Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Parmenides'in "düşünmek ile olmak aynıdır" dizesi, bir idealizm değil, düşüncenin nesnesine dair bir iddiadır ve "noein" fiili olanı olduğu gibi kavramayı anlatan bir başarı fiili olarak okunduğunda, olmayanın düşünülemeyeceği ilkesi olmayanın fark edilemeyeceği kadar sıradan bir ilkeye dönüşür.
Parmenides'in üçüncü ve sekizinci parçaları düşüncenin olana bağlı olduğunu söyledi, Platon'un Sofist'i Parmenides'in dizesini alıntılayıp olmayanı başkalık olarak yeniden tanımladı ve yanlışlığı bir ad ile bir fiilin yanlış birleşmesi olarak açıkladı, Kahn'ın Parmenides'in Tezi ise "olmak" fiilinin doğruluk bildiren kullanımını öne çıkararak ilkeyi bilginin doğruluğu gerektirdiği düşüncesine yaklaştırdı.
Bir düşünme ya da söyleme fiilinin neyi gerektirdiği dört adımla sınanır: fiilin türünü belirlemek, nesnesinin ne olması gerektiğini sormak, yanlış bir durumda nesnesini bulmak ve ilkeyi koruyan bir ayrım aramak.
Hayal gücü, idealizm ve karışıklık itirazları, "noein" fiilinin hayal etmeyi değil kavramayı anlattığını, dizenin bir kuruluşunda bağımlılığın düşünceden olana doğru olduğunu ve Parmenides'in karışıklığının bir cümle kuramının gerekliliğini ilk kez gösterdiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden Parmenides'in ilkesi doğru bir kavrayış için geçerli, ama yanlış bir cümle için yetersizdir ve bu yetersizlik, felsefede ilk kez bir cümlenin yapısı üzerine düşünmeyi zorunlu kılmıştır.
Açılış sahnesi
Kerem, serginin Parmenides bölümünün son panosu için iki çeviri arasında kalmış. Birinci çeviri, Parmenides'in kısa bir parçasını şöyle veriyor: "Düşünmek ile olmak aynı şeydir." İkinci çeviri ise aynı Yunanca dizeyi başka türlü kuruyor: "Aynı şey hem düşünülmek hem de olmak içindir." Kerem, iki cümlenin çok farklı şeyler söylediğini görüyor. Birincisi, düşünmenin kendisinin bir tür varlık olduğunu, belki de dünyanın bir düşünce olduğunu söylüyor gibiydi. İkincisi ise daha ölçülüydü: düşünülebilen şey, var olabilen şeydi. Dize yalnızca sekiz sözcükten oluşuyordu ve Kerem, bu kadar kısa bir dizenin bu kadar farklı okunabilmesine şaşırıyor. Hangi çeviriyi panoya koyarsa, Parmenides'e başka bir felsefe yüklemiş olacaktı.
Lina, Yunancadaki "noein" fiilinin düşünmekten çok fark etmek ve kavramak anlamına geldiğini okumuş; bir şeyi fark etmek için orada bir şeyin olması gerekiyordu. Tolga, olmayanın düşünülemeyeceği ilkesinin yanlış cümleleri nasıl açıklayacağını hâlâ çözemediğini söylüyor. Selin, Platon'un bir diyaloğunda, Elealı bir yabancının Parmenides'e karşı çıkmayı bir baba katline benzettiğini hatırlıyor. Barış, bir mahkemede yalan tanıklığın bir suç olduğunu, ama Parmenides'e göre olmayanı söylemenin olanaksız olduğunu düşününce bir çelişki gördüğünü söylüyor. Defne ise bir kolunu kaybetmiş hastaların artık var olmayan bir kolda ağrı duyduğunu anlatıyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Presokratikler kursunda, Parmenides'in düşünmek ile olmanın aynı olduğunu söylerken neyi kastettiğini, olmayanı düşünmenin neden olanaksız sayıldığını ve bu ilkenin, yanlış bir cümle kurmanın nasıl mümkün olduğu sorusunu nasıl doğurduğunu soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Varlık