İçeriğe geç

P02-D08-M03-03·Mantıksal çoğulculuk

Bağlam

ileri3.608 kelime≈ 24 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Mantıksal bağlamcılık, "geçerli" sözcüğünün, "düz" ya da "uzun" gibi, söylendiği bağlamda ciddiye alınan durumlara göre farklı bir içerik taşıdığını savunur; bağlam sabitlendiğinde bir çıkarımın geçerli olup olmadığı nesnel bir sorudur.

Lewis'in 1979 tarihli makalesi konuşmanın neyi kabul ettiğini kaydeden ve söylenenlerle değişen bir puan tablosu düşüncesini kurdu, Shapiro'nun 2014 tarihli kitabı geçerliliğin matematiksel çerçevelere göreli olduğunu savundu, Caret'nin 2017 tarihli makalesi ise bağlamcılığın çoğulculuğu çöküş argümanına karşı koruduğunu gösterdi.

Bir çıkarım bağlama göre dört adımla değerlendirilir: puan tablosunda neyin kabul edildiğini yazmak, bu kabullerin hangi geçerlilik kavramını seçtiğini belirlemek, çıkarımı bu kavrama göre sınamak ve bağlamın değişip değişmediğini sormak.

Evrenselliğin yitirilmesi, anlaşmazlığın kaybolması ve gerileme itirazları, bütün bağlamlarda geçerli bir çekirdeğin bulunduğunu, anlaşmazlığın hangi bağlamın uygun olduğu düzeyine taşındığını ve bağlamı değerlendirmenin bu çekirdekle yapılabildiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden bağlamcılık, mantıksal ayrılıkların bir bölümünü konuşmanın neyi ciddiye aldığındaki farklar olarak açıklayan güçlü bir görüştür, ama farklı bağlamlardaki konuşmacıların gerçekten anlaşmazlığa düşüp düşmediği sorusu açık kalır.

Açılış sahnesi

Katalog ekibi haftalık toplantıda. Kerem, bir çıkarımı onaylamalarını istiyor: "Yüz on yedinci nüsha ya atölyede ya manastırda yazıldı. Manastırda yazılmadı. Öyleyse atölyede yazıldı." Herkes onaylıyor. Sonra Selin, iki kaynaktan gelen kayıtların bazı nüshalar hakkında çatıştığını hatırlatıyor ve "bu hafta çatışan kayıtlarla çalışıyoruz, dikkatli olalım" diyor. Kerem aynı çıkarımı yeniden soruyor. Bu kez kimse hemen onaylamıyor. Yüz on yedinci nüsha hakkında hem "manastırda yazıldı" hem "manastırda yazılmadı" kaydı varsa, ikinci öncül doğru olsa bile birinci seçenek de doğru olabilirdi ve sonuç çıkmayabilirdi. Kerem, çıkarımın kendisinin değişmediğini, yalnızca konuşmanın koşullarının değiştiğini görüyor. Selin'in tek bir cümlesi, aynı çıkarımı onaylanabilir olmaktan çıkarmıştı.

Tolga, bunun "geçerli" sözcüğünün bağlama göre farklı bir şey söylediğini gösterdiğini düşünüyor. Selin, çoğulculuktan farklı olarak, burada iki geçerlilik kavramının aynı anda doğru olmadığını, her anda yalnızca birinin geçerli olduğunu, ama hangisinin geçerli olduğunun konuşmayla değiştiğini ekliyor. Lina, "burada" ve "şimdi" gibi sözcüklerin söylendiği yere ve zamana göre farklı şeylere işaret ettiğini, ama anlamlarının hep aynı kaldığını hatırlatıyor. Barış, hukukta aynı delilin ceza davasında yetersiz, idari bir işlemde yeterli sayılabildiğini, bunun delil standardının bağlama göre değişmesi olduğunu söylüyor. Defne ise acil serviste ve bir araştırma kurulunda aynı verilerden farklı güvenle sonuç çıkardıklarını anlatıyor. Bu ders, Mantık ve Akıl Yürütme programının Mantık Felsefesi kursunda, bir çıkarımın geçerliliğinin konuşmanın bağlamına göre değişip değişmediğini, "geçerli" sözcüğünün bağlama duyarlı bir sözcük olarak okunmasının çoğulculuğu nasıl yeniden biçimlendirdiğini ve bu okumanın mantığın her konuda aynı biçimde işlediği düşüncesiyle nasıl bağdaştığını soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Çoğul mantıklar dersi, genelleştirilmiş Tarski tezinin farklı durum türleriyle doldurulmasının birlikte doğru olan birden çok mantık verdiğini savunan görüşü inceledi ve bu görüşün en ciddi güçlüğünün çöküş argümanı olduğunu gösterdi. Akademinin önceki derslerinde, bilginin bağlama duyarlı olduğunu savunan DeRose'un görüşü ve sonsuz küçükler tanıtılmıştı. Bu ders, bağlama duyarlılık düşüncesini mantığın kendisine uyguluyor: "geçerli" sözcüğü, "bilir" sözcüğü gibi, bağlama göre farklı bir şey söyleyebilir mi?

