Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Anaksagoras, hiçten hiçbir şey çıkmaz ilkesini Empedokles'ten daha sıkı uyguladı: saç saç olmayandan doğamadığı için, saç, et, kemik ve bütün öteki maddeler doğmamış öğelerdir ve her şeyde her şeyden bir pay vardır.
Simplikios'un Fizik şerhi Anaksagoras'ın her şeyin birlikte olduğu ilk karışımı ve en küçüğün olmadığını anlatan parçalarını korudu, Aristoteles'in Fizik'i onun sonsuz ilkeler koyduğunu açıklayıp sonsuzun bilinemeyeceği gerekçesiyle eleştirdi, Diogenes Laertios ise onun güneşi kızgın bir taş sayması yüzünden Atina'da yargılandığını anlatan birbiriyle çelişen öyküleri derledi.
Bir ilkeyi sonuna kadar uygulayan kuram dört adımla değerlendirilir: ilkeyi yazmak, önceki kuramın ilkeyi nerede tam uygulamadığını göstermek, yeni kuramın ilkeyi nasıl eksiksiz uyguladığını izlemek ve bu eksiksizliğin bedelini sormak.
Bilinemezlik, gözlem ve boş açıklama itirazları, baskınlık ilkesinin bir şeyi bilmek için baskın payları bilmeyi yeterli saydığını, Anaksagoras'ın yanlışının ilkesinde değil ilkenin uygulandığı düzeyde olduğunu ve ilkenin bir öngörü değil bir olanaksızlık kuramı olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden Anaksagoras'ın kuramı, Parmenides'in ilkesine en sadık çoğulcu kuramdır; bu sadakat onu sezgiye aykırı kılar, ama bir maddenin nitelikleri ile bileşenleri arasındaki ilişki sorusunu keskin biçimde ortaya koyar.
Açılış sahnesi
Kerem, serginin Anaksagoras panosu için bir kavanoz hazırlatmış. Kavanozun içinde bir dilim ekmek duruyor. Etiketinde, Anaksagoras'ın sorusu yazıyor: saç, saç olmayandan nasıl oluşabilir, et, et olmayandan nasıl oluşabilir? Bir insan ekmek yer ve su içer; birkaç hafta sonra bu ekmek ve su onun saçına, etine, kemiğine dönüşmüştür. Empedokles bu dönüşümü, dört kökün oranlarının değişmesiyle açıklıyordu. Ama Anaksagoras'a göre bu açıklama yetmiyordu. Saç, saç olmayan bir karışımdan oranlar değişerek doğuyorsa, saç olmayandan saç doğmuş olmuyor muydu? Kerem, kavanozun yanına Anaksagoras'ın cevabını yazmaya hazırlanıyor ve cevabın kendisinin sorudan daha tuhaf olduğunu fark ediyor: ekmeğin içinde zaten saç, et ve kemik vardı.
Selin, Anaksagoras'ın en küçük bir şey olmadığını, her küçüğün daha küçüğü olduğunu söylediğini okumuş. Tolga, Anaksagoras'ın karın siyah olduğunu savunduğunu, çünkü karın donmuş su, suyun ise koyu renkli olduğunu söylediğini duymuş. Lina, Anaksagoras'ın Yunanlıların doğmak ve yok olmak sözcüklerini yanlış kullandığını, bunlar yerine karışmak ve ayrışmak demeleri gerektiğini söylediği bir parçayı bir dil sorusu olarak ilginç buluyor. Barış, Anaksagoras'ın güneşin bir tanrı değil kızgın bir taş olduğunu söylediği için Atina'da dinsizlikle yargılandığını okumuş. Defne ise besinin bedene nasıl dönüştüğü sorusunun bugün de fizyolojinin temel sorularından biri olduğunu düşünüyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Presokratikler kursunda, Anaksagoras'ın dört kök yerine neden sayısız öğe önerdiğini, her şeyde her şeyden bir pay bulunduğunu söylerken neyi kastettiğini ve saçın saç olmayandan nasıl doğabileceği sorusuna nasıl cevap verdiğini soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Empedokles