Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Atomcular, atomların birbirinden yalnızca biçim, düzen ve konum bakımından ayrıldığını ve sınırsız sayıda atomun bu farklarla birleşerek dünyanın bütün çeşitliliğini oluşturduğunu söyledi.
Aristoteles'in Metafizik'i bu üç farkı A ile N, AN ile NA ve Z ile N harfleriyle açıkladı, Simplikios'un Gök Üzerine şerhi Aristoteles'in kayıp Demokritos Üzerine'sinden atomların boşlukta çarpışıp biçimlerinin uyumuna göre birbirine dolandığını anlatan bölümü korudu, Hippolytos ise Demokritos'un doğan, büyüyen ve birbirine çarparak yok olan sınırsız dünyalar düşüncesini aktardı.
Az sayıda birimden çok sayıda sonuç kuran bir açıklama dört adımla değerlendirilir: birimleri ve farklarını yazmak, birleşme kurallarını belirlemek, birleşimde ortaya çıkan yeni özellikleri sormak ve bu özelliklerin yapıdan mı yoksa bir algılayanla karşılaşmadan mı doğduğunu değerlendirmek.
Gereksizlik, okur ve sınanamazlık itirazları, sınırsız biçimin bir yeterlilik değil bir ilke sorusuna dayandığını, atomculuğun bir okuru dünyayı yaratan bir akıl olarak değil dünyanın bir parçası olan bir algılayan olarak kabul ettiğini ve sonsuz dünyaların keyfi bir tahmin değil ilkelerin bir sonucu olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden atomculuk, dünyanın yapısını birleşimle açıklayan ilk kapsamlı kuramdır ve birleşimin sonucunda ortaya çıkan her şeyin, algılayan olmadan var olan ile algılayanla ortaya çıkan arasında ayrılması gerektiğini gösterir.
Açılış sahnesi
Kerem, serginin atomcular bölümünün son panosu için bir tahta harf kutusu getirtmiş. Kutuda üç harf var: A, N ve Z. Aristoteles, atomcuların atomlar arasında yalnızca üç fark kabul ettiğini söylerken bu harfleri örnek vermişti. A ile N, biçimleriyle ayrılıyordu. AN ile NA, sıralarıyla ayrılıyordu. Z ile N ise yan yatırıldığında birbirine dönüşüyordu; aynı biçimin farklı konumlarıydılar. Kerem, ziyaretçilerin harfleri eline alıp çevirmesini, yer değiştirmesini istiyor. Ama bir şey onu rahatsız ediyor. Harfler, bir okur olduğunda anlam taşıyordu. A ile N'nin farkı, onları okuyan biri için bir farktı. Atomlar da böyle miydi? Biçim, düzen ve konumdan başka hiçbir şeyi olmayan parçacıklar, kimse okumadan nasıl bir bal, bir taş ya da bir insan olabiliyordu?
