İçeriğe geç

P03-D01-M03-02·Değişim ve varlık

Logos

temel3.795 kelime≈ 25 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Herakleitos'un logosu, ne yalnızca onun kitabı ne de evreni yöneten tanrısal bir akıldır; onun anlattığı açıklama ile bu açıklamanın dile getirdiği ve her şeyin ona göre olup bittiği dünya düzeni arasındaki bağdır.

Sextus Empiricus'un Mantıkçılara Karşı'sı ilk iki parçayı korudu ve logosu herkese ortak ve tanrısal bir ölçüt olarak, ama Stoacı bir dille yorumladı, Hippolytos'un Bütün Sapkınlıkların Çürütülmesi "bana değil logosa" parçasını bir tanrıbilim tartışması içinde aktardı, Heidegger'in Logos yazısı ise sözcüğü toplama anlamından yola çıkarak etkili ama filolojik bakımdan tartışmalı bir biçimde yeniden okudu.

Çok anlamlı bir anahtar sözcük dört adımla okunur: sözcüğün o dönemdeki anlamlarını listelemek, her geçişte hangi anlamların devrede olduğunu belirlemek, sonraki okurların eklediği anlamları ayırmak ve metnin anlamları birlikte tutup tutmadığını sormak.

Kitap, yetke ve seçkincilik itirazları, logosun bir anlatının dile getirdiği yapı olarak da okunabildiğini, "bana değil logosa" sözünün herkesin sınayabileceği bir yöntemle desteklendiğini ve ortaklığın herkesin fiilen kavraması değil herkesin önünde durması olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden logos, konuşandan bağımsız olarak doğru olan ve herkesin kendi deneyimiyle ulaşabileceği bir açıklamadır ve onu sonradan evrenin aklı olarak okuyan yorum, bu düşünceyi geliştirmiş ama ona Herakleitos'ta bulunmayan bir tanrıbilim eklemiştir.

Açılış sahnesi

Kerem, serginin Herakleitos bölümündeki ikinci pano için müzenin çevirmeniyle tartışıyor. Pano, Herakleitos'un kitabının ilk cümlesini gösterecekti: bu logos her zaman var olduğu hâlde, insanlar onu duymadan önce de, bir kez duyduktan sonra da anlamazlar. Çevirmen, logos sözcüğünü "söz" diye çevirmeyi öneriyor. Kerem itiraz ediyor: cümlenin devamı, her şeyin bu logosa göre olup bittiğini söylüyordu. Bir sözün, bir konuşmanın, dünyada olup biten her şeyi yönetmesi ne demekti? Çevirmen, o zaman "yasa" ya da "akıl" demeyi öneriyor. Ama Kerem bu kez de Herakleitos'un "bu logos" derken kendi anlattığı şeyi, kitabının kendisini gösterdiğini düşünüyor. Sözcük, aynı cümlede hem bir konuşmayı hem dünyanın bir düzenini anlatıyor gibiydi.