dersi, tanrıçanın olanın işaretlerini, olmayanın düşünülemeyeceği ilkesinden çıkardığını ve bu kanıtlamanın gizli varsayımlarını inceledi. O dersin sonunda, bu ilkenin kendisinin neye dayandığı sorusu açık kaldı. Akademinin önceki derslerinde öznesiz "olan" ifadesi, Owen'ın öznenin düşünülebilen ve söylenebilen her şey olduğu önerisi ve tanrıçanın olmayan yolunu kapatması incelenmişti. Olumsuz bir cümlenin çoğu zaman var olan bir şey hakkında konuştuğu da görülmüştü. Bu ders, düşünme ile olmanın ilişkisini ve bu ilişkinin yanlışlık için doğurduğu sorunu inceliyor ve Değişim ve varlık modülünü kapatıyor.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Parmenides'in üçüncü parçası ve sekizinci parçanın birkaç dizesi, düşünmek ile olmanın aynı olduğunu ve olan olmadan düşünmenin bulunamayacağını söyler. Platon, Sofist diyaloğunda, Parmenides'in bir dizesini alıntılayarak yanlış bir cümlenin nasıl mümkün olduğunu sorar ve bir çözüm önerir. Charles Kahn, 1969 tarihli Parmenides'in Tezi makalesinde, Parmenides'in "olmak" fiilini öncelikle "doğru olmak" ya da "gerçekten böyle olmak" anlamında kullandığını savunur.
Ardından üç itirazı tartacağız: hayali şeyleri düşünebildiğimiz, düşünme ile olmanın özdeşliğinin dünyayı zihne bağımlı kılan bir idealizm olduğu ve Parmenides'in yalnızca "olmayan" ile "başka olan"ı karıştırdığı itirazları.
Sonda, bir düşünme ya da söyleme fiilinin neyi gerektirdiğini sınamanın dört adımını göstereceğiz: fiilin ne tür bir fiil olduğunu belirlemek, fiilin nesnesinin ne olması gerektiğini sormak, bir yanlış durumda fiilin nesnesinin ne olduğunu bulmak ve ilkeyi koruyan bir ayrım aramak.
Merkez soru
Sorumuz şu: Parmenides düşünmek ile olmanın aynı olduğunu söylerken neyi kastediyordu ve olmayanın düşünülemeyeceği ilkesi, yanlış bir cümle kurmanın nasıl mümkün olduğunu açıklayabilir mi?
Ölçülü iddiam şu: Parmenides'in "düşünmek ile olmak aynıdır" dizesi, düşüncenin varlığı yarattığını söyleyen bir idealizm değil, düşüncenin nesnesine dair bir iddiadır. Yunanca "noein" fiili, Parmenides'in çağında, bir şeyi olduğu gibi fark etmek ve kavramak anlamına geliyordu; tıpkı Türkçedeki "fark etmek" gibi, başarıyı içeren bir fiildi. Bir şeyi fark etmek için, orada fark edilecek bir şey olmalıdır. Parmenides'in iddiası, bu anlamda düşünmenin her zaman olan bir şeyi kavramak olduğudur. Kahn'ın gösterdiği gibi, "olmak" fiili de burada "gerçekten böyle olmak" anlamını taşır: bilinen şey, doğru olandır. Bu okumada Parmenides'in ilkesi güçlü ve savunulabilirdir: gerçek bir kavrayışın nesnesi, gerçekten olandır. Ama bu ilke, bütün düşünceyi ve bütün söylemi kapsayacak biçimde genişletildiğinde bir sorun doğurur. Yanlış bir cümle, olmayanı söylemek gibi görünür ve Parmenides'e göre olmayan söylenemez. Öyleyse yanlış cümle olanaksız olmalıdır. Bu sonuç, Platon'u Sofist'te Parmenides'in ilkesini değiştirmeye, olmayanı bir "başka olan" olarak yeniden tanımlamaya ve bir cümlenin bir ad ile bir fiilden kurulduğunu göstermeye zorlar. Sonuç olarak Parmenides'in ilkesi, doğru bir kavrayış için geçerli, ama yanlış bir cümle için yetersizdir ve bu yetersizlik, felsefede ilk kez bir cümlenin yapısı üzerine düşünmeyi zorunlu kılar.
