İçeriğe geç

P03-D01-M01-04·Başlangıç sorunu

Doğa araştırması

temel3.674 kelime≈ 24 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

İlk filozofların doğa araştırması, bugünkü anlamda ne yalnızca bir doğa bilimi ne de yalnızca bir felsefeydi; physis sözcüğü bir büyüme sürecini anlatıyordu ve doğa üzerine araştırma, evrenin, canlıların ve toplumun kökenini tek bir anlatıda birleştiriyordu.

Naddaf'ın 2005 tarihli kitabı physis sözcüğünün kökeni, büyümeyi ve sonucu birlikte anlattığını gösterdi, Popper'ın 1958 tarihli konuşması ilk filozofların cesur varsayımlar ve eleştirel bir gelenek başlattığını savundu, Eski Hekimlik Üzerine metni ise aynı dönemde bu kuramsal cesarete karşı deneyimi savundu.

İlk filozoflardan birinin bir doğa açıklaması dört adımla değerlendirilir: neyi açıkladığını belirlemek, hangi gözleme dayandığını yazmak, gözlemin ötesine geçen kuramsal adımı adlandırmak ve başka bir düşünür tarafından nasıl eleştirildiğini sormak.

Kurgu, geçmişe yansıtma ve felsefe değil bilim olma itirazları, gözlemin ötesine geçen adımların bir akıl yürütmeye dayandığını, eleştirel tartışma olgusunun Popper'ın yorumundan bağımsız olarak metinlerde göründüğünü ve bilim ile felsefe ayrımının onların döneminde henüz yapılmamış tarihsel bir süreç olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden ilk filozofların doğa araştırması, gözlemle başlayıp gözlemin ötesine cesurca geçen ve bu geçişi eleştiriye açan, ama aynı dönemde deneyimi gölgede bırakabileceği kaygısıyla da karşılaşan bir etkinlikti.

Açılış sahnesi

Kerem, sergi için hazırlanan bir listeye bakıyor. Listede, ilk filozoflara atfedilen kitapların adları vardı. Anaksimandros, Anaksimenes, Herakleitos, Parmenides, Empedokles: hepsinin kitabı sonraki yüzyıllarda aynı adla anılıyordu, Doğa Üzerine. Kerem, bu kitapların bugünkü anlamda doğa kitapları olup olmadığını merak ediyor. Parmenides'in kitabı, bir tanrıçanın varlık ve yokluk üzerine konuşmasıyla doluydu; bugün kimse onu bir doğa kitabı saymazdı. Empedokles'in kitabı ise, bitkilerin nasıl büyüdüğünden gözün nasıl gördüğüne kadar pek çok konuyu ele alıyordu. Kerem, bu kitapların ortak başlığının, başlığı sonradan koyanların bir düzenlemesi mi, yoksa ilk filozofların yaptığı işin gerçek bir adı mı olduğunu soruyor.

Selin, Yunancadaki "physis" sözcüğünün bugünkü "doğa" sözcüğünden farklı bir şey anlatıyor olabileceğini düşünüyor. Sözcük, büyümek anlamına gelen bir fiilden türemişti. Tolga, ilk filozofların doğayı yalnızca gözlemlemediğini, onun hakkında cesur kuramlar kurduğunu, dünyanın hiçbir şeye dayanmadan durduğunu söyleyecek kadar ileri gittiğini hatırlatıyor. Lina, bir çevirmen olarak "physis" sözcüğünü tek bir sözcükle çevirmenin olanaksız olduğunu, bağlama göre doğa, yapı, yaratılış ya da huy diye çevrilebildiğini söylüyor. Barış, hukukun kendi yöntemini büyük kuramlardan değil, birikmiş davalardan geliştirdiğini, bunun bir tür doğa araştırmasına benzeyip benzemediğini soruyor. Defne ise eski hekimlerin de bedenin doğasından söz ettiğini, ama bazılarının filozofların doğa kuramlarına karşı çıktığını okuduğunu anlatıyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Presokratikler kursunda, ilk filozofların doğa üzerine araştırmalarının ne olduğunu, physis sözcüğünün neyi anlattığını ve bu araştırmanın gözlem, akıl yürütme ve kuramsal cesaret arasında nasıl bir denge kurduğunu soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Doxografi dersi, doksografik geleneğin ilk filozofları "fizikçiler" olarak adlandırdığını ve onları konu başlıkları altında düzenlediğini gösterdi. Bu ders, bu adın arkasındaki etkinliğin kendisini inceliyor. Akademinin önceki derslerinde doğa felsefesi kavramı, on dokuzuncu yüzyıla kadar bugünkü doğa bilimlerinin ortak adı olarak tanımlanmış, doğalcı açıklama ve arkhe kavramları da tanıtılmıştı. Popper'ın bilimsel kuramların çürütülebilirliği üzerine görüşleri de ele alınmıştı. Bu ders, bu parçaları ilk filozofların durumuna uyguluyor: onların doğa araştırması neydi?