Lina, Türkçede "hesap" sözcüğünün hem saymak hem de hesap vermek, bir şeyin açıklamasını yapmak anlamına geldiğini, logosun da buna benzer biçimde birçok anlamı bir arada taşıdığını söylüyor. Tolga, Herakleitos'un insanlara kendisine değil logosa kulak vermelerini söylediği bir parçayı hatırlıyor ve bunun bir bilim insanının söyleyebileceği bir şey olduğunu düşünüyor. Selin, Herakleitos'un uyanık insanların ortak bir dünyası olduğunu, uyuyanların ise her birinin kendi dünyasına çekildiğini söylediğini okumuş. Barış, bir kentin yasasıyla güçlenmesi gibi, insanların da herkese ortak olanla güçlenmesi gerektiğini söyleyen parçayı duymuş. Defne ise ruhun sınırlarının, bütün yollar yürünse bile bulunamayacağını, çünkü onun logosunun çok derin olduğunu söyleyen parçada logosun bambaşka bir anlamda kullanıldığını fark etmiş. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Presokratikler kursunda, Herakleitos'un logos sözcüğüyle neyi kastettiğini, bu logosun neden herkes için ortak olduğu hâlde insanların çoğunca anlaşılmadığını ve "bana değil logosa kulak verin" sözünün konuşandan bağımsız bir doğruyu nasıl işaret ettiğini soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Herakleitos dersi, Herakleitos'un merkezindeki düşüncenin karşıtların birbirine bağlı olması olduğunu ve onun belirsiz üslubunun bu düşünceye hizmet ettiğini gösterdi. O dersin sonunda, kitabın ilk cümlesinin öznesi olan logos sözcüğü açık kaldı. Akademinin önceki derslerinde mitten logosa geçiş şeması, Nestle'nin bu şemayı yaygınlaştıran kitabı ve retorikte logosun üç ikna aracından biri olarak kullanılması tanıtılmıştı. Herakleitos'un kozmosun ölçülerini logos denen bir düzene bağladığı da anılmıştı. Bu ders, sözcüğün Herakleitos'taki kullanımını parça parça inceliyor.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Sextus Empiricus, Mantıkçılara Karşı'da, Herakleitos'un bilginin ölçütünü herkese ortak olan ve tanrısal olan logosta bulduğunu anlatır ve kitabın ilk iki parçasını bize o korur. Hippolytos, Bütün Sapkınlıkların Çürütülmesi'nde, "bana değil logosa kulak verin" parçasını, bir Hıristiyan öğretisini Herakleitos'a bağlayarak çürütmek için aktarır. Martin Heidegger, 1951 tarihli Logos yazısında, bu parçayı Yunanca "legein" fiilinin toplamak ve bir araya koymak anlamından yola çıkarak yeniden okur.

Ardından üç itirazı tartacağız: logosun yalnızca Herakleitos'un kitabı anlamına geldiği, "bana değil logosa" sözünün kendi yetkesine dayandığı ve ortak logos ile çoğunluğu küçümseme arasında bir tutarsızlık olduğu itirazları.

Sonda, çok anlamlı bir anahtar sözcüğü bir metinde okumanın dört adımını göstereceğiz: sözcüğün o dönemdeki anlamlarını listelemek, her geçişte hangi anlamların devrede olduğunu belirlemek, sonraki okurların sözcüğe hangi anlamları eklediğini ayırmak ve metnin anlamları birlikte tutup tutmadığını sormak.

Merkez soru

Sorumuz şu: Herakleitos logos sözcüğüyle neyi kastediyordu, bu logos neden herkes için ortaktı ve yine de neden çoğu insan onu anlamıyordu?

Ölçülü iddiam şu: Herakleitos'un logosu, ne yalnızca onun kitabı ne de sonraki yüzyılların anladığı biçimde evreni yöneten tanrısal bir akıldır. Logos, Herakleitos'un anlattığı şey ile bu anlatının dile getirdiği dünya düzeni arasındaki bağdır. İlk cümledeki "bu logos", onun anlatısıdır, ama her şeyin bu logosa göre olup bittiği söylendiğinde anlatının konusu, dünyanın kendi yapısı da devreye girer. Anlatı doğruysa, dünyanın yapısını söyler; bu yüzden ikisi aynı sözcükle anılabilir. Logosun ortak olması, onun herkesin önünde duran, herkesin sınayabileceği bir yapı olmasıdır. Çoğu insanın onu anlamaması, bu yapının gizli olması değil, insanların kendi özel görüşlerine kapanmasıdır. "Bana değil logosa kulak verin" sözü, bu yüzden bir yetke iddiası değil, bir yetke reddidir. Herakleitos, dinleyicinin onun sözünü kendisi söylediği için değil, söylediği şeyin kendisi yüzünden kabul etmesini ister. Sonuç olarak logos, konuşandan bağımsız olarak doğru olan ve herkesin kendi deneyimiyle ulaşabileceği bir açıklamadır. Onu sonradan evrenin aklı olarak okuyan Stoacı yorum, bu düşünceyi geliştirmiş, ama ona Herakleitos'ta bulunmayan bir tanrıbilim eklemiştir.

