Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Sofistler konuşma sanatını eğitimin merkezine koydu, çünkü demokratik Atina'da bir yurttaşın gücü, meclislerde ve avukatın bulunmadığı mahkemelerde kendi davasını savunabilmesine bağlıydı.
Diogenes Laertios'un dokuzuncu kitabı Protagoras'ın her konuda karşıt iki söz bulunduğunu söyleyen ilk kişi olduğunu aktardı, Aristoteles'in Retorik'i görünüşteki olasılığın kullanımını anlatıp zayıf sözü güçlü kılma vaadini bir yalan olarak eleştirdi, İkili Sözler metni ise aynı konuları iki karşıt yönden tartışan bir alıştırma kitabı olarak sofistlerin yöntemini doğrudan gösterdi.
Bir ikna tekniği dört adımla değerlendirilir: neyi başarmayı amaçladığını yazmak, hangi durumda ve kimin elinde kullanıldığını belirlemek, karşı tarafa aynı olanağı tanıyıp tanımadığını sormak ve hakikate mi hizmet ettiğini değerlendirmek.
Görecilik, aldatma ve bilgisizlik itirazları, karşıt sözlerin bir hakikati açığa çıkarabildiğini, zayıf sözü güçlendirmenin karşı sözün dinlendiği bir ortamda bir güvence olduğunu ve retoriğin tehlikesinin onun bilgiden ayrılmasında olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden retorik, sofistlerin elinde bir demokratik yurttaşlık becerisi ve bir tartışma yöntemi olarak doğdu, ama amaç bilgisinden bağımsız bir teknik olarak kaldığı için Platon'un ve Aristophanes'in kaygılarını da haklı çıkaracak bir tehlike taşıdı.
Açılış sahnesi
Kerem, serginin sofistler bölümündeki ikinci pano için bir tiyatro sahnesinin fotoğrafını seçmiş. Fotoğraf, Aristophanes'in Bulutlar komedyasının çağdaş bir sahnelenmesinden alınmış. Oyunda iki karakter sahneye çıkıp bir genç adamı kazanmak için yarışır: Güçlü Söz ve Zayıf Söz. Güçlü Söz eski eğitimi, ölçülülüğü ve ataların saygınlığını savunur. Zayıf Söz ise her şeyin tersini savunabileceğini, kötü bir davayı iyi gösterebileceğini söyler ve sonunda yarışı kazanır. Aristophanes, bu sahneyle sofistlerin retorik eğitimini alaya alıyordu. Kerem, fotoğrafın ziyaretçileri güldüreceğini biliyor, ama bir kaygısı var. Bir komedya, sofistlerin gerçekte ne öğrettiğini mi gösteriyordu, yoksa onlardan korkan bir kentin önyargısını mı? Zayıf sözü güçlü kılmak, gerçekten bir hile miydi, yoksa bir mahkemede zayıf durumdaki birinin savunulmasına mı benziyordu?
Tolga, üniversitede katıldığı münazara yarışmalarında hangi tarafı savunacağının kurayla belirlendiğini ve bazen hiç inanmadığı bir görüşü savunmak zorunda kaldığını hatırlıyor. Lina, sofistlerin döneminden kalan anonim bir metinde, bir hastalığın hasta için kötü, hekim için iyi olduğunun söylendiğini okumuş. Selin, eski retorik öğretmenlerinin bir kavgada zayıf bir adamın güçlü bir adamı dövmüş olmasının olası olmadığını savunarak onu nasıl koruduğunu anlatan bir örnek bulmuş. Barış, bugünkü hukukta her sanığın bir savunmaya hakkı olduğunu ve bir avukatın müvekkilinin suçlu olup olmadığından bağımsız olarak onu savunduğunu düşünüyor. Defne ise ünlü sofist Gorgias'ın, hekim kardeşinin ikna edemediği hastaları ilaç almaya ve ameliyata ikna ettiğini söylediğini okumuş. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Sofistler ve Sokrates kursunda, sofistlerin neden konuşma sanatını eğitimin merkezine koyduğunu, her konuda birbirine karşıt iki söz bulunduğu düşüncesinin ne anlama geldiğini ve zayıf sözü güçlü kılmanın bir beceri mi yoksa bir tehlike mi olduğunu soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Eğitim dersi, sofistlerin eğitimi bilinçli olarak düşünülen ve öğretilen bir sanat hâline getirdiğini ve Protagoras'ın öğrencilerine kent işlerinde hem konuşmada hem eylemde güçlü olmayı vaat ettiğini gösterdi. O dersin sonunda, bu vaadin merkezinde konuşmanın bulunduğu görüldü. Akademinin önceki derslerinde Aristoteles'in üç ikna aracı, Platon'un Gorgias diyaloğunun bazı bölümleri, Aristoteles'in sofistik çürütmeleri ve yazının resme benzetildiği Phaidros pasajı tanıtılmıştı. Bu ders, sofistlerin konuşma sanatını neden eğitimin merkezine koyduğunu ve bu sanatın hangi düşünceye dayandığını inceliyor. Gorgias'ın sözün gücü üzerine öğretisi ise sonraki modülde ayrıntılı olarak ele alınacak.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Diogenes Laertios, Ünlü Filozofların Yaşamları'nın dokuzuncu kitabında, Protagoras'ın her konuda birbirine karşıt iki söz bulunduğunu söyleyen ilk kişi olduğunu aktarır. Aristoteles, Retorik'in ikinci kitabında, görünüşte olası olanın nasıl kullanıldığını anlatırken Protagoras'ın zayıf sözü güçlü kılma vaadini anar ve eleştirir. İkili Sözler adıyla bilinen anonim metin, İÖ beşinci yüzyılın sonlarına ya da dördüncü yüzyılın başlarına tarihlenen ve aynı konuları iki karşıt yönden tartışan bir alıştırma metnidir.
Ardından üç itirazı tartacağız: karşıt sözlerin hakikati ortadan kaldırdığı, zayıf sözü güçlü kılmanın bir aldatma olduğu ve retoriğin bilgisizlerin bilenlere karşı kazanmasını sağladığı itirazları.
Sonda, bir ikna tekniğini değerlendirmenin dört adımını göstereceğiz: tekniğin neyi başarmayı amaçladığını yazmak, tekniğin hangi durumda ve kimin elinde kullanıldığını belirlemek, tekniğin karşı tarafa aynı olanağı tanıyıp tanımadığını sormak ve tekniğin hakikate ulaşmaya mı yoksa hakikati gizlemeye mi hizmet ettiğini değerlendirmek.
Merkez soru
Sorumuz şu: Sofistler konuşma sanatını neden eğitimin merkezine koydu ve her konuda karşıt iki söz bulunduğu düşüncesi, zayıf sözü güçlü kılmayı bir beceri mi yoksa bir tehlike mi yapar?
Ölçülü iddiam şu: Sofistler konuşma sanatını eğitimin merkezine koydu, çünkü İÖ beşinci yüzyıl Yunan kentlerinde, özellikle demokratik Atina'da, bir yurttaşın gücü büyük ölçüde halk meclisinde ve mahkemelerde konuşabilmesine bağlıydı. Mahkemelerde avukat yoktu; her yurttaş kendi davasını kendisi savunmak zorundaydı. Bu koşullarda konuşma sanatı, bir süs değil, bir hayatta kalma becerisiydi. Protagoras'ın her konuda karşıt iki söz bulunduğu düşüncesi, bu sanatın temelini oluşturur. Bu düşünce, bir sorunun her zaman iki yönden görülebileceğini ve bir konuşmacının, karşı tarafın sözünü de bilmesi gerektiğini söyler. Bu yönüyle karşıt sözler, bir hakikat inkârı değil, bir tartışma yöntemidir. Zayıf sözü güçlü kılmak da iki biçimde okunabilir. Bir biçimde, haklı ama zayıf görünen bir tarafın sözünü güçlendirmek, bir mahkemede güçsüz bir sanığı savunmak gibidir ve bir adalet işlevi görür. Öteki biçimde, haksız bir tarafın sözünü haklıymış gibi göstermek, bir aldatmadır. Sofistlerin tekniği, bu iki kullanımı birbirinden ayırmaz; ayrımı yapan, tekniğin kendisi değil, onu kullananın amacıdır. Sonuç olarak retorik, sofistlerin elinde bir demokratik yurttaşlık becerisi ve bir tartışma yöntemi olarak doğdu, ama amaç bilgisinden bağımsız bir teknik olarak kaldığı için, Platon'un ve Aristophanes'in kaygılarını da haklı çıkaracak bir tehlike taşıdı.