dersi, Empedokles'in Parmenides'in ilkesini dört kökü doğmamış ve yok olmaz sayarak koruduğunu ve doğumu köklerin karışması olarak açıkladığını gösterdi. O dersin sonunda, oranların değişmesinin gerçekten yeni bir şeyin doğmasını açıklayıp açıklamadığı sorusu açık kaldı. Akademinin önceki derslerinde hiçten hiçbir şey çıkmaz ilkesi, Curd'ün yüklemsel tekçilik okuması ve Parmenides'ten sonraki çoğulcuların onun koşullarını kabul ettiği görüşü tanıtılmıştı. Bu ders, Anaksagoras'ın bu koşulları Empedokles'ten daha sıkı biçimde nasıl uyguladığını inceliyor. Anaksagoras'ın bu karışımı başlatan ve yöneten güç olarak gösterdiği akıl ise sonraki derse kalıyor.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Simplikios, Aristoteles'in Fizik'i üzerine şerhinde, Anaksagoras'ın kitabının başlangıcını ve karışım üzerine parçalarını aktarır. Aristoteles, Fizik'in birinci kitabının dördüncü bölümünde, Anaksagoras'ın sonsuz sayıda ilke önermesinin nedenini açıklar ve bu öneriyi eleştirir. Diogenes Laertios, Ünlü Filozofların Yaşamları'nın ikinci kitabında, Anaksagoras'ın Atina'ya gelişini, gök cisimleri hakkındaki görüşleri yüzünden yargılanmasını ve kentten ayrılmasını anlatır.
Ardından üç itirazı tartacağız: sonsuz bir karışımın bilinemeyeceği, her şeyde her şeyin bulunmasının gözlemle çeliştiği ve bu ilkenin her şeyi açıklarken hiçbir şeyi açıklamadığı itirazları.
Sonda, bir ilkeyi sonuna kadar uygulayan bir kuramı değerlendirmenin dört adımını göstereceğiz: ilkeyi yazmak, önceki kuramın ilkeyi nerede tam uygulamadığını göstermek, yeni kuramın ilkeyi nasıl eksiksiz uyguladığını izlemek ve bu eksiksizliğin bedelini sormak.
Merkez soru
Sorumuz şu: Anaksagoras, her şeyde her şeyden bir pay bulunduğunu söylerken neyi kastediyordu ve bu ilke, saçın saç olmayandan nasıl doğabileceği sorusuna nasıl bir cevap veriyordu?
Ölçülü iddiam şu: Anaksagoras, hiçten hiçbir şey çıkmaz ilkesini Empedokles'ten daha sıkı biçimde uyguladı. Empedokles'e göre saç, dört kökün belirli bir oranda karışmasıydı; ama o zaman saç, saç olmayan köklerden doğmuş oluyordu ve bu, olmayandan bir şeyin doğmasına tehlikeli biçimde yaklaşıyordu. Anaksagoras bu tehlikeyi, saçın kendisinin de doğmamış ve yok olmaz bir öğe olduğunu söyleyerek ortadan kaldırdı. Saç, et, kemik, altın ve bütün öteki maddeler, sıcak ve soğuk gibi karşıtlar, her biri başlangıçtan beri var olan öğelerdir. Ekmek saça dönüşebiliyorsa, bunun nedeni ekmekte zaten saçtan bir pay bulunmasıdır. Her şeyde her şeyden bir pay vardır ve bir şey, içinde en çok bulunan öğeye göre adlandırılır. Bu, hiçbir şeyin gerçekten doğmadığını, yalnızca zaten var olanın görünür hâle geldiğini söyleyen bir kuramdır. Kuramın bir bedeli vardır: her şeyin her şeyde bulunabilmesi için maddenin sonsuzca bölünebilmesi, hiçbir en küçük parçanın bulunmaması gerekir ve bu, dünyayı duyuların asla tam kavrayamayacağı bir karışım yapar. Sonuç olarak Anaksagoras'ın kuramı, Parmenides'in ilkesine en sadık çoğulcu kuramdır, ama bu sadakat, onu sezgiye en aykırı kuramlardan biri yapar. Bu kuram, bugünkü kimyanın cevaplarını vermez, ama onun sorularından birini, bir maddenin nitelikleri ile bileşenleri arasındaki ilişki sorusunu, keskin biçimde ortaya koyar.