Sıfır noktası

Bir öğrenci logos sözcüğüyle çoğu zaman bir çeviri tablosunda karşılaşır: logos, akıl, söz ya da mantık demektir. Türkçedeki mantık sözcüğü, logostan türeyen Yunanca bir terimin Arapça karşılığıdır; biyoloji gibi bilim adlarındaki "-loji" eki de ondan türer. Bu okumada Herakleitos'un logosu, kabaca evrenin aklı ya da mantığıdır: dünya bir akla göre işler ve bu akıl logos adını taşır.

Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Herakleitos'un döneminde logos sözcüğü, akıl anlamını henüz taşımıyordu. Sözcük, gündelik Yunancada söz, anlatı, öykü, hesap, değer biçme, oran ve bir şeyin ün ya da şöhreti gibi anlamlarda kullanılıyordu. Herakleitos'un kendisi de sözcüğü bu anlamlarda kullanır. Bir parçada bir bilgenin logosunun ötekilerden büyük olduğunu söylerken onun ününü, bir başkasında denizin aynı logosa göre ölçüldüğünü söylerken bir oranı kasteder. İkincisi, evreni yöneten tanrısal bir akıl olarak logos düşüncesi, açık biçimde Herakleitos'tan yaklaşık iki yüzyıl sonra, Stoacılarda ortaya çıkar. Stoacılar Herakleitos'u kendi öncüleri olarak görmüş ve onun sözlerini kendi kavramlarıyla okumuştur.

Bu yüzden Herakleitos'un logosunu anlamak, sözcüğün sonraki anlamlarını bir kenara bırakıp onun kendi çağındaki anlamlarından başlamayı gerektirir. Herakleitos'un yeniliği, yeni bir sözcük icat etmek değil, gündelik bir sözcüğü, söz ile hesap ve oran anlamlarını bir arada tutacak biçimde kullanmaktı. Bir anlatının dünyayı doğru hesaplaması, onun oranlarını doğru tutturması demekti ve bu, sözcüğün kendi içinde zaten mümkündü.

Görüşler ve pozisyonlar

Herakleitos'un logosunun ne olduğu konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, anlatı görüşüdür. Buna göre logos, Herakleitos'un kendi anlatısı, kitabının içeriğidir. "Bu logos" dediğinde, okurun önündeki metni gösterir. Sözcüğe yüklenen büyük felsefi anlamlar, sonraki okurların, özellikle Stoacıların eseridir.

İkinci görüş, kozmik akıl görüşüdür. Buna göre logos, evreni yöneten, her şeyin ona göre olup bittiği tanrısal bir akıl ya da yasadır. Herakleitos bu aklı ateşle, tanrıyla ve evrenin ölçüleriyle özdeşleştirmiştir. Bu görüş, Sextus'un ve Stoacı geleneğin okumasıdır ve Herakleitos'u sonraki kozmik akıl düşüncesinin kurucusu yapar.

Üçüncü görüş, yapı görüşüdür. Buna göre logos, ne yalnızca bir anlatı ne de bir akıldır; dünyanın kendi yapısı, onun ölçüleri ve oranlarıdır ve Herakleitos'un anlatısı bu yapıyı dile getirdiği için aynı adı taşır. Kirk'ün ölçü ve oran vurgusu ve Kahn'ın sözcüğün birden fazla anlamı birlikte taşıdığı yorumu bu görüşe yakındır.

Bu ders üçüncü görüşü temel alır ve birinci görüşün, sözcüğün gündelik anlamından başlamak gerektiği uyarısını kabul eder. Birinci görüş, "bu logos" ifadesinin bir anlatıyı gösterdiğini doğru görür. Ama her şeyin bu logosa göre olup bittiğini söyleyen cümleyi açıklayamaz; bir kitap, dünyada olup bitenlerin ölçüsü olamaz. İkinci görüş, logosun dünyada etkin bir şey olduğunu doğru görür. Ama ona Herakleitos'un sözcüklerinde bulunmayan bir tanrıbilim ekler. Üçüncü görüş, logosun hem bir anlatı hem bir dünya yapısı olabileceğini, çünkü doğru bir anlatının dünyanın yapısını söylediğini gösterir.

