Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Parmenides'in şiiri, bir vahiy anlatısının içine yerleştirilmiş bir argümandır; tanrıça, "olan"ın bulunduğu ve "olmayan"ın bulunduğu iki araştırma yolu gösterir, ikincisinin büsbütün öğrenilemez olduğunu söyler ve ölümlülerin ikisini karıştırarak dolaştığını anlatır.
Sextus Empiricus'un Mantıkçılara Karşı'sı şiirin giriş dizelerini korudu ama onları bir bilgi kuramı alegorisine çevirdi, Simplikios'un Fizik şerhi kitabın azlığı nedeniyle varlığa dair dizeleri bilerek kopyalayarak argümanın izlenmesini olanaklı kıldı, Owen'ın Elea Soruları ise öznesiz "olan"ın öznesinin düşünülebilen ve söylenebilen her şey olduğunu savundu.
Bir çerçeveye yerleştirilmiş argüman dört adımla okunur: çerçeveyi betimlemek, argümanı ayırmak, çerçevenin argümana ne kattığını sormak ve argümanın çerçeve olmadan da ayakta durup durmadığını sınamak.
Vahiy, kendini çürütme ve tutarsızlık itirazları, tanrıçanın dinleyiciden sözünü akılla sınamasını istediğini, ilkenin olumsuz cümleleri değil hiçliği bir araştırma konusu yapmayı yasakladığını ve kozmolojinin varlık öğretisinin ışığında değerlendirilecek en iyi ölümlü anlatı olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden Parmenides'in kutsal çerçevesi argümanın bir yetkeye dayandığı anlamına gelmez; bir tanrıçanın bile dinleyiciden kendi sözünü sınamasını istediği bir düşünce sahnesi kurar, ama olmayandan söz etmenin olanaksızlığını söyleyen iddianın taşıdığı gerilimi ortadan kaldırmaz.
Açılış sahnesi
Kerem, serginin Parmenides bölümü için hazırlanan ilk tasarımı beğenmiyor. Tasarımcı, bölümü bir mantık dersi gibi düzenlemiş: beyaz duvarlar, kısa önermeler, oklarla birbirine bağlanmış kutular. Ama Kerem'in elindeki metin bambaşka bir şeye benziyor. Parmenides, düşüncesini Homeros'un ve Hesiodos'un kullandığı ölçüyle, altı ölçülü dizelerle yazmıştı. Şiir, genç bir adamın kısrakların çektiği bir arabayla, Güneş'in kızlarının rehberliğinde, Gece ile Gün'ün yollarının kapısına götürülmesiyle açılıyordu. Kapının anahtarlarını Adalet tutuyordu. Kapı açıldığında bir tanrıça genç adamı karşılıyor ve ona her şeyi öğreteceğini söylüyordu. Kerem, bu açılışın ardından gelen sert akıl yürütmeyle nasıl bir arada durduğunu anlamıyor. Bir mantıkçı neden bir tanrıçanın ağzından konuşurdu?
