Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Herakleitos'un merkezindeki düşünce sürekli değişim değil, karşıtların birbirine bağlı olduğudur; değişim bu düşüncenin bir parçasıdır ve bir ölçüye göre olur, ırmakta sular değişir ama ırmak aynı kalır.
Diogenes Laertios'un dokuzuncu kitabı Herakleitos'un antik çağda kibirli, yalnız ve bilerek karanlık yazan bir düşünür olarak anıldığını gösterdi, Aristoteles'in Retorik'i onun ilk cümlesinin bile nasıl noktalanacağının belirsiz olduğunu kaydetti, Kahn ise bu belirsizliğin dilsel yoğunluk ve yankıya dayanan bilinçli bir yöntem olduğunu savundu.
Parçalar hâlinde kalmış bir düşünürün bir sözü dört adımla okunur: sözün aktarıcısını ve bağlamını belirlemek, sözün kendi kurgusunu çıkarmak, sözü başka parçalarla yan yana okumak ve sözün hangi yaygın görüşe itiraz ettiğini sormak.
Çelişki, kendini çürütme ve poz itirazları, karşıtların birliğinin bir aynılık değil bir bağlantı olduğunu, Herakleitos'un kendi sözcükleriyle aktarılan ırmağın radikal bir akış değil ölçülü bir değişim olduğunu ve belirsizliğin iki okumayı birlikte taşıdığında söylenen şeyin biçimi olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden Herakleitos, bir değişim filozofundan çok, karşıtların gizli bağlantısının filozofudur ve bu bağlantıyı, okuru bilgi toplamaktan alıkoyup kendi başına anlamaya iten bilinçli bir anlam yoğunluğuyla söylemiştir.
Açılış sahnesi
Kerem, serginin Herakleitos bölümü için bir alıntı seçmeye çalışıyor ve seçemiyor. Önünde kırktan fazla kısa cümle var ve her biri tek başına bir pano kadar ağır. Biri, aynı ırmağa girenlerin üzerinden hep başka suların aktığını söylüyor. Bir başkası, yukarı giden yol ile aşağı inen yolun bir ve aynı olduğunu. Bir başkası, savaşın her şeyin babası olduğunu. Kerem, bu cümlelerin bir kitaptan kaldığını, ama kitabın kendisinin kaybolduğunu, elindekilerin başka yazarların alıntıları olduğunu biliyor. Hangisini seçse Herakleitos'u yanlış tanıtacakmış gibi hissediyor. Cümleler birbirini tamamlıyor mu, yoksa birbirine meydan mı okuyor?
Selin, Herakleitos'un Pythagoras'ı çok bilgi toplayıp anlamamakla suçladığını hatırlatıyor; onun istediği şey bilgi değil anlayıştı. Lina, Herakleitos'un harmonia sözcüğünü bir sayı oranı için değil, bir yayın gerginliği için kullandığını söylüyor. Tolga, onun sözlerinin bilerek anlaşılması güç yazıldığını ve daha antik çağda ona "karanlık" lakabının takıldığını okumuş. Barış, Herakleitos'un adaleti bir çekişme olarak tanımladığını duyunca şaşırmış. Defne ise hastalığın sağlığı tatlı kıldığını söyleyen bir parçayı bir hekim olarak ilginç bulmuş. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Presokratikler kursunda, Herakleitos'un çok bilgiyi neden anlayışla karşıtladığını, karşıtların birbirine tutunan gerginliğinden ve sürekli değişimden söz ederken neyi kastettiğini ve onun karanlık diye anılan üslubunun bu düşünceyle nasıl ilişkili olduğunu soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Pisagorcu sayı ve yaşam dersi, Milet ve Pisagor modülünü kapattı ve düzenin sayıda ve oranda bulunduğu düşüncesini inceledi. Bu ders, Değişim ve varlık modülünü açıyor. Akademinin önceki derslerinde Herakleitos'un kozmosun ölçülerle tutuşup sönen bir ateş olduğunu söylediği parça, ırmak parçası ve Platon'un Kratylos'ta Herakleitos'u her şeyin aktığını söyleyen biri olarak aktarması tanıtılmıştı. Aristoteles'in onu çelişmezlik ilkesini reddeden biri olarak okuması da mantık bağlamında anılmıştı. Bu ders, bu parçaları Herakleitos'un kendisi etrafında bir araya getiriyor. Onun logos sözcüğüyle neyi kastettiği sorusu ise sonraki derse kalıyor.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Diogenes Laertios'un Ünlü Filozofların Yaşamları'nın dokuzuncu kitabı, Herakleitos'un yaşamına, kitabına ve üslubuna dair antik anlatıları toplar. Aristoteles, Retorik'in üçüncü kitabında, Herakleitos'un ilk cümlesinin bile nasıl noktalanacağının belirsiz olduğunu gösterir. Charles Kahn, 1979 tarihli Herakleitos'un Sanatı ve Düşüncesi kitabında, bu belirsizliğin bir kusur değil, bilinçli bir yöntem olduğunu savunur.