Sonra üç kaynağa bakacağız. Gerard Naddaf, 2005 tarihli Yunan Doğa Kavramı kitabında, physis sözcüğünün bir şeyin kökeninden bugünkü durumuna kadar büyüme sürecini anlattığını ve doğa üzerine kitapların bu yüzden evrenin, insanın ve toplumun kökenini birlikte anlattığını savunur. Karl Popper, 1958 tarihli Presokratiklere Dönüş konuşmasında, ilk filozofların cesur varsayımlar kurup birbirini eleştirerek bilimsel düşüncenin eleştirel geleneğini başlattığını savunur. İÖ beşinci yüzyılın sonlarına tarihlenen ve Hippokrates'in adıyla anılan Eski Hekimlik Üzerine metni, hekimliği filozofların doğa kuramlarına dayandırmaya karşı çıkar.

Ardından üç itirazı tartacağız: ilk filozofların gözlem yapmayıp yalnızca kurgu kurdukları, Popper'ın okumasının kendi bilim felsefesini geçmişe yansıttığı ve doğa araştırmasının felsefe değil bilim olduğu itirazları.

Sonda, ilk filozoflardan birinin bir doğa açıklamasını değerlendirmenin dört adımını göstereceğiz: açıklamanın neyi açıkladığını belirlemek, açıklamanın hangi gözleme dayandığını yazmak, gözlemin ötesine geçen kuramsal adımı adlandırmak ve açıklamanın başka bir düşünür tarafından nasıl eleştirildiğini sormak.

Merkez soru

Sorumuz şu: İlk filozofların doğa üzerine araştırması ne tür bir etkinlikti ve bu etkinlik gözlemle, akıl yürütmeyle ve kuramsal cesaretle nasıl bir ilişki içindeydi?

Ölçülü iddiam şu: İlk filozofların doğa araştırması, bugünkü anlamda ne yalnızca bir doğa bilimiydi ne de yalnızca bir felsefe. Physis sözcüğü, bir şeyin büyüme sürecini, kökeninden bugünkü durumuna kadar nasıl oluştuğunu anlatıyordu. Naddaf'ın gösterdiği gibi, doğa üzerine araştırma, evrenin, canlıların ve insan toplumunun kökenini tek bir anlatı içinde açıklamaya çalışıyordu. Bu araştırmanın gözlemle ilişkisi karmaşıktı. İlk filozoflar bazı gözlemlere dayandı: Ksenofanes, dağlarda bulunan deniz kabuklarından yeryüzünün bir zamanlar denizle kaplı olduğu sonucunu çıkardı. Ama onların en önemli adımları gözlemin çok ötesine geçti. Anaksimandros, dünyanın hiçbir şeye dayanmadan gökyüzünün ortasında durduğunu söyledi; bunu hiçbir gözlem göstermiyordu. Popper, bu cesur varsayımların ve onlara yöneltilen eleştirilerin, bilimsel düşüncenin eleştirel geleneğini başlattığını savundu. Ama bu cesaretin bir sınırı da vardı. Eski Hekimlik Üzerine metninin yazarı, hekimliği sıcak, soğuk, ıslak ve kuru gibi birkaç temel varsayıma dayandıran filozoflara karşı çıktı ve hekimliğin kendi deneyim birikimine dayanması gerektiğini savundu. Sonuç olarak ilk filozofların doğa araştırması, gözlemle başlayıp gözlemin ötesine cesurca geçen ve bu geçişi eleştiriye açan bir etkinlikti. Ama aynı dönemde, bu cesaretin deneyimi gölgede bırakabileceği kaygısı da dile getirildi.

