Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Mantıksal gerçekçilik, mantık yasalarının zihinden ve dilden bağımsız olan dünyanın en genel yapısını betimlediğini savunur ve böylece mantığın dünyaya neden uyduğunu, yasaların doğruluğunu dilden bağımsız bir olguya bağlayarak açıklar.
Gödel'in 1944 tarihli makalesi mantığın kavramlarını gerçek nesneler sayıp onlara bir akıl sezgisiyle eriştiğimizi savundu, Sider'in 2011 tarihli kitabı mantıksal kavramların dünyanın eklemlerini yansıttığını savundu, Maddy'nin 2007 tarihli kitabı ise temel bir mantığın dünyanın gözlenebilir biçimsel yapısına dayandığını ve klasik mantığın bir idealleştirme olduğunu savundu.
Bir mantık yasasının dünyanın bir yapısını betimleyip betimlemediği dört adımla değerlendirilir: yasanın hangi nesneler ve özellikler hakkında olduğunu belirlemek, yasayı doğru kılacak bir yapıyı betimlemek, bu yapının her alanda bulunup bulunmadığını sormak ve yapıya nasıl eriştiğimizi yazmak.
Bilinebilirlik, mantık seçimi ve konu tarafsızlığı itirazları, doğalcı gerçekçiliğin gözlenebilir bir yapıya dayandığını, farklı mantıkların dünyanın farklı yapılarını betimleyebildiğini ve mantığın her konunun ortak biçimi hakkında olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden gerçekçilik mantığın uygulanabilirliğini en iyi açıklayan görüştür, ama mantığın nasıl bilindiğini açıklamak için ya bir sezgi yetisine başvurmak ya da mantığın bir bölümünün deneysel olduğunu kabul etmek zorundadır.
Açılış sahnesi
Kerem, katalogla ilgili yıllardır sorulmayan bir soruyu soruyor: mantık bu kataloğa neden uyuyor? Katalogda iki yüz nüsha vardı ve her biri ötekilerden ayrı bir nesneydi. Her nüshanın bazı özellikleri vardı, bazı özellikleri yoktu: kolofonlu ya da kolofonsuz, kenar notlu ya da notsuz. Nüshalar arasında ilişkiler vardı: biri ötekinden kopyalanmıştı, biri ötekinden önce yazılmıştı. Kerem, mantığın tam da bu türden şeyler hakkında konuştuğunu fark ediyor: nesneler, özellikler, ilişkiler. Mantık, kataloğa, kataloğun kendisi böyle bir yapıya sahip olduğu için mi uyuyordu? Yoksa mantık, katalog nasıl olursa olsun, dilin kuralları olarak ona uygulanan bir şey miydi?
Selin, bir önceki tartışmada uzlaşımcılığın en güçlü biçiminin başarısız olduğunu hatırlıyor. Mantık yasaları uzlaşımla doğru değilse, belki dünya yüzünden doğruydular. Tolga, bu görüşün mantığın dünyaya neden uyduğunu açıklayacağını, ama bir güçlük doğuracağını söylüyor: dünyanın yapısı hakkındaki bir doğruyu nasıl deneye başvurmadan biliyorduk? Lina, dünyada "ve" ya da "değil" gibi şeyler bulunup bulunmadığını, bir nüshanın kolofonsuz olmasının dünyada neye karşılık geldiğini soruyor. Barış, hukuk kurallarının da mantığa uyduğunu, ama hukuk kurallarının fiziksel dünyada bulunmadığını hatırlatıyor. Defne ise bir hastanın bedeninde mantığın betimlediği türden bir yapı bulunup bulunmadığını, yoksa bu yapının yalnızca hekimlerin hastalık kavramlarında mı bulunduğunu merak ediyor. Bu ders, Mantık ve Akıl Yürütme programının Mantık Felsefesi kursunda, mantık yasalarının dünyanın zihinden ve dilden bağımsız bir yapısını betimlediği görüşünün ne demek olduğunu, bu görüşün mantığın kesinliğini ve dünyaya uygulanabilirliğini nasıl açıkladığını ve gerçekçiliğin mantığın bilinebilirliği sorusunda hangi güçlükle karşılaştığını soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Konvansiyonalizm dersi, mantık yasalarının uzlaşımla doğru olmadığını, ama onları bilmemizin mantıksal sözcüklerin anlamını veren kuralları kavramamızla bağlantılı olabileceğini gösterdi. Bu ders, karşı uçtaki görüşü inceliyor. Akademinin önceki derslerinde Russell'ın mantığın dünyayla zoolojinin ilgilendiği kadar gerçekten ilgilendiği görüşü, Fine'ın özcü kiplik anlayışı, matematik gerçekçiliği ve Benacerraf'ın mekanizm karşıtı argümana yanıtı tanıtılmıştı. Bu ders, bu parçaları bir soru olarak bir araya getiriyor: mantık yasaları dünyanın yapısını mı betimler?