Tolga, atomcuların bazı atomların çengelli olduğunu ve bu çengellerle birbirine takılarak cisimler oluşturduğunu söylediğini okumuş. Selin, Demokritos'a göre sonsuz sayıda dünyanın var olduğunu, bazılarında ne güneşin ne ayın bulunduğunu hatırlıyor. Lina, Türkçede de harflerin sırası değiştiğinde "ev" sözcüğünün "ve" olduğunu, ama harflerin kendilerinin hiçbir anlam taşımadığını düşünüyor. Barış, atomların ağırlığı olup olmadığı konusunda antik tanıkların birbiriyle çeliştiğini duymuş. Defne ise bir hücrenin kalıtım bilgisinin de yalnızca dört yapı taşının sırasıyla yazıldığını hatırlıyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Presokratikler kursunda, atomların birbirinden biçim, düzen ve konum bakımından nasıl ayrıldığını, Aristoteles'in bu ayrımı neden harflerle anlattığını ve yalnızca bu farklarla renkli ve tatlı bir dünyanın nasıl kurulabileceğini soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Demokritos dersi, tatların ve renklerin yalnızca yasayla, gerçekte ise yalnızca atomların ve boşluğun var olduğunu söyleyen ayrımı ve bu ayrımın doğurduğu bilgi sorununu inceledi. O dersin sonunda, atomların birbirinden nasıl ayrıldığı sorusu açık kaldı. Akademinin önceki derslerinde boşluk, bölünemez büyüklük, mekanik zorunluluk, yasayla ve gerçekte ayrımı ve gerçek bilgi ile karanlık bilgi kavramları tanıtılmıştı. Bu ders, atomculuğun kurduğu dünyanın yapısını, atomların farklarını, birleşme biçimlerini ve sonsuz dünyaları inceliyor ve Presokratikler kursunu kapatıyor.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Aristoteles, Metafizik'in birinci kitabında, atomcuların atomlar arasında kabul ettiği üç farkı harflerle anlatır. Simplikios, Aristoteles'in Gök Üzerine'si üzerine şerhinde, Aristoteles'in kayıp Demokritos Üzerine adlı eserinden atomların nasıl hareket edip birbirine takıldığını anlatan bir bölüm aktarır. Hippolytos, Bütün Sapkınlıkların Çürütülmesi'nin birinci kitabında, Demokritos'un sonsuz dünyalar hakkındaki görüşünü aktarır.
Ardından üç itirazı tartacağız: sonsuz sayıda atom biçiminin gereksiz olduğu, harf benzetmesinin bir okur gerektirdiği ve sonsuz dünyalar düşüncesinin sınanamayan bir tahmin olduğu itirazları.
Sonda, az sayıda birimden çok sayıda sonuç kuran bir açıklamayı değerlendirmenin dört adımını göstereceğiz: birimleri ve onların farklarını yazmak, birleşme kurallarını belirlemek, birleşmenin sonucunda birimlerde bulunmayan hangi özelliklerin ortaya çıktığını sormak ve bu özelliklerin açıklamada nasıl bir yer tuttuğunu değerlendirmek.
Merkez soru
Sorumuz şu: Atomlar birbirinden yalnızca biçim, düzen ve konum bakımından ayrılıyorsa, bu sınırlı farklar renkli, tatlı ve canlı bir dünyanın çeşitliliğini nasıl açıklayabilir?
Ölçülü iddiam şu: Atomcuların açıklaması, bir birleşim açıklamasıdır ve Aristoteles'in harf benzetmesi onun gücünü de sınırını da gösterir. Gücü şudur: az sayıda fark, birleşimleri yoluyla sınırsız bir çeşitlilik üretebilir. Yunan alfabesinin yirmi dört harfi, sıralanarak sonsuz sayıda sözcük ve metin oluşturur; atomlar da biçimleri, dizilişleri ve konumlarıyla sonsuz sayıda cisim oluşturabilir. Üstelik atomcular atomların biçimlerini de sınırsız saymıştı, bu yüzden çeşitliliğin kaynağı daha da zengindi. Atomlar boşlukta hareket eder, çarpışır, bazıları geri seker, bazıları biçimleri yüzünden birbirine takılır ve bu takılmalar cisimleri oluşturur. Bir cismin sertliği, yumuşaklığı ya da ağırlığı, atomlarının biçiminden ve aralarındaki boşluğun miktarından doğar. Ama benzetmenin bir sınırı da vardır. Harfler, anlamlarını bir okurda kazanır; atomların birleşimleri de renk ve tat gibi niteliklerini bir algılayanda kazanır. Bu, atomcuların Demokritos'un yasayla ve gerçekte ayrımıyla zaten kabul ettiği bir noktadır. Sonuç olarak atomculuk, dünyanın yapısını birleşimle açıklayan ilk kapsamlı kuramdır ve bu açıklama, birleşimin sonucunda ortaya çıkan her şeyin, algılayan olmadan var olan ile algılayanla ortaya çıkan arasında ayrılması gerektiğini gösterir. Atomcuların sonsuz dünyaları da aynı birleşim düşüncesinin bir sonucudur: sınırsız atomlar sınırsız boşlukta sınırsız dünyalar oluşturur.
