İçeriğe geç

P03-D01-M04-05·Çoğulcu çözümler

Demokritos

temel3.779 kelime≈ 25 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Demokritos'un "yasayla" ile "gerçekte" arasındaki ayrımı, tatların ve renklerin var olmadığını değil, onların şeylerin kendisinde değil, şeyler ile algılayan arasındaki ilişkide bulunduğunu ve bu ilişkiye verilen ortak adlarla sabitlendiğini söyler; gerçekte ise yalnızca atomlar ve boşluk vardır.

Sextus Empiricus'un Mantıkçılara Karşı'sı Demokritos'un yasayla ve gerçekte ayrımını ve gerçek bilgi ile karanlık bilgi ayrımını korudu, Galenos'un Tıbbi Deneyim Üzerine'si duyuların akla kanıtlarını onlardan aldığı hâlde onları yıkarsa kendisinin de düşeceğini söylediği parçayı aktardı, Theophrastos'un Duyumlar Üzerine'si ise tatları atom biçimleriyle açıklayan kuramı aktarıp onu tutarsızlıkla eleştirdi.

Bir niteliğin nerede bulunduğu dört adımla sınanır: niteliği ve taşıyıcısını yazmak, niteliğin algılayanlara göre değişip değişmediğini sormak, değişmeyen ve niteliği açıklayan bir yapı aramak ve bu yapının nasıl bilindiğini sormak.

Kendini çürütme, keyfilik ve şüphecilik itirazları, aklın duyuların kanıtlarını yıkmadan yorumladığını, biçimin rengi açıkladığı için ondan farklı bir yerde durduğunu ve hakikatin derinlikte olmasının onun bilinemez olduğunu değil, ona ulaşmanın zor olduğunu gösterdiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden Demokritos'un kuramı, dünyanın gerçek yapısını duyuların gösterdiğinden ayıran ilk sistemli kuramlardan biridir ve gerçeğe, görünüşün kanıtları dışında nasıl ulaşılabileceği sorusunu açık bırakır.

Açılış sahnesi

Kerem, serginin Demokritos panosu için bir kavanoz bal getirtmiş. Kavanozun yanına Demokritos'un en ünlü cümlesini yazacaktı: yasayla tatlı, yasayla acı, yasayla sıcak, yasayla soğuk, yasayla renk; gerçekte ise atomlar ve boşluk. Ziyaretçi balın tadına bakacak ve sonra bu tatlılığın balın içinde değil, başka bir yerde olduğunu okuyacaktı. Ama Kerem, cümleyi yazarken bir şeyin üzerinde duruyor: "yasayla" ne demekti? Balın tatlılığı bir kanunla mı belirlenmişti? Yunanca "nomos" sözcüğü hem yasa hem gelenek hem de uzlaşım anlamına geliyordu. Demokritos, tatlılığın bir insan uzlaşımı olduğunu mu söylüyordu? Öyleyse balı tatlı bulmak, bir trafik kuralına uymak gibi bir şey miydi?

