Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Leukippos, Elealıların boşluk olmadan hareketin olamayacağı öncülünü kabul etti, ama hareketin var olduğunu da kabul ederek boşluğun var olması gerektiği sonucuna vardı ve olmayanı hiçlik değil cisim olmayan olarak yeniden tanımladı.
Aristoteles'in Oluş ve Yok Oluş Üzerine'si Leukippos'un Elealılarla nerede uzlaştığını ve olanı dolu, sayısız ve görünmeyecek kadar küçük parçalar olarak nasıl yeniden tanımladığını anlattı, Aetios Leukippos'tan kalan hiçbir şeyin gelişigüzel olmadığını söyleyen tek cümleyi korudu, Furley ise atomların bölünemezliğinin Elealıların bölünme ikilemlerine kavramsal bir cevap olduğunu savundu.
Bir ikileme verilen cevap dört adımla değerlendirilir: ikilemi yazmak, cevabın hangi öncülü kabul ettiğini belirlemek, hangi öncülü reddettiğini ve hangi kavramı yeniden tanımladığını göstermek ve bu yeniden tanımın bedelini sormak.
Çelişki, varlık ve köken itirazları, olmayanın bir anlamda olmayan başka bir anlamda var olabildiğini, argümanın kimin ağzından çıktığından bağımsız değerlendirilebildiğini ve atomcuların başlangıcı olmayan bir hareketi kabul ederek bir ilk hareket ettiriciyi gereksiz saydığını gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden Leukippos'un atomculuğu, Parmenides'in bölünmezlik koşulunu küçük parçalara taşıyan, boşluğu kabul ederek hareketi kurtaran ve amaç yerine zorunluluğu koyan bir kuramdır.
Açılış sahnesi
Kerem, serginin atomcular bölümü için bir pano hazırlarken tuhaf bir sorunla karşılaşıyor. Panonun adı Leukippos olacaktı, atomculuğun kurucusu. Ama Leukippos'tan geriye yalnızca tek bir cümle kalmıştı: hiçbir şey gelişigüzel olmaz, her şey bir gerekçeden ve zorunluluk altında olur. Doğum yeri bile belirsizdi; kimi kaynaklar Miletos, kimi Elea, kimi Abdera diyordu. Daha da tuhafı, atomculuğun sonraki büyük savunucusu Epikuros'un, Diogenes Laertios'un aktardığına göre, Leukippos adında bir filozofun hiç var olmadığını söylemiş olmasıydı. Kerem, var olup olmadığı tartışılan ve tek bir cümlesi kalan bir düşünür için nasıl bir pano hazırlanacağını bilemiyor. Üstelik o tek cümle, Aetios'un aktarımına göre, Akıl Üzerine adlı bir kitaptan geliyordu. Anaksagoras'ın aklına bu kadar yakın bir başlık taşıyan bir kitap, nasıl olur da evreni hiçbir akla gerek duymadan açıklardı?
