Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Parmenides'in sekizinci parçası, olmayanın düşünülemeyeceği ilkesinden olanın doğmamış, yok olmaz, bölünmez, hareketsiz ve tamamlanmış olduğu sonuçlarını çıkaran, felsefe tarihinin ilk uzun kanıtlamalarından biridir.
Parmenides'in sekizinci parçası tanrıçanın işaretleri sayıp tek tek kanıtladığı dizeleri içerdi, Aristoteles'in Fizik'i onun "olmak" sözcüğünü tek bir anlamda kullandığını gösterip doğuşu bir yoksunluktan ve bir olanaklılıktan doğuş olarak yeniden tanımladı, Curd'ün Parmenides'in Mirası ise işaretlerin tek bir şeyin değil, gerçekten var olan her şeyin kendi doğası bakımından tek olması gerektiğini söylediğini savundu.
Tek ilkeden çıkan bir kanıtlama dört adımla değerlendirilir: temel ilkeyi bulmak, her sonucun bu ilkeden nasıl çıkarıldığını göstermek, gizli bir varsayım aramak ve kanıtlamayı durduracak bir ayrım önermek.
Tek anlam, gözlem ve sınır itirazları, Aristoteles'in ayrımlarının Parmenides'in ilkesini reddetmeden onu yeniden tanımladığını, gözlemin bir sorunun varlığını gösterip çözümünü göstermediğini ve küre benzetmesinin bir tamamlanmışlığı anlattığını gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden Parmenides'in varlığı, bir evren betimlemesinden çok, gerçekten var olmanın ne demek olduğunun bir ölçütüdür ve Parmenides'ten sonraki düşünürler, onun sonuçlarını reddederken bile bu ölçütü kabul etmiştir.
Açılış sahnesi
Kerem, serginin Parmenides bölümünde bir yol çizimi yaptırmış. Yol, bir kapıdan başlıyor ve bir tepeye doğru uzanıyor. Yolun kenarına, tanrıçanın "olan" yolunun üzerinde bulunduğunu söylediği işaretleri, bir karayolundaki tabelalar gibi dizmek istiyor. İlk tabelada "doğmamış", ikincisinde "yok olmaz", üçüncüsünde "bütün ve tek türden", dördüncüsünde "sarsılmaz", beşincisinde "tamamlanmış" yazacaktı. Ama tabelaları dizerken bir şey Kerem'i rahatsız ediyor. Karayolundaki tabelalar, yolcuya ileride ne olduğunu haber verirdi. Tanrıçanın işaretleri ise yolun sonunda bulunan şeyin, olanın, özelliklerini sayıyordu. Bu özellikler nereden biliniyordu? Tanrıça onları görmüş müydü, yoksa bir akıl yürütmeyle mi çıkarmıştı?
Tolga, tanrıçanın olanın neden doğamayacağını sorarken, bir şeyin hiçlikten başlayarak neden daha önce değil de daha sonra doğmuş olsun diye sorduğunu okumuş. Selin, tanrıçanın olanın bölünemeyeceğini, çünkü onun her yerde aynı ölçüde dolu olduğunu söylediğini hatırlıyor. Lina, olanın iyi yuvarlanmış bir küreye benzetilmesinin tuhaf olduğunu, bir şeyin hem her şey hem de bir biçim taşıyan bir şey olamayacağını düşünüyor. Barış, tanrıçanın ölümlülerin doğmak, yok olmak ve yer değiştirmek gibi sözcükleri birer ad olarak koyduğunu söylediğini fark etmiş. Defne ise bir bebeğin doğumunun, hiçlikten bir şeyin doğması değil, var olan maddenin yeni bir biçim alması olduğunu düşünüyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Presokratikler kursunda, tanrıçanın "olan"ın doğmamış, yok olmaz, bölünmez ve hareketsiz olduğunu hangi kanıtlarla gösterdiğini, bu kanıtların olmayandan hiçbir şeyin doğamayacağı ilkesine nasıl dayandığını ve olanın neden bir küreye benzetildiğini soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Parmenides