Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Mantık yasaları psikolojik yasalar değildir; Frege'nin ayrımıyla mantık doğru olmanın yasalarını dile getirir, insanların bir şeyi hangi koşullarda doğru saydığını betimleyen yasaları değil.
Husserl'in 1900 tarihli Mantıksal Araştırmalar'ı psikolojizmin kesin yasaları olası genellemelerden türetemeyeceğini ve göreciliğe yol açarak kendini çürüteceğini gösterdi, Frege'nin 1893 tarihli önsözü doğru olma ile doğru sayma yasalarını ayırdı, Oaksford ile Chater'ın 1994 tarihli makalesi ise bir akıl yürütme hatasının hangi normatif modelle karşılaştırıldığına bağlı olduğunu gösterdi.
Bir akıl yürütme hatası dört adımla değerlendirilir: kişinin ne yaptığını betimlemek, davranışı hangi normatif modelle karşılaştırdığımızı yazmak, modelin kişinin göreviyle uyuşup uyuşmadığını sormak ve farkın bir hata mı yoksa başka bir amaca uygun bir davranış mı olduğunu değerlendirmek.
Kavranma, deneysel çürütme ve bilinemezlik itirazları, kavranan şeyin kavrama olayından bağımsız olabildiğini, deneysel bulguların geçerliliği değil normun göreve uygulanmasını sorguladığını ve mantığın bilgisini açıklamanın psikolojiye indirgemeden yapılabilecek bir görev olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden mantık ile psikoloji arasındaki ilişki bir indirgeme değil bir karşılaştırmadır: mantık akıl yürütmeyi değerlendirmenin ölçülerinden birini verir, psikoloji insanların bu ölçüye ne zaman ve neden uymadığını inceler.
Açılış sahnesi
Kerem, katalog programının kullanıcı kayıtlarını inceliyor. Program, kullanıcıların hangi çıkarımları onayladığını kaydediyordu. Kerem, sık tekrarlanan bir örüntü fark ediyor. Kullanıcılar şu çıkarımı çoğu zaman onaylıyordu: "Atölyede yazılan her nüshanın kolofonu vardır. Yüz on yedinci nüshanın kolofonu var. Öyleyse yüz on yedinci nüsha atölyede yazıldı." Çıkarım geçersizdi; manastırda yazılan nüshaların da kolofonu olabilirdi. Ama onaylayanların sayısı, reddedenlerin sayısından fazlaydı. Kerem, bir an kendine soruyor: mantık insanların nasıl düşündüğünü betimleseydi, bu örüntü mantığın bir yasası mı olurdu?
Selin, bunun olamayacağını, mantığın insanların nasıl düşündüğünü değil, neyin neyden çıktığını söylediğini hatırlatıyor. Tolga, bir zamanlar tam tersinin savunulduğunu, on dokuzuncu yüzyılda bazı felsefecilerin mantığı düşüncenin doğa bilimi saydığını söylüyor. Lina, kendi dilini konuşanların dilbilgisi kurallarını sık sık çiğnediğini, ama bu kuralları bildiklerini, bir yanlışı gösterince hemen düzelttiklerini anlatıyor. Barış, bir soruşturmacının hangi kayıtları inceleyeceğini seçerken, mantığın önerdiği kayıtları değil, en çok bilgi vereceğini düşündüğü kayıtları seçtiğini, bunun her zaman bir hata olmadığını düşünüyor. Defne ise hekimlerin tanı koyarken sistemli hatalar yaptığını, bu hataların eğitimle azaltılabildiğini hatırlatıyor. Bu ders, Mantık ve Akıl Yürütme programının Mantık Felsefesi kursunda, mantık yasalarının insanların fiilen nasıl düşündüğünü betimleyen yasalar olup olmadığını, Frege'nin ve Husserl'in psikolojizme karşı çıkarken neyi savunduğunu ve deneysel akıl yürütme araştırmalarının mantığın normlarıyla nasıl bir ilişki içinde olduğunu soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Normatiflik dersi, mantığın akıl yürütmeye köprü ilkeleri aracılığıyla yol gösterdiğini ve bu ilkelerin geniş kapsamlı, dereceli ve tanınmış çıkarımlarla sınırlı yazıldığında savunulabileceğini gösterdi. Bu ders, bu kursun son modülünü, mantık ile gerçeklik arasındaki ilişkiyi soran modülü açıyor ve ilk olarak mantığın zihinle ilişkisini ele alıyor. Akademinin önceki derslerinde Frege'nin Aritmetiğin Temelleri önsözündeki ruhbilimsel olan ile mantıksal olanı ayırma ilkesi, Boole'un Düşünce Yasalarının Araştırılması ve Wason'ın seçme görevi tanıtılmıştı. Bu ders, bu parçaları bir soru olarak bir araya getiriyor: mantık yasaları zihnin yasaları mıdır?