Ardından üç itirazı tartacağız: Herakleitos'un çelişkiyi savunduğu, sürekli akış öğretisinin kendini çürüttüğü ve onun karanlık üslubunun bir düşünce değil bir poz olduğu itirazları.
Sonda, parçalar hâlinde kalmış bir düşünürün bir sözünü okumanın dört adımını göstereceğiz: sözün hangi aktarıcıdan ve hangi bağlamdan geldiğini belirlemek, sözün kendi kurgusunu, yani karşıtlarını ve yankılarını çıkarmak, sözü başka parçalarla yan yana okumak ve sözün hangi yaygın görüşe itiraz ettiğini sormak.
Merkez soru
Sorumuz şu: Herakleitos, çok bilgiyi anlayışla karşıtlarken, karşıtların birliğinden ve sürekli değişimden söz ederken ne söylüyordu ve onun karanlık üslubu bu düşünceyle nasıl ilişkiliydi?
Ölçülü iddiam şu: Herakleitos'un merkezindeki düşünce, sürekli değişim değil, karşıtların birbirine bağlı olduğudur. Yukarı giden yol ile aşağı inen yol aynı yoldur; hastalık sağlığı, açlık tokluğu tatlı kılar; yay ve lir, birbirinden uzaklaşmaya çalışan iki ucun gerginliğiyle bir bütün olur. Değişim bu düşüncenin bir parçasıdır, ama Platon'un aktardığı "her şey akar" sözünden daha ölçülüdür. Irmak parçasında sular hep başkadır, ama ırmak aynı kalır; ırmağın kimliği, tam da suların akmasıyla korunur. Herakleitos'un Pythagoras'ı, Hesiodos'u ve Homeros'u eleştirmesi de bu düşünceye bağlıdır. Çok bilgi toplayan, gece ile gündüzü iki ayrı şey olarak sayar; anlayan ise onların bir olduğunu görür. Herakleitos'un üslubu, bu yüzden onun düşüncesinden ayrılamaz. Birden fazla anlama açılan kısa cümleler, okuru karşıtları birlikte düşünmeye zorlar. Karanlık üslup, okuru bilgi toplamaktan alıkoyup kendi başına anlamaya iten bir araçtır. Sonuç olarak Herakleitos, bir değişim filozofundan çok, karşıtların gizli bağlantısının filozofudur ve bu bağlantıyı söylemenin yolu olarak bilinçli bir anlam yoğunluğu seçmiştir.
Sıfır noktası
Bir öğrenci Herakleitos adını çoğu zaman tek bir cümleden tanır: aynı ırmağa iki kez girilmez. Bu cümle ona bir değişim filozofu kimliği kazandırır. Her şey akar, hiçbir şey kalmaz; ertesi gün yıkandığımız ırmak dünkü ırmak değildir, biz de dünkü biz değiliz. Bu okumada Herakleitos, kalıcılığı reddeden ve dünyayı bir akış olarak gören düşünürdür ve daha sonra kalıcı bir varlıktan söz edecek olan düşünürlerin karşısında durur.
Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, "aynı ırmağa iki kez girilmez" cümlesi, Herakleitos'un en güvenilir biçimde aktarılan ırmak parçası değildir. Daha güvenilir sayılan parça, aynı ırmaklara girenlerin üzerinden başka ve başka suların aktığını söyler. Bu parçada ırmak aynıdır; değişen sulardır. İkincisi, Herakleitos'tan kalan parçaların büyük kısmı değişimden değil, karşıtlardan söz eder: gündüz ile gece, yukarı ile aşağı, hastalık ile sağlık, savaş ile barış.
Bu yüzden Herakleitos'u okumak, ona yapıştırılmış bir etiketi bir kenara bırakıp parçaların kendisine dönmeyi gerektirir. Herakleitos, İÖ altıncı yüzyılın sonlarında ve beşinci yüzyılın başlarında, Anadolu kıyısındaki İonya kenti Efes'te yaşadı. Tek bir kitap yazdığı, bu kitabın kaybolduğu ve bize ondan yaklaşık yüz otuz kısa parçanın başka yazarların alıntıları olarak ulaştığı kabul edilir. Onun için bir başlangıç bulmak da bu yüzden zordur: parçaların sırası bile bilinmemektedir.
Görüşler ve pozisyonlar
Herakleitos'un düşüncesinin merkezinde neyin durduğu konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, akış okumasıdır. Buna göre Herakleitos'un temel tezi, her şeyin sürekli değiştiği ve hiçbir şeyin aynı kalmadığıdır. Bu okuma, Platon'un Kratylos'taki aktarımına ve Aristoteles'in bazı raporlarına dayanır. Platon, Herakleitos'u her şeyin akıp hiçbir şeyin kalmadığını söyleyen biri olarak sunmuştu.
İkinci görüş, karşıtların birliği okumasıdır. Buna göre Herakleitos'un temel tezi, karşıtların birbirine bağlı olduğu ve bir bütün oluşturduğudur. Değişim, bu birliğin bir görünüşüdür: sıcak soğur, soğuk ısınır, ama bu değişim bir ölçüye göre olur ve bütünün düzenini korur. Geoffrey Kirk, 1954 tarihli çalışmasında, radikal akış öğretisinin Herakleitos'a Platon tarafından yüklendiğini savunarak bu okumayı güçlendirdi.
Üçüncü görüş, üslup okumasıdır. Buna göre Herakleitos'un düşüncesi, onun yazış biçiminden ayrılamaz. Parçaların belirsizliği, çift anlamlılığı ve birbirine gönderme yapması, düşüncenin kendisinin bir parçasıdır. Kahn bu görüşün güçlü bir savunucusudur.
Bu ders ikinci görüşü temel alır ve üçüncü görüşün, üslubun düşünceden ayrılamayacağı gözlemini kabul eder. Birinci görüş, değişimin Herakleitos'un düşüncesinde gerçek bir yeri olduğunu doğru görür. Ama Platon'un aktarımını Herakleitos'un kendi sözcüklerinin önüne koyar. Üçüncü görüş, parçaların nasıl okunması gerektiğine dair değerli bir uyarıdır. Ama yalnız başına bir içerik sunmaz; üslubun neyi söylemeye hizmet ettiğini belirlemek için ikinci görüşe gereksinim duyar. İkinci görüş, parçaların büyük kısmının ortak konusunu yakalar ve değişimi bu konunun içine yerleştirir.
Argümanın yapısı
Parçalar hâlinde kalmış bir düşünürün bir sözünü okumak için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, sözün hangi aktarıcıdan ve hangi bağlamdan geldiğini belirlemektir. Okur, sözü bize kimin aktardığını, aktarıcının onu hangi amaçla, bir görüşü desteklemek ya da çürütmek için mi kullandığını ve onun sözcüklerini aynen mi yoksa özetleyerek mi verdiğini yazar.