dersi, Parmenides'in şiirinin bir vahiy çerçevesine yerleştirilmiş bir argüman olduğunu ve tanrıçanın "olmayan" yolunu kapattığını gösterdi. O dersin sonunda, geriye kalan tek yol olan "olan" yolunun sonunda ne bulunduğu sorusu açık kaldı. Akademinin önceki derslerinde Parmenides'in varlığı doğmamış, yok olmaz, değişmez ve bölünmez bir bütün olarak gördüğü kısaca tanıtılmış, Aristoteles'in onu hareketsiz tek bir ilke savunan biri olarak sınıflandırdığı da anılmıştı. Bu ders, bu sonuçlara hangi kanıtlarla varıldığını adım adım izliyor. Düşünme ile olmanın ilişkisi sorusu ise sonraki derse kalıyor.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Parmenides'in şiirinin sekizinci parçası, tanrıçanın olanın işaretlerini sayıp her birini kanıtladığı ve bize büyük ölçüde Simplikios aracılığıyla ulaşan altmış kadar dizedir. Aristoteles, Fizik'in birinci kitabının üçüncü ve sekizinci bölümlerinde, Parmenides'in argümanını eleştirir ve oluşu açıklamanın yeni bir yolunu önerir. Patricia Curd, 1998 tarihli Parmenides'in Mirası kitabında, Parmenides'in yalnızca tek bir şeyin var olduğunu değil, gerçekten var olan her şeyin kendi doğası bakımından tek olması gerektiğini söylediğini savunur.
Ardından üç itirazı tartacağız: Parmenides'in "olmak" sözcüğünü tek bir anlamda kullandığı, sonuçlarının gözlemle çeliştiği ve bir küre gibi sınırlı bir varlığın dışında bir şey olması gerektiği itirazları.
Sonda, bir dizi sonucu tek bir ilkeden çıkaran bir kanıtlamayı değerlendirmenin dört adımını göstereceğiz: temel ilkeyi bulmak, her sonucun bu ilkeden nasıl çıkarıldığını göstermek, gizli bir varsayım aramak ve kanıtlamayı durduracak bir ayrım önermek.
Merkez soru
Sorumuz şu: Tanrıça, "olan"ın doğmamış, yok olmaz, bölünmez, hareketsiz ve tamamlanmış olduğunu hangi kanıtlarla gösteriyordu ve bu kanıtlar gerçekten yalnızca tek bir şeyin var olduğu sonucunu mu doğuruyordu?
Ölçülü iddiam şu: Parmenides'in sekizinci parçası, tek bir ilkeden bir dizi sonuç çıkaran, felsefe tarihinin ilk uzun kanıtlamalarından biridir. İlke, olmayanın ne düşünülebileceği ne söylenebileceğidir. Bu ilkeden, olanın doğamayacağı çıkar, çünkü doğmak, olmayandan gelmek olurdu. Olanın yok olamayacağı çıkar, çünkü yok olmak, olmayana gitmek olurdu. Bölünemeyeceği çıkar, çünkü onu bölecek bir boşluk, bir olmayan bulunamaz. Hareket edemeyeceği çıkar, çünkü gidebileceği bir boş yer yoktur. Tanrıça bu sonuçları ayrı ayrı kanıtlar ve her kanıt aynı ilkeye döner. Ama bu kanıtlar, Curd'ün gösterdiği gibi, yalnızca tek bir şeyin var olduğu sonucunu zorunlu olarak doğurmaz. Asıl doğurdukları sonuç, gerçekten var olan her şeyin kendi doğası bakımından bütün, değişmez ve tek türden olması gerektiğidir. Bu sonuç, sonraki düşünürlerin, Empedokles'in, Anaksagoras'ın ve atomcuların çoklu varlıklar önerirken neden Parmenides'in koşullarını kabul ettiğini açıklar. Sonuç olarak Parmenides'in varlığı, bir evren betimlemesinden çok, gerçekten var olmanın ne demek olduğunun bir ölçütüdür. Aristoteles'in eleştirisi ise bu ölçütün "olmak" sözcüğünün tek bir anlamına dayandığını göstererek onun gücünü sınırlar, ama ondan kurtulmak için yeni kavramlar icat etmek zorunda kalır.
