İçeriğe geç

P03-D02-M01-01·Sofist hareket

Eğitim

temel3.793 kelime≈ 25 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Sofistler eğitimi icat etmedi, ama eğitimin ne olduğunu ve kime ait olduğunu değiştirdi: kent işlerinde başarının doğuştan gelen bir ayrıcalık değil, ücret karşılığı öğretilebilen bir yetenek olduğunu savundular.

Platon'un Protagoras'ı genç Hippokrates'in bir sofist olmaktan utanmasını ve Protagoras'ın ev ve kent işlerinde iyi danışmayı öğretme vaadini anlattı, Protagoras'ın parçaları eğitimin doğal yetenek, öğretim ve alıştırmayı birlikte gerektirdiğini söyledi, Jaeger'in Paideia'sı ise sofistleri bilinçli eğitim geleneğinin kurucuları olarak değerlendirip onların en iyi yaşam sorusunu yeterince sormadığını vurguladı.

Bir eğitim önerisi dört adımla değerlendirilir: neyi öğretmeyi vaat ettiğini yazmak, bu vaadin neye karşı yapıldığını belirlemek, öğrenmenin hangi koşullara bağlandığını sormak ve önerinin kime açık olduğunu değerlendirmek.

Seçkincilik, amaç bilgisi ve doğa itirazları, sofistlerin ilkesinin uygulamasından daha geniş olduğunu, onların bir amaç bilgisini reddetmediğini ama yeterince sorgulamadığını ve Protagoras'ın doğayı eğitimin karşısına değil yanına koyduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden sofistler, eğitimi bilinçli olarak düşünülen ve öğretilen bir etkinlik hâline getiren ilk öğretmenlerdir ve onların açık bıraktığı soru, bir becerinin ne için kullanılacağını kimin öğreteceği sorusu, Sokrates ile Platon'un felsefesinin merkezine yerleşecektir.

Açılış sahnesi

Kerem, serginin yeni bölümü için müzenin deposundan eski bir kırmızı figürlü vazo resminin fotoğrafını çıkarmış. Resimde bir okul sahnesi görülüyor: bir öğretmen elinde bir tomar tutuyor, bir öğrenci lir çalıyor, bir başkası bir levhaya yazı yazıyor. Kerem, bölümün sofistlere ayrılacağını biliyor ve girişe bu resmi koymak istiyor. Ama resmin sofistlerden önceki bir eğitimi gösterdiğini fark ediyor. Atinalı çocuklar, sofistler gelmeden önce de okuyor, yazıyor, lir çalıyor ve güreşiyordu. Homeros'un destanlarını ezberliyorlardı. Platon, Devlet'te bazı kişilerin Homeros'u Yunanistan'ın eğitmeni saydığını yazmıştı. Öyleyse sofistlerin getirdiği yenilik neydi? Onlar eğitimi mi icat etmişti, yoksa eğitimin ne olduğunu mu değiştirmişti?