Selin, Demokritos'un iki tür bilgi ayırdığını okumuş: biri gerçek, öteki karanlık. Tolga, Demokritos'un bir parçasında duyuların akla seslendiğini, kanıtlarını onlardan aldığı hâlde onları yıkmaya çalıştığı için aklı suçladığını hatırlıyor. Lina, aynı balın sağlıklı birine tatlı, hasta birine acı gelebileceğini ve bunun eski düşünürlerin tartıştığı bir örnek olduğunu duymuş. Barış, bir banknotun değerinin kâğıdın kendisinde değil, bir yasada olduğunu düşünüyor ve Demokritos'un "yasayla" sözcüğünün buna benzeyip benzemediğini soruyor. Defne ise Demokritos'un doğa kuramının yanında, bir gönül dinginliği öğretisi de bıraktığını okumuş. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Presokratikler kursunda, Demokritos'un tatların ve renklerin yalnızca yasayla, gerçekte ise yalnızca atomlar ve boşluğun var olduğunu söylerken neyi kastettiğini, gerçek bilgi ile karanlık bilgiyi nasıl ayırdığını ve duyuların akla verdiği cevabın neden kendi kuramını tehdit ettiğini soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Leukippos dersi, atomculuğun Elealıların boşluk olmadan hareketin olamayacağı öncülünü kabul edip boşluğu var sayarak hareketi nasıl kurtardığını gösterdi. O dersin sonunda, dünya yalnızca dolu parçalardan ve boşluktan oluşuyorsa, duyuların gösterdiği renklerin ve tatların ne olduğu sorusu açık kaldı. Akademinin önceki derslerinde boşluk, mekanik zorunluluk ve bölünemez büyüklük kavramları tanıtılmıştı. Anaksagoras'ın karın siyah olduğu ve duyuların zayıflığı yüzünden doğruyu ayırt edemediğimiz görüşü de incelenmişti. Bu ders, Demokritos'un bu soruya verdiği cevabı ve bu cevabın bir bilgi kuramına nasıl dönüştüğünü inceliyor. Atomların birbirinden nasıl ayrıldığı sorusu ise sonraki derse kalıyor.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Sextus Empiricus, Mantıkçılara Karşı'da, Demokritos'un duyulur niteliklerin yalnızca yasayla var olduğunu söylediği parçayı ve iki bilgi türünü ayırdığı parçayı korur. Galenos, Tıbbi Deneyim Üzerine adlı eserinde, duyuların akla seslendiği parçayı aktarır. Theophrastos, Duyumlar Üzerine'de, Demokritos'un tatları atomların biçimleriyle nasıl açıkladığını ayrıntılı olarak anlatır ve onu eleştirir.

Ardından üç itirazı tartacağız: kuramın kendi dayandığı duyuları çürüttüğü, atomların biçimlerinin de tatlar kadar yasayla var olması gerektiği ve gerçekte hiçbir şeyin bilinmediği sonucunun kuramın kendisini de bilinemez kıldığı itirazları.

Sonda, bir niteliğin bir şeyin kendisinde mi yoksa algılayanla ilişkisinde mi bulunduğunu sınamanın dört adımını göstereceğiz: niteliği ve taşıyıcısını yazmak, niteliğin farklı algılayanlara göre değişip değişmediğini sormak, değişmeyen ve niteliği açıklayan bir yapı aramak ve bu yapının kendisinin nasıl bilindiğini sormak.

Merkez soru

Sorumuz şu: Demokritos, tatların ve renklerin yalnızca yasayla, gerçekte ise yalnızca atomların ve boşluğun var olduğunu söylerken neyi kastediyordu ve bu ayrım, onun kendi kuramının bilinebilirliğini nasıl etkiliyordu?

Ölçülü iddiam şu: Demokritos'un "yasayla" ile "gerçekte" arasındaki ayrımı, duyulur niteliklerin var olmadığını değil, onların şeylerin kendisinde değil, şeyler ile algılayan arasındaki ilişkide bulunduğunu söyler. Bal kendi başına tatlı değildir; balın atomları, dilimizin atomlarıyla karşılaştığında bir tatlılık duyumu doğurur. Bu duyum, aynı bal farklı bir dile, örneğin hasta bir dile değdiğinde farklı olabilir. "Yasayla" sözcüğü, bu ilişkinin bir insan topluluğunun ortak adlandırmalarıyla sabitlendiğini anlatır: insanlar belirli bir duyuma "tatlı" adını verir ve bu ad, bir uzlaşım olarak yerleşir. Gerçekte ise yalnızca biçimleri, düzenleri ve konumları farklı atomlar ile boşluk vardır. Bu ayrım, bir bilgi kuramını da beraberinde getirir. Duyular, karanlık bir bilgi verir: yasayla var olanın bilgisini. Akıl ise gerçek bir bilgi verir: atomların ve boşluğun bilgisini. Ama akıl, bu bilgiye duyuların sağladığı kanıtlardan başlayarak ulaşır. Demokritos, bu gerilimi bilerek dile getirmiştir: duyular akla, kanıtlarını onlardan aldığı hâlde onları yıkarsa kendisinin de düşeceğini söyler. Sonuç olarak Demokritos'un kuramı, dünyanın gerçek yapısını duyuların gösterdiğinden ayıran ilk sistemli kuramlardan biridir ve bu ayrımın kendisini bir soru olarak açık bırakır: gerçeğe, görünüşün kanıtları dışında nasıl ulaşılabilir?