Sıfır noktası
Bir öğrenci Parmenides'in varlığıyla bir sonuç listesi olarak karşılaşır: var olan tektir, doğmamıştır, yok olmaz, bölünmez, hareket etmez. Bu liste, gözlerimizin gördüğü her şeyle çelişir. Doğan bebekler, ölen yaşlılar, akan ırmaklar ve kıyıya vuran dalgalar vardır. Bu okumada Parmenides, sağduyunun açıkça yanlış saydığı bir tezi, yalnızca inatçı bir mantıkla savunan bir düşünürdür.
Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Parmenides'in sonuçları bir liste değil, bir kanıtlamanın ürünüdür. Tanrıça her işareti sayar ve ardından onu bir argümanla destekler. Bir sonucu reddetmek isteyen, argümanın nerede yanlış olduğunu göstermek zorundadır. İkincisi, Parmenides'in ilkesinin kendisi, olmayandan hiçbir şeyin doğamayacağı, sağduyunun da büyük ölçüde kabul ettiği bir ilkedir. Bir bebeğin hiçlikten doğduğunu, bir ırmağın hiçlikten aktığını kimse düşünmez. Parmenides, bu sağduyulu ilkeyi alıp onun sonuçlarını sonuna kadar izler.
Bu yüzden Parmenides'in varlığını anlamak, onun sonuçlarını değil, onun kanıtlamasını izlemeyi gerektirir. Bu kanıtlamanın gücü, en tuhaf sonuçlarının bile en sıradan bir ilkeden çıkmasıdır. Onu durdurmak isteyen, ya ilkeyi reddetmek ya da ilkeden sonuçlara giden adımlardan birini bozmak zorundadır.
Görüşler ve pozisyonlar
Tanrıçanın işaretlerinin neyi betimlediği konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, sayısal tekçilik okumasıdır. Buna göre Parmenides, gerçekte yalnızca tek bir şeyin var olduğunu söylemiştir. Olan, bütün gerçekliktir ve çokluk, ölümlülerin bir yanılgısıdır. Platon, Parmenides'i "her şeyin bir olduğunu" söyleyen biri olarak anar.
İkinci görüş, yüklemsel tekçilik okumasıdır. Buna göre Parmenides'in işaretleri, var olan şeylerin sayısını değil, gerçekten var olan bir şeyin nasıl bir şey olması gerektiğini betimler. Gerçekten var olan, kendi doğası bakımından tek, bütün ve değişmez olmalıdır; ama böyle birden fazla şeyin var olması işaretlerle çelişmez. Curd bu görüşün savunucusudur.
Üçüncü görüş, kiplik okumasıdır. Buna göre işaretler, zorunlu olarak var olan bir şeyin, olmaması olanaksız olan bir şeyin özelliklerini sayar. Tanrıçanın "olan" yolu, olmaması olanaksız olanın yoludur ve işaretler, böyle bir şeyin taşıması gereken nitelikleri gösterir. Bu görüş, Parmenides'in dünyanın geri kalanını yok saymadığını, zorunlu olanı olumsal olandan ayırdığını söyler.
Bu ders ikinci görüşü temel alır ve üçüncü görüşün, olanın zorunluluğuna yaptığı vurguyu kabul eder. Birinci görüş, şiirde "bir" sözcüğünün geçtiğini ve antik okurların Parmenides'i böyle anladığını doğru görür. Ama tanrıçanın kanıtlarının hiçbiri, ikinci bir olanın var olmasının neden olanaksız olduğunu doğrudan göstermez. Üçüncü görüş, tanrıçanın "olmaması olanaksız" ifadesini ciddiye alır. Ama bu okuma, ölümlülerin sanılarının yerini belirsiz bırakır. İkinci görüş, işaretlerin mantıksal gücünü korur ve sonraki düşünürlerin Parmenides'e nasıl cevap verdiğini açıklar.