Sıfır noktası

Bir öğrenci ilk filozofların doğa araştırmasını öğrendiğinde, onu çoğu zaman bilimin çocukluğu sanır. İlk filozoflar, bugünkü bilim insanlarının yaptığını yapmaya çalışmış, ama deney araçları olmadığı için başarısız olmuştur. Thales'in suyu, Anaksimenes'in havası, yanlış ama saygıdeğer girişimlerdir. Bu okumada doğa araştırması, eksik bir bilimdir.

Ama bu okuma, ilk filozofların neyi amaçladığını gözden kaçırır. Onların sorusu, yalnızca doğadaki olayların nasıl gerçekleştiği değildi. Evrenin nereden geldiği, canlıların nasıl ortaya çıktığı, insanların nasıl bir arada yaşamaya başladığı da bu sorunun bir parçasıydı. Doğa üzerine bir kitap, bir fizik kitabından çok, her şeyin kökenini anlatan bir tarih kitabına benziyordu.

Bu yüzden ilk filozofların doğa araştırmasını anlamak için, physis sözcüğünün ne anlattığını bilmek gerekir. Bu sözcük, bugünkü "doğa" sözcüğünün taşıdığı "insan eliyle yapılmamış şeyler" anlamından daha geniş bir alanı kapsıyordu: bir şeyin kendi yapısını, nasıl büyüdüğünü ve ne hâle geldiğini.

Görüşler ve pozisyonlar

İlk filozofların doğa araştırmasının niteliği konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, bilimin başlangıcı görüşüdür. Buna göre ilk filozoflar, bugünkü doğa bilimlerinin yaptığını ilk kez yapmıştır: doğal olayları doğal nedenlerle açıklamaya çalışmışlardır. Onların kuramları yanlış olsa da, yöntemleri bilimseldir. Popper'ın okuması bu görüşün güçlü bir biçimidir.

İkinci görüş, kurgusal kozmoloji görüşüdür. Buna göre ilk filozoflar, gözleme ve deneye dayanmayan, akıl yürütmeyle kurulmuş büyük kozmolojik tablolar çizmiştir. Onların yaptığı, bilimden çok metafiziktir. Francis Bacon'dan beri bazı yazarlar, onları doğayı gözlemlemek yerine üzerine düşünmekle eleştirmiştir.

Üçüncü görüş, bütünleşik araştırma görüşüdür. Buna göre ilk filozofların doğa araştırması, bugün ayrı sayılan gözlem, akıl yürütme, kozmoloji ve toplum düşüncesini tek bir etkinlikte birleştiriyordu. Bu etkinliği bugünkü bilim ya da felsefe kategorilerine yerleştirmek, onun bütünlüğünü bozar. Naddaf ve Geoffrey Lloyd gibi araştırmacılar bu görüşe yakındır.

Bu ders üçüncü görüşü temel alır ve birinci görüşün, ilk filozofların eleştirel bir tartışma geleneği başlattığı gözlemini kabul eder. Birinci görüş, ilk filozofların yeniliğini doğru görür. Ama onları bugünkü bilimin öncüsü olarak okurken, onların kozmoloji ile toplum düşüncesini birleştiren sorularını gözden kaçırır. İkinci görüş, ilk filozofların gözlemin ötesine geçtiğini doğru görür. Ama onların bazı gözlemlere dayandığını ve kuramlarını eleştiriye açtığını hesaba katmaz. Üçüncü görüş, bu etkinliği kendi bütünlüğü içinde anlamaya çalışır.

Argümanın yapısı

İlk filozoflardan birinin bir doğa açıklamasını değerlendirmek için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, açıklamanın neyi açıkladığını belirlemektir. Değerlendiren, açıklamanın evrenin kökeni, bir doğa olayı, canlıların ortaya çıkışı ya da insan toplumu gibi hangi konuya yöneldiğini yazar.

İkinci adım, açıklamanın hangi gözleme dayandığını yazmaktır. Değerlendiren, açıklamayı destekleyen ya da ona yol açmış olabilecek gözlemleri, varsa, açıkça belirtir.