Sıfır noktası
Bir öğrenci "her şeyde her şeyden bir pay vardır" cümlesini ilk kez okuduğunda, onu bir mecaz ya da bir bilmece sanır. Bir elmanın içinde demir, bir taşın içinde süt bulunamaz. Bu okumada Anaksagoras, bir doğa kuramı değil, bir şiirsel sezgi, belki de her şeyin birbirine bağlı olduğunu söyleyen bir bilgelik cümlesi sunar.
Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Anaksagoras'ın cümlesi bir mecaz değil, bir argümanın sonucudur. Argüman, Parmenides'in ilkesinden, olmayandan hiçbir şeyin doğamayacağından başlar ve besinin bedene dönüşmesi gibi sıradan bir gözlemle birleşir. Ekmek saça dönüşüyorsa ve saç saç olmayandan doğamıyorsa, ekmekte saç olmalıdır. İkincisi, Anaksagoras'ın kuramı, bir elmada demir bulunduğunu söylemekle kalmaz, bunun neden görünmediğini de açıklar. Bir şeyin içinde çok az bulunan bir öğe, duyularımızın sezemeyeceği kadar küçük bir payla bulunur ve şey, içinde baskın olan öğeye göre görünür.
Bu yüzden Anaksagoras'ı anlamak, onun tuhaf cümlesini bir argümanın sonucu olarak izlemeyi gerektirir. Anaksagoras, İÖ beşinci yüzyılın başlarında İonya'daki Klazomenai kentinde doğdu ve felsefeyi Atina'ya taşıyan ilk düşünür olarak anılır. Orada Perikles'in çevresinde yaşadı. Onun kitabı, Platon'un Sokrates'inin anlattığına göre, Atina'da çarşıda ucuza satın alınabiliyordu.
Görüşler ve pozisyonlar
"Her şeyde her şeyden bir pay vardır" cümlesindeki "her şey"in neyi kapsadığı konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, geniş okumadır. Buna göre "her şey", bütün maddeleri kapsar: saç, et, kemik, altın, taş, ağaç ve sayısız başka madde, ayrıca sıcak ile soğuk gibi karşıtlar. Her maddenin içinde öteki bütün maddelerden bir pay vardır. Bu okuma, besin argümanıyla ve saçın saç olmayandan doğamayacağı parçasıyla en iyi uyuşan okumadır.
İkinci görüş, karşıtlar okumasıdır. Buna göre "her şey", yalnızca karşıt nitelikleri, sıcak ile soğuğu, ıslak ile kuruyu, parlak ile karanlığı kapsar. Her maddenin içinde bu karşıtların hepsinden bir pay vardır ve bir madde, içindeki karşıtların oranına göre farklılaşır. Bu okuma, kuramı daha sade kılar ve bazı yorumcuların geniş okumayı fazla tuhaf bulmasından doğmuştur.
Üçüncü görüş, karma okumadır. Buna göre Anaksagoras hem maddeleri hem karşıtları öğe saymıştır. Simplikios'un aktardığı ve karışımda ıslak ile kurunun, sıcak ile soğuğun yanında sayısız tohumun da bulunduğunu söyleyen parça, bu iki türü yan yana sayar.
Bu ders birinci görüşü temel alır ve üçüncü görüşün, karşıtların da öğeler arasında bulunduğu gözlemini kabul eder. İkinci görüş, kuramı sadeleştirir, ama besin argümanını zayıflatır: ekmekteki sıcaklık ve kuruluk, saçın saç olarak neden doğduğunu açıklamaz, çünkü o zaman saç, saç olmayan karşıtlardan doğmuş olur. Bu, tam da Anaksagoras'ın Empedokles'e yönelttiği itirazdır. Birinci görüş, Anaksagoras'ın kuramını tuhaf kılar, ama onu kendi argümanıyla tutarlı kılar.
Argümanın yapısı
Bir ilkeyi sonuna kadar uygulayan bir kuramı değerlendirmek için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, ilkeyi yazmaktır. Değerlendiren, kuramın dayandığı ilkeyi bir cümleyle belirtir.