Sonra üç kaynağa bakacağız. Kurt Gödel, 1944 tarihli Russell'ın Matematiksel Mantığı makalesinde, mantığı öteki bütün bilimlerden önce gelen ve onların temel kavramlarını içeren bir bilim olarak betimler ve mantığın kavramlarını gerçek nesneler sayar. Theodore Sider, 2011 tarihli Dünyanın Kitabını Yazmak kitabında, mantıksal kavramların dünyanın nesnel yapısını, onun doğal eklemlerini yansıttığını savunur. Penelope Maddy, 2007 tarihli İkinci Felsefe kitabında, temel bir mantığın dünyanın gözlenebilir biçimsel yapısına dayandığını, klasik mantığın ise bu yapının bir idealleştirmesi olduğunu savunur.
Ardından üç itirazı tartacağız: gerçekçiliğin mantığın bilinebilirliğini açıklayamadığı, hangi mantığın dünyanın mantığı olduğunu belirleyemediği ve mantığın konu tarafsızlığını yitirdiği itirazları.
Sonda, bir mantık yasasının dünyanın bir yapısını betimleyip betimlemediğini değerlendirmenin dört adımını göstereceğiz: yasanın hangi tür nesneler ve özellikler hakkında olduğunu belirlemek, yasayı doğru kılacak bir dünya yapısını betimlemek, bu yapının her alanda bulunup bulunmadığını sormak ve yapıya nasıl eriştiğimizi yazmak.
Merkez soru
Sorumuz şu: Mantık yasaları dünyanın zihinden ve dilden bağımsız bir yapısını mı betimler ve bu görüş, mantığın hem kesin hem dünyaya uygulanabilir olmasını, aynı zamanda nasıl bilindiğini açıklayabilir mi?
Ölçülü iddiam şu: Mantıksal gerçekçilik, mantık yasalarının dünyanın en genel yapısını betimlediğini savunur. Bu görüş, uzlaşımcılığın açıklayamadığı bir şeyi açıklar: mantığın dünyaya neden uyduğunu. Mantık, dünyanın nesnelerden, özelliklerden ve ilişkilerden oluşan bir yapıya sahip olması yüzünden dünyaya uyar. Gödel, bu görüşün en güçlü biçimini savundu: mantığın kavramları, fiziksel cisimler gibi gerçek nesnelerdi ve onları bir tür akıl sezgisiyle kavrıyorduk. Sider, daha ölçülü bir biçim önerdi: mantıksal kavramlar, dünyanın nesnel yapısını, onun doğal eklemlerini yansıtıyordu ve bu yüzden bazı mantıksal kavramlar ötekilerden daha temel sayılabilirdi. Maddy ise gerçekçiliği doğalcı bir biçimde kurdu: dünya, nesnelerin özellikler taşıdığı ve birbirine bağlı olduğu gözlenebilir bir biçimsel yapı sergiliyordu, temel bir mantık bu yapıyı betimliyordu ve klasik mantık bu temel mantığın bir idealleştirmesiydi. Bu üç biçim, mantığın kesinliğini ve uygulanabilirliğini farklı ölçülerde açıklar. Ama hepsi bir güçlükle karşılaşır: dünyanın yapısı hakkındaki bir doğruyu nasıl biliyoruz? Gödel'in akıl sezgisi bu soruya bir ad verir, ama bir açıklama vermez. Maddy'nin doğalcı biçimi, bu soruya en somut cevabı verir: temel mantığı, dünyanın biçimsel yapısına duyarlı bilişsel yeteneklerimiz aracılığıyla biliriz. Ama bu cevabın bedeli, mantığın bir bölümünü deneysel kılmaktır. Sonuç olarak gerçekçilik, mantığın uygulanabilirliğini en iyi açıklayan görüştür, ama mantığın deneyden bağımsız olarak nasıl bilindiğini açıklamak için ya bir sezgi yetisine başvurmak ya da mantığın bir bölümünün deneysel olduğunu kabul etmek zorundadır.
