücretin öğretmen ile öğrenci arasındaki ilişkiyi değiştirmesinden doğar. Ücret alan öğretmen, öğrencisini seçemez, onu memnun etmek zorunda kalır ve öğretimini öğrencinin istediği şeye göre biçimlendirir. Bilgelik, bir alışveriş nesnesine dönüşür.

Üçüncü görüş, meslek görüşüdür. Buna göre sofistlerin ücreti, öğretmenliğin bir meslek hâline gelmesinin doğal bir sonucudur. Bir hekim ya da bir mimar gibi, bir öğretmen de emeğinin karşılığını alır. Eleştirinin çoğu, bu yeni mesleğin henüz kendi kurallarını oluşturmamış olmasından doğar.

Bu ders üçüncü görüşü temel alır ve ikinci görüşün, ücretin öğretmen ile öğrenci arasındaki ilişkiyi değiştirebileceği uyarısını ciddiye alır. Birinci görüş, eleştirinin bir kısmının önyargı olduğunu doğru görür, ama tamamını önyargıya indirger. İkinci görüş, eleştirinin en güçlü yanını gösterir, ama Sokrates'in kendisinin de bir yaşam sürdürmek için bir kaynağa gereksinim duyduğunu gözden kaçırabilir.

Argümanın yapısı

Bir hizmet için ücret almanın uygunluğunu değerlendirmek için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, satılan şeyin ne olduğunu yazmaktır. Değerlendiren, ücret karşılığında verilen şeyin bir nesne mi, bir beceri mi, bir bilgi mi, yoksa bir ilişki mi olduğunu belirtir.

İkinci adım, ücretin satıcı ile alıcı arasındaki ilişkiyi nasıl değiştirdiğini belirlemektir. Değerlendiren, ücretin satıcıyı alıcıya bağımlı kılıp kılmadığını ve satıcının alıcısını seçme özgürlüğünü etkileyip etkilemediğini yazar.

Üçüncü adım, satılan şeyin değerinin kimin tarafından ve nasıl ölçüldüğünü sormaktır. Değerlendiren, değerin önceden mi sonradan mı, satıcı tarafından mı alıcı tarafından mı belirlendiğini ve bu değerin parayla tam ölçülüp ölçülemeyeceğini sorar.

Dördüncü adım, ücretin satılan şeyin kendisini değiştirip değiştirmediğini değerlendirmektir. Değerlendiren, ücretin satılan şeyin niteliğini bozup bozmadığını ya da onu koruyup korumadığını sorar.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Ücreti ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Sofistlerin ücretine yöneltilen tepki, üç ayrı kaygının birleşiminden doğdu. Kerem'in drahmisi, Sokratik kaygının çekirdeğinin ücretin öğretmeni öğrencisine bağımlı kılması olduğunu gösterdi. Tolga'nın serbest işi, ücretin hem bir bağımlılık hem bir sorumluluk getirdiğini gösterdi. Lina'nın Sicilya yolculuğu, bir değeri yalnızca kazançla ölçmenin neyi kaybettirdiğini gösterdi. Selin'in hocası, bazı değerlerin parayla ölçülemeyeceğini, ama bunun ücreti kınamayı gerektirmediğini gösterdi. Barış'ın yoksulluk tanığı ve Defne'nin yemin metni, ücretin yokluğunun bir bağımsızlık ve bir bağlılık biçimi olabileceğini gösterdi. Sofistlerin ücreti, öğretmenliği bir meslek hâline getiren ilk adımdı.

Açık kalan sorular

Tolga'nın serbest işi, ücretin hem bir bağımlılık hem bir sorumluluk getirdiğini gösterdi. Bir öğretmenin maaşını bir kurum ödediğinde, öğretmen kime bağımlıdır: öğrencisine mi, kuruma mı? Bu bağımlılık, öğretmenin özgürlüğünü nasıl etkiler?

Selin'in hocası, bir öğretimin değerinin ancak sonradan bilinebileceğini gösterdi. Önceden değeri bilinemeyen bir şey için bir fiyat belirlemek adil olabilir mi? Bugünkü eğitim kurumlarının harçları bu soruya nasıl cevap verir?

Defne'nin yemin metni, eski bir aile bağının bugünkü kurumlarda yaşadığını gösterdi. Bir meslek, kendi değerlerini parayla nasıl korur? Ücretsiz yapılan bir iyilik, bir kurumun içinde bir yükümlülüğe dönüşürse, değerini yitirir mi?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışSofistlerin ücretine yöneltilen eleştiriyi yalnızca bir önyargı saymak.
Doğrusu

Eleştiriyi, soylu ahlakının ücretli çalışmayı küçümsemesine indirgemek, ücretin öğretmen ile öğrenci arasındaki ilişkiyi değiştirebileceği yolundaki Sokratik kaygıyı ve değerin ölçülmesi sorununu gözden kaçırır. Doğrusu, eleştirinin içindeki farklı kaygıları ayırmaktır.