Sıfır noktası
Bir öğrenci atomculuğu okuduğunda, atomları çoğu zaman küçük bilyeler gibi düşünür: sert, yuvarlak ve birbirine benzer. Bu okumada atomcuların dünyası, birbirine çarpan küçük toplardan oluşan bir bilardo masasıdır ve bu masanın renkli bir dünyayı nasıl oluşturabileceği bir sır olarak kalır.
Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, atomcuların atomları birbirine benzemez. Aristoteles'e ve öteki tanıklara göre atomların biçimleri sınırsız sayıdadır: kimi yuvarlak, kimi köşeli, kimi çengelli, kimi içbükey, kimi dışbükeydir. Bir bilardo topu başka bir bilardo topuna takılamaz; ama çengelli bir atom başka bir çengelli atoma takılabilir. İkincisi, atomcuların açıklaması yalnızca atomların biçimlerine değil, onların dizilişine ve konumuna da dayanır. Aynı atomlar, farklı biçimde dizildiğinde farklı bir cisim oluşturur, tıpkı aynı harflerin farklı bir sırayla farklı bir sözcük oluşturması gibi.
Bu yüzden atomculuğu anlamak, atomları tek tip bilyeler olarak değil, çeşitli biçimlerde ve farklı dizilişlerde birleşebilen parçalar olarak düşünmeyi gerektirir.
Görüşler ve pozisyonlar
Atomcuların birleşim açıklamasının dünyanın çeşitliliğini açıklamaya yetip yetmediği konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, birleşim yeterliliği görüşüdür. Buna göre biçim, düzen ve konum, sınırsız sayıda atomla birleştiğinde, dünyanın bütün çeşitliliğini açıklamaya yeter. Nasıl ki sınırlı sayıda harf sonsuz sayıda metin oluşturabiliyorsa, sınırlı sayıda fark da sonsuz sayıda cisim oluşturabilir. Açıklama için başka hiçbir şeye gerek yoktur.
İkinci görüş, algılayan görüşüdür. Buna göre birleşim, cisimlerin yapısını açıklar, ama renk ve tat gibi nitelikleri tek başına açıklamaz. Bu nitelikler, bir birleşimin bir algılayanla karşılaşmasında ortaya çıkar. Harflerin bir okura, atom birleşimlerinin bir algılayana gereksinimi vardır. Bu görüş, Demokritos'un yasayla ve gerçekte ayrımıyla uyuşur.
Üçüncü görüş, eksiklik görüşüdür. Buna göre biçim, düzen ve konum yetmez; atomların hareketini açıklamak için bir şey daha, örneğin ağırlık, gereklidir. Sonraki atomcu Epikuros, atomlara ağırlığı açıkça eklemiş ve onların hareketinin kaynağını buna bağlamıştı.
Bu ders birinci ve ikinci görüşü birlikte temel alır ve üçüncü görüşün, hareket sorusunu açık tuttuğunu kabul eder. Birinci görüş birleşimin gücünü doğru görür, ama ortaya çıkan niteliklerin statüsünü sormaz; ikinci görüş bu soruyu sorar. Üçüncü görüş, atomcuların hareketin kaynağını açıklamadığını doğru görür, ama bu, birleşim açıklamasının yapısal gücünü azaltmaz. İki görüş birlikte, atomculuğun neyi açıkladığını ve neyi bir algılayana bıraktığını gösterir.
Argümanın yapısı
Az sayıda birimden çok sayıda sonuç kuran bir açıklamayı değerlendirmek için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, birimleri ve onların farklarını yazmaktır. Değerlendiren, açıklamanın hangi temel birimleri kabul ettiğini ve bu birimlerin birbirinden hangi bakımlardan ayrıldığını belirtir.
İkinci adım, birleşme kurallarını belirlemektir. Değerlendiren, birimlerin hangi koşullarda bir araya geldiğini ve bir arada kaldığını yazar.