Argümanın yapısı

Bir metinde çok anlamlı bir anahtar sözcüğü okumak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, sözcüğün o dönemdeki anlamlarını listelemektir. Okur, sözcüğün metnin yazıldığı çağda gündelik dilde ve başka yazarlarda hangi anlamlarda kullanıldığını yazar.

İkinci adım, her geçişte hangi anlamların devrede olduğunu belirlemektir. Okur, sözcüğün metinde geçtiği her yerde, bağlamın hangi anlamı ya da anlamları gerektirdiğini ve hangilerini dışladığını belirler.

Üçüncü adım, sonraki okurların sözcüğe hangi anlamları eklediğini ayırmaktır. Okur, metni aktaran ve yorumlayan yazarların sözcüğü kendi dönemlerinin hangi kavramlarıyla okuduğunu ve bu kavramların metnin kendisinde bulunup bulunmadığını sorar.

Dördüncü adım, metnin anlamları birlikte tutup tutmadığını sormaktır. Okur, sözcüğün metinde tek bir anlama indirgenebilir mi, yoksa birkaç anlamı bilinçli olarak bir arada mı taşıdığını değerlendirir.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Logosu ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Herakleitos'un logosu, ne yalnızca onun kitabı ne de sonraki yüzyılların anladığı biçimde evreni yöneten tanrısal bir akıldır. Kerem'in çevirisi, ilk cümlenin sözcüğü hem bir anlatı hem her şeyin ona göre olup bittiği bir düzen olarak kullandığını gösterdi. Lina'nın hesabı, bu çift anlamın gündelik dilde bile mümkün olduğunu, doğru bir hesabın hem bir yazı hem bir yapı olabileceğini gösterdi. Tolga'nın hakemli dergisi, "bana değil logosa" sözünün bir yetke iddiası değil, bir sözün konuşandan bağımsız değerlendirilmesi ilkesi olduğunu gösterdi. Selin'in uykusu ve Barış'ın kent yasası, ortaklığın herkesin önünde durmak olduğunu, Defne'nin derin ruhu ise logosun insanın içinde de bitmeyen bir açıklama olduğunu gösterdi. Logos, konuşandan bağımsız olarak doğru olan ve herkesin kendi deneyimiyle ulaşabileceği bir açıklamadır.

Açık kalan sorular

Tolga'nın hakemli dergisi, bir sözün konuşandan bağımsız değerlendirilmesinin bir yöntem gerektirdiğini gösterdi. Herakleitos'un "her şeyi doğasına göre ayırmak" dediği şey, paylaşılabilir bir yöntem midir, yoksa yalnızca onun kişisel sezgisinin bir adı mıdır?

Heidegger'in okuması, bir parçanın bir filozofun elinde yeni bir düşüncenin çıkış noktası olabileceğini gösterdi. Filolojik bakımdan yanlış ama felsefi bakımdan verimli bir okuma değerli midir?

Selin'in uykusu, bir insanın yalnızca kendi görüşünü doğru saymasının bir tür uyku olabileceğini gösterdi. Ortak olanın ne olduğunu kim belirler? Çoğunluğun ortak saydığı şey ile Herakleitos'un ortak saydığı şey ayrıştığında, hangisi uyanıktır?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışLogosu doğrudan akıl ya da mantık diye çevirmek.
Doğrusu

Herakleitos'un logosunu evrenin aklı ya da mantığı olarak okumak, sözcüğün onun çağındaki gündelik anlamlarını ve akıl anlamının sonradan, özellikle Stoacılarda ortaya çıktığını gözden kaçırır. Doğrusu, sözcüğün söz, hesap ve oran anlamlarından başlamak ve Herakleitos'un bu anlamları nasıl birlikte kullandığını görmektir.

Yaygın yanlışLogosu yalnızca Herakleitos'un kitabı saymak.
Doğrusu

Sözcüğün gündelik anlamına sadık kalmak adına onu yalnızca Herakleitos'un anlatısı olarak okumak, her şeyin bu logosa göre olup bittiğini söyleyen cümleyi açıklanamaz bırakır. Doğrusu, logosun hem bir anlatı hem de bu anlatının dile getirdiği dünya yapısı olduğunu görmektir.