Tolga, Platon'un Protagoras diyaloğunda, genç bir Atinalının şafak sökmeden Sokrates'in kapısını çalıp ünlü sofist Protagoras'a öğrenci olmak için yardım istediğini okumuş. Lina, Prodikos adlı bir sofistin birbirine yakın sözcüklerin anlamlarını titizlikle ayırmasıyla ünlü olduğunu duymuş. Selin, Hippias'ın kendi yüzüğünü, giysisini ve ayakkabılarını kendisinin yaptığını söyleyerek övündüğünü hatırlıyor. Barış, Protagoras'ın öğrencilerine kent işlerinde iyi karar vermeyi öğretmeyi vaat ettiğini ve bunun bir yurttaşlık eğitimi olup olmadığını soruyor. Defne ise bir hekimin yetişmesi için yetenek, bilgi ve uzun bir alıştırmanın gerektiğini ve Protagoras'ın da benzer bir şey söylediğini okumuş. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Sofistler ve Sokrates kursunda, sofistlerin erdemin ve kent işlerindeki başarının öğretilebileceğini savunarak ücret karşılığı ders vermeye başlamasının Yunan dünyasında eğitimi nasıl değiştirdiğini, doğa ile eğitim arasındaki ilişkiyi nasıl kurduklarını ve bu yeni öğretmenlerin neden hem aranan hem kuşkuyla bakılan kişiler olduğunu soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Atom ve boşluk dersi, Presokratikler kursunu kapattı ve atomcuların dünyanın yapısını birleşimle açıklayan kuramını inceledi. O dersin sonunda, Demokritos'un eğitimin insanı yeniden biçimlendirdiğini söylediği parça, doğa araştırmasından insana ve onun yetiştirilmesine geçen bir köprü olarak görüldü. Bu ders, Sofistler ve Sokrates kursunu ve Sofist hareket modülünü açıyor. Akademinin önceki derslerinde eğitim felsefesi kavramı ve Platon'un Protagoras diyaloğundan bazı bölümler tanıtılmıştı. Bu ders, sofistlerin eğitimde neyi değiştirdiğini inceliyor. Onların konuşma sanatı, erdem anlayışı, ücret almaları ve kentle ilişkileri ise modülün sonraki derslerine kalıyor.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Platon, Protagoras diyaloğunun başında, genç Hippokrates'in Protagoras'a öğrenci olma hevesini ve Protagoras'ın kendi öğretisini nasıl tanıttığını anlatır. Protagoras'tan kalan birkaç kısa parça, onun eğitimin doğal yetenek ile alıştırmayı birlikte gerektirdiğini söylediğini gösterir. Werner Jaeger, Paideia adlı çok ciltli eserinde, sofistleri bilinçli bir eğitim kuramının kurucuları olarak değerlendirir.

Ardından üç itirazı tartacağız: sofistlerin yalnızca zenginleri eğittiği, onların bir amaç bilgisi olmadan yalnızca bir beceri öğrettiği ve bir insanın doğasının eğitimle değiştirilemeyeceği itirazları.

Sonda, bir eğitim önerisini değerlendirmenin dört adımını göstereceğiz: önerinin neyi öğretmeyi vaat ettiğini yazmak, bu vaadin neye karşı yapıldığını, hangi eski eğitimin yerine geçtiğini belirlemek, öğrenmenin hangi koşullara bağlandığını sormak ve önerinin kime açık olduğunu değerlendirmek.

Merkez soru

Sorumuz şu: Sofistler, Yunan dünyasında eğitimi nasıl değiştirdi ve onların doğa ile eğitim arasında kurduğu ilişki neden hem umut hem kuşku uyandırdı?

Ölçülü iddiam şu: Sofistler eğitimi icat etmedi, ama eğitimin ne olduğunu ve kime ait olduğunu değiştirdi. Onlardan önce Yunan dünyasında eğitim, büyük ölçüde soylu ailelerin içinde, şiirler, müzik ve beden alıştırmalarıyla verilen ve bir insanın doğuştan taşıdığı üstünlüğü ortaya çıkaran bir yetiştirmeydi. Şairler, özellikle Homeros, bir erdem ve davranış modeli sunuyordu, ama bu model bir öğretmen tarafından ücret karşılığı değil, bir gelenek tarafından aktarılıyordu. Sofistler ise kentten kente dolaşan, ücret karşılığı ders veren ve bir insanın, doğuştan soylu olmasa bile, kent işlerinde başarılı olmayı öğrenebileceğini açıkça savunan öğretmenlerdi. Protagoras, öğrencilerine ev ve kent işlerinde iyi danışmayı öğreteceğini vaat ediyordu. Bu vaat, iki şeyi birlikte söylüyordu: başarı öğretilebilirdi ve onu öğretmek bir meslekti. Protagoras'a göre eğitim, doğal bir yetenek, öğretim ve alıştırmanın birleşimini gerektiriyordu; doğa tek başına yetmezdi, ama eğitim de doğa olmadan bir şey yapamazdı. Bu anlayış, eğitimi bir yazgıdan bir çabaya dönüştürdü ve bu yüzden bir umut uyandırdı. Ama aynı anlayış, erdemi bir satın alınabilir beceriye dönüştürme ve eğitimi bir amaç bilgisinden koparma tehlikesi de taşıyordu ve bu yüzden bir kuşku uyandırdı. Sonuç olarak sofistler, eğitimi bilinçli olarak düşünülen ve öğretilen bir etkinlik hâline getiren ilk öğretmenlerdir ve onların açtığı soru, bir becerinin ne için kullanılacağını kimin öğreteceği sorusu, Sokrates ile Platon'un felsefesinin merkezine yerleşecektir.