Üçüncü adım, birleşmenin sonucunda birimlerde bulunmayan hangi özelliklerin ortaya çıktığını sormaktır. Değerlendiren, birleşimin tek tek birimlerde bulunmayan bir özellik taşıyıp taşımadığını belirler.
Dördüncü adım, bu özelliklerin açıklamada nasıl bir yer tuttuğunu değerlendirmektir. Değerlendiren, bu özelliklerin birleşimin yapısından doğrudan mı çıktığını, yoksa bir algılayanla karşılaşmada mı ortaya çıktığını sorar.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Atomculuğu ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Atomcuların açıklaması bir birleşim açıklamasıdır ve Aristoteles'in harf benzetmesi onun gücünü de sınırını da gösterir. Kerem'in harf kutusu, biçimin, düzenin ve konumun birbirinden bağımsız üç fark olduğunu gösterdi. Lina'nın "ev" ve "ve" sözcükleri, birleşimin bazı özelliklerinin bir okura bağlı, bazılarının bağımsız olduğunu gösterdi. Tolga'nın cırt cırt bandı, cisimlerin bir arada durmasının biçimlerin uyumundan doğduğunu gösterdi. Selin'in sonsuz dünyaları, atomcu ilkelerin kozmolojik bir sonuç doğurduğunu, ama bu sonucun bugünkü bulgularla doğrulanmış sayılmaması gerektiğini gösterdi. Barış'ın çelişen tanıkları, atomların ağırlığı sorusunun tanıkların değerlendirilmesini gerektirdiğini gösterdi. Defne'nin dört harfli alfabesi, birleşim düşüncesinin bugünkü biyolojide yaşadığını gösterdi. Atomculuk, dünyanın yapısını birleşimle açıklayan ilk kapsamlı kuramdır.
Açık kalan sorular
Defne'nin dört harfli alfabesi, bir hücrenin kendi dizilerini okuyan bir düzenek taşıdığını gösterdi. Bir okur, okuduğu şeyin bir parçası olabilir mi? Okuyan ve okunan aynı türden birimlerden oluşuyorsa, anlam nerede ortaya çıkar?
Lina'nın "ev" ve "ve" sözcükleri, bir sözcüğün anlamının bir uzlaşım, bir cismin sertliğinin ise bir yapı özelliği olduğunu gösterdi. Bu iki tür özellik arasındaki sınır nerededir? Bir cismin rengi, sertliğine mi yoksa bir sözcüğün anlamına mı daha yakındır?
Selin'in sonsuz dünyaları, dünyamızın evrendeki tek düzen olmayabileceğini gösterdi. Başka dünyaların varlığı, bizim dünyamızın değerini azaltır mı?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışAtomları tek tip bilyeler olarak düşünmek.
Atomcuların atomlarını birbirine benzeyen küçük yuvarlak toplar olarak düşünmek, onların biçimlerinin sınırsız çeşitlilikte olduğunu ve bazılarının çengelli ya da içbükey olduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, atomların biçim, düzen ve konum bakımından farklılaştığını ve bu farkların birleşimlerin çeşitliliğini açıkladığını görmektir.
Yaygın yanlışAtomculuğun her niteliği açıkladığını sanmak.
Atomcuların birleşim açıklamasını renk ve tat gibi nitelikleri de doğrudan açıklayan bir açıklama olarak görmek, Demokritos'un bu nitelikleri yasayla var saydığını ve onların bir algılayanla karşılaşmada ortaya çıktığını söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, birleşimden doğrudan çıkan yapı özellikleri ile algılayana bağlı nitelikleri ayırmaktır.
Yaygın yanlışAntik atomculuğu bugünkü fizik ya da biyolojiyle doğrulanmış saymak.
Demokritos'un sonsuz dünyalarını bugünkü gezegen bulgularıyla ya da harf benzetmesini kalıtım bilgisiyle doğrulanmış saymak, bir benzerliği bir doğrulama ile karıştırır. Doğrusu, atomculuğun bir felsefi argümanın ürünü olduğunu ve bugünkü bilimle benzerliklerinin onun doğruluğunu kanıtlamadığını görmektir.