Üçüncü adım, gözlemin ötesine geçen kuramsal adımı adlandırmaktır. Değerlendiren, açıklamanın hangi noktada gözlemlenebilir olanın ötesine geçtiğini ve bu geçişin bir akıl yürütmeye mi, bir benzetmeye mi, yoksa cesur bir varsayıma mı dayandığını belirler.

Dördüncü adım, açıklamanın başka bir düşünür tarafından nasıl eleştirildiğini sormaktır. Değerlendiren, açıklamanın aynı dönemde ya da sonra başka bir düşünür tarafından eleştirilip eleştirilmediğini ve bu eleştirinin neye dayandığını araştırır.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Doğa araştırmasını ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. İlk filozofların doğa araştırması, bugünkü anlamda ne yalnızca bir doğa bilimiydi ne de yalnızca bir felsefe. Naddaf, physis sözcüğünün bir büyüme sürecini anlattığını ve doğa üzerine araştırmanın her şeyin kökeninin bir tarihi olduğunu gösterdi. Kerem'in kitap listesi, Anaksimandros'un kitabının bugünkü hiçbir rafa tam olarak uymadığını gösterdi. Lina'nın çeviri seçenekleri, physis sözcüğünün tek bir karşılıkla çevrilemediğini gösterdi. Selin'in deniz kabukları, bazı ilk filozofların gözleme dayanarak çıkarımlar yaptığını gösterdi. Popper, ilk filozofların cesur varsayımlar kurup birbirini eleştirerek eleştirel geleneği başlattığını savundu ve Tolga'nın dayanaksız dünyası, bu cesaretin bir akıl yürütmeye dayandığını gösterdi. Eski Hekimlik Üzerine metni, bu cesarete aynı dönemde yöneltilmiş bir eleştiriyi dile getirdi. Barış'ın birikmiş davaları ve Defne'nin hasta kayıtları, deneyim ile kuram arasındaki gerilimin hukukta ve hekimlikte de sürdüğünü gösterdi. İlk filozofların doğa araştırması, gözlemle başlayıp gözlemin ötesine cesurca geçen ve bu geçişi eleştiriye açan bir etkinlikti.

Açık kalan sorular

Lina'nın çeviri seçenekleri, physis sözcüğünü tek bir karşılıkla çevirmenin olanaksız olduğunu gösterdi. Bugün "doğa" sözcüğünü kullandığımızda, physis sözcüğünün taşıdığı büyüme ve köken anlamlarından hangilerini kaybetmiş oluyoruz? Bu kayıp, doğayı düşünme biçimimizi değiştirmiş midir?

Tolga'nın dayanaksız dünyası, Anaksimandros'un cesur varsayımının gözlemden değil bir akıl yürütmeden geldiğini gösterdi. Bir akıl yürütmeye dayanan ama sınanamayan bir varsayım, bilimsel midir? Anaksimandros'un varsayımı, onun döneminde sınanamazdı, ama bugün doğru olduğunu biliyoruz. Bu, onu geriye dönük olarak bilimsel yapar mı?

Barış'ın birikmiş davaları, temel ilkeler ile birikmiş deneyim arasındaki dengenin hukukta da sorun olduğunu gösterdi. Bir alanın kendi deneyim birikimi ile başka bir alandan gelen genel bir kuram çatıştığında, hangisi öncelik taşımalıdır? Eski Hekimlik Üzerine metninin yazarı haklı mıydı?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışDoğa araştırmasını bugünkü doğa bilimleriyle özdeşleştirmek.
Doğrusu

İlk filozofların doğa üzerine kitaplarını bugünkü fizik ya da biyoloji kitaplarının ilkel biçimleri saymak, Kerem'in kitap listesinde görüldüğü gibi, bu kitapların evrenin, canlıların ve insan toplumunun kökenini tek bir anlatıda birleştirdiğini gözden kaçırır.

Yaygın yanlışPhysis sözcüğünü "doğa" sözcüğüyle aynı saymak.
Doğrusu

Physis sözcüğünü bugünkü "doğa" sözcüğünün tam karşılığı saymak, Lina'nın çeviri seçeneklerinde görüldüğü gibi, bu sözcüğün bir büyüme sürecini, bir şeyin kendi yapısını ve bir insanın yaratılıştan gelen huyunu da anlattığını gözden kaçırır.