Sıfır noktası
Bir öğrenci mantığın dünyanın yapısını betimlediğini duyduğunda, bunu çoğu zaman dünyada bağlaçların ve niceleyicilerin nesneler gibi bulunduğu sanır. Dünyada masalar ve sandalyeler olduğu gibi, "ve"ler ve "değil"ler de vardır. Bu okumada mantıksal gerçekçilik, tuhaf nesnelerle dolu bir dünya resmidir.
Ama gerçekçilerin çoğu böyle bir şey söylemez. Onlara göre dünyada "ve" diye bir nesne yoktur. Ama dünyada iki ayrı olgu birlikte bulunabilir ve "ve" sözcüğü bu birlikte bulunuşu dile getirir. Dünyada "değil" diye bir nesne yoktur. Ama bir nüsha kolofonsuzdur, yani kolofon özelliği ondan yoksundur, ve "değil" sözcüğü bu yoksunluğu dile getirir. Mantık, nesnelerden değil, nesnelerin bir arada bulunma, özellik taşıma ve ilişkiye girme biçimlerinden söz eder.
Bu yüzden gerçekçiliğin asıl iddiası, mantık yasalarının doğruluğunun bu biçimlere dayandığıdır. "Bir nüsha hem kolofonlu hem kolofonsuz olamaz" yasası, dünyada bir nesnenin bir özelliği hem taşıyıp hem taşımamasının olanaksızlığına dayanır. Bu olanaksızlık, bizim dilimizin değil, nesnelerin ve özelliklerin kendisinin bir özelliğidir. Gerçekçiye göre, dilimizi değiştirsek bile bu olanaksızlık yerinde kalır.
Görüşler ve pozisyonlar
Mantık yasalarının dünyayla ilişkisi konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, Platoncu gerçekçiliktir. Buna göre mantığın kavramları ve yasaları, zamanın ve mekânın dışında bulunan soyut nesnelerdir ve onlara bir akıl sezgisiyle erişiriz. Gödel bu görüşün başlıca savunucusudur.
İkinci görüş, yapısal gerçekçiliktir. Buna göre mantıksal kavramlar, dünyanın nesnel yapısını, onun doğal eklemlerini yansıtır. Bazı kavramlar bu yapıyı ötekilerden daha iyi yansıtır ve mantıksal kavramlar en temel olanlardandır. Sider bu görüşü savunur.
Üçüncü görüş, doğalcı gerçekçiliktir. Buna göre dünya, nesnelerin özellik taşıdığı ve birbirine bağlı olduğu gözlenebilir bir biçimsel yapı sergiler. Temel bir mantık bu yapıyı betimler, klasik mantık ise bu yapının belirli koşullar altında geçerli olan bir idealleştirmesidir. Maddy bu görüşü savunur.
Bu ders üçüncü görüşü temel alır ve ikinci görüşün, mantıksal kavramların dünyanın nesnel yapısını yansıttığı gözlemini ona ekler. Birinci görüş, mantığın kesinliğini ve deneyden bağımsızlığını güçlü biçimde açıklar. Ama akıl sezgisinin ne olduğunu ve nasıl işlediğini açıklamaz. İkinci görüş, mantıksal kavramlara nesnel bir dayanak verir. Ama bu dayanağa nasıl eriştiğimiz sorusunu açık bırakır. Üçüncü görüş, erişim sorusuna somut bir cevap verir, ama bunun için mantığın bir bölümünün deneysel olduğunu kabul eder.
Argümanın yapısı
Bir mantık yasasının dünyanın bir yapısını betimleyip betimlemediğini değerlendirmek için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, yasanın hangi tür nesneler ve özellikler hakkında olduğunu belirlemektir. Değerlendiren, yasanın nesnelerin bir arada bulunuşunu mu, özellik taşımasını mı, yoksa ilişkilere girmesini mi konu aldığını yazar.