Sonra üç kaynağa bakacağız. David Lewis, 1979 tarihli Bir Dil Oyununda Puan Tutmak makalesinde, konuşmanın her anında neyin kabul edildiğini, hangi ölçütlerin geçerli olduğunu kaydeden bir puan tablosu düşüncesini ortaya koyar. Stewart Shapiro, 2014 tarihli Mantığın Çeşitleri kitabında, bir çıkarımın geçerliliğinin içinde çalışılan matematiksel çerçeveye göreli olduğunu savunur. Colin Caret, 2017 tarihli Mantıksal Çoğulculuğun Çöküşü Fazlasıyla Abartıldı makalesinde, "geçerli" sözcüğünü bağlama duyarlı okuyarak çoğulculuğu çöküş argümanına karşı savunur.

Ardından üç itirazı tartacağız: bağlamcılığın mantığın evrenselliğini yok ettiği, farklı bağlamlardaki konuşmacılar arasında gerçek bir anlaşmazlık bırakmadığı ve bağlamı değerlendirmek için de bir mantık gerektiği için bir gerilemeye yol açtığı itirazları.

Sonda, bir çıkarımın bağlama göre değerlendirilmesinin dört adımını göstereceğiz: konuşmanın puan tablosunda neyin kabul edildiğini yazmak, bu kabullerin hangi geçerlilik kavramını seçtiğini belirlemek, çıkarımı bu kavrama göre sınamak ve bağlamın değişip değişmediğini sormak.

Merkez soru

Sorumuz şu: Bir çıkarımın geçerliliği konuşmanın bağlamına göre değişebilir mi ve bu görüş, mantığın her konuda aynı biçimde işlediği düşüncesiyle nasıl bağdaşır?

Ölçülü iddiam şu: Mantıksal bağlamcılık, "geçerli" sözcüğünün, "bilir" ya da "düz" gibi, söylendiği bağlama göre farklı bir içerik taşıdığını savunur. Lewis'in çerçevesiyle, her konuşmanın bir puan tablosu vardır: neyin kabul edildiği, hangi olasılıkların ciddiye alındığı, hangi ölçütlerin uygulandığı. Bir katılımcı çatışan kayıtların varlığını dile getirdiğinde, puan tablosu değişir ve çelişkili durumlar ciddiye alınan olasılıklar arasına girer. Bu yeni bağlamda "geçerli" sözcüğü, yalnızca çelişkili durumlarda da doğruluğu koruyan çıkarımları kapsar. Shapiro, bu düşünceyi matematiksel çerçeveler üzerinden kurdu: klasik analizde geçerli olan bir çıkarım, sonsuz küçüklerin düzgün analizinde geçersiz olabilir ve bir matematikçi iki çerçeve arasında meşru biçimde gidip gelebilir. Caret, bağlamcılığın çoğulculuğu çöküş argümanına karşı koruduğunu savundu: her bağlamda tek bir geçerlilik kavramı akıl yürütmeye yol gösterir, ama bu kavram bağlamdan bağlama değişir. Bağlamcılık, çoğulculuktan farklı olarak, birden çok geçerlilik kavramının aynı anda yol gösterdiğini söylemez. Ama mantığın evrenselliğini tamamen de bırakmaz. Bütün bağlamlarda geçerli olan çıkarımlar, mantığın evrensel çekirdeğini oluşturur. Bağlam, bu çekirdeğin üstüne hangi ek çıkarımların güvenle eklenebileceğini belirler. Sonuç olarak bağlamcılık, mantıksal ayrılıkların bir bölümünü, konuşmanın neyi ciddiye aldığındaki farklar olarak açıklayan güçlü bir görüştür. Ama farklı bağlamlardaki konuşmacıların gerçekten anlaşmazlığa düşüp düşmediği sorusu açık kalır.