İkinci adım, önceki kuramın ilkeyi nerede tam uygulamadığını göstermektir. Değerlendiren, rakip ya da önceki bir kuramın ilkeyi kabul ettiği hâlde onu hangi noktada çiğnediğini ya da gevşettiğini belirler.
Üçüncü adım, yeni kuramın ilkeyi nasıl eksiksiz uyguladığını izlemektir. Değerlendiren, yeni kuramın bu noktada ne yaptığını ve ilkeyi korumak için hangi yeni varsayımları kabul ettiğini yazar.
Dördüncü adım, bu eksiksizliğin bedelini sormaktır. Değerlendiren, ilkenin eksiksiz uygulanmasının kuramı hangi tuhaf ya da sezgiye aykırı sonuçlara götürdüğünü ve bu sonuçların kabul edilebilir olup olmadığını değerlendirir.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Anaksagoras'ı ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Anaksagoras, hiçten hiçbir şey çıkmaz ilkesini Empedokles'ten daha sıkı biçimde uyguladı. Kerem'in ekmek kavanozu, besinin bedene dönüşmesinin, ekmekte zaten saç ve et bulunduğu varsayımıyla açıklandığını ve baskınlık ilkesinin bunların neden görünmediğini açıkladığını gösterdi. Lina'nın doğum ve ölüm sözcükleri, Anaksagoras'ın önerisinin bir dil reformu olduğunu gösterdi. Defne'nin sindirim sorusu, Anaksagoras'ın sorusunun doğru, cevabının yanlış düzeyde olduğunu gösterdi. Selin'in bölünen pastası, ilkenin sonsuz bölünebilirliği ve saf bir öğenin yokluğunu gerektirdiğini gösterdi. Tolga'nın siyah karı, bir şeyin niteliğinin bileşenlerinin toplamı olduğu varsayımının sınırlarını gösterdi. Barış'ın dinsizlik davası, doğa araştırmasının bir toplumsal risk de taşıdığını gösterdi. Anaksagoras'ın kuramı, Parmenides'in ilkesine en sadık çoğulcu kuramdır.
Açık kalan sorular
Defne'nin sindirim sorusu, Anaksagoras'ın cevabının yanlış düzeyde olduğunu gösterdi. Ama doğru düzey hangisidir? Bugünkü kimyanın yapı taşları da daha temel parçalardan oluşuyorsa, dönüşümün sonucunu oluşturan şeyin başlangıçta bulunduğu ilkesi, hangi düzeyde durur?
Tolga'nın siyah karı, bir maddenin renginin bileşenlerinden değil, onların yapısından doğabileceğini gösterdi. Bir bütünün, parçalarında bulunmayan nitelikleri olabilir mi? Olabiliyorsa, bu nitelikler olmayandan mı doğar?
Barış'ın dinsizlik davası, bir doğa kuramının bir toplumun inançlarıyla çatışabileceğini gösterdi. Bir kuramın doğruluğu, onun toplumsal sonuçlarından bağımsız olarak mı değerlendirilmelidir?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlış"Her şeyde her şeyden pay" cümlesini bir mecaz saymak.
Anaksagoras'ın cümlesini, her şeyin birbirine bağlı olduğunu söyleyen şiirsel bir sezgi olarak okumak, onun Parmenides'in ilkesinden ve besin gözleminden çıkan bir argümanın sonucu olduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, cümleyi bir doğa kuramının ilkesi olarak okumak ve onu doğuran argümanı izlemektir.
Yaygın yanlışAnaksagoras'ı Empedokles'in bir çeşitlemesi saymak.
Anaksagoras'ın kuramını, dört kök yerine daha fazla öğe koyan bir Empedokles kuramı olarak görmek, Anaksagoras'ın Empedokles'in oran açıklamasını olmayandan doğuşa yaklaştığı gerekçesiyle reddettiğini gözden kaçırır. Doğrusu, Anaksagoras'ın ilkeyi daha sıkı uyguladığını ve bunun onu sonsuz öğeye ve sonsuz bölünmeye götürdüğünü görmektir.