İkinci adım, yasayı doğru kılacak bir dünya yapısını betimlemektir. Değerlendiren, yasanın doğru olması için dünyanın nasıl bir yapıya sahip olması gerektiğini, örneğin nesnelerin ayrı olmasını ya da özelliklerin kesin sınırları olmasını açıkça belirtir.
Üçüncü adım, bu yapının her alanda bulunup bulunmadığını sormaktır. Değerlendiren, betimlenen yapının fiziksel nesnelerde, soyut nesnelerde ve kurumsal nesnelerde bulunup bulunmadığını sorar ve bulunmadığı bir alan varsa yasanın orada geçerli olup olmadığını değerlendirir.
Dördüncü adım, yapıya nasıl eriştiğimizi yazmaktır. Değerlendiren, bu yapıyı bir sezgiyle mi, gözlemle mi, yoksa başka bir yolla mı bildiğimizi belirler.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Gerçekçiliği ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Mantıksal gerçekçilik, mantık yasalarının dünyanın en genel yapısını betimlediğini savunur. Kerem'in iki yüz nesnesinde görüldüğü gibi, bu görüş mantığın dünyaya neden uyduğunu, yasanın doğruluğunu dilden bağımsız bir olguya bağlayarak açıklar. Lina'nın olumsuz olgusu, olumsuzlamanın dünyadaki bir yoklukla değil, olumlu olgular arasındaki bir bağdaşmazlıkla açıklanabileceğini gösterdi. Gödel, mantığın kavramlarını gerçek nesneler saydı ve onlara bir akıl sezgisiyle eriştiğimizi savundu. Sider, mantıksal kavramların dünyanın eklemlerini yansıttığını savundu, ama Tolga'nın yapay yüklemi bu sezginin bağlaçlar için belirsizleştiğini gösterdi. Maddy, temel mantığın dünyanın gözlenebilir biçimsel yapısına dayandığını ve klasik mantığın bir idealleştirme olduğunu savundu. Selin'in yıpranmış nüshaları, bu idealleştirmenin sınırları belirsiz özelliklerde nerede zorlandığını gösterdi. Barış'ın hukuki nesneleri ve Defne'nin hastalık kategorileri, mantığın fiziksel olmayan yapılara da uyduğunu ve gerçekçilik ile uzlaşımcılığın farklı alanlarda farklı işler görebildiğini gösterdi. Gerçekçilik mantığın uygulanabilirliğini en iyi açıklayan görüştür, ama mantığın nasıl bilindiğini açıklamak için ya bir sezgi yetisine başvurmak ya da mantığın bir bölümünün deneysel olduğunu kabul etmek zorundadır.
Açık kalan sorular
Lina'nın olumsuz olgusu, olumsuzlamanın olumlu olgular arasındaki bir bağdaşmazlıkla açıklanabileceğini gösterdi. Ama bağdaşmazlığın kendisi dünyanın bir özelliği midir? İki olgunun bir arada bulunamaması, dünyada neye karşılık gelir?
Selin'in yıpranmış nüshaları, klasik mantığın sınırları belirsiz özellikler için bir idealleştirme olduğunu gösterdi. Bir idealleştirme doğru olabilir mi? Klasik mantık bir idealleştirmeyse, onunla elde edilen sonuçlar yalnızca yaklaşık olarak mı doğrudur?
Maddy'nin görüşü, mantığın bir bölümünün deneysel olduğunu kabul etti. Mantığın bir bölümü deneyselse, yeni gözlemler onu değiştirebilir mi? Bir mantık yasasını bırakmanın akla uygun olduğu bir gözlem düşünülebilir mi?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışMantıksal gerçekçiliği dünyada bağlaçların bulunduğu görüşü saymak.
Mantığın dünyanın yapısını betimlediği görüşünü, dünyada "ve"lerin ve "değil"lerin nesneler gibi bulunduğu görüşü saymak, sıfır noktasında görüldüğü gibi, gerçekçilerin çoğunun mantığın nesnelerden değil, nesnelerin bir arada bulunma, özellik taşıma ve ilişkiye girme biçimlerinden söz ettiğini savunduğunu gözden kaçırır.
Yaygın yanlışGerçekçiliğin bütün biçimlerini Platonculukla özdeşleştirmek.
