İçeriğe geç

P02-D05-M04-05·Felsefi uygulamalar

Zaman

ileri3.738 kelime≈ 25 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Geleceğin kaçınılmaz olduğunu savunan iki argüman türü vardır: geleceğe dair cümlelerin şimdiki doğruluğuna dayanan mantıksal kadercilik ve geleceğin geçmiş ile doğa yasalarıyla belirlendiğini söyleyen belirlenimcilik.

Taylor'ın Kadercilik makalesi mantıksal kaderciliğin yalnızca mantığa ve geçmiş hakkındaki ilkelere dayanarak kurulabileceğini, van Inwagen'in Özgür İrade Üzerine Bir Deneme kitabı belirlenimciliğin eylemlerimizi elimizden aldığını savunan sonuç argümanını, Plantinga'nın makalesi ise geçmişe dair olguların sert ve yumuşak olarak ayrılabileceğini gösterdi.

Geleceğe dair bir kaçınılmazlık iddiası dört adımla değerlendirilir: iddianın mantığa mı doğa yasalarına mı dayandığını belirlemek, geleceğe dair doğruluğun hangi okumayla kullanıldığını sormak, olguların sert mi yumuşak mı olduğunu ayırmak ve kararın sonucun bir nedeni olup olmadığını denetlemek.

Geleceğe dair doğrunun kaçınılmazlığın kanıtı olduğu, sonuç argümanının geçerli olduğu ve sert ile yumuşak olgu ayrımının keyfi olduğu itirazları, geleceğe dair şimdiki doğruluğun gelecekteki olaya bağlı bir yumuşak olgu olduğunu, sonuç argümanı doğru olsa bile kararın sonucun bir nedeni olabileceğini ve ayrımın açık durumlarının belirsiz durumlarla geçersizleşmediğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden geleceğin belli olduğunu söylemek, kararların önemsiz olduğunu söylemek değildir; geleceğin hangi anlamda belli olduğunu, bu belirliliğin neye dayandığını ve kararın, geleceği belirleyen şeylerin arasında olup olmadığını belirtmektir.

Açılış sahnesi

Kerem, raporun giriş cümlesine son bir kez bakıyor: "Grup, raporu gelecek bahar yayımlayacak." Cümleyi bir hafta önce yazmıştı ve şimdi onu bir argümanın öncülü olarak görüyor. Cümle şimdi doğruysa, grubun raporu gelecek bahar yayımlaması kaçınılmaz değil miydi? Bir şeyin olacağı şimdiden doğruysa, onun olmaması olanaksız görünüyordu; ve olmaması olanaksızsa, grubun yayımlama kararının, önümüzdeki aylarda yapacağı düzeltmelerin, hiçbir önemi yok gibiydi. Kerem, bu akıl yürütmenin bir yerinde bir hata olduğunu hissediyor, ama hatanın nerede olduğunu bulamıyor.