Argümanın yapısı
Bir dizi sonucu tek bir ilkeden çıkaran bir kanıtlamayı değerlendirmek için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, temel ilkeyi bulmaktır. Değerlendiren, kanıtlamadaki bütün sonuçların dayandığı ilkeyi ya da ilkeleri bir cümleyle yazar.
İkinci adım, her sonucun bu ilkeden nasıl çıkarıldığını göstermektir. Değerlendiren, her sonuç için ilke ile sonuç arasındaki ara adımları sıralar.
Üçüncü adım, gizli bir varsayım aramaktır. Değerlendiren, ara adımlardan birinin ilkede bulunmayan bir varsayıma, örneğin bir sözcüğün tek bir anlamda kullanıldığı varsayımına dayanıp dayanmadığını sorar.
Dördüncü adım, kanıtlamayı durduracak bir ayrım önermektir. Değerlendiren, bir sözcüğün iki anlamını ya da bir kavramın iki kullanımını ayırarak kanıtlamanın bir adımının artık geçerli olmayacağı bir yol bulup bulamayacağını sınar.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Varlığı ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Parmenides'in sekizinci parçası, tek bir ilkeden bir dizi sonuç çıkaran, felsefe tarihinin ilk uzun kanıtlamalarından biridir. Kerem'in yol tabelaları bütün işaretlerin tek ilkeden çıktığını, Tolga'nın "neden şimdi" sorusu ve Selin'in dolu bardağı ise kanıtların iki gizli varsayıma, her olayın bir nedeni olduğuna ve ayrılmanın ancak bir boşlukla olabileceğine dayandığını gösterdi. Lina'nın küresi, benzetmenin bir tamamlanmışlığı anlattığını, ama uzamsal bir sorun da taşıdığını gösterdi. Barış'ın tüzel kişisi ve Defne'nin doğum servisi, "doğmak" sözcüğünün iki kullanımını ayırarak Parmenides'in ilkesinin korunabileceğini, ama sonuçlarının sınırlanabileceğini gösterdi. Parmenides'in varlığı, bir evren betimlemesinden çok, gerçekten var olmanın ne demek olduğunun bir ölçütüdür.
Açık kalan sorular
Tolga'nın "neden şimdi" sorusu, her olayın bir nedeni olması gerektiği varsayımını gün ışığına çıkardı. Bu varsayım doğru mudur? Nedensiz bir olay düşünülebilir mi?
Curd'ün yüklemsel tekçiliği, Parmenides'ten sonraki düşünürleri onun mirasçıları olarak gösterdi. Bir düşünürün sonuçlarını reddedip koşullarını kabul etmek, onu çürütmek midir, yoksa onu sürdürmek mi?
Defne'nin doğum servisi, Parmenides'in ilkesinin bir bireyin yeniliğine yeterince yer bırakmadığı sorusunu açtı. Bir şey, maddesi önceden var olduğu hâlde gerçekten yeni olabilir mi?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışParmenides'in sonuçlarını kanıtları olmadan sunmak.
Parmenides'in varlığını doğmamış, yok olmaz ve hareketsiz bir bütün olarak özetleyip bu sonuçlara hangi kanıtlarla varıldığını göstermemek, onu inatçı bir düşünür gibi gösterir ve tartışmanın gerçek konusunu gizler. Doğrusu, her sonucun olmayanın düşünülemeyeceği ilkesinden nasıl çıkarıldığını göstermektir.
Yaygın yanlışParmenides'i gözlemle çürütülmüş saymak.
Parmenides'in hareketin ve değişimin var olduğunu gösteren gözlemlerle çürütüldüğünü düşünmek, gözlemin bir sorunun varlığını gösterdiğini ama hangi öncülün yanlış olduğunu söylemediğini gözden kaçırır. Doğrusu, argümanın hangi adımının yanlış olabileceğini aramaktır.
Yaygın yanlışSayısal tekçiliği tek olası okuma saymak.
Parmenides'in yalnızca tek bir şeyin var olduğunu söylediğini sorgulamadan kabul etmek, tanrıçanın kanıtlarının ikinci bir olanın olanaksızlığını doğrudan göstermediğini ve Curd'ün yüklemsel okumasını gözden kaçırır. Doğrusu, farklı okumaları tanımak ve her birinin neyi açıkladığını sormaktır.