Sıfır noktası

Bir öğrenci Demokritos'un cümlesini okuduğunda, onu çoğu zaman bir göreceliğin ifadesi olarak anlar. Tat, renk ve sıcaklık kişiden kişiye değişir; birine tatlı gelen ötekine acı gelebilir; öyleyse bu nitelikler birer kişisel izlenimdir ve hiçbirinin doğru olup olmadığı sorulamaz. Bu okumada Demokritos, her şeyin göreli olduğunu söyleyen bir kuşkucudur.

Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Demokritos'un cümlesinin ikinci yarısı, "gerçekte atomlar ve boşluk", bir görecelik değil, bir gerçekçilik ifadesidir. Tatlar ve renkler göreli olabilir, ama atomlar ve boşluk göreli değildir; onlar herkes için aynıdır. Demokritos, her şeyin göreli olduğunu değil, duyulur niteliklerin göreli, gerçeğin ise göreli olmadığını söyler. İkincisi, Demokritos'un tatları açıklaması, onları kişisel izlenimlere indirgemez. Theophrastos'un aktardığına göre, Demokritos her tadı belirli bir atom biçimiyle ilişkilendiriyordu. Tatlılık, keyfi bir izlenim değil, belirli biçimdeki atomların dile belirli bir biçimde değmesinin sonucuydu.

Bu yüzden Demokritos'u anlamak, onun cümlesinin iki yarısını birlikte okumayı gerektirir. Demokritos, Trakya'daki Abdera kentinde İÖ beşinci yüzyılın ortalarında doğdu ve Leukippos'un öğrencisi sayıldı. Diogenes Laertios'un aktardığı bir katalog, ona fizikten etiğe, matematikten müziğe uzanan yetmişi aşkın eser atfeder. Bunlardan hiçbiri bütün olarak günümüze ulaşmamıştır.

Görüşler ve pozisyonlar

Demokritos'un "yasayla" var olan niteliklerin statüsü konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, eleme okumasıdır. Buna göre Demokritos, tatların, renklerin ve sıcaklıkların gerçekte var olmadığını, birer yanılsama olduğunu söylemiştir. Dünyada yalnızca atomlar ve boşluk vardır; geri kalan her şey, duyularımızın bize oynadığı bir oyundur.

İkinci görüş, ilişki okumasıdır. Buna göre Demokritos, duyulur niteliklerin var olmadığını değil, onların şeylerin kendisinde değil, şeyler ile algılayan arasındaki ilişkide bulunduğunu söylemiştir. Tatlılık vardır, ama bir ilişki olarak: balın atomlarının belirli bir dile değmesi olarak. Theophrastos'un raporu, Demokritos'un nitelikleri algılayanın etkilenmeleri olarak gördüğünü söyleyerek bu okumayı destekler.

Üçüncü görüş, şüphecilik okumasıdır. Buna göre Demokritos, gerçekte hiçbir şey bilmediğimizi söyleyen bir şüphecidir. Duyulur nitelikler güvenilmezdir ve atomlar ile boşluk da gözlemlenemediği için bilinemez. Sextus bu okumayı, Demokritos'u kendi geleneğinin bir öncüsü olarak görmek için kullanır.

Bu ders ikinci görüşü temel alır ve üçüncü görüşün, Demokritos'un bilginin sınırları konusundaki kaygısını kabul eder. Birinci görüş, "gerçekte" sözcüğünün gücünü doğru görür. Ama Demokritos'un tatları atom biçimleriyle ayrıntılı olarak açıkladığını, yani onları açıklanacak gerçek olgular saydığını gözden kaçırır. Üçüncü görüş, Demokritos'un bazı parçalarını doğru aktarır. Ama gerçek bilgi ile karanlık bilgi ayrımını açıklayamaz; tamamen şüpheci biri, gerçek bir bilginin var olduğunu söylemezdi. İkinci görüş, iki yanı birlikte tutar.

Argümanın yapısı

Bir niteliğin bir şeyin kendisinde mi yoksa algılayanla ilişkisinde mi bulunduğunu sınamak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, niteliği ve taşıyıcısını yazmaktır. Değerlendiren, hangi niteliğin hangi şeye yüklendiğini bir cümleyle belirtir.