İkinci adım, sözün kendi kurgusunu çıkarmaktır. Okur, sözün hangi karşıtları yan yana koyduğunu, hangi sözcüklerin birden fazla anlama açık olduğunu ve cümlenin nasıl noktalanabileceğini belirler.
Üçüncü adım, sözü başka parçalarla yan yana okumaktır. Okur, aynı sözcüğün ya da imgenin başka parçalarda nasıl geçtiğini arar ve sözün tek başına söylemediği bir şeyi bu yankılarda bulup bulmadığını sorar.
Dördüncü adım, sözün hangi yaygın görüşe itiraz ettiğini sormaktır. Okur, sözün bir şairin, bir kalabalığın ya da bir başka düşünürün hangi kabulüne karşı söylendiğini belirler.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Herakleitos'u ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Herakleitos'un merkezindeki düşünce, karşıtların birbirine bağlı olduğudur. Kerem'in alıntı seçimi, onun çok bilgiyi neden eleştirdiğini gösterdi: gece ile gündüzü ayrı ayrı bilen Hesiodos, onların bir olduğunu anlamamıştı. Lina'nın yokuşu, karşıtların çoğunun tek bir şeyin farklı ilişkilerdeki iki yüzü olduğunu ve bunun bir çelişki olmadığını gösterdi. Selin'in iki ırmağı, değişimin bir şeyin kimliğini ortadan kaldırmadığını, bazen onu koruduğunu gösterdi. Tolga'nın ilk cümlesi, Herakleitos'un belirsizliğinin rastgele değil, iki okumayı birlikte taşıyan bilinçli bir yoğunluk olduğunu gösterdi. Barış'ın çekişmesi ve Defne'nin tatlı sağlığı, bu düşüncenin hukukta ve hekimlikte tanıdık gerçekleri adlandırdığını gösterdi. Herakleitos, bir değişim filozofundan çok, karşıtların gizli bağlantısının filozofudur ve bu bağlantıyı söylemenin yolu olarak bilinçli bir anlam yoğunluğu seçmiştir.
Açık kalan sorular
Tolga'nın ilk cümlesi, belirsizliğin bilinçli bir yöntem olabileceğini gösterdi. Bir metnin birden fazla okumaya açık olmasının bir yöntem mi yoksa bir kusur mu olduğunu nasıl ayırt ederiz? Yazarın niyetini bilmediğimizde, her belirsizliği bir yöntem saymak da bir aşırı yorum değil midir?
Selin'in iki ırmağı, bazı şeylerin kimliğinin değişimle korunduğunu gösterdi. Hangi şeylerin kimliği değişimle korunur, hangilerininki değişimle ortadan kalkar? Bir kentin, bir kurumun ya da bir insanın kimliği bir ırmağınki gibi mi düşünülmelidir?
Barış'ın çekişmesi, adaletin çekişmeyi ortadan kaldırarak değil, onu bir düzen içinde yürüterek kurulabileceğini gösterdi. Her çekişme düzen doğurur mu? Hangi çekişme bir düzenin parçasıdır, hangisi onu yıkar?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışHerakleitos'u yalnızca bir değişim filozofu saymak.
Herakleitos'u "aynı ırmağa iki kez girilmez" sözüyle özetlemek, onun parçalarının büyük kısmının değişimden değil karşıtlardan söz ettiğini ve bu sözün kendisinin bir özet olduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, değişimi karşıtların birliği düşüncesinin bir parçası olarak görmek ve onun bir ölçüye göre olduğunu hatırlamaktır.
Yaygın yanlışKarşıtların birliğini karşıtların aynılığı saymak.
Herakleitos'un gündüz ile gecenin bir olduğunu söylemesini, onların aynı şey olduğu anlamında okumak, onu bir çelişkiyle suçlamaya yol açar. Doğrusu, karşıtların birbirine bağlı olduğunu, birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini ya da tek bir şeyin farklı ilişkilerdeki iki yüzü olduğunu söylediğini görmektir.
Yaygın yanlışParçaları aktarıcılarından bağımsız okumak.