Tolga, Aristoteles'in Leukippos'un Elealılarla bir noktada anlaştığını söylediğini hatırlıyor: boşluk olmadan hareket olamazdı. Selin, bir büyüklüğün sonsuzca bölünebileceğini düşünmenin garip bir sonuca vardığını, sonunda geriye hiçbir şey kalmayacağını okumuş. Lina, Türkçede "boş" ile "yok" sözcüklerinin farklı şeyler söylediğini, boş bir bardağın var olduğunu, ama yok bir bardağın var olmadığını düşünüyor. Barış, her şeyin zorunluluk altında olduğu bir evrende bir kazanın ne anlama geleceğini soruyor. Defne ise tıpta nedeni bilinmeyen bazı hastalıklara verilen adın, onların nedensiz olduğu anlamına gelmediğini söylüyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Presokratikler kursunda, Leukippos'un hiçbir şeyin gelişigüzel değil bir gerekçeden ve zorunluluktan olduğunu söylerken bir akla neden gereksinim duymadığını, Elealılara boşluk olmadan hareketin olamayacağını neden kabul ettiğini ve olmayanın, boşluğun, yine de var olduğunu nasıl savunduğunu soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Nous dersi, Anaksagoras'ın evrenin düzenini karışmamış bir akla bağladığını, ama bu aklı tutarlı bir açıklama ilkesi olarak kullanmadığını gösterdi. O dersin sonunda, bir akla hiç başvurmayan bir açıklamanın mümkün olup olmadığı sorusu açık kaldı. Akademinin önceki derslerinde Parmenides'in olmayanın düşünülemeyeceği ilkesi, varlığın bölünmezliği ve hareketsizliği için verdiği kanıtlar ve Empedokles'in boşluğu reddedip dolu bir evrende hareketi açıklamakta zorlanması incelenmişti. Anaksagoras'ın sonsuz bölünebilirlik düşüncesi de görülmüştü. Bu ders, Leukippos'un bu sorunlara verdiği cevabı, boşluğu ve bölünemez parçacıkları kabul eden cevabı inceliyor. Atomların biçimleri, düzenleri ve konumları ise sonraki derslere kalıyor.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Aristoteles, Oluş ve Yok Oluş Üzerine'nin birinci kitabının sekizinci bölümünde, Leukippos'un Elealıların argümanını nasıl ele aldığını ve ondan neyi kabul edip neyi reddettiğini anlatır. Aetios, Leukippos'tan kalan tek cümleyi aktarır. David Furley, 1967 tarihli Yunan Atomcuları Üzerine İki İnceleme kitabında, atomcuların bölünemez büyüklükler önermesinin Elealıların bölünme argümanlarına bir cevap olduğunu savunur.
Ardından üç itirazı tartacağız: olmayanın var olduğunu söylemenin bir çelişki olduğu, Leukippos'un belki hiç yaşamadığı ve her şeyi zorunluluğa bağlamanın hareketin kökenini açıklamadığı itirazları.
Sonda, bir ikilemin iki boynuzundan birini kabul edip ötekini reddeden bir cevabı değerlendirmenin dört adımını göstereceğiz: ikilemi yazmak, cevabın hangi öncülü kabul ettiğini belirlemek, hangi öncülü reddettiğini ve bunun için hangi kavramı yeniden tanımladığını göstermek ve bu yeniden tanımın bedelini sormak.
Merkez soru
Sorumuz şu: Leukippos, Elealıların boşluk olmadan hareketin olamayacağı argümanını kabul ederken, hareketi ve çokluğu nasıl kurtardı ve her şeyin zorunluluk altında olduğunu söylerken bir akla neden gereksinim duymadı?
Ölçülü iddiam şu: Leukippos, Elealıların argümanını tersine çevirerek atomculuğu kurdu. Elealılar şöyle düşünüyordu: boşluk olmadan hareket olamaz; boşluk olmayandır ve olmayan yoktur; öyleyse hareket yoktur. Leukippos, bu argümanın ilk öncülünü, boşluk olmadan hareketin olamayacağını, kabul etti. Hareketin var olduğunu, duyuların buna açıkça tanıklık ettiğini de kabul etti. Öyleyse boşluk olmalıydı. Olmayan, yani boşluk, olan kadar vardı. Leukippos'un yaptığı, "olmayan" sözcüğünü yeniden tanımlamaktı: olmayan, hiçlik değil, cisim olmayan, dolu olmayandı. Olan ise dolu olandı ve bu dolu olan tek değil, sayısız ve gözle görülemeyecek kadar küçük, bölünemez parçalardı. Bu parçalar boşlukta hareket ediyor, birleştiklerinde doğum, ayrıştıklarında ölüm oluyordu. Bu açıklama bir akla gerek duymuyordu, çünkü parçaların hareketi, birbirleriyle çarpışmaları ve birleşmeleri, bir zorunluluk altında, bir akıl tarafından değil, kendi doğalarına göre gerçekleşiyordu. Leukippos'un tek cümlesi bu yüzden önemlidir: hiçbir şey gelişigüzel değildir, ama hiçbir şey bir amaç için de değildir. Sonuç olarak Leukippos'un atomculuğu, Parmenides'in bölünmezlik koşulunu küçük parçalara taşıyan, boşluğu kabul ederek hareketi kurtaran ve amaç yerine zorunluluğu koyan bir kuramdır. Bu kuram, hareketin neden başladığı sorusunu açık bırakır ve Aristoteles'in eleştirisini bu açıklık üzerinden alır.