Sıfır noktası

Bir öğrenci mantığın bağlama duyarlı olabileceğini ilk duyduğunda, bunu çoğu zaman mantığın keyfîliğe teslim edilmesi sanır. Bir çıkarım bir yerde geçerli, başka bir yerde geçersizse, geçerlilik bir görüş meselesidir. Bu okumada bağlamcılık, mantığın öznelleşmesidir.

Ama bağlama duyarlı sözcükler öznel değildir. "Burada" sözcüğü, söyleyenin nerede olduğuna göre farklı bir yere işaret eder, ama bu işaret öznel değildir. Ankara'da "burada" diyen biri Ankara'dan söz eder; bunu isteğine göre değiştiremez. "Uzun" sözcüğü de karşılaştırma sınıfına göre değişir: bir basketbolcu için uzun olan, bir çocuk için uzun olandan farklıdır. Ama bir karşılaştırma sınıfı sabitlendiğinde, birinin uzun olup olmadığı nesnel bir sorudur.

Bağlamcılık, "geçerli" sözcüğünün bu türden bir sözcük olduğunu savunur. Bağlam, hangi durumların ciddiye alındığını belirler. Bu durumlar sabitlendiğinde, bir çıkarımın geçerli olup olmadığı nesnel bir sorudur. Değişen, sorunun cevabı değil, sorunun kendisidir: hangi durumlarda doğruluğun korunduğu sorulmaktadır.

Görüşler ve pozisyonlar

"Geçerli" sözcüğünün bağlamla ilişkisi konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, bağlamdan bağımsızlık görüşüdür. Buna göre "geçerli" sözcüğünün içeriği her bağlamda aynıdır. Bağlama göre değişen, yalnızca hangi çıkarımları kullanmanın uygun olduğudur. Bir çıkarım ya geçerlidir ya da değildir; bağlam, onu kullanıp kullanmamamız gerektiğini belirler, geçerliliğini değil. Tekçiler bu görüşü benimser.

İkinci görüş, bağlamcılıktır. Buna göre "geçerli" sözcüğü, söylendiği bağlama göre farklı bir içerik taşır. Bir bağlamda "bu çıkarım geçerli" demek, o bağlamda ciddiye alınan bütün durumlarda doğruluğun korunduğunu söylemektir. Caret bu görüşü savunur.

Üçüncü görüş, göreciliktir. Buna göre "geçerli" sözcüğünün içeriği sabittir, ama bir geçerlilik iddiasının doğruluğu bir çerçeveye göreli olarak değerlendirilir. Bir çıkarım, klasik analiz çerçevesinde geçerli, sonsuz küçüklerin düzgün analizi çerçevesinde geçersizdir ve bu iki değerlendirme çelişmez, çünkü farklı çerçevelere görelidir. Shapiro bu görüşe yakındır.

Bu ders ikinci görüşü temel alır ve üçüncü görüşün, bazı durumlarda bağlamın bir konuşma değil bir kuramsal çerçeve olduğu gözlemini ona ekler. Birinci görüş, bir çıkarımın uygunluğu ile geçerliliğini ayırmakta haklıdır. Ama Kerem'in toplantı notlarında görüldüğü gibi, konuşmacılar bağlam değişince "geçerli" sözcüğünü farklı kullanıyor ve bu kullanımı yanlış saymak için bir gerekçe gerekiyor. İkinci görüş, bu kullanımı olduğu gibi açıklar. Üçüncü görüş, matematikte çerçevelerin konuşmalardan daha kalıcı olduğunu ve bir matematikçinin bir çerçeve içinde yıllarca çalışabileceğini doğru görür.

Argümanın yapısı

Bir çıkarımı bağlama göre değerlendirmek için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, konuşmanın puan tablosunda neyin kabul edildiğini yazmaktır. Değerlendiren, konuşmanın o anında hangi bilgilerin eksiksiz, hangilerinin eksik ya da çelişkili kabul edildiğini belirler.

İkinci adım, bu kabullerin hangi geçerlilik kavramını seçtiğini belirlemektir. Değerlendiren, ciddiye alınan durumların eksiksiz ve çelişkisiz mi, eksik olabilen mi, yoksa çelişkili olabilen mi olduğunu sorar ve buna karşılık gelen geçerlilik kavramını adlandırır.