Sıfır noktası
Bir öğrenci "düşünmek ile olmak aynıdır" cümlesini okuduğunda, çoğu zaman sonraki yüzyılların felsefelerini hatırlar: bir şeyin var olmasının onun algılanması ya da düşünülmesi olduğunu söyleyen görüşler. Bu okumada Parmenides, dünyanın bir düşünce olduğunu, zihnin dışında hiçbir şeyin bulunmadığını söyleyen ilk idealisttir.
Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Parmenides'in şiirinde düşünce, dünyayı yaratan değil, dünyayı izleyen bir etkinliktir. Tanrıça, genç adama olanın nasıl olduğunu öğretir; olan, onun düşünmesinden önce ve ondan bağımsız olarak vardır. İkincisi, dizenin Yunancası, iki farklı biçimde kurulabilir. Bir kuruluşta "aynı şey düşünmek ve olmaktır" der; öbüründe "aynı şey düşünülmek ve olmak içindir". İkinci kuruluşta dize, düşünme ile olmanın özdeş olduğunu değil, düşünülebilen şey ile var olabilen şeyin aynı olduğunu söyler.
Bu yüzden dizeyi anlamak, onu sonraki felsefelerin gözüyle değil, Parmenides'in kendi dilinin ve şiirinin bağlamı içinde okumayı gerektirir. Dizenin bağlamı, tanrıçanın olmayan yolunu kapattığı parçalardır. Orada tanrıça, olmayanın ne bilinebileceğini ne gösterilebileceğini söylemiş, ardından bu kısa dizeyi eklemişti. Dize, bir gerekçe olarak okunabilir: olmayan bilinemez, çünkü düşünülebilen ile olan aynıdır.
Görüşler ve pozisyonlar
Parmenides'in düşünme ile olmayı nasıl ilişkilendirdiği konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, özdeşlik okumasıdır. Buna göre Parmenides, düşünce ile varlığın gerçekten aynı şey olduğunu söylemiştir. Varlık, düşünen bir şeydir ya da düşünce, varlığın kendisidir. Bu okuma, Plotinos'tan başlayarak birçok sonraki filozofun Parmenides'i kendi öncüsü olarak görmesine yol açmıştır.
İkinci görüş, nesne okumasıdır. Buna göre Parmenides, düşüncenin her zaman bir nesnesi olduğunu ve bu nesnenin olan bir şey olması gerektiğini söylemiştir. Düşünmek, bir şeyi düşünmektir; hiçbir şeyi düşünmek, düşünmemektir. Owen'ın öznesiz "olan" okuması bu görüşe dayanır.
Üçüncü görüş, doğruluk okumasıdır. Buna göre Parmenides'in "olmak" fiili öncelikle "doğru olmak" ya da "gerçekten böyle olmak" anlamında kullanılır ve "noein" fiili de bir şeyi doğru olarak kavramak anlamına gelir. Parmenides'in iddiası, bilginin nesnesinin doğru olan, gerçekten böyle olan olduğudur. Kahn bu görüşün savunucusudur.
Bu ders ikinci ve üçüncü görüşü birlikte temel alır. Birinci görüş, dizenin sözcük sırasına sadık kalır. Ama tanrıçanın olanı düşünmeden önce ve ondan bağımsız olarak var saydığını ve dizenin bağlamda bir gerekçe olarak işlediğini açıklamakta zorlanır. İkinci görüş, düşüncenin bir nesnesi olması gerektiğini doğru görür, ama düşüncenin yanlış bir nesnesi olabileceğini hesaba katmaz. Üçüncü görüş, "noein" fiilinin bir başarı fiili olduğunu ve Parmenides'in asıl ilgisinin bilgi olduğunu gösterir. İki görüş birlikte, ilkenin neden güçlü olduğunu ve nerede zorlandığını açıklar.
Argümanın yapısı
Bir düşünme ya da söyleme fiilinin neyi gerektirdiğini sınamak için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, fiilin ne tür bir fiil olduğunu belirlemektir. Değerlendiren, fiilin bir başarıyı mı, yani nesnesinin gerçekten var olmasını mı gerektirdiğini, yoksa yalnızca bir girişimi mi anlattığını yazar.