Lina, Türkçede "var" ile "-dır" ekinin iki ayrı şey söylediğini, ama Yunancadaki "olmak" fiilinin ikisini birden taşıdığını söylüyor. Selin, tanrıçanın araştırmanın yollarından söz ettiğini ve bu yolların sayısının yorumcular arasında tartışmalı olduğunu okumuş. Tolga, tanrıçanın olmayanı ne bilebileceğini ne de söyleyebileceğini söylemesinin, gündelik dilde sürekli olumsuz cümleler kurduğumuz düşünülünce tuhaf olduğunu söylüyor. Barış, Parmenides'in kendi kenti için yasalar yazdığının anlatıldığını duymuş. Defne ise tanrıçanın genç adama gözüne ve kulağına değil akla güvenmesini öğütlediğini okumuş. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Presokratikler kursunda, Parmenides'in şiirinde tanrıçanın anlattığı iki yolun ne olduğunu, olmayanın neden ne düşünülebileceğini ne de söylenebileceğini savunduğunu ve "iki başlı ölümlüler" dediği kişilerin kim olduğunu soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Karşıtlar dersi, Herakleitos'un karşıtları birbirine farklı biçimlerde bağladığını ve dünyanın onların gerilimiyle ayakta durduğunu söylediğini gösterdi. O dersin sonunda, Parmenides'in bir parçasının "geri dönen yol" ifadesiyle bu düşünceye itiraz ediyor gibi göründüğü görüldü. Akademinin önceki derslerinde Parmenides'in olmayan hakkında hiçbir şey düşünülemeyeceğini ve söylenemeyeceğini savunduğu ve değişimi bir yanılsama saydığı tanıtılmıştı. Doxa, yani sanı kavramı da tanımlanmıştı. Bu ders, Parmenides'in şiirinin kendisine, onun biçimine ve yol imgesine dönüyor. Şiirin varlığa dair uzun kanıtlaması ve düşünme ile olmanın ilişkisi sonraki derslere kalıyor.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Sextus Empiricus, Mantıkçılara Karşı'da, Parmenides'in şiirinin giriş dizelerini aktarır ve onları bir alegori olarak yorumlar. Simplikios, Aristoteles'in Fizik'i üzerine şerhinde, Parmenides'in kitabı artık çok az bulunduğu için onun dizelerinin uzun bir bölümünü bilerek kopyaladığını söyler. Gwilym Owen, 1960 tarihli Elea Soruları makalesinde, Parmenides'in öznesiz "olan" ifadesinin neyi anlattığı sorusunu yeniden açar.
Ardından üç itirazı tartacağız: şiir biçiminin ve tanrıçanın Parmenides'in düşüncesini bir argüman değil bir vahiy yaptığı, olmayan hakkında konuşulamayacağını söyleyen düşüncenin kendi kendini çürüttüğü ve tanrıçanın yanlış saydığı bir kozmolojiyi anlatmasının tutarsız olduğu itirazları.
Sonda, bir şiirsel ya da kutsal çerçeveye yerleştirilmiş bir argümanı okumanın dört adımını göstereceğiz: çerçeveyi betimlemek, çerçevenin içindeki argümanı ayırmak, çerçevenin argümana ne kattığını sormak ve argümanın çerçeve olmadan da ayakta durup durmadığını sınamak.
Merkez soru
Sorumuz şu: Parmenides'in şiirinde tanrıçanın anlattığı araştırma yolları nelerdir, olmayan neden ne düşünülebilir ne söylenebilir ve bu düşünceyi bir tanrıçanın ağzından, şiirle söylemek neyi değiştirir?
Ölçülü iddiam şu: Parmenides'in şiiri, bir vahiy anlatısının içine yerleştirilmiş bir argümandır ve bu çerçeve, argümanın yerini almaz, onun nasıl okunması gerektiğini söyler. Tanrıça, araştırmanın düşünülebilecek iki yolunu gösterir: birinde "olan" vardır ve olmaması olanaksızdır; ötekinde "olmayan" vardır ve olması gerekmektedir. İkinci yol büsbütün öğrenilemezdir, çünkü olmayan ne bilinebilir ne gösterilebilir. Ölümlülerin yolu ise bu ikisini karıştırır: onlar için olmak ve olmamak hem aynı hem aynı değildir. Tanrıçanın "olan" dediği şeyin öznesi söylenmez ve bu, bilinçli bir seçimdir. Owen'ın gösterdiği gibi, özne, düşünülebilen ve söylenebilen her şeydir. Parmenides'in iddiası, bir şeyi düşünmenin ya da onun hakkında konuşmanın, onun olmasını gerektirdiğidir. Tanrıça, bu iddiayı kabul etmeyi değil, onu akılla sınamayı ister: gözle ve kulakla değil, logosla yargılamayı. Sonuç olarak şiirin kutsal çerçevesi, argümanın bir yetkeye dayandığı anlamına gelmez; tersine, bir tanrıçanın bile dinleyiciden kendi sözünü sınamasını istediği bir düşünce sahnesi kurar. Ama bu okuma, olmayandan söz etmenin olanaksızlığını söyleyen iddianın kendisinin olmayandan söz etmek zorunda kaldığı gerilimi ortadan kaldırmaz.