Sıfır noktası

Bir öğrenci sofistlerle çoğu zaman Platon'un diyaloglarında karşılaşır ve onları Sokrates'in karşısındaki kötü karakterler olarak tanır. Sofistler, para karşılığı yanlışı doğru gibi göstermeyi öğreten, gençleri yozlaştıran ve hakikatle ilgilenmeyen kurnaz öğretmenlerdir. Bu okumada "sofist" sözcüğü, bugünkü "safsatacı" sözcüğünün kökü olarak, yalnızca bir kusurun adıdır.

Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, "sofist" sözcüğü başlangıçta olumsuz bir anlam taşımıyordu. Yunanca "sophos", yani bilge sözcüğünden türüyordu ve bir bilgeyi, bir ustayı ya da bir şairi anlatmak için de kullanılıyordu. Sözcüğün olumsuz anlamı, büyük ölçüde Platon'un ve Aristoteles'in eleştirileriyle yerleşti. İkincisi, sofistler Yunan dünyasının en saygın ve en çok aranan öğretmenleri arasındaydı. Protagoras, bir anlatıya göre, Perikles'in isteğiyle kurulan Thurioi kentinin yasalarını yazmakla görevlendirilmişti.

Bu yüzden sofistleri anlamak, onları Platon'un kötü karakterleri olarak değil, İÖ beşinci yüzyıl Yunan dünyasında yeni bir mesleğin, eğitim mesleğinin temsilcileri olarak görmeyi gerektirir. Bu dönemde meclislerde ve mahkemelerde konuşabilmek giderek önem kazanıyordu ve soylu doğmak bir tartışmayı kazanmaya yetmiyordu. Sofistler, bu yeni gereksinime cevap veren öğretmenlerdi.

Görüşler ve pozisyonlar

Sofistlerin eğitim tarihindeki yeri konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, açılım görüşüdür. Buna göre sofistler, eğitimi soylu ailelerin tekelinden çıkarıp, ücretini ödeyebilen herkese açık bir etkinlik hâline getirdi. Onlardan önce kent işlerinde başarı, doğuştan gelen bir ayrıcalık sayılıyordu; onlardan sonra, öğrenilebilen bir beceri sayılmaya başlandı. Bu, eğitim tarihinde bir demokratikleşme adımıdır.

İkinci görüş, yozlaşma görüşüdür. Buna göre sofistler, eğitimi bir ticarete dönüştürdü ve onu, neyin iyi olduğu sorusundan kopardı. Onlar, bir öğrenciye bir tartışmayı nasıl kazanacağını öğretti, ama neden ve ne için kazanması gerektiğini öğretmedi. Platon'un Sokrates'inin ruhun besinini satan tüccar benzetmesi bu görüşü dile getirir.

Üçüncü görüş, kuram görüşüdür. Buna göre sofistler, eğitimi bilinçli bir kuram konusu yapan ilk düşünürlerdir. Onlar, bir insanın nasıl yetiştirileceğini, hangi yeteneklerin ve hangi alıştırmaların gerektiğini ilk kez sistemli olarak sordu. Jaeger bu görüşün en etkili savunucusudur.

Bu ders birinci ve üçüncü görüşü birlikte temel alır ve ikinci görüşün, eğitimin bir amaç bilgisinden kopmaması gerektiği uyarısını ciddiye alır. Birinci görüş eğitimin tabanının genişlediğini doğru görür, ama bu genişlemenin ücretle sınırlı olduğunu gözden kaçırabilir; üçüncü görüş kuramsal katkıyı doğru görür, ama kuramın hangi amaçlara hizmet ettiğini sormayabilir. İkinci görüş, bu soruyu sorar, ama sofistlerin kendi ahlak anlayışlarının Platon'un tasvirinden daha karmaşık olduğunu gözden kaçırır. Üç görüş birlikte, sofistlerin hem bir açılım hem bir kuram hem de bir tehlike getirdiğini gösterir.