İkinci adım, fiilin nesnesinin ne olması gerektiğini sormaktır. Değerlendiren, fiilin nesnesinin bir şey mi, bir durum mu, yoksa bir cümlenin içeriği mi olduğunu belirler.
Üçüncü adım, bir yanlış durumda fiilin nesnesinin ne olduğunu bulmaktır. Değerlendiren, fiil yanlış bir durumda kullanıldığında, örneğin bir yanılgıda ya da bir yalanda, onun neye yöneldiğini sorar.
Dördüncü adım, ilkeyi koruyan bir ayrım aramaktır. Değerlendiren, ilkenin doğru kalacağı ama yanlış durumu da açıklayacağı bir ayrım, örneğin bir fiilin iki kullanımı ya da bir nesnenin iki türü arasında bir ayrım önerir.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Düşünme ve söylemeyi ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Parmenides'in "düşünmek ile olmak aynıdır" dizesi, düşüncenin varlığı yarattığını söyleyen bir idealizm değil, düşüncenin nesnesine dair bir iddiadır. Kerem'in iki çevirisi, dizenin bağlamda bir gerekçe olarak işlediğini ve çeviri seçiminin bir yorum seçimi olduğunu gösterdi. Lina'nın "fark etmek" fiili, "noein" fiilinin bir başarı fiili olduğunu ve ilkenin bu okumada sıradan olduğunu gösterdi. Tolga'nın yanlış cümlesi ve Barış'ın yalan tanıklığı, yanlışlığın olmayanı söylemek değil, var olan şeyleri yanlış bir biçimde birleştirmek olduğunu gösterdi. Selin'in baba katli, Platon'un Parmenides'i çürütmeden sınırladığını gösterdi. Defne'nin hayalet kolu, bir yanlış algının bir yanlış cümle gibi düzeltilerek ortadan kalkmadığını gösterdi. Parmenides'in ilkesi, doğru bir kavrayış için geçerli, ama yanlış bir cümle için yetersizdir.
Açık kalan sorular
Lina'nın "fark etmek" fiili, "noein" fiilinin bir başarı fiili olarak okunabileceğini gösterdi. Parmenides bütün düşünceyi mi yoksa yalnızca başarılı bir kavrayışı mı kastediyordu? Tanrıçanın olmayan yolunu kapatırken sanıyı ve hayal gücünü de kapatıp kapatmadığını nasıl bilebiliriz?
Platon'un çözümü, olmayanı başkalık olarak yeniden tanımladı. Ama "Theaitetos uçuyor" cümlesinin yanlışlığını açıklamak için, uçmanın Theaitetos'tan başka olduğunu söylemek yeterli midir? Oturmak da Theaitetos'tan başkadır, ama "Theaitetos oturuyor" doğrudur. Başkalık, yanlışlığı tam olarak açıklayabilir mi?
Defne'nin hayalet kolu, bir yanlış algının düzeltilerek ortadan kalkmadığını gösterdi. Yanlış bir cümle ile yanlış bir algı aynı türden mi yanlıştır? Bir algının nesnesi, bir cümlenin nesnesiyle aynı biçimde mi düşünülmelidir?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışDizeyi doğrudan bir idealizm olarak okumak.
"Düşünmek ile olmak aynıdır" dizesini dünyanın bir düşünce olduğu biçiminde okumak, dizenin başka bir kuruluşla düşünülebilen ile var olabilenin aynılığını söyleyebileceğini ve sekizinci parçanın düşüncenin olana bağlı olduğunu söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, farklı kuruluşları tanımak ve dizeyi bağlamı içinde okumaktır.
Yaygın yanlış"Noein" fiilini sıradan "düşünmek" diye çevirmek.
Parmenides'in "noein" fiilini hayal etmeyi ve tasarlamayı da kapsayan gündelik "düşünmek" sözcüğüyle karşılamak, ilkeyi gereksiz yere tuhaflaştırır. Doğrusu, fiilin bir başarıyı, olanı olduğu gibi kavramayı anlattığını görmektir.
Yaygın yanlışPlaton'un çözümünü Parmenides'in çürütülmesi saymak.
Sofist'teki çözümü, Parmenides'in ilkesinin tamamen reddedilmesi olarak görmek, Platon'un olmayanın mutlak bir hiçlik olarak düşünülemeyeceği iddiasını koruduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, çözümün ilkeyi sınırladığını ve onun çekirdeğini koruduğunu görmektir.