İkinci adım, niteliğin farklı algılayanlara göre değişip değişmediğini sormaktır. Değerlendiren, aynı şeyin farklı kişilere, farklı durumlarda ya da farklı canlılara aynı niteliği gösterip göstermediğini yazar.

Üçüncü adım, değişmeyen ve niteliği açıklayan bir yapı aramaktır. Değerlendiren, şeyin kendisinde bulunan ve algılayanlar arasındaki farklılıklara rağmen aynı kalan, niteliğin ortaya çıkışını açıklayabilecek bir yapıyı belirler.

Dördüncü adım, bu yapının kendisinin nasıl bilindiğini sormaktır. Değerlendiren, yapının doğrudan mı algılandığını, yoksa algılanan niteliklerden bir çıkarımla mı bilindiğini değerlendirir.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Demokritos'u ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Demokritos'un "yasayla" ile "gerçekte" arasındaki ayrımı, duyulur niteliklerin var olmadığını değil, onların şeyler ile algılayan arasındaki ilişkide bulunduğunu söyler. Kerem'in bal kavanozu, "yasayla" sözcüğünün bir ilişkiye verilen ortak adı anlattığını gösterdi. Lina'nın acı balı, görünüşlerin farklılığının görünmeyen yapının kanıtı olduğunu gösterdi. Selin'in mikroskop sınırı, gerçek bilginin karanlık bilginin bittiği yerden başladığını gösterdi. Tolga'nın termometresi, bilimin duyuları yıkmadan onları başka bir yere taşıdığını gösterdi. Barış'ın banknotu, "yasayla" sözcüğünün bir uzlaşım yanını, ama yalnızca onu gösterdiğini ortaya koydu. Defne'nin dengeli hastası, atomcu ruh kuramının bir ölçülülük etiğiyle birleştiğini gösterdi. Demokritos'un kuramı, gerçeğe görünüşün kanıtları dışında nasıl ulaşılabileceği sorusunu açık bırakır.

Açık kalan sorular

Barış'ın banknotu, bir niteliğin bir uzlaşıma dayanabileceğini gösterdi. Ama tatlılık ile bir banknotun değeri aynı türden mi uzlaşımdır? Bir toplum "tatlı" sözcüğünü başka bir duyum için kullanmaya karar verse, balın tadı değişir mi?

Tolga'nın termometresi, bazı duyuların ötekilerden daha güvenilir sayılabileceğini gösterdi. Bir duyunun güvenilirliği neye dayanır? Bir çizgiyi okumanın bir sıcaklığı hissetmekten daha güvenilir olduğunu, yine duyulara başvurmadan nasıl bilebiliriz?

Defne'nin dengeli hastası, bir doğa kuramı ile bir etik öğretinin birleşebileceğini gösterdi. Demokritos'un ölçülülük öğüdü, onun atom kuramından mı çıkar, yoksa ondan bağımsız bir yaşam bilgisi midir? Bir etik, bir fizik kuramı yanlış çıktığında da geçerli kalabilir mi?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışDemokritos'u her şeyin göreli olduğunu söyleyen biri saymak.
Doğrusu

Demokritos'un cümlesini tatların ve renklerin kişiden kişiye değiştiği bir görecelik olarak okumak, cümlenin ikinci yarısının, atomların ve boşluğun herkes için aynı olduğunu söyleyen bir gerçekçilik olduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, duyulur niteliklerin göreliliği ile gerçeğin göreli olmaması arasındaki ayrımı görmektir.

Yaygın yanlış"Yasayla" sözcüğünü yalnızca bir kanun olarak okumak.
Doğrusu

"Yasayla" sözcüğünü, tatların bir yasama işlemiyle belirlendiği biçiminde anlamak, Yunanca "nomos" sözcüğünün gelenek ve uzlaşım anlamlarını ve Demokritos'un tatları algılayan ile algılanan arasındaki bir ilişkiye bağladığını gözden kaçırır. Doğrusu, sözcüğün hem bir ilişkiyi hem de bu ilişkiye verilen ortak adı anlattığını görmektir.