Argümanın yapısı

Bir eğitim önerisini değerlendirmek için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, önerinin neyi öğretmeyi vaat ettiğini yazmaktır. Değerlendiren, öğretmenin öğrencisine hangi bilgiyi, beceriyi ya da nitelik kazandırmayı söz verdiğini bir cümleyle belirtir.

İkinci adım, bu vaadin neye karşı yapıldığını belirlemektir. Değerlendiren, önerinin hangi eski eğitimin, hangi geleneğin ya da hangi kabulün yerine geçtiğini yazar.

Üçüncü adım, öğrenmenin hangi koşullara bağlandığını sormaktır. Değerlendiren, önerinin öğrenmeyi doğal bir yeteneğe mi, bir öğretime mi, bir alıştırmaya mı, yoksa bunların birleşimine mi bağladığını belirler.

Dördüncü adım, önerinin kime açık olduğunu değerlendirmektir. Değerlendiren, önerinin herkese mi, belirli bir toplumsal kesime mi, yoksa belirli bir yeteneğe sahip olanlara mı seslendiğini ve bunun eğitimin toplumdaki yerini nasıl değiştirdiğini sorar.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Eğitimi ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Sofistler eğitimi icat etmedi, ama eğitimin ne olduğunu ve kime ait olduğunu değiştirdi. Kerem'in vazo resmi, sofistlerin yeniliğinin eğitimin içeriğinden çok, eğitimin kendini bir sanat olarak anlamasında olduğunu gösterdi. Tolga'nın kurs kaydı, bir meslek becerisi ile iyi bir yaşam bilgisi arasındaki farkı ve Sokrates'in kaygısının nerede anlam kazandığını gösterdi. Lina'nın yakın sözcükleri ve Selin'in çok yönlü sofisti, sofistlerin eğitiminin bir dil bilinci ve bir birikim ideali getirdiğini gösterdi. Barış'ın yurttaşlık sanatı, sofistlerin ilkesinin demokratik, uygulamasının seçkinci olduğunu gösterdi. Defne'nin hekim adayı, doğa, öğretim ve alıştırma üçlüsünün bugün de işlediğini gösterdi. Sofistler, eğitimi bilinçli olarak düşünülen ve öğretilen bir etkinlik hâline getiren ilk öğretmenlerdir.

Açık kalan sorular

Tolga'nın kurs kaydı, bir meslek becerisi ile iyi bir yaşam bilgisi arasında bir fark olduğunu gösterdi. İyi bir yaşam öğretilebilir mi? Öğretilebiliyorsa, onu öğretmek için ücret almak onun değerini değiştirir mi?

Selin'in çok yönlü sofisti, bir birikim ideali ile bir anlayış ideali arasındaki farkı gösterdi. Bir eğitim, önce çok şey biriktirip sonra anlamayı mı hedeflemeli, yoksa önce anlamayı öğretip sonra biriktirmeyi mi? Bu iki ideal bir arada tutulabilir mi?

Defne'nin hekim adayı, erişim sorusunun hiçbir zaman tamamen kapanmadığını gösterdi. Bir eğitimin herkese açık olması, herkesin ona eşit olanaklarla ulaşabilmesi anlamına mı gelir?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışSofistleri yalnızca Platon'un gözüyle görmek.
Doğrusu

Sofistleri para karşılığı yanlışı doğru gibi gösteren kurnaz öğretmenler olarak okumak, "sofist" sözcüğünün başlangıçta olumsuz bir anlam taşımadığını ve sofistlerin döneminin en saygın öğretmenleri arasında olduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, sofistleri İÖ beşinci yüzyılda yeni bir eğitim mesleğinin temsilcileri olarak görmek ve Platon'un eleştirisini bir yorum olarak okumaktır.

Yaygın yanlışSofistlerin eğitimi icat ettiğini sanmak.
Doğrusu

Sofistleri Yunan dünyasında eğitimi başlatan kişiler olarak görmek, onlardan önce şiir, müzik ve beden eğitimine dayanan köklü bir eğitim geleneği bulunduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, sofistlerin eğitimi değil, eğitimin kendini anlama biçimini değiştirdiğini görmektir.