Yaygın yanlışAnaksagoras'ı bugünkü kimyayla çürütülmüş sayıp bırakmak.
Anaksagoras'ın cevabının yanlış olduğunu gösterip onun sorusunu da bir kenara atmak, bir maddenin başka bir maddeye dönüşmesinin nasıl açıklanacağı sorusunun bugün de geçerli olduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, sorunun kalıcılığını ve cevabın hangi düzeyde yanlış olduğunu ayırmaktır.
Yaygın yanlış"Eş parçalı madde" terimini Anaksagoras'a ait saymak.
Eş parçalı madde terimini Anaksagoras'ın kendi terimi olarak sunmak, onun Aristoteles'in bir terimi olduğunu ve Anaksagoras'ın kendi sözcüklerinde bulunup bulunmadığının tartışmalı olduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, terimi Aristoteles'in Anaksagoras'ı okuma biçiminin bir parçası olarak sunmaktır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Anaksagoras, hiçten hiçbir şey çıkmaz ilkesini Empedokles'ten daha sıkı uyguladı: saç saç olmayandan doğamadığı için, saç, et, kemik ve bütün öteki maddeler doğmamış öğelerdir ve her şeyde her şeyden bir pay vardır.
Simplikios'un Fizik şerhi Anaksagoras'ın her şeyin birlikte olduğu ilk karışımı ve en küçüğün olmadığını anlatan parçalarını korudu, Aristoteles'in Fizik'i onun sonsuz ilkeler koyduğunu açıklayıp sonsuzun bilinemeyeceği gerekçesiyle eleştirdi, Diogenes Laertios ise onun güneşi kızgın bir taş sayması yüzünden Atina'da yargılandığını anlatan birbiriyle çelişen öyküleri derledi.
Bir ilkeyi sonuna kadar uygulayan kuram dört adımla değerlendirilir: ilkeyi yazmak, önceki kuramın ilkeyi nerede tam uygulamadığını göstermek, yeni kuramın ilkeyi nasıl eksiksiz uyguladığını izlemek ve bu eksiksizliğin bedelini sormak.
Bilinemezlik, gözlem ve boş açıklama itirazları, baskınlık ilkesinin bir şeyi bilmek için baskın payları bilmeyi yeterli saydığını, Anaksagoras'ın yanlışının ilkesinde değil ilkenin uygulandığı düzeyde olduğunu ve ilkenin bir öngörü değil bir olanaksızlık kuramı olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden Anaksagoras'ın kuramı, Parmenides'in ilkesine en sadık çoğulcu kuramdır; bu sadakat onu sezgiye aykırı kılar, ama bir maddenin nitelikleri ile bileşenleri arasındaki ilişki sorusunu keskin biçimde ortaya koyar.
Sonraki derse köprü
Anaksagoras'ın ilk karışımında her şey her şeyle birlikteydi. Ama bir şey bu karışımın dışında kalıyordu. Simplikios'un aktardığı bir parçada Anaksagoras, her şeyin her şeyden bir pay taşıdığını, ama aklın, Nous'un, hiçbir şeyle karışmadığını, yalnızca kendi başına olduğunu söylüyordu. Kerem, serginin bir sonraki panosunun bu karışmayan şeye ayrılması gerektiğini düşünüyor.
Selin, Anaksagoras'ın Nous'un her şeyi bildiğini ve ilk karışımda bir dönmeyi başlattığını, bu dönmenin şeyleri birbirinden ayırdığını söylediğini okumuş. Tolga, Platon'un Phaidon'unda Sokrates'in gençliğinde Anaksagoras'ın kitabını büyük bir heyecanla okuduğunu, ama sonra hayal kırıklığına uğradığını anlattığını hatırlıyor. Defne ise bir aklın, kendisi hiçbir şeyle karışmadan, maddeyi nasıl hareket ettirebileceğini soruyor.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Nous dersi, Anaksagoras'ın karışıma katılmayan tek şey olarak neden Nous'u, aklı gösterdiğini, Nous'un ilk karışımda dönmeyi nasıl başlattığını ve Sokrates'in Anaksagoras'ın kitabını okuduğunda neden hayal kırıklığına uğradığını soruyor.