Sıfır noktası
Bir öğrenci Parmenides'le çoğu zaman bir sonuç olarak karşılaşır: değişim yoktur, çokluk yoktur, var olan tek, doğmamış, yok olmayan ve hareketsiz bir bütündür. Bu sonuç o kadar tuhaftır ki, Parmenides ya bir deli ya da bir sofist gibi görünür. Bu okumada Parmenides, sağduyuya meydan okuyan, soyut bir mantıkla gerçekliği yadsıyan bir düşünürdür ve onun şiiri, bu soyut mantığın süslü bir ambalajıdır.
Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Parmenides'in şiiri bir sonuçla değil bir yolculukla açılır. Genç bir adam bir kapıdan geçer, bir tanrıçayla karşılaşır ve ondan bir araştırmanın yollarını öğrenir. Sonuç, bu yolların birinin izlenmesiyle ulaşılan bir yerdir; şiir, oraya nasıl gidildiğini gösterir. İkincisi, şiirin yalnızca bir bölümü varlığa ayrılmıştır. İkinci bölümü, tanrıçanın ölümlülerin sanıları dediği bir kozmolojiyi, ışık ile gecenin karışımından doğan bir dünya anlatısını içerir. Parmenides, algılanan dünyayı basitçe bir kenara atmamış, onun da bir anlatısını vermiştir.
Bu yüzden Parmenides'i anlamak, onun sonucundan önce onun yolunu izlemeyi gerektirir. Parmenides, güney İtalya'da, bugünkü Velia yakınlarındaki Elea kentinde yaşadı. Platon'un Parmenides diyaloğuna göre, yaşlı bir adamken genç Sokrates'le Atina'da karşılaşmıştı; bu da onun doğumunu İÖ altıncı yüzyılın sonlarına yerleştirir. Ondan yaklaşık yüz altmış dize kalmıştır ve bunlar, bir bütün şiirin dağınık parçalarıdır.
Görüşler ve pozisyonlar
Parmenides'in şiirinin neyi anlattığı konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, katı tekçilik okumasıdır. Buna göre Parmenides, gerçekte yalnızca tek bir şeyin var olduğunu, çokluğun ve değişimin bir yanılsama olduğunu söylemiştir. Bu okuma, Platon'un ve Aristoteles'in raporlarına dayanır ve Parmenides'i doğayı araştıran önceki düşünürlerin hepsine kökten bir itiraz yönelten biri olarak sunar.
İkinci görüş, mantıksal okumadır. Buna göre Parmenides'in asıl konusu, var olan şeylerin sayısı değil, düşünmenin ve söylemenin koşullarıdır. Tanrıça, bir şeyi düşünmenin ve onun hakkında konuşmanın onun olmasını gerektirdiğini gösterir ve sonuçları bu ilkeden çıkarır. Owen bu görüşün etkili bir savunucusudur.
Üçüncü görüş, dinsel okumadır. Buna göre şiirin giriş bölümü, bir süs değil, bir ölüler dünyasına iniş ya da bir erginlenme anlatısıdır. Walter Burkert, 1969 tarihli bir makalesinde girişi bu türden anlatılarla karşılaştırmıştı. Bu okuma, Parmenides'i bir mantıkçıdan çok bir bilge ya da kâhin olarak görür.
Bu ders ikinci görüşü temel alır ve üçüncü görüşün, şiirin biçiminin bir anlam taşıdığı uyarısını kabul eder. Birinci görüş, Parmenides'in sonuçlarının tekçi olduğunu doğru görür. Ama bu sonuçlara hangi ilkeden varıldığını göstermez ve Parmenides'i yalnızca bir inkâr edici yapar. Üçüncü görüş, girişin ciddiye alınması gerektiğini doğru görür. Ama tanrıçanın dinleyiciden kendisine inanmasını değil, onun sözünü akılla sınamasını istediğini gözden kaçırabilir. İkinci görüş, argümanın ilkesini yakalar ve girişin bu ilkeye nasıl bir çerçeve kurduğunu açıklamaya olanak verir.