Yaygın yanlışSofistlerin eğitimini tamamen demokratik ya da tamamen seçkinci saymak.
Doğrusu

Sofistlerin eğitimini ya herkese açılmış bir eğitim ya da yalnızca zenginlere hizmet eden bir ticaret olarak görmek, onların ilkesinin demokratik, uygulamasının ise seçkinci olduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, ilke ile uygulama arasındaki gerilimi görmektir.

Yaygın yanlışDoğa ile eğitimi karşıt saymak.
Doğrusu

Sofistlerin tartışmasını doğa mı eğitim mi biçiminde bir seçim olarak okumak, Protagoras'ın doğal yetenek, öğretim ve alıştırmayı birleştiren bir orta yol önerdiğini gözden kaçırır. Doğrusu, sofistlerin doğa ile eğitimi birbirini tamamlayan ögeler olarak gördüğünü kabul etmektir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Sofistler eğitimi icat etmedi, ama eğitimin ne olduğunu ve kime ait olduğunu değiştirdi: kent işlerinde başarının doğuştan gelen bir ayrıcalık değil, ücret karşılığı öğretilebilen bir yetenek olduğunu savundular.

Platon'un Protagoras'ı genç Hippokrates'in bir sofist olmaktan utanmasını ve Protagoras'ın ev ve kent işlerinde iyi danışmayı öğretme vaadini anlattı, Protagoras'ın parçaları eğitimin doğal yetenek, öğretim ve alıştırmayı birlikte gerektirdiğini söyledi, Jaeger'in Paideia'sı ise sofistleri bilinçli eğitim geleneğinin kurucuları olarak değerlendirip onların en iyi yaşam sorusunu yeterince sormadığını vurguladı.

Bir eğitim önerisi dört adımla değerlendirilir: neyi öğretmeyi vaat ettiğini yazmak, bu vaadin neye karşı yapıldığını belirlemek, öğrenmenin hangi koşullara bağlandığını sormak ve önerinin kime açık olduğunu değerlendirmek.

Seçkincilik, amaç bilgisi ve doğa itirazları, sofistlerin ilkesinin uygulamasından daha geniş olduğunu, onların bir amaç bilgisini reddetmediğini ama yeterince sorgulamadığını ve Protagoras'ın doğayı eğitimin karşısına değil yanına koyduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden sofistler, eğitimi bilinçli olarak düşünülen ve öğretilen bir etkinlik hâline getiren ilk öğretmenlerdir ve onların açık bıraktığı soru, bir becerinin ne için kullanılacağını kimin öğreteceği sorusu, Sokrates ile Platon'un felsefesinin merkezine yerleşecektir.

Sonraki derse köprü

Protagoras, öğrencilerine kent işlerinde hem konuşmada hem eylemde en güçlü olmayı öğreteceğini söylüyordu. Bu vaadin merkezinde konuşma vardı: bir mecliste bir öneriyi savunmak, bir mahkemede bir davayı kazanmak, bir kalabalığı ikna etmek. Kerem, serginin bir sonraki panosunun sofistlerin en çok aranan dersine, konuşma sanatına ayrılması gerektiğini düşünüyor.

Selin, Diogenes Laertios'un aktardığına göre Protagoras'ın her konuda birbirine karşıt iki söz bulunduğunu söyleyen ilk kişi olduğunu okumuş. Tolga, sofistlerin zayıf sözü güçlü kılmayı öğrettiği suçlamasıyla karşılaştığını hatırlıyor. Lina ise Gorgias'ın sözün, en küçük ve en görünmez bir bedenle en tanrısal işleri başaran güçlü bir hükümdar olduğunu söylediğini okumuş.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Retorik dersi, sofistlerin neden konuşma sanatını eğitimin merkezine koyduğunu, her konuda birbirine karşıt iki söz bulunduğu düşüncesinin ne anlama geldiğini ve zayıf sözü güçlü kılmanın bir beceri mi yoksa bir tehlike mi olduğunu soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.