Üçüncü adım, çıkarımı bu kavrama göre sınamaktır. Değerlendiren, ciddiye alınan durumlardan birinde öncüllerin doğru, sonucun doğru olmadığı bir durum bulunup bulunmadığını sorar.

Dördüncü adım, bağlamın değişip değişmediğini sormaktır. Değerlendiren, konuşmada söylenen bir şeyin puan tablosunu değiştirip değiştirmediğini ve değiştirdiyse, bu değişikliğin haklı olup olmadığını değerlendirir.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Bağlamı ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Mantıksal bağlamcılık, "geçerli" sözcüğünün söylendiği bağlamda ciddiye alınan durumlara göre farklı bir içerik taşıdığını savunur. Lewis'in puan tablosu düşüncesiyle, Kerem'in toplantı notlarında görüldüğü gibi, bir konuşmacının çatışan kayıtlardan söz etmesi puanı değiştirir ve aynı çıkarımı onaylanabilir olmaktan çıkarır. Lina'nın iki sözcük türü, "geçerli" sözcüğünün işaret sözcüklerinden çok derecelendirilebilen sözcüklere benzediğini, ama ölçütünün daha sınırlı olduğunu gösterdi. Shapiro, Selin'in iki analizinde görüldüğü gibi, geçerliliğin matematiksel çerçevelere göreli olduğunu savundu. Tolga'nın ayar dosyası, bağlamcılık ile görecilik arasındaki farkın anlaşmazlık durumunda ortaya çıktığını gösterdi. Caret, bağlamcılığın çoğulculuğu çöküş argümanına karşı koruduğunu savundu. Barış'ın iki delil standardı ve Defne'nin iki odası, bağlama göre değişen ölçütlerin gerekçesinin yanlış bir sonucun bedelinde yattığını ve evrensel bir çekirdeğin bağlamlar arasında ortak kaldığını gösterdi. Bağlamcılık güçlü bir görüştür, ama farklı bağlamlardaki konuşmacıların gerçekten anlaşmazlığa düşüp düşmediği sorusu açık kalır.

Açık kalan sorular

Lina'nın iki sözcük türü, "geçerli" sözcüğünün ölçütünün yalnızca eksiklik ve çelişki gibi belirli özellikler bakımından değişebildiğini gösterdi. Bu sınır nereden gelir? Mantıksal sonucun temel şemasından mı, yoksa şimdiye kadar incelenen mantıkların rastlantısal bir özelliğinden mi?

Tolga'nın ayar dosyası, bağlamcılık ile görecilik arasındaki farkın anlaşmazlık durumunda ortaya çıktığını gösterdi. Klasik mantıkçı ile parakonsistent mantıkçı arasındaki tartışma, hangi betimlemeye daha iyi uyar? Bu tartışmanın taraflarının kendileri, bir sözcüğün anlamı hakkında mı, yoksa bir olgu hakkında mı tartıştıklarını düşünür?

Barış'ın iki delil standardı, bağlama göre değişen ölçütlerin gerekçesinin yanlış bir sonucun bedelinde yattığını gösterdi. Mantıkta da bir çıkarımın geçerliliği, onu yanlış kullanmanın bedeline göre mi değerlendirilmelidir? Yoksa bedel, bir çıkarımın geçerliliğini değil, yalnızca onu kullanmanın uygunluğunu mu belirler?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışBağlamcılığı öznellikle karıştırmak.
Doğrusu

"Geçerli" sözcüğünün bağlama duyarlı olmasını, geçerliliğin bir görüş meselesi olması saymak, sıfır noktasında görüldüğü gibi, bağlam sabitlendiğinde bir çıkarımın geçerli olup olmadığının nesnel bir soru olduğunu ve "burada" ya da "uzun" gibi bağlama duyarlı sözcüklerin öznel olmadığını gözden kaçırır.

Yaygın yanlışBağlamcılığı çoğulculukla özdeşleştirmek.
Doğrusu

Bağlamcılığın birden çok geçerlilik kavramının aynı anda yol gösterdiğini söylediğini düşünmek, Caret'nin okumasında görüldüğü gibi, bağlamcılığa göre her bağlamda yalnızca bir kavramın yol gösterdiğini ve farklı kavramların farklı bağlamlarda devreye girdiğini gözden kaçırır.