Sonra üç kaynağa bakacağız. Edmund Husserl, 1900 tarihli Mantıksal Araştırmalar'ın ilk cildi olan Saf Mantığa Giriş'te, mantığı psikolojiye indirgeyen görüşe karşı sistemli bir eleştiri geliştirir. Gottlob Frege, 1893 tarihli Aritmetiğin Temel Yasaları'nın birinci cildinin önsözünde, mantık yasalarının doğru olmanın yasaları olduğunu, doğru saymanın yasaları olmadığını savunur. Mike Oaksford ile Nick Chater, 1994 tarihli Seçme Görevinin En İyi Veri Seçimi Olarak Akılcı Çözümlemesi makalesinde, insanların seçme görevindeki "hatalarının" başka bir normatif modele göre akılcı olabileceğini savunur.
Ardından üç itirazı tartacağız: mantığın zihinler tarafından kavrandığı için bir biçimde zihne dair olması gerektiği, deneysel bulguların mantığın normlarını çürüttüğü ve psikolojizm karşıtlığının mantığı bilinemez kıldığı itirazları.
Sonda, bir akıl yürütme hatasını değerlendirmenin dört adımını göstereceğiz: kişinin ne yaptığını betimlemek, bu davranışı hangi normatif modelle karşılaştırdığımızı yazmak, modelin kişinin göreviyle uyuşup uyuşmadığını sormak ve farkın bir hata mı yoksa başka bir amaca uygun bir davranış mı olduğunu değerlendirmek.
Merkez soru
Sorumuz şu: Mantık yasaları insanların nasıl düşündüğünü betimleyen psikolojik yasalar mıdır ve değilse, insanların fiilen nasıl akıl yürüttüğüne ilişkin deneysel bulgular mantıkla nasıl bir ilişki içindedir?
Ölçülü iddiam şu: Mantık yasaları psikolojik yasalar değildir. Frege'nin ayrımıyla, mantık doğru olmanın yasalarını dile getirir, doğru saymanın yasalarını değil. Bir kişinin bir önermeyi doğru sayıp saymadığı psikolojik bir olgudur; bir önermenin bir başkasından çıkıp çıkmadığı ise değildir. Husserl, psikolojizmin kendi kendini çürüttüğünü gösterdi: mantık yasaları insan zihninin rastlantısal yasalarıysa, başka türlü kurulmuş bir zihin için başka mantık yasaları geçerli olurdu ve bu, doğruluğun zihne göreli olduğunu söylemek olurdu. Oysa psikolojizmi savunan biri, kendi görüşünün her zihin için doğru olduğunu iddia eder. Ama mantığın psikolojiden bağımsız olması, deneysel akıl yürütme araştırmalarının mantıkla ilgisiz olduğu anlamına gelmez. Bu araştırmalar, insanların akıl yürütmesinin mantığın normlarından nerede ve neden ayrıldığını gösterir. Oaksford ile Chater, bu ayrılığın her zaman bir hata olmadığını gösterdi: seçme görevindeki "hatalı" seçimler, insanların gündelik yaşamda karşılaştığı koşullarda, en çok bilgi veren seçimler olabilir. Bu bulgu, mantığın yanlış olduğunu değil, mantığın bir akıl yürütme görevine uygulanmasının dikkat gerektirdiğini gösterir. Sonuç olarak mantık ile psikoloji arasındaki ilişki bir indirgeme değil, bir karşılaştırmadır. Mantık, akıl yürütmeyi değerlendirmenin ölçülerinden birini verir. Psikoloji, insanların bu ölçüye ne zaman ve neden uymadığını inceler. Bir ayrılığın hata olup olmadığını belirlemek için ise, ölçünün göreve uygun olup olmadığını ayrıca sormak gerekir.