Argümanın yapısı
Bir şiirsel ya da kutsal çerçeveye yerleştirilmiş bir argümanı okumak için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, çerçeveyi betimlemektir. Okur, argümanın hangi anlatının, hangi konuşmacının ve hangi imgelerin içinde sunulduğunu yazar.
İkinci adım, çerçevenin içindeki argümanı ayırmaktır. Okur, anlatının içinden öncülleri, çıkarımları ve sonucu çıkarıp bir sıraya koyar.
Üçüncü adım, çerçevenin argümana ne kattığını sormaktır. Okur, çerçevenin argümana bir yetke mi kazandırdığını, onun nasıl okunacağını mı söylediğini, yoksa ondan bağımsız bir süs mü olduğunu sorar.
Dördüncü adım, argümanın çerçeve olmadan da ayakta durup durmadığını sınamaktır. Okur, konuşmacının bir tanrıça olduğu unutulduğunda argümanın hâlâ ikna edici olup olmadığını değerlendirir.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Parmenides'i ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Parmenides'in şiiri, bir vahiy anlatısının içine yerleştirilmiş bir argümandır ve bu çerçeve, argümanın yerini almaz, onun nasıl okunması gerektiğini söyler. Kerem'in duvar tasarımı, şiirin bir destandan bir argümana geçişi sahnelediğini gösterdi. Lina'nın "var" ve "-dır" eki, Yunanca "olmak" fiilinin varlık ile niteliği bir arada taşıdığını ve argümanın belki de bu birliğe dayandığını gösterdi. Selin'in yol haritası, olmayan yolun hiçbir yere varmayan bir yol olduğunu gösterdi. Tolga'nın olumsuz cümlesi, ilkenin olumsuz cümleleri değil, hiçliği bir araştırma konusu yapmayı yasakladığını gösterdi. Barış'ın Adalet anahtarları ve Defne'nin aldatan gözü, kutsal çerçevenin argümana bir yetke değil, bir ad ve bir uyarı verdiğini gösterdi. Tanrıça, dinleyiciden kendi sözünü akılla sınamasını ister.
Açık kalan sorular
Lina'nın "var" ve "-dır" eki, Yunanca "olmak" fiilinin birden fazla anlamı bir arada taşıdığını gösterdi. Parmenides'in argümanı bu anlamların bir karışıklığına mı dayanıyordu, yoksa onları bilinçli olarak birlikte mi kullanıyordu? Varlık ile niteliği ayıran bir dilde düşünen biri, Parmenides'in sorusuyla hiç karşılaşır mıydı?
Selin'in yol haritası, yolların sayısının tartışmalı olduğunu gösterdi. Ölümlülerin yolu ayrı bir yol mudur, yoksa olmayan yolun bir biçimi mi? Bu soruya verilen cevap, Parmenides'in kimi eleştirdiğini nasıl değiştirir?
Tolga'nın olumsuz cümlesi, bir şeyin olmadığını söylemenin çoğu zaman var olan bir şey hakkında konuşmak olduğunu gösterdi. Ama "bu masa artık yok" cümlesi, var olan hangi şey hakkındadır? Bir şeyin yok olduğunu söylemek, hiçliği bir araştırma konusu yapmak değil midir?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışŞiirin giriş bölümünü bir süs saymak.
Parmenides'in giriş dizelerini, asıl argümana eklenmiş şiirsel bir süsleme olarak görmek, tanrıçanın dinleyiciden sözünü akılla sınamasını istediğini ve şiirin bir destandan bir argümana geçişi sahnelediğini gözden kaçırır. Doğrusu, çerçevenin argümanın nasıl okunacağını söylediğini görmektir.
Yaygın yanlışÖznesiz "olan"ı doğrudan "evren" ya da "var olan her şey" diye çevirmek.
Tanrıçanın "olan" dediği şeyin öznesini belirli bir şeyle doldurmak, şiirin özneyi bilerek açık bıraktığını ve yorumcuların bu konuda farklı cevaplar verdiğini gözden kaçırır. Doğrusu, öznenin açık bırakıldığını ve bunun argümanın bir parçası olabileceğini görmektir.
Yaygın yanlışParmenides'i olumsuz cümleleri yasaklayan biri saymak.