Sıfır noktası
Bir öğrenci "retorik" sözcüğünü çoğu zaman olumsuz bir anlamda kullanır. Bir siyasetçinin konuşması "retorikten ibaret" dendiğinde, içi boş, süslü ve aldatıcı olduğu söylenmiş olur. Bu okumada retorik, hakikatin karşıtı, dinleyiciyi aklıyla değil duygularıyla yakalayan bir süsleme sanatıdır ve sofistler bu sanatın ilk ustalarıdır.
Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, sofistlerin döneminde konuşma sanatı, gündelik yaşamın zorunlu bir parçasıydı. Atina'da bir yurttaş, bir komşusuyla bir mülk anlaşmazlığına düştüğünde ya da bir suçla itham edildiğinde, yüzlerce yurttaştan oluşan bir jüri önünde kendi davasını kendisi savunmak zorundaydı. İyi konuşamayan biri, haklı olsa bile, davasını kaybedebilirdi. İkincisi, sofistlerin retoriği yalnızca bir süsleme değil, bir akıl yürütme sanatıydı. Bir davayı savunmak, olguları sıralamayı, olasılıkları tartmayı, karşı tarafın itirazlarını öngörmeyi gerektiriyordu.
Bu yüzden retoriği anlamak, onu bir hakikat düşmanı olarak değil, bir demokratik toplumun yurttaşlarının kendi haklarını savunmak için gereksinim duyduğu bir beceri olarak görmeyi gerektirir. Sofistler, bu iki kullanımı ayıracak bir ölçüt önermedi; bu ölçüt sorusu, onlardan sonra Sokrates'in ve Platon'un sorusu oldu.
Görüşler ve pozisyonlar
Sofistlerin retoriğinin ne olduğu konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, aldatma görüşüdür. Buna göre sofistlerin retoriği, dinleyiciyi hakikate değil, konuşmacının istediği sonuca götürmeyi amaçlayan bir aldatma sanatıdır. Retorik, bilgi değil, kanı üretir; dinleyiciyi bilgilendirmez, etkiler. Platon'un Gorgias'ı bu görüşün en güçlü ifadesidir.
İkinci görüş, yurttaşlık görüşüdür. Buna göre sofistlerin retoriği, demokratik bir kentte yurttaşların kendi haklarını savunmak ve ortak kararlara katılmak için gereksinim duyduğu bir beceridir. Retoriği bilmeyen bir yurttaş, meclislerde ve mahkemelerde güçsüz kalır. Sofistler, bu beceriyi soylulardan başkalarına da öğreterek bir demokratik işlev görmüştür.
Üçüncü görüş, yöntem görüşüdür. Buna göre sofistlerin karşıt sözler ilkesi, bir hakikat inkârı değil, bir tartışma ve araştırma yöntemidir. Bir konunun iki yanını da düşünmek, onu daha iyi anlamanın yoludur. George Kerferd, 1981 tarihli Sofist Hareket kitabında, bu karşıt söz yöntemini sofistlerin en önemli katkısı olarak değerlendirmişti.
Bu ders ikinci ve üçüncü görüşü birlikte temel alır ve birinci görüşün, tekniğin kötüye kullanılabileceği uyarısını ciddiye alır. Birinci görüş, retoriğin aldatmak için kullanılabileceğini doğru görür. Ama tekniğin kendisini kötü sayar ve onun haklı bir tarafı savunmak için de kullanılabileceğini gözden kaçırır. Üçüncü görüş, karşıt sözlerin bir düşünce yöntemi olarak değerini gösterir ve bu yöntemin Sokrates'in sorgulama yöntemine ne kadar yakın olduğunu düşünmeye çağırır.