Yaygın yanlışİlk filozofları ya yalnızca gözlemci ya da yalnızca kurgucu saymak.
Doğrusu

İlk filozofların ya dikkatli gözlemciler ya da gözlemden kopuk kurgucular olduğunu düşünmek, Selin'in deniz kabuklarında görüldüğü gibi, aynı düşünürün hem gözleme dayanan çıkarımlar hem de gözlemin çok ötesine geçen varsayımlar yapabildiğini gözden kaçırır.

Yaygın yanlışCesur varsayımı gelişigüzel bir tahmin saymak.
Doğrusu

Anaksimandros'un dünyanın hiçbir şeye dayanmadan durduğu görüşü gibi cesur varsayımları gelişigüzel tahminler saymak, Tolga'nın dayanaksız dünyasında görüldüğü gibi, bu varsayımların bir öncekinin eleştirisinden doğduğunu ve bir akıl yürütmeye dayandığını gözden kaçırır.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

İlk filozofların doğa araştırması, bugünkü anlamda ne yalnızca bir doğa bilimi ne de yalnızca bir felsefeydi; physis sözcüğü bir büyüme sürecini anlatıyordu ve doğa üzerine araştırma, evrenin, canlıların ve toplumun kökenini tek bir anlatıda birleştiriyordu.

Naddaf'ın 2005 tarihli kitabı physis sözcüğünün kökeni, büyümeyi ve sonucu birlikte anlattığını gösterdi, Popper'ın 1958 tarihli konuşması ilk filozofların cesur varsayımlar ve eleştirel bir gelenek başlattığını savundu, Eski Hekimlik Üzerine metni ise aynı dönemde bu kuramsal cesarete karşı deneyimi savundu.

İlk filozoflardan birinin bir doğa açıklaması dört adımla değerlendirilir: neyi açıkladığını belirlemek, hangi gözleme dayandığını yazmak, gözlemin ötesine geçen kuramsal adımı adlandırmak ve başka bir düşünür tarafından nasıl eleştirildiğini sormak.

Kurgu, geçmişe yansıtma ve felsefe değil bilim olma itirazları, gözlemin ötesine geçen adımların bir akıl yürütmeye dayandığını, eleştirel tartışma olgusunun Popper'ın yorumundan bağımsız olarak metinlerde göründüğünü ve bilim ile felsefe ayrımının onların döneminde henüz yapılmamış tarihsel bir süreç olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden ilk filozofların doğa araştırması, gözlemle başlayıp gözlemin ötesine cesurca geçen ve bu geçişi eleştiriye açan, ama aynı dönemde deneyimi gölgede bırakabileceği kaygısıyla da karşılaşan bir etkinlikti.

Sonraki derse köprü

Tolga'nın dayanaksız dünyası, Thales'in görüşünü eleştiren Anaksimandros'u gösterdi. Bu zincir, Thales'ten başlıyordu ve Thales, antik çağdan beri ilk filozof olarak anılıyordu. Kerem, sergi panosunun ilk cümlesinde Thales'in adını kullanmayı düşünüyor, ama bir soru aklına geliyor. Thales'i ilk filozof yapan şey neydi? Ondan geriye tek bir yazılı cümle kalmamıştı.

Selin, Thales'i ilk filozof sayan en eski kaynağın Aristoteles olduğunu ve Aristoteles'in onu kendi dört neden kuramının ilk adımı olarak sunduğunu hatırlıyor. Tolga ise Diogenes Laertios'un kitabının, felsefenin Yunanlılardan değil, başka halklardan başladığını söyleyenleri de andığını hatırlatıyor. Lina, bir başlangıç noktası seçmenin, sonra gelen her şeyin nasıl anlatılacağını da belirlediğini, bir çevirinin ilk cümlesinin bütün metnin tonunu kurduğu gibi düşünüyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. "İlk filozof" anlatısı dersi, Thales'in neden ilk filozof sayıldığını, bu unvanın hangi kaynaklardan ve hangi amaçlarla doğduğunu ve bir başlangıç noktası seçmenin felsefenin ne olduğuna dair neyi önceden kabul ettiğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.