Olmayanın söylenemeyeceği ilkesini, "yok" sözcüğünün anlamsız olduğu biçiminde okumak, Parmenides'i gündelik dille çelişen bir saçmalığa indirger. Doğrusu, ilkenin hiçliği bir araştırma konusu yapmayı yasakladığını görmek ve bu okumanın bile bir gerilim taşıdığını kabul etmektir.
Yaygın yanlışİki başlı ölümlüleri kesin olarak Herakleitos'la özdeşleştirmek.
Tanrıçanın eleştirdiği ölümlüleri yalnızca Herakleitos'un izleyicileri saymak, yorumcuların bu konuda anlaşamadığını ve dizelerin sıradan insanların düşünce biçimini de hedef alabileceğini gözden kaçırır. Doğrusu, Herakleitos göndermesini güçlü bir olasılık olarak görmek, ama kesin bir olgu olarak sunmamaktır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Parmenides'in şiiri, bir vahiy anlatısının içine yerleştirilmiş bir argümandır; tanrıça, "olan"ın bulunduğu ve "olmayan"ın bulunduğu iki araştırma yolu gösterir, ikincisinin büsbütün öğrenilemez olduğunu söyler ve ölümlülerin ikisini karıştırarak dolaştığını anlatır.
Sextus Empiricus'un Mantıkçılara Karşı'sı şiirin giriş dizelerini korudu ama onları bir bilgi kuramı alegorisine çevirdi, Simplikios'un Fizik şerhi kitabın azlığı nedeniyle varlığa dair dizeleri bilerek kopyalayarak argümanın izlenmesini olanaklı kıldı, Owen'ın Elea Soruları ise öznesiz "olan"ın öznesinin düşünülebilen ve söylenebilen her şey olduğunu savundu.
Bir çerçeveye yerleştirilmiş argüman dört adımla okunur: çerçeveyi betimlemek, argümanı ayırmak, çerçevenin argümana ne kattığını sormak ve argümanın çerçeve olmadan da ayakta durup durmadığını sınamak.
Vahiy, kendini çürütme ve tutarsızlık itirazları, tanrıçanın dinleyiciden sözünü akılla sınamasını istediğini, ilkenin olumsuz cümleleri değil hiçliği bir araştırma konusu yapmayı yasakladığını ve kozmolojinin varlık öğretisinin ışığında değerlendirilecek en iyi ölümlü anlatı olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden Parmenides'in kutsal çerçevesi argümanın bir yetkeye dayandığı anlamına gelmez; bir tanrıçanın bile dinleyiciden kendi sözünü sınamasını istediği bir düşünce sahnesi kurar, ama olmayandan söz etmenin olanaksızlığını söyleyen iddianın taşıdığı gerilimi ortadan kaldırmaz.
Sonraki derse köprü
Tanrıça, olmayan yolu kapattıktan sonra genç adama tek bir yolun kaldığını söylüyordu: "olan" yolu. Ama bu yolun sonunda ne vardı? Simplikios'un kopyaladığı dizelerde tanrıça, bu yolun üzerinde çok sayıda işaret bulunduğunu söylüyor ve onları tek tek sayıyordu. Kerem, serginin bir sonraki panosunun bu işaretlere ayrılması gerektiğini düşünüyor.
Selin, tanrıçanın olanın doğmamış ve yok olmaz, bütün ve tek türden, sarsılmaz ve tamamlanmış olduğunu söylediğini okumuş. Tolga, tanrıçanın olanın neden doğamayacağını sorduğunu ve olmayandan bir şeyin doğmasının düşünülemeyeceğini söylediğini hatırlıyor. Lina ise tanrıçanın olanı, her yandan eşit uzaklıkta, iyi yuvarlanmış bir küreye benzettiğini ve bir varlığın neden bir biçimi olması gerektiğini soruyor.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Varlık dersi, tanrıçanın "olan"ın doğmamış, yok olmaz, bölünmez ve hareketsiz olduğunu hangi kanıtlarla gösterdiğini, bu kanıtların olmayandan hiçbir şeyin doğamayacağı ilkesine nasıl dayandığını ve olanın neden bir küreye benzetildiğini soruyor.