Yaygın yanlışDemokritos'u bir şüpheci saymak.
Doğrusu

Sextus'un aktardığı gerçekte hiçbir şey bilmediğimizi söyleyen parçalara dayanarak Demokritos'u bilginin imkânsız olduğunu söyleyen biri olarak görmek, onun gerçek bilgi ile karanlık bilgiyi ayırdığını ve duyuların ötesinde bir bilginin mümkün olduğunu düşündüğünü gözden kaçırır. Doğrusu, şüpheciliğin duyulara dayanan bilgiye yöneldiğini görmektir.

Yaygın yanlışDemokritos'u yalnızca bir fizikçi saymak.
Doğrusu

Demokritos'u atom kuramına indirgemek, ona atfedilen eserlerin önemli bir kısmının etik üzerine olduğunu ve gönül dinginliği öğretisini gözden kaçırır. Doğrusu, doğa kuramını ve etik öğretiyi birlikte görmek, ama etik parçaların bir kısmının gerçekliğinin tartışmalı olduğunu da kabul etmektir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Demokritos'un "yasayla" ile "gerçekte" arasındaki ayrımı, tatların ve renklerin var olmadığını değil, onların şeylerin kendisinde değil, şeyler ile algılayan arasındaki ilişkide bulunduğunu ve bu ilişkiye verilen ortak adlarla sabitlendiğini söyler; gerçekte ise yalnızca atomlar ve boşluk vardır.

Sextus Empiricus'un Mantıkçılara Karşı'sı Demokritos'un yasayla ve gerçekte ayrımını ve gerçek bilgi ile karanlık bilgi ayrımını korudu, Galenos'un Tıbbi Deneyim Üzerine'si duyuların akla kanıtlarını onlardan aldığı hâlde onları yıkarsa kendisinin de düşeceğini söylediği parçayı aktardı, Theophrastos'un Duyumlar Üzerine'si ise tatları atom biçimleriyle açıklayan kuramı aktarıp onu tutarsızlıkla eleştirdi.

Bir niteliğin nerede bulunduğu dört adımla sınanır: niteliği ve taşıyıcısını yazmak, niteliğin algılayanlara göre değişip değişmediğini sormak, değişmeyen ve niteliği açıklayan bir yapı aramak ve bu yapının nasıl bilindiğini sormak.

Kendini çürütme, keyfilik ve şüphecilik itirazları, aklın duyuların kanıtlarını yıkmadan yorumladığını, biçimin rengi açıkladığı için ondan farklı bir yerde durduğunu ve hakikatin derinlikte olmasının onun bilinemez olduğunu değil, ona ulaşmanın zor olduğunu gösterdiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden Demokritos'un kuramı, dünyanın gerçek yapısını duyuların gösterdiğinden ayıran ilk sistemli kuramlardan biridir ve gerçeğe, görünüşün kanıtları dışında nasıl ulaşılabileceği sorusunu açık bırakır.

Sonraki derse köprü

Demokritos'a göre gerçekte yalnızca atomlar ve boşluk vardı. Ama atomlar birbirinden nasıl ayrılıyordu? Hepsi aynı maddeden oluşuyorsa ve hiçbirinin rengi, tadı ya da sıcaklığı yoksa, bir balın atomları ile bir taşın atomları neden farklı etkiler doğuruyordu? Kerem, serginin atomcular bölümünün son panosunun bu soruya ayrılması gerektiğini düşünüyor.

Selin, Aristoteles'in atomcuların atomlar arasında yalnızca üç fark kabul ettiğini söylediğini okumuş: biçim, düzen ve konum. Tolga, Aristoteles'in bu üç farkı harflerle anlattığını hatırlıyor; bir harfin başka bir harften biçimiyle, iki harfin sırasının değişmesiyle ve bir harfin yan yatırılmasıyla ayrıldığını. Lina ise Yunan alfabesinin yirmi dört harfiyle sayısız sözcük yazılabilmesinin, sınırlı sayıda farkla sınırsız bir dünyanın nasıl kurulabileceğini gösterdiğini düşünüyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Atom ve boşluk dersi, atomların birbirinden biçim, düzen ve konum bakımından nasıl ayrıldığını, Aristoteles'in bu ayrımı neden harflerle anlattığını ve yalnızca bu farklarla renkli ve tatlı bir dünyanın nasıl kurulabileceğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.