Yaygın yanlışÇelişen tanıklıklardan birini sorgusuz seçmek.
Atomların ağırlığı gibi konularda Aristoteles'in ya da Aetios'un tanıklığını sorgulamadan kabul etmek, tanıkların farklı dönemlerden ve farklı amaçlarla yazdığını ve bir uzlaştırmanın bir yorum olduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, tanıklıkları karşılaştırmak ve seçimin gerekçesini açıkça yazmaktır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Atomcular, atomların birbirinden yalnızca biçim, düzen ve konum bakımından ayrıldığını ve sınırsız sayıda atomun bu farklarla birleşerek dünyanın bütün çeşitliliğini oluşturduğunu söyledi.
Aristoteles'in Metafizik'i bu üç farkı A ile N, AN ile NA ve Z ile N harfleriyle açıkladı, Simplikios'un Gök Üzerine şerhi Aristoteles'in kayıp Demokritos Üzerine'sinden atomların boşlukta çarpışıp biçimlerinin uyumuna göre birbirine dolandığını anlatan bölümü korudu, Hippolytos ise Demokritos'un doğan, büyüyen ve birbirine çarparak yok olan sınırsız dünyalar düşüncesini aktardı.
Az sayıda birimden çok sayıda sonuç kuran bir açıklama dört adımla değerlendirilir: birimleri ve farklarını yazmak, birleşme kurallarını belirlemek, birleşimde ortaya çıkan yeni özellikleri sormak ve bu özelliklerin yapıdan mı yoksa bir algılayanla karşılaşmadan mı doğduğunu değerlendirmek.
Gereksizlik, okur ve sınanamazlık itirazları, sınırsız biçimin bir yeterlilik değil bir ilke sorusuna dayandığını, atomculuğun bir okuru dünyayı yaratan bir akıl olarak değil dünyanın bir parçası olan bir algılayan olarak kabul ettiğini ve sonsuz dünyaların keyfi bir tahmin değil ilkelerin bir sonucu olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden atomculuk, dünyanın yapısını birleşimle açıklayan ilk kapsamlı kuramdır ve birleşimin sonucunda ortaya çıkan her şeyin, algılayan olmadan var olan ile algılayanla ortaya çıkan arasında ayrılması gerektiğini gösterir.
Sonraki derse köprü
Demokritos'un parçaları arasında, atomların biçimini anlatan "ritim" sözcüğünü bu kez bir insan için kullanan bir cümle de vardı. Geç bir aktarıcının koruduğu bu parçaya göre doğa ile eğitim birbirine benzerdi, çünkü eğitim insanı yeniden biçimlendirir ve yeniden biçimlendirirken bir doğa yaratırdı. Kerem, bu cümlenin sergide Presokratikler bölümü ile bir sonraki bölüm arasına bir köprü olarak konması gerektiğini düşünüyor.
Selin, Demokritos'un kenti Abdera'dan bir başka ünlü adamın, Protagoras'ın çıktığını ve onun Atina'da para karşılığı ders veren ilk öğretmenlerden biri olarak anıldığını okumuş. Tolga, İÖ beşinci yüzyılda Yunan kentlerini dolaşıp gençlere konuşmayı, tartışmayı ve kent işlerini yönetmeyi öğretmeyi vaat eden bu öğretmenlere "sofist" dendiğini hatırlıyor. Defne ise bir insanın doğasının eğitimle gerçekten değişip değişemeyeceği sorusunun, bir hekimin de sık sık düşündüğü bir soru olduğunu söylüyor.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Eğitim dersi, sofistlerin erdemin ve kent işlerindeki başarının öğretilebileceğini savunarak ücret karşılığı ders vermeye başlamasının Yunan dünyasında eğitimi nasıl değiştirdiğini, doğa ile eğitim arasındaki ilişkiyi nasıl kurduklarını ve bu yeni öğretmenlerin neden hem aranan hem kuşkuyla bakılan kişiler olduğunu soruyor.