Yaygın yanlışAktarıcının yorumunu parçanın anlamı saymak.
Doğrusu

Sextus'un soluk alınan tanrısal akıl yorumunu ya da Hippolytos'un tanrıbilimsel bağlamını Herakleitos'un kendi düşüncesi saymak, aktarıcının kendi yüzyılının kavramlarını metne taşımasını gözden kaçırır. Doğrusu, parçanın sözcüklerini aktarıcının onları çevreleyen yorumundan ayırmaktır.

Yaygın yanlışOrtaklığı çoğunluğun görüşüyle karıştırmak.
Doğrusu

Herakleitos'un ortak logosunu, çoğu insanın paylaştığı görüş olarak okumak, onun tam da çoğunluğun bu logosu anlamadığını söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, ortak olanın herkesin önünde duran ve herkesin ulaşabileceği şey olduğunu, çoğunluğun fiilen kabul ettiği şey olmadığını görmektir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Herakleitos'un logosu, ne yalnızca onun kitabı ne de evreni yöneten tanrısal bir akıldır; onun anlattığı açıklama ile bu açıklamanın dile getirdiği ve her şeyin ona göre olup bittiği dünya düzeni arasındaki bağdır.

Sextus Empiricus'un Mantıkçılara Karşı'sı ilk iki parçayı korudu ve logosu herkese ortak ve tanrısal bir ölçüt olarak, ama Stoacı bir dille yorumladı, Hippolytos'un Bütün Sapkınlıkların Çürütülmesi "bana değil logosa" parçasını bir tanrıbilim tartışması içinde aktardı, Heidegger'in Logos yazısı ise sözcüğü toplama anlamından yola çıkarak etkili ama filolojik bakımdan tartışmalı bir biçimde yeniden okudu.

Çok anlamlı bir anahtar sözcük dört adımla okunur: sözcüğün o dönemdeki anlamlarını listelemek, her geçişte hangi anlamların devrede olduğunu belirlemek, sonraki okurların eklediği anlamları ayırmak ve metnin anlamları birlikte tutup tutmadığını sormak.

Kitap, yetke ve seçkincilik itirazları, logosun bir anlatının dile getirdiği yapı olarak da okunabildiğini, "bana değil logosa" sözünün herkesin sınayabileceği bir yöntemle desteklendiğini ve ortaklığın herkesin fiilen kavraması değil herkesin önünde durması olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden logos, konuşandan bağımsız olarak doğru olan ve herkesin kendi deneyimiyle ulaşabileceği bir açıklamadır ve onu sonradan evrenin aklı olarak okuyan yorum, bu düşünceyi geliştirmiş ama ona Herakleitos'ta bulunmayan bir tanrıbilim eklemiştir.

Sonraki derse köprü

"Bana değil logosa" parçası, logosa kulak vermenin sonucunu da söylüyordu: her şeyin bir olduğunu kabul etmek. Ama bu birlik, hangi birlikti? Herakleitos'un karşıtlara dair parçaları, gündüz ile gecenin, yukarı ile aşağının, hastalık ile sağlığın birbirine bağlı olduğunu söylüyordu. Kerem, serginin bir sonraki panosunun bu karşıtlara ayrılması gerektiğini, ama onları tek bir başlık altında toplamanın zor olduğunu düşünüyor.

Selin, karşıtların hepsinin aynı biçimde bağlı olmadığını fark ediyor. Soğuk şeylerin ısındığını, sıcağın soğuduğunu söyleyen parça bir dönüşümden söz ediyordu; deniz suyunun balıklar için yaşatıcı, insanlar için öldürücü olduğunu söyleyen parça ise bakılan yerin farkından. Tolga, Herakleitos'un savaşı her şeyin babası ve kralı saydığını ve Homeros'un çekişmenin tanrılardan ve insanlardan yok olmasını dilemesine karşı çıktığını okumuş. Lina ise yayın ve lirin gerginliğinin bu karşıtlardan hangisine benzediğini soruyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Karşıtlar dersi, Herakleitos'un karşıtları birbirine kaç farklı biçimde bağladığını, savaşın ve çekişmenin neden her şeyin babası sayıldığını ve çekişmenin yok olmasını dileyen Homeros'un neden yanılmış sayıldığını soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.