Sıfır noktası
Bir öğrenci atomculukla çoğu zaman bir fizik kitabında karşılaşır: antik Yunanlılar maddenin atomlardan oluştuğunu tahmin etmişti ve modern fizik bu tahmini doğruladı. Bu okumada Leukippos, bir laboratuvarı olmadan doğru bir bilimsel kuramı sezgiyle bulan, zamanının çok ötesinde bir dâhidir.
Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Leukippos'un atomları bir gözlemin ya da bir deneyin sonucu değildi. Onlar, bir felsefi argümanın, Elealıların varlığın bölünemeyeceği ve boşluğun olamayacağı argümanının sonucuydu. Leukippos, Parmenides'in koşullarını karşılayan ama hareketi ve çokluğu olanaklı kılan bir kuram arıyordu. İkincisi, bugünkü fiziğin atomları, Leukippos'un atomları değildir. Onlar bölünebilir, iç yapıları vardır ve adları, Yunanca "bölünemez" anlamına gelen sözcükten gelse de, bu adı hak etmezler.
Bu yüzden Leukippos'u anlamak, onu modern fiziğin bir öncüsü olarak değil, Elealıların sorusuna verilmiş bir cevap olarak okumayı gerektirir. Leukippos'un yaşamı hakkında neredeyse hiçbir şey bilinmez. Theophrastos'a dayanan bir aktarıma göre, Elea ya da Miletos kökenliydi ve Parmenides'in felsefesiyle tanışmıştı. Onun kuramını, onun öğrencisi sayılan Abderalı Demokritos geliştirdi ve iki düşünürün görüşleri antik kaynaklarda çoğu zaman birbirinden ayrılmadan anlatılır.
Görüşler ve pozisyonlar
Leukippos'un atomculuğunun neye cevap olduğu konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, Elea cevabı görüşüdür. Buna göre atomculuk, her şeyden önce Parmenides'in ve izleyicilerinin varlığın bir ve hareketsiz olduğu sonucuna bir cevaptır. Leukippos, bu sonuca giden argümanın bir öncülünü kabul edip ötekini reddederek, hareketi ve çokluğu kurtarmıştır. Aristoteles'in raporu bu görüşün temel kaynağıdır.
İkinci görüş, İonya geleneği görüşüdür. Buna göre atomculuk, Miletosluların başlattığı doğa araştırmasının, bir evrenin oluşumunu ve düzenini açıklama çabasının bir devamıdır. Leukippos'a atfedilen Büyük Evren Düzeni adlı kitap, bir kozmogoni, dünyaların nasıl oluştuğunun bir anlatısıydı. Elea sorunu, bu geleneğin karşılaştığı engellerden yalnızca biriydi.
Üçüncü görüş, bölünme cevabı görüşüdür. Buna göre atomların bölünemez olması, özellikle Elealı Zenon'un bir büyüklüğün sonsuzca bölünebilmesinin saçma sonuçlara yol açtığını gösteren argümanlarına bir cevaptır. Furley bu görüşün güçlü bir savunucusudur.
Bu ders birinci ve üçüncü görüşü birlikte temel alır ve ikinci görüşün, atomculuğun bir kozmogoni de sunduğu gözlemini kabul eder. Birinci görüş, boşluğun neden kabul edildiğini açıklar. Üçüncü görüş, atomların neden bölünemez olduğunu açıklar. İkinci görüş, Leukippos'un yalnızca Elealılarla tartışmadığını, bir dünya düzeni de anlatmak istediğini doğru görür. Ama bu anlatının, Elealıların koşullarını karşılamadan kurulamayacağını gözden kaçırabilir. Boşluk ve bölünmezlik, Leukippos'un kozmogonisinin olanaklılık koşullarıdır.
Argümanın yapısı
Bir ikilemin iki boynuzundan birini kabul edip ötekini reddeden bir cevabı değerlendirmek için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, ikilemi yazmaktır. Değerlendiren, rakibin argümanını öncülleri ve sonucuyla birlikte bir sıraya koyar.