Argümanın yapısı
Bir ikna tekniğini değerlendirmek için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, tekniğin neyi başarmayı amaçladığını yazmaktır. Değerlendiren, tekniğin dinleyicide hangi etkiyi, bir inancı, bir kararı ya da bir duyguyu, doğurmayı amaçladığını belirtir.
İkinci adım, tekniğin hangi durumda ve kimin elinde kullanıldığını belirlemektir. Değerlendiren, tekniğin bir mahkemede mi, bir mecliste mi, bir yarışmada mı kullanıldığını ve onu kullananın kim olduğunu yazar.
Üçüncü adım, tekniğin karşı tarafa aynı olanağı tanıyıp tanımadığını sormaktır. Değerlendiren, karşı tarafın da kendi sözünü aynı koşullarda söyleyebildiği bir ortamda mı yoksa tek yönlü bir ortamda mı kullanıldığını belirler.
Dördüncü adım, tekniğin hakikate ulaşmaya mı yoksa hakikati gizlemeye mi hizmet ettiğini değerlendirmektir. Değerlendiren, tekniğin dinleyicinin bir konuyu daha iyi anlamasını mı yoksa onun yanılmasını mı sağladığını sorar.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Retoriği ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Sofistler konuşma sanatını eğitimin merkezine koydu, çünkü demokratik bir kentte bir yurttaşın gücü, meclislerde ve mahkemelerde konuşabilmesine bağlıydı. Kerem'in iki sözü, Aristophanes'in iki sözü düşman olarak, Protagoras'ın ise bir düşünce alıştırmasının iki yanı olarak gördüğünü gösterdi. Tolga'nın münazara kurası ve Lina'nın hastalık örneği, karşıt sözler alıştırmasının bir kişiyi önyargılarından kurtarabileceğini ve bir hakikati açığa çıkarabileceğini gösterdi. Selin'in zayıf adamı, olasılık argümanının tek başına bir hakikate ulaştırmadığını gösterdi. Barış'ın savunma hakkı ve Defne'nin ikna edilen hastası, zayıf sözü güçlendirmenin karşı sözün dinlendiği bir ortamda bir güvence, dinlenmediği bir ortamda bir aldatma olabileceğini gösterdi. Retorik, bir demokratik yurttaşlık becerisi ve bir tartışma yöntemi olarak doğdu, ama amaç bilgisinden bağımsız bir teknik olarak kaldığı için bir tehlike de taşıdı.
Açık kalan sorular
Tolga'nın münazara kurası, inanmadığı bir görüşü savunmanın bir kişinin görüşünü değiştirebileceğini gösterdi. İnanmadığı bir görüşü savunmak, bir düşünce alıştırması mıdır, yoksa bir tür dürüstlük eksikliği mi?
Barış'ın savunma hakkı, karşıt sözlerin bir yargıç ve kurallar olan bir ortamda bir güvence olduğunu gösterdi. Ama bir halk meclisinde, bir yargıç olmadan, karşıt sözler hangi koşullarda bir güvence olabilir?
Defne'nin ikna edilen hastası, ikna ile bilgilendirme arasındaki farkın karşı sözün dinlenmesinde olduğunu gösterdi. Bir konuşmacı, dinleyicisinin karşı sözünü dinlediğini, gerçekten mi yoksa yalnızca görünüşte mi dinlediğini nasıl gösterebilir?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışRetoriği yalnızca bir süsleme sanatı saymak.
Sofistlerin retoriğini içi boş ve süslü bir konuşma sanatı olarak görmek, onun bir akıl yürütme ve tartışma sanatı olduğunu ve demokratik bir kentte bir yurttaşın haklarını savunmak için zorunlu olduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, retoriğin toplumsal işlevini ve düşünsel içeriğini birlikte görmektir.
Yaygın yanlışKarşıt sözler ilkesini düpedüz bir görecilik saymak.
Protagoras'ın her konuda karşıt iki söz bulunduğu ilkesini, hiçbir sözün ötekinden doğru olmadığı biçiminde okumak, bu ilkenin bir tartışma yöntemi olarak da işleyebildiğini ve bir konuyu iki yönden düşünmenin onu daha iyi anlamanın yolu olabileceğini gözden kaçırır. Doğrusu, ilkenin iki okumasını da tanımaktır.