Yaygın yanlışYanlışlık sorununu bir sözcük oyunu saymak.
Yanlış bir cümlenin nasıl mümkün olduğu sorusunu, "olmayan" sözcüğünün belirsizliğinden doğan bir oyun olarak görmek, bu sorunun bir cümlenin yapısı üzerine ilk sistemli düşünmeyi zorunlu kıldığını gözden kaçırır. Doğrusu, sorunun bir cümlenin bir şeyi bir şeye nasıl yüklediğini açıklamayı gerektirdiğini görmektir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Parmenides'in "düşünmek ile olmak aynıdır" dizesi, bir idealizm değil, düşüncenin nesnesine dair bir iddiadır ve "noein" fiili olanı olduğu gibi kavramayı anlatan bir başarı fiili olarak okunduğunda, olmayanın düşünülemeyeceği ilkesi olmayanın fark edilemeyeceği kadar sıradan bir ilkeye dönüşür.
Parmenides'in üçüncü ve sekizinci parçaları düşüncenin olana bağlı olduğunu söyledi, Platon'un Sofist'i Parmenides'in dizesini alıntılayıp olmayanı başkalık olarak yeniden tanımladı ve yanlışlığı bir ad ile bir fiilin yanlış birleşmesi olarak açıkladı, Kahn'ın Parmenides'in Tezi ise "olmak" fiilinin doğruluk bildiren kullanımını öne çıkararak ilkeyi bilginin doğruluğu gerektirdiği düşüncesine yaklaştırdı.
Bir düşünme ya da söyleme fiilinin neyi gerektirdiği dört adımla sınanır: fiilin türünü belirlemek, nesnesinin ne olması gerektiğini sormak, yanlış bir durumda nesnesini bulmak ve ilkeyi koruyan bir ayrım aramak.
Hayal gücü, idealizm ve karışıklık itirazları, "noein" fiilinin hayal etmeyi değil kavramayı anlattığını, dizenin bir kuruluşunda bağımlılığın düşünceden olana doğru olduğunu ve Parmenides'in karışıklığının bir cümle kuramının gerekliliğini ilk kez gösterdiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden Parmenides'in ilkesi doğru bir kavrayış için geçerli, ama yanlış bir cümle için yetersizdir ve bu yetersizlik, felsefede ilk kez bir cümlenin yapısı üzerine düşünmeyi zorunlu kılmıştır.
Sonraki derse köprü
Parmenides'in ilkesi, sonraki düşünürlerin önüne iki yol bırakmıştı. Birincisi, Platon'un yaptığı gibi, olmayanı yeniden tanımlamaktı. İkincisi ise daha erken açıldı: olmayandan hiçbir şeyin doğamayacağını kabul edip, doğumu ve ölümü var olan şeylerin bir araya gelmesi ve ayrılması olarak açıklamak. Kerem, serginin bir sonraki bölümünün, Parmenides'ten sonra doğayı yeniden açıklamaya çalışan düşünürlere ayrılması gerektiğini düşünüyor.
Selin, Sicilyalı Empedokles'in ölümlü şeylerin hiçbirinin bir doğuşu ya da bir ölümü olmadığını, yalnızca karışma ve karışanların ayrışması olduğunu, insanların buna yalnızca doğum dediğini söylediği bir parçayı okumuş. Tolga, Empedokles'in dört kök saydığını, ateş, hava, su ve toprak, ve bunları birleştiren ve ayıran iki güçten, Sevgi ile Çekişme'den söz ettiğini hatırlıyor. Lina ise Empedokles'in Parmenides'ten farklı olarak, dinleyicisinden bütün duyularını kullanmasını, hiçbirine ötekinden fazla güvenmemesini istediğini okumuş.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Empedokles dersi, Empedokles'in olmayandan hiçbir şeyin doğamayacağını kabul ederken doğumu ve ölümü nasıl dört kökün karışması ve ayrışması olarak açıkladığını, Sevgi ile Çekişme'nin bu karışımda ne iş gördüğünü ve dinleyicisinden duyulara neden yeniden güvenmesini istediğini soruyor.