Sıfır noktası
Bir öğrenci mantığın düşünceyle ilgili olduğunu duyduğunda, onu çoğu zaman düşüncenin nasıl işlediğini anlatan bir bilim sanır. Mantık kitapları "düşünce yasaları"ndan söz eder ve bu sözcük, insanların nasıl düşündüğünü betimleyen yasaları çağrıştırır. Bu okumada mantık, psikolojinin bir dalıdır.
On dokuzuncu yüzyılda bu görüş ciddi biçimde savunuldu. John Stuart Mill, mantığın psikolojiden ayrı bir bilim olmadığını, onun bir parçası ya da dalı olduğunu yazdı. Mantık yasaları, insanların nasıl düşünmek zorunda olduğunu betimleyen genellemeler olarak görülüyordu. Çelişmezlik ilkesi, örneğin, insanların bir şeye aynı anda hem inanıp hem inanmamayı başaramadığı psikolojik bir olgu olarak yorumlanıyordu.
Bu görüşün çekiciliği açıktır. Mantığın konusu bir yerde bulunmalıdır ve düşünce, mantığın en doğal konusudur. Ama görüşün bir güçlüğü de hemen ortaya çıkar. İnsanlar sık sık geçersiz çıkarımlar yapar. Mantık insanların nasıl düşündüğünü betimleseydi, bu çıkarımlar da mantığın bir parçası olurdu. Mantığın geçerli ile geçersizi ayırma gücü, insanların fiilen ne yaptığından bağımsız bir ölçüye dayanmalıdır.
Görüşler ve pozisyonlar
Mantık ile psikoloji arasındaki ilişki konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, psikolojizmdir. Buna göre mantık yasaları, insanların nasıl düşündüğünü betimleyen ya da nasıl düşünmek zorunda olduğunu dile getiren psikolojik yasalardır. Mill bu görüşün başlıca savunucusudur.
İkinci görüş, kesin psikolojizm karşıtlığıdır. Buna göre mantık yasaları zihinden tamamen bağımsızdır; doğruluk ve sonuç ilişkileri hakkındadır ve insanların nasıl düşündüğüne ilişkin hiçbir bulgu onları etkilemez. Frege ve Husserl bu görüşü savunur.
Üçüncü görüş, ölçülü karşılaştırma görüşüdür. Buna göre mantık yasaları psikolojik yasalar değildir, ama insanların akıl yürütmesi mantığın normlarıyla karşılaştırılabilir ve bu karşılaştırma iki yönde de öğretici olabilir. Deneysel bulgular, mantığın hangi görevlere uygun bir ölçü olduğu sorusunu yeniden açabilir. Oaksford ile Chater bu görüşe yakındır.
Bu ders üçüncü görüşü temel alır ve ikinci görüşün, mantık yasalarının psikolojik yasalar olmadığı gözlemini kabul eder. Birinci görüş, mantığın düşünceyle ilgili olduğunu doğru görür. Ama geçerli ile geçersizi ayırma gücünü açıklayamaz. İkinci görüş, bu gücü korur. Ama mantığın bir akıl yürütme görevine ne zaman uygun bir ölçü olduğu sorusunu, yani bir önceki derste görülen köprü ilkeleri sorusunu, açıkta bırakır. Üçüncü görüş, mantığı psikolojiden bağımsız tutar, ama deneysel bulguların bu köprü sorusuna katkı yapabileceğini kabul eder.
Argümanın yapısı
Bir akıl yürütme hatasını değerlendirmek için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, kişinin ne yaptığını betimlemektir. Değerlendiren, kişinin hangi öncüllerden hangi sonuca vardığını ya da hangi seçimi yaptığını, yargıda bulunmadan yazar.
İkinci adım, bu davranışı hangi normatif modelle karşılaştırdığımızı yazmaktır. Değerlendiren, davranışın klasik mantıkla mı, olasılık kuramıyla mı, yoksa başka bir ölçüyle mi karşılaştırıldığını açıkça belirtir.