Yaygın yanlışSokrates'in ücret almamasını yalnızca bir erdem saymak.
Doğrusu

Sokrates'in ücretsiz öğretimini, onun toplumsal konumundan ve dostlarının desteğinden bağımsız bir erdem olarak görmek, bu tutumun bir ayrıcalığa da bağlı olduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, Sokratik kaygının çekirdeğini onun kişisel koşullarından ayırmaktır.

Yaygın yanlışÜcreti değerin kendisi saymak.
Doğrusu

Bir öğretimin değerini, onun için ödenen parayla ölçmek, Sokrates'in Hippias'a yönelttiği ironinin gösterdiği gibi, bilgeliği bir kazanç ölçüsüne indirger. Doğrusu, ücretin bir talep göstergesi olduğunu, ama değerin kendisi olmadığını görmektir.

Yaygın yanlışProtagoras'ın yöntemini saf bir yenilik saymak.
Doğrusu

Protagoras'ın ücret yöntemini, ölçü sorununu tamamen çözen bir yöntem olarak görmek, onun kötüye kullanılabileceğini ve sorunu öğrenciye taşıdığını gözden kaçırır. Doğrusu, yöntemin sorunun doğasını doğru gördüğünü, ama onu çözmediğini kabul etmektir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Sofistlerin ücretine yöneltilen tepki, ücretli çalışmayı küçümseyen soylu bir önyargıdan, ücretin öğretmeni öğrencisine bağımlı kıldığı yolundaki Sokratik bir kaygıdan ve bir öğretimin değerinin önceden bilinemeyeceği yolundaki bir ölçü kaygısından doğdu.

Ksenophon'un Anılar'ı Sokrates'in bilgeliği parayla satanları güzelliği satanlara benzettiğini ve ücret almayanın öğrencisini kendisinin seçtiğini söylediğini aktardı, Aristoteles'in Nikomakhos'a Etik'i Protagoras'ın değeri öğrencinin belirlediği yöntemini anıp bazı değerlerin parayla ölçülemeyeceğini söyledi, Platon'un Büyük Hippias'ı ise Hippias'ın kazancıyla övünmesini ironik bir biçimde bilgeliğin kazanca indirgenmesi olarak sundu.

Bir hizmet için ücret almanın uygunluğu dört adımla değerlendirilir: satılan şeyi yazmak, ücretin ilişkiyi nasıl değiştirdiğini belirlemek, değerin kimin tarafından ve nasıl ölçüldüğünü sormak ve ücretin satılan şeyi değiştirip değiştirmediğini değerlendirmek.

Ayrıcalık, gösterge ve kötüye kullanım itirazları, Sokratik kaygının çekirdeğinin kişisel koşullardan bağımsız olduğunu, ücretin bir talep göstergesi olup değerin kendisi olmadığını ve Protagoras'ın yönteminin sorunu çözmese de onun doğasını doğru gördüğünü gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden sofistlerin ücreti, öğretmenliği bir meslek hâline getiren ilk adımdı ve bu adımın doğurduğu kaygılar, bir mesleğin kendi değerlerini parayla nasıl koruyabileceği sorusu olarak bugün de sürmektedir.

Sonraki derse köprü

Platon'un Büyük Hippias'ında bir ayrıntı dikkat çekiciydi: Gorgias ve Prodikos, Atina'ya birer elçi olarak gelmişti. Sofistlerin çoğu, Atina'da yurttaş değil, başka kentlerden gelen yabancılardı. Kentler onları hem elçi olarak gönderiyor hem de onlardan kuşkulanıyordu. Kerem, serginin bir sonraki panosunun, sofistlerin kentle, polis ile ilişkisine ayrılması gerektiğini düşünüyor.

Selin, Platon'un Menon'unda Atinalı Anytos'un sofistlerden nefret ettiğini ve onların gençleri bozduğunu söylediğini okumuş; bu Anytos, ileride Sokrates'i suçlayanlardan biri olacaktı. Tolga, sofistlerin yasa ile doğa arasında bir ayrım yaptığını, bazılarının kentin yasalarının doğaya aykırı olabileceğini söylediğini hatırlıyor. Barış ise bir kentin yasalarının bir yabancı tarafından sorgulanmasının, bir yurttaşın sorgulamasından neden daha tehlikeli görülebileceğini soruyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Polis dersi, sofistlerin çoğunun Atina'da yurttaş olmayan yabancılar olmasının onların kentle ilişkisini nasıl biçimlendirdiğini, kentlerin onları neden hem elçi olarak gönderip hem de kuşkuyla karşıladığını ve sofistlerin yasa ile doğa arasında yaptığı ayrımın kentin yasalarına nasıl bir soru yönelttiğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.