Yaygın yanlışPuan tablosunun değişmesini keyfî saymak.
Doğrusu

Bir konuşmada geçerlilik ölçütünün değişmesini konuşmacıların istediği gibi yaptığı bir tercih saymak, Kerem'in toplantı notlarında ve Barış'ın iki delil standardında görüldüğü gibi, puanın konuşmada söylenen şeylere uyum sağlayarak değiştiğini ve bu değişikliğin çoğu zaman yanlış bir sonucun bedeliyle gerekçelendirildiğini gözden kaçırır.

Yaygın yanlışBağlamcılığın mantığın evrenselliğini tamamen bıraktığını sanmak.
Doğrusu

Bağlama duyarlı bir geçerlilik anlayışının evrensel hiçbir mantıksal yasa bırakmadığını düşünmek, Defne'nin iki odasında görüldüğü gibi, bütün bağlamlarda geçerli olan bir çekirdeğin bulunduğunu ve bağlamın yalnızca bu çekirdeğin üstüne neyin eklenebileceğini belirlediğini gözden kaçırır.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Mantıksal bağlamcılık, "geçerli" sözcüğünün, "düz" ya da "uzun" gibi, söylendiği bağlamda ciddiye alınan durumlara göre farklı bir içerik taşıdığını savunur; bağlam sabitlendiğinde bir çıkarımın geçerli olup olmadığı nesnel bir sorudur.

Lewis'in 1979 tarihli makalesi konuşmanın neyi kabul ettiğini kaydeden ve söylenenlerle değişen bir puan tablosu düşüncesini kurdu, Shapiro'nun 2014 tarihli kitabı geçerliliğin matematiksel çerçevelere göreli olduğunu savundu, Caret'nin 2017 tarihli makalesi ise bağlamcılığın çoğulculuğu çöküş argümanına karşı koruduğunu gösterdi.

Bir çıkarım bağlama göre dört adımla değerlendirilir: puan tablosunda neyin kabul edildiğini yazmak, bu kabullerin hangi geçerlilik kavramını seçtiğini belirlemek, çıkarımı bu kavrama göre sınamak ve bağlamın değişip değişmediğini sormak.

Evrenselliğin yitirilmesi, anlaşmazlığın kaybolması ve gerileme itirazları, bütün bağlamlarda geçerli bir çekirdeğin bulunduğunu, anlaşmazlığın hangi bağlamın uygun olduğu düzeyine taşındığını ve bağlamı değerlendirmenin bu çekirdekle yapılabildiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden bağlamcılık, mantıksal ayrılıkların bir bölümünü konuşmanın neyi ciddiye aldığındaki farklar olarak açıklayan güçlü bir görüştür, ama farklı bağlamlardaki konuşmacıların gerçekten anlaşmazlığa düşüp düşmediği sorusu açık kalır.

Sonraki derse köprü

Barış'ın iki delil standardı ve Defne'nin iki odası, bir çıkarımı kullanmanın uygun olup olmadığının yanlış bir sonucun bedeline bağlı olduğunu gösterdi. Kerem, bunun mantığın başka bir yanına işaret ettiğini fark ediyor. Mantık yalnızca neyin neyden çıktığını betimlemiyordu; aynı zamanda ne düşünmemiz gerektiğini de söylüyor gibiydi. Bir öncülü kabul edip onun açık bir sonucunu reddeden biri, bir hata yapıyor sayılıyordu.

Selin, bu hatanın tam olarak ne olduğunu soruyor. Öncülleri kabul eden biri, sonucu da kabul etmek zorunda mıydı? Yoksa öncüllerden birini bırakması da meşru muydu? Tolga, bir kişinin inandığı her şeyin bütün sonuçlarına inanmasının olanaksız olduğunu, çünkü bu sonuçların sonsuz sayıda olduğunu hatırlatıyor. Lina ise mantığın bir kural koyup koymadığını, koyuyorsa bu kuralın kime ve neyi yapmasını buyurduğunu merak ediyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Normatiflik dersi, mantığın nasıl düşünmemiz gerektiğini söyleyip söylemediğini, geçerli bir çıkarımın inançlarımız için hangi yükümlülüğü doğurduğunu ve mantık ile akıl yürütme arasındaki bağı kuran köprü ilkelerinin nasıl yazılabileceğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.