İkinci adım, cevabın hangi öncülü kabul ettiğini belirlemektir. Değerlendiren, yeni düşünürün rakibinin argümanından neyi olduğu gibi aldığını yazar.
Üçüncü adım, cevabın hangi öncülü reddettiğini ve bunun için hangi kavramı yeniden tanımladığını göstermektir. Değerlendiren, reddin bir olguya mı, bir gözleme mi, yoksa bir sözcüğün anlamının değiştirilmesine mi dayandığını belirler.
Dördüncü adım, bu yeniden tanımın bedelini sormaktır. Değerlendiren, yeni tanımın hangi yeni sorunları doğurduğunu ve bu sorunların cevabı zayıflatıp zayıflatmadığını değerlendirir.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Leukippos'u ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Leukippos, Elealıların argümanını tersine çevirerek atomculuğu kurdu. Kerem'in tek cümlelik panosu, bir düşünürün kimliğinin belirsizliğinin argümanının değerini değiştirmediğini gösterdi. Tolga'nın kaydırmalı bulmacası, katı parçaların boşluk olmadan hareket edemeyeceğini gösterdi. Lina'nın boş bardağı, Leukippos'un "olmayan" sözcüğünü "yok" anlamından "boş" anlamına taşıdığını gösterdi. Selin'in kesilen kâğıdı, bölünemez büyüklüklerin sonsuz bölünmenin ikilemine bir cevap olduğunu, ama tek cevap olmadığını gösterdi. Barış'ın kazası ve Defne'nin nedeni bilinmeyen hastalığı, zorunluluk ilkesinin sorumluluğu ve araştırmayı ortadan kaldırmadığını, ama gündelik "kaza" ve "rastlantı" sözcüklerini yeniden düşünmeyi gerektirdiğini gösterdi. Leukippos'un atomculuğu, boşluğu kabul ederek hareketi kurtaran ve amaç yerine zorunluluğu koyan bir kuramdır.
Açık kalan sorular
Lina'nın boş bardağı, boşluğun bir cisim olmadan bir yer kapladığını gösterdi. Bir yer, içindeki cisimlerden bağımsız olarak var olabilir mi? Bütün cisimler ortadan kalksa, geriye bir boşluk mu kalır, yoksa hiçbir şey mi?
Selin'in kesilen kâğıdı, sonsuz sayıda parçanın toplamının sonlu olabileceğini gösterdi. Bu matematiksel çözüm, fiziksel bir cismin gerçekten sonsuzca bölünebileceğini mi gösterir, yoksa yalnızca onun sonsuzca bölünebileceğini düşünmenin çelişkisiz olduğunu mu?
Defne'nin nedeni bilinmeyen hastalığı, bazı süreçlerin bugün olasılıklarla betimlendiğini gösterdi. Olasılıklarla betimlenen bir olay, gelişigüzel midir, yoksa henüz bilinmeyen bir zorunluluğun sonucu mu? Bu soruya bilim mi cevap verir, felsefe mi?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışLeukippos'u modern atom kuramının öncüsü saymak.
Leukippos'un atomlarını bugünkü fiziğin atomlarının bir sezgisel tahmini olarak görmek, onların bir deneyin değil bir felsefi argümanın sonucu olduğunu ve bugünkü atomların bölünebilir olduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, Leukippos'un atomculuğunu Elealıların sorusuna verilmiş bir cevap olarak okumaktır.
Yaygın yanlışBoşluğun kabulünü Parmenides'in düpedüz reddi saymak.
Leukippos'un boşluğu kabul etmesini, Parmenides'in bütün ilkesinin reddi olarak görmek, onun boşluk olmadan hareketin olamayacağını Elealılarla birlikte kabul ettiğini ve olanı dolu ve bölünemez sayarak Parmenides'in koşullarını koruduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, Leukippos'un bir öncülü kabul edip ötekini reddettiğini görmektir.
Yaygın yanlışZorunluluk ilkesini bir yazgıcılık saymak.