Mantıksal gerçekçiliği her zaman soyut nesnelere ve akıl sezgisine başvuran bir görüş saymak, Maddy'nin doğalcı biçiminde görüldüğü gibi, gerçekçiliğin gözlenebilir bir biçimsel yapıya ve bilişsel yeteneklere dayanan biçimlerinin de bulunduğunu gözden kaçırır.
Yaygın yanlışKlasik mantığı dünyanın yapısının tam betimlemesi saymak.
Dışlanmış üçüncü ilkesinin dünyadaki her özellik için doğru olduğunu düşünmek, Selin'in yıpranmış nüshalarında görüldüğü gibi, sınırları belirsiz özelliklerin bulunduğunu ve klasik mantığın, özelliklerin kesin sınırlı olduğu varsayımı altında geçerli bir idealleştirme olabileceğini gözden kaçırır.
Yaygın yanlışGerçekçiliği fiziksel dünyayla sınırlamak.
Mantığın dünyanın yapısını betimlediği görüşünü, yalnızca fiziksel nesnelerin yapısıyla sınırlamak, Barış'ın hukuki nesnelerinde görüldüğü gibi, mantığın kurumsal ve soyut nesnelere de uyduğunu ve gerçekçinin bu uygulanabilirliği de açıklaması gerektiğini gözden kaçırır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Mantıksal gerçekçilik, mantık yasalarının zihinden ve dilden bağımsız olan dünyanın en genel yapısını betimlediğini savunur ve böylece mantığın dünyaya neden uyduğunu, yasaların doğruluğunu dilden bağımsız bir olguya bağlayarak açıklar.
Gödel'in 1944 tarihli makalesi mantığın kavramlarını gerçek nesneler sayıp onlara bir akıl sezgisiyle eriştiğimizi savundu, Sider'in 2011 tarihli kitabı mantıksal kavramların dünyanın eklemlerini yansıttığını savundu, Maddy'nin 2007 tarihli kitabı ise temel bir mantığın dünyanın gözlenebilir biçimsel yapısına dayandığını ve klasik mantığın bir idealleştirme olduğunu savundu.
Bir mantık yasasının dünyanın bir yapısını betimleyip betimlemediği dört adımla değerlendirilir: yasanın hangi nesneler ve özellikler hakkında olduğunu belirlemek, yasayı doğru kılacak bir yapıyı betimlemek, bu yapının her alanda bulunup bulunmadığını sormak ve yapıya nasıl eriştiğimizi yazmak.
Bilinebilirlik, mantık seçimi ve konu tarafsızlığı itirazları, doğalcı gerçekçiliğin gözlenebilir bir yapıya dayandığını, farklı mantıkların dünyanın farklı yapılarını betimleyebildiğini ve mantığın her konunun ortak biçimi hakkında olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden gerçekçilik mantığın uygulanabilirliğini en iyi açıklayan görüştür, ama mantığın nasıl bilindiğini açıklamak için ya bir sezgi yetisine başvurmak ya da mantığın bir bölümünün deneysel olduğunu kabul etmek zorundadır.
Sonraki derse köprü
Maddy'nin görüşü, mantığın bir bölümünün deneysel olduğunu kabul etti. Kerem, bunun ciddi bir sonucu olduğunu fark ediyor. Mantığın bir bölümü deneyselse, fizikte olduğu gibi, yeni gözlemler onu değiştirebilirdi. Bir gün, dünyanın bir alanında, bir mantık yasasının geçerli olmadığını gösteren bir bulguyla karşılaşabilirlerdi.
Selin, bazı fizikçilerin ve felsefecilerin bunun gerçekten olduğunu savunduğunu hatırlıyor: kuantum fiziğinin bazı sonuçları, "ve" ile "veya" arasındaki dağılma yasasının atomaltı düzeyde geçerli olmadığını gösteriyordu. Tolga, Quine'ın da hiçbir inancın, mantık yasalarının bile, düzeltilemez olmadığını savunduğunu ekliyor. Lina ise bir mantık yasasını bırakmanın, onu bırakmak için kullandığımız akıl yürütmeyi de etkileyip etkilemeyeceğini soruyor.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Revizyon dersi, mantık yasalarının deneyle ya da kuramsal gerekçelerle değiştirilip değiştirilemeyeceğini, Quine'ın ve Putnam'ın mantığın düzeltilebilirliğini nasıl savunduğunu ve bir mantık yasasını bırakmanın hangi koşullarda akla uygun olacağını soruyor.