Yaygın yanlışKüre benzetmesini yalnızca uzamsal bir biçim olarak okumak.
Olanın bir küreye benzetilmesini, onun uzayda yuvarlak bir cisim olduğu biçiminde okumak, tanrıçanın olanın bir küre olduğunu değil bir küreye benzediğini söylediğini ve benzetmenin bir tamamlanmışlığı anlatabileceğini gözden kaçırır. Doğrusu, benzetmenin hem tamamlanmışlık hem uzamsal çağrışım taşıdığını ve bu ikincisinin bir sorun doğurduğunu görmektir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Parmenides'in sekizinci parçası, olmayanın düşünülemeyeceği ilkesinden olanın doğmamış, yok olmaz, bölünmez, hareketsiz ve tamamlanmış olduğu sonuçlarını çıkaran, felsefe tarihinin ilk uzun kanıtlamalarından biridir.
Parmenides'in sekizinci parçası tanrıçanın işaretleri sayıp tek tek kanıtladığı dizeleri içerdi, Aristoteles'in Fizik'i onun "olmak" sözcüğünü tek bir anlamda kullandığını gösterip doğuşu bir yoksunluktan ve bir olanaklılıktan doğuş olarak yeniden tanımladı, Curd'ün Parmenides'in Mirası ise işaretlerin tek bir şeyin değil, gerçekten var olan her şeyin kendi doğası bakımından tek olması gerektiğini söylediğini savundu.
Tek ilkeden çıkan bir kanıtlama dört adımla değerlendirilir: temel ilkeyi bulmak, her sonucun bu ilkeden nasıl çıkarıldığını göstermek, gizli bir varsayım aramak ve kanıtlamayı durduracak bir ayrım önermek.
Tek anlam, gözlem ve sınır itirazları, Aristoteles'in ayrımlarının Parmenides'in ilkesini reddetmeden onu yeniden tanımladığını, gözlemin bir sorunun varlığını gösterip çözümünü göstermediğini ve küre benzetmesinin bir tamamlanmışlığı anlattığını gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden Parmenides'in varlığı, bir evren betimlemesinden çok, gerçekten var olmanın ne demek olduğunun bir ölçütüdür ve Parmenides'ten sonraki düşünürler, onun sonuçlarını reddederken bile bu ölçütü kabul etmiştir.
Sonraki derse köprü
Tanrıçanın bütün kanıtları, aynı ilkeye dönüyordu: olmayan ne düşünülebilir ne söylenebilir. Ama bu ilkenin kendisi neye dayanıyordu? Başka bir parçada tanrıça, düşünmek ile olmanın aynı şey olduğunu söylüyordu. Sekizinci parçanın bir dizesi de düşünmenin ve düşüncenin kendisi için olduğu şeyin aynı olduğunu, olan olmadan düşünmenin bulunamayacağını ekliyordu. Kerem, serginin Parmenides bölümünün son panosunun bu ilkeye ayrılması gerektiğini düşünüyor.
Tolga, olmayanın düşünülemeyeceği ilkesinin tuhaf bir sonucu olduğunu fark ediyor: bir yanlış cümle kurmak, olmayan bir şeyi söylemek değil midir? Masada bir kitap olmadığı hâlde "masada kitap var" diyen biri, olmayanı söylemiş olmuyor mu? Lina, Yunancadaki "noein" fiilinin, düşünmek kadar kavramak ve fark etmek anlamına da geldiğini okumuş. Selin ise bu sorunun Parmenides'ten çok sonra, Platon'un bir diyaloğunda yeniden ele alındığını hatırlıyor.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Düşünme ve söyleme dersi, Parmenides'in düşünmek ile olmanın aynı olduğunu söylerken neyi kastettiğini, olmayanı düşünmenin neden olanaksız sayıldığını ve bu ilkenin, yanlış bir cümle kurmanın nasıl mümkün olduğu sorusunu nasıl doğurduğunu soruyor.