Leukippos'un her şeyin zorunluluk altında olduğunu söylemesini, insanın hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini söyleyen bir yazgıcılık olarak okumak, onun asıl vurgusunun nedensiz hiçbir şeyin olmadığı ve bir aklın gereksiz olduğu olduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, zorunluluğun bir amaç yerine bir nedensellik zinciri koyduğunu görmektir.
Yaygın yanlışLeukippos ile Demokritos'u kesin çizgilerle ayırmak.
İki düşünürün görüşlerini birbirinden kesin olarak ayırmaya çalışmak, antik kaynakların onları çoğu zaman birlikte anlattığını ve Leukippos hakkındaki bilgimizin çok sınırlı olduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, ayrımın yapılabildiği yerde yapılmasını, ama belirsizliğin açıkça kabul edilmesini sağlamaktır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Leukippos, Elealıların boşluk olmadan hareketin olamayacağı öncülünü kabul etti, ama hareketin var olduğunu da kabul ederek boşluğun var olması gerektiği sonucuna vardı ve olmayanı hiçlik değil cisim olmayan olarak yeniden tanımladı.
Aristoteles'in Oluş ve Yok Oluş Üzerine'si Leukippos'un Elealılarla nerede uzlaştığını ve olanı dolu, sayısız ve görünmeyecek kadar küçük parçalar olarak nasıl yeniden tanımladığını anlattı, Aetios Leukippos'tan kalan hiçbir şeyin gelişigüzel olmadığını söyleyen tek cümleyi korudu, Furley ise atomların bölünemezliğinin Elealıların bölünme ikilemlerine kavramsal bir cevap olduğunu savundu.
Bir ikileme verilen cevap dört adımla değerlendirilir: ikilemi yazmak, cevabın hangi öncülü kabul ettiğini belirlemek, hangi öncülü reddettiğini ve hangi kavramı yeniden tanımladığını göstermek ve bu yeniden tanımın bedelini sormak.
Çelişki, varlık ve köken itirazları, olmayanın bir anlamda olmayan başka bir anlamda var olabildiğini, argümanın kimin ağzından çıktığından bağımsız değerlendirilebildiğini ve atomcuların başlangıcı olmayan bir hareketi kabul ederek bir ilk hareket ettiriciyi gereksiz saydığını gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden Leukippos'un atomculuğu, Parmenides'in bölünmezlik koşulunu küçük parçalara taşıyan, boşluğu kabul ederek hareketi kurtaran ve amaç yerine zorunluluğu koyan bir kuramdır.
Sonraki derse köprü
Leukippos'un kuramı, dünyanın gerçekte yalnızca dolu parçalardan ve boşluktan oluştuğunu söylüyordu. Ama o zaman, duyularımızın bize gösterdiği renkler, tatlar ve sıcaklıklar neydi? Bir elmanın kırmızılığı ya da balın tatlılığı, atomların ya da boşluğun bir özelliği değildi. Kerem, serginin bir sonraki panosunun, Leukippos'un kuramını geliştiren ve bu soruyu açıkça soran Abderalı Demokritos'a ayrılması gerektiğini düşünüyor.
Selin, Demokritos'un tatlının, acının, sıcağın, soğuğun ve rengin yalnızca yasayla, gerçekte ise yalnızca atomların ve boşluğun var olduğunu söylediğini okumuş. Tolga, Demokritos'un iki tür bilgi ayırdığını, birine gerçek, ötekine karanlık bilgi dediğini hatırlıyor. Lina ise Demokritos'un bir parçasında duyuların akla seslenip, kanıtlarını bizden aldığın hâlde bizi mi yıkmaya çalışıyorsun, dediğini okumuş ve bunun Demokritos'un kendi kuramına bir tehdit olduğunu düşünüyor.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Demokritos dersi, Demokritos'un tatların ve renklerin yalnızca yasayla, gerçekte ise yalnızca atomlar ve boşluğun var olduğunu söylerken neyi kastettiğini, gerçek bilgi ile karanlık bilgiyi nasıl ayırdığını ve duyuların akla verdiği cevabın neden kendi kuramını tehdit ettiğini soruyor.