Üçüncü adım, modelin kişinin göreviyle uyuşup uyuşmadığını sormaktır. Değerlendiren, kişinin kendini hangi görevin içinde gördüğünü ve seçilen normatif modelin bu görev için uygun olup olmadığını sorar.
Dördüncü adım, farkın bir hata mı yoksa başka bir amaca uygun bir davranış mı olduğunu değerlendirmektir. Değerlendiren, davranış ile model arasındaki farkın, kişi uyarıldığında düzelttiği bir yanlış mı, yoksa kişinin göreve başka bir biçimde yaklaşmasının sonucu mu olduğunu belirler.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Mantık psikolojisini ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Mantık yasaları psikolojik yasalar değildir. Husserl, psikolojizmin kesin yasaları olası genellemelerden türetemeyeceğini ve göreciliğe yol açarak kendini çürüteceğini gösterdi. Kerem'in kullanıcı kayıtlarında görüldüğü gibi, insanların fiilen onayladığı çıkarımlar ile düşündükten sonra kabul ettikleri ölçü ayrılabilir. Frege, mantık yasalarının doğru olmanın yasaları olduğunu, doğru saymanın yasaları olmadığını savundu. Tolga'nın yanılsama benzetmesi bu ayrımın gücünü, ama doğru olma yasalarına nasıl eriştiğimiz sorusunu da gösterdi. Lina'nın konuşanları, insanların yetenekleri ile edimleri arasındaki farkı gösterdi. Oaksford ile Chater, bir akıl yürütme "hatasının" hangi normatif modelle karşılaştırıldığına bağlı olduğunu gösterdi. Selin'in dört kartı, Barış'ın dosya seçimi ve Defne'nin taban oranı, bazı ayrılıkların düzeltilebilen yanlışlar, bazılarının ise göreve başka biçimde yaklaşmanın sonucu olduğunu gösterdi. Mantık ile psikoloji arasındaki ilişki bir indirgeme değil, bir karşılaştırmadır.
Açık kalan sorular
Tolga'nın yanılsama benzetmesi, mantığın cetvelinin zihnin dışında durmadığını gösterdi. Mantık yasalarını bilmek için yine akıl yürütmek gerekiyorsa, mantığın bilgisi bir döngüye mi dayanır? Bu döngü kısır mıdır, yoksa bilimsel bilginin kendini düzeltmesine benzer bir süreç midir?
Lina'nın konuşanları, dilbilgisinin ölçüsünün konuşanların yargıları olduğunu, mantığın ölçüsünün ise olmadığını gösterdi. Ama mantığın ölçüsüne erişimimiz yine bizim yargılarımız aracılığıyla değil mi? Bütün insanlar bir çıkarımı geçerli yargılasa ve yanılıyor olsalar, bunu kim ve nasıl bilebilirdi?
Barış'ın dosya seçimi, bir davranışın bir modele göre hata, başka bir modele göre akılcı olabileceğini gösterdi. Bir akıl yürütmeyi değerlendirmek için hangi modelin doğru olduğunu belirleyen bir üst ölçüt var mıdır? Yoksa her değerlendirme, önceden seçilmiş bir göreve mi göreli kalır?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışMantığı düşüncenin betimlemesi saymak.
Mantık yasalarını insanların nasıl düşündüğünü betimleyen yasalar saymak, Kerem'in kullanıcı kayıtlarında görüldüğü gibi, insanların sık onayladığı geçersiz çıkarımların bu durumda mantığın bir parçası olması gerektiğini ve mantığın geçerli ile geçersizi ayırma gücünü yitireceğini gözden kaçırır.
Yaygın yanlışKavrama ile kavranan şeyi karıştırmak.
Mantık yasalarının zihinler tarafından kavranmasını, onların zihne dair olduğunun kanıtı saymak, aritmetik örneğinde görüldüğü gibi, bir şeyin kavranmasının psikolojik bir olay olduğunu, ama kavranan şeyin bu olaydan bağımsız olabildiğini gözden kaçırır.
Yaygın yanlışHer ayrılığı hata saymak.