Herakleitos'un bir sözünü, onu bize kimin ve hangi amaçla aktardığını sormadan onun kendi sözü saymak, Platon'un ve Plutarkhos'un özetlerini Herakleitos'un sözcükleriyle karıştırmaya yol açar. Doğrusu, her parçanın aktarıcısını ve bağlamını belirlemek ve aynen aktarılan sözleri özetlerden ayırmaktır.
Yaygın yanlışKaranlık üslubu yalnızca bir kişilik özelliği saymak.
Herakleitos'un belirsiz yazmasını, antik anlatılardaki kibirli ve yalnız kişiliğinin bir sonucu olarak görmek, bu üslubun onun düşüncesine nasıl hizmet ettiğini gözden kaçırır. Doğrusu, belirsizliğin iki okumayı birlikte taşıyıp taşımadığını ve söylenen şeyin biçimi olup olmadığını sormaktır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Herakleitos'un merkezindeki düşünce sürekli değişim değil, karşıtların birbirine bağlı olduğudur; değişim bu düşüncenin bir parçasıdır ve bir ölçüye göre olur, ırmakta sular değişir ama ırmak aynı kalır.
Diogenes Laertios'un dokuzuncu kitabı Herakleitos'un antik çağda kibirli, yalnız ve bilerek karanlık yazan bir düşünür olarak anıldığını gösterdi, Aristoteles'in Retorik'i onun ilk cümlesinin bile nasıl noktalanacağının belirsiz olduğunu kaydetti, Kahn ise bu belirsizliğin dilsel yoğunluk ve yankıya dayanan bilinçli bir yöntem olduğunu savundu.
Parçalar hâlinde kalmış bir düşünürün bir sözü dört adımla okunur: sözün aktarıcısını ve bağlamını belirlemek, sözün kendi kurgusunu çıkarmak, sözü başka parçalarla yan yana okumak ve sözün hangi yaygın görüşe itiraz ettiğini sormak.
Çelişki, kendini çürütme ve poz itirazları, karşıtların birliğinin bir aynılık değil bir bağlantı olduğunu, Herakleitos'un kendi sözcükleriyle aktarılan ırmağın radikal bir akış değil ölçülü bir değişim olduğunu ve belirsizliğin iki okumayı birlikte taşıdığında söylenen şeyin biçimi olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden Herakleitos, bir değişim filozofundan çok, karşıtların gizli bağlantısının filozofudur ve bu bağlantıyı, okuru bilgi toplamaktan alıkoyup kendi başına anlamaya iten bilinçli bir anlam yoğunluğuyla söylemiştir.
Sonraki derse köprü
Tolga'nın ilk cümlesi, Herakleitos'un kitabının belirsiz bir sözcükle açıldığını gösterdi. Ama o cümlenin öznesi, bu derste açık bırakılan bir sözcüktü: logos. Herakleitos, bu logosun her zaman var olduğunu ve insanların onu, duymadan önce de duyduktan sonra da anlamadığını söylüyordu. Kerem, serginin bir sonraki panosunun bu sözcüğe ayrılması gerektiğini düşünüyor.
Selin, Herakleitos'un başka bir parçasında insanlara kendisine değil logosa kulak vermelerini ve her şeyin bir olduğunu kabul etmelerini söylediğini hatırlıyor. Lina, logos sözcüğünün Yunancada söz, hesap, oran ve açıklama gibi birçok anlama geldiğini, bu yüzden çevrilmesinin zor olduğunu söylüyor. Barış, Herakleitos'un logosun herkes için ortak olduğunu, ama insanların çoğunun kendine özel bir anlayışı varmış gibi yaşadığını söylediğini okumuş.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Logos dersi, Herakleitos'un logos sözcüğüyle neyi kastettiğini, bu logosun neden herkes için ortak olduğu hâlde insanların çoğunca anlaşılmadığını ve "bana değil logosa kulak verin" sözünün konuşandan bağımsız bir doğruyu nasıl işaret ettiğini soruyor.