Yaygın yanlışAristophanes'in Bulutlar'ını bir tarihsel tanıklık saymak.
Aristophanes'in komedyasını sofistlerin gerçekte ne öğrettiğinin bir belgesi olarak kullanmak, onun bir komedi yazarının abartılı bir eleştirisi olduğunu ve sofistlere karşı duyulan kaygının bir ifadesi olduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, komedyayı bir kaygının belgesi olarak okumaktır.
Yaygın yanlışZayıf sözü güçlü kılmayı her zaman bir aldatma saymak.
Bu vaadi yalnızca haksız bir tarafı haklı gösterme olarak okumak, zayıf görünen bir sözün her zaman haksız olmadığını ve güçsüz bir tarafı savunmanın bir adalet işlevi görebileceğini gözden kaçırır. Doğrusu, tekniğin kullanıldığı ortamı ve amacı sormaktır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Sofistler konuşma sanatını eğitimin merkezine koydu, çünkü demokratik Atina'da bir yurttaşın gücü, meclislerde ve avukatın bulunmadığı mahkemelerde kendi davasını savunabilmesine bağlıydı.
Diogenes Laertios'un dokuzuncu kitabı Protagoras'ın her konuda karşıt iki söz bulunduğunu söyleyen ilk kişi olduğunu aktardı, Aristoteles'in Retorik'i görünüşteki olasılığın kullanımını anlatıp zayıf sözü güçlü kılma vaadini bir yalan olarak eleştirdi, İkili Sözler metni ise aynı konuları iki karşıt yönden tartışan bir alıştırma kitabı olarak sofistlerin yöntemini doğrudan gösterdi.
Bir ikna tekniği dört adımla değerlendirilir: neyi başarmayı amaçladığını yazmak, hangi durumda ve kimin elinde kullanıldığını belirlemek, karşı tarafa aynı olanağı tanıyıp tanımadığını sormak ve hakikate mi hizmet ettiğini değerlendirmek.
Görecilik, aldatma ve bilgisizlik itirazları, karşıt sözlerin bir hakikati açığa çıkarabildiğini, zayıf sözü güçlendirmenin karşı sözün dinlendiği bir ortamda bir güvence olduğunu ve retoriğin tehlikesinin onun bilgiden ayrılmasında olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden retorik, sofistlerin elinde bir demokratik yurttaşlık becerisi ve bir tartışma yöntemi olarak doğdu, ama amaç bilgisinden bağımsız bir teknik olarak kaldığı için Platon'un ve Aristophanes'in kaygılarını da haklı çıkaracak bir tehlike taşıdı.
Sonraki derse köprü
Karşıt sözler metninin bir bölümü, bilgelik ve erdemin öğretilip öğretilemeyeceği sorusunu da iki yönden tartışıyordu. Sofistler, öğrencilerine yalnızca konuşmayı değil, erdemi de öğrettiklerini söylüyordu. Ama erdem neydi ve öğretilebilir miydi? Kerem, serginin bir sonraki panosunun, sofistlerin en iddialı vaadine, erdemi öğretme vaadine ayrılması gerektiğini düşünüyor.
Selin, Platon'un Protagoras'ında, Protagoras'ın bir söylence anlattığını okumuş: tanrılar insanlara saygı ve adalet duygusunu dağıtırken, bunları uzmanlık bilgileri gibi yalnızca bazılarına değil, herkese vermişti. Tolga, Sokrates'in aynı diyalogda, Atinalıların bir gemi yapımı sorusunda uzmanlara danıştığını, ama bir kent yönetimi sorusunda herkesi dinlediğini söyleyerek erdemin öğretilebilirliğinden kuşku duyduğunu hatırlıyor. Defne ise, erdemli babaların çoğu zaman erdemli oğullar yetiştiremediği gözleminin bu kuşkuyu desteklediğini okumuş.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Erdem dersi, sofistlerin erdemi nasıl anladığını, Protagoras'ın herkesin bir ölçüde erdem taşıdığını ama onun öğretilebileceğini neden savunduğunu ve Sokrates'in erdemin öğretilebilirliğinden neden kuşku duyduğunu soruyor.