İnsanların akıl yürütmesinin mantığın normlarından her ayrılışını bir hata saymak, Barış'ın dosya seçiminde görüldüğü gibi, bazı ayrılıkların kişinin göreve başka bir biçimde yaklaşmasından kaynaklandığını ve bu durumda davranışın başka bir normatif modele göre akılcı olabildiğini gözden kaçırır.
Yaygın yanlışDeneysel bulguları mantığın çürütülmesi saymak.
İnsanların mantığın normlarından sistemli olarak ayrılmasını, bu normların yanlış olduğunun kanıtı saymak, Defne'nin taban oranında görüldüğü gibi, bazı ayrılıkların kişi uyarıldığında düzeltilen yanlışlar olduğunu ve bu durumda normun doğru, ona uymanın ise öğrenilmesi gereken bir beceri olduğunu gözden kaçırır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Mantık yasaları psikolojik yasalar değildir; Frege'nin ayrımıyla mantık doğru olmanın yasalarını dile getirir, insanların bir şeyi hangi koşullarda doğru saydığını betimleyen yasaları değil.
Husserl'in 1900 tarihli Mantıksal Araştırmalar'ı psikolojizmin kesin yasaları olası genellemelerden türetemeyeceğini ve göreciliğe yol açarak kendini çürüteceğini gösterdi, Frege'nin 1893 tarihli önsözü doğru olma ile doğru sayma yasalarını ayırdı, Oaksford ile Chater'ın 1994 tarihli makalesi ise bir akıl yürütme hatasının hangi normatif modelle karşılaştırıldığına bağlı olduğunu gösterdi.
Bir akıl yürütme hatası dört adımla değerlendirilir: kişinin ne yaptığını betimlemek, davranışı hangi normatif modelle karşılaştırdığımızı yazmak, modelin kişinin göreviyle uyuşup uyuşmadığını sormak ve farkın bir hata mı yoksa başka bir amaca uygun bir davranış mı olduğunu değerlendirmek.
Kavranma, deneysel çürütme ve bilinemezlik itirazları, kavranan şeyin kavrama olayından bağımsız olabildiğini, deneysel bulguların geçerliliği değil normun göreve uygulanmasını sorguladığını ve mantığın bilgisini açıklamanın psikolojiye indirgemeden yapılabilecek bir görev olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden mantık ile psikoloji arasındaki ilişki bir indirgeme değil bir karşılaştırmadır: mantık akıl yürütmeyi değerlendirmenin ölçülerinden birini verir, psikoloji insanların bu ölçüye ne zaman ve neden uymadığını inceler.
Sonraki derse köprü
Üçüncü itiraz, psikolojizm karşıtlığının mantığın nasıl bilindiğini açıklama görevini ağırlaştırdığını gösterdi. Mantık yasaları zihnin yasaları değilse ve deneyle öğrenilmiyorsa, onları nasıl biliyorduk? Kerem, akla gelen cevaplardan birini hatırlıyor: belki mantık yasaları dilin kurallarından başka bir şey değildi. "Ve" sözcüğünün kurallarını bilen biri, "ve"den parçalarına geçişin geçerli olduğunu da biliyordu; bunun için başka bir şeye ihtiyacı yoktu.
Selin, bu görüşün mantığın kesinliğini de açıklayacağını düşünüyor: kurallarını biz koyduğumuz için, onların yanlış çıkması olanaksızdı. Tolga ise bir itirazı hatırlıyor. Uzlaşımlardan sonuç çıkarmak için de mantık gerekiyordu. Uzlaşımların kendisi mantığı kuruyorsa, bu uzlaşımlardan nasıl sonuç çıkarılacaktı? Lina, dilin kurallarının değiştirilebildiğini, mantık yasalarının da değiştirilebilir olup olmadığını merak ediyor.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Konvansiyonalizm dersi, mantık yasalarının doğruluğunun dilin uzlaşımlarından kaynaklanıp kaynaklanmadığını, bu görüşün mantığın kesinliğini ve bilinebilirliğini nasıl açıklamaya çalıştığını ve uzlaşımlardan sonuç çıkarmanın kendisinin mantık gerektirdiği itirazının neyi gösterdiğini soruyor.