Selin, bu argümanın, geleceğin doğa yasalarıyla belirlendiğini söyleyen görüşten farklı olduğunu, çünkü doğa yasalarına değil, yalnızca mantığa dayandığını fark ediyor. Tolga, geçmişin ve doğa yasalarının kimsenin elinde olmadığını, öyleyse onların sonuçlarının da kimsenin elinde olmadığını söyleyen bir argümanı düşünüyor. Barış, bir sözleşmenin satıcıya bir yükümlülük getirdiğini ve satıcının teslim edeceğinin sözleşme günü doğru olup olmadığını soruyor. Lina, müstensihin kolofonu yazdığı gün, el yazmasının yüzyıllar sonra bir müzede sergileneceğinin doğru olup olmadığını merak ediyor. Defne ise bir hastanın "iyileşeceksem tedaviye gerek yok, iyileşmeyeceksem tedavi işe yaramaz" dediğini anlatıyor. Bu ders, Mantık ve Akıl Yürütme programının Modal ve Yoğun Mantıklar kursunda, zaman mantığının araçlarının bir felsefi tartışmaya, geleceğin açık olup olmadığı ve belirlenimcilik tartışmasına, nasıl uygulandığını, geleceğe dair cümlelerin doğruluğunun özgür eylemle nasıl ilişkili olduğunu ve bu tartışmanın bir karar vericinin geleceğe dair yükümlülüklerini nasıl etkilediğini soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Bilgi mantığı dersi, epistemik mantığın araçlarını kuşkucu argümana uyguladı ve kapanma ilkesinin rolünü gösterdi. Kursun kiplik türleri modülündeki Zamansal dersi ise zaman mantığının işleçlerini, dallanan zaman yapısını ve geleceğe dair olumsal cümlelerin şimdiden ne doğru ne yanlış olabileceğini gösteren Thomason'ın süperdeğerleme yöntemini tanıtmıştı; Olanak dersinde de Diodoros'un hâkim argümanı ele alınmıştı. Bu ders, kursu kapatırken bu araçları bir felsefi tartışmaya, kadercilik ve belirlenimcilik tartışmasına uyguluyor ve geleceğin açıklığı sorusunun bir karar vericinin yükümlülükleri için ne anlama geldiğini soruyor.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Richard Taylor, 1962'de Philosophical Review'da yayımladığı Kadercilik makalesinde, yalnızca mantığa ve geçmiş hakkında kabul ettiğimiz ilkelere dayanarak, geleceğin de geçmiş gibi değiştirilemez olduğunu savunan bir argüman kurar. Peter van Inwagen, 1983'te yayımladığı Özgür İrade Üzerine Bir Deneme kitabında, geçmişin ve doğa yasalarının kimsenin elinde olmadığından, belirlenimci bir dünyada eylemlerimizin de elimizde olmadığı sonucunu çıkaran sonuç argümanını geliştirir. Alvin Plantinga ise 1986'da Faith and Philosophy'de yayımladığı Ockham'ın Çıkış Yolu Üzerine makalesinde, geçmişe dair olguları, gerçekten geçmişte kalmış sert olgular ile geleceğe bağlı olan yumuşak olgular olarak ayırır.

Ardından üç itirazı tartacağız: geleceğe dair doğruların kaçınılmazlığın kanıtı olduğu, sonuç argümanının geçerli olduğu için özgür eylemin belirlenimcilikle bağdaşamayacağı ve sert ile yumuşak olgu ayrımının keyfi olduğu itirazları.

Sonda, geleceğe dair bir kaçınılmazlık iddiasını değerlendirmenin dört adımını göstereceğiz: iddianın mantığa mı yoksa doğa yasalarına mı dayandığını belirlemek, geleceğe dair doğruluğun hangi okumayla kullanıldığını sormak, bir olgunun sert mi yoksa yumuşak mı olduğunu ayırmak ve kararın gelecekteki sonucun bir nedeni olup olmadığını denetlemek.

Merkez soru

Sorumuz şu: geleceğe dair bir cümlenin şimdiden doğru olması ya da dünyanın belirlenimci olması, geleceği değiştirilemez ve kararlarımızı önemsiz kılar mı?

Ölçülü iddiam şu: geleceğin kaçınılmaz olduğunu savunan iki ayrı argüman türü vardır ve bunlar ayrı cevaplar gerektirir; mantıksal kadercilik, Taylor'ın kurduğu biçimiyle, geleceğe dair bir cümlenin şimdiden doğru olmasından, onun gerçekleşmesinin kaçınılmaz olduğu sonucunu çıkarır; bu argüman, Zamansal dersinde görülen iki yoldan biriyle karşılanabilir: ya Thomason'ın yöntemiyle geleceğe dair olumsal cümlelerin şimdiden bir doğruluk değeri taşımadığı kabul edilir, ya da, Ockhamcı okumayla, bu cümlelerin şimdiden doğru olduğu, ama bu doğruluğun gelecekteki olaya bağlı olduğu ve onu kaçınılmaz kılmadığı kabul edilir; Plantinga'nın sert ve yumuşak olgu ayrımı ikinci yolu kesinleştirir: "grubun raporu yayımlayacağı bir hafta önce doğruydu" olgusu, geçmişe dair olsa da, geleceğe bağlı yumuşak bir olgudur ve geçmişin değiştirilemezliği yalnızca sert olgulara uygulanır; belirlenimcilik ise geleceğin, geçmiş ve doğa yasalarıyla belirlendiğini söyler ve van Inwagen'in sonuç argümanı, bu belirlenimin eylemlerimizi elimizden aldığını savunur; bu argüman, zaman mantığının değil, "elinde olmama" kipinin bir aktarım ilkesine dayanır ve bu ilkenin geçerliliği tartışmalıdır; her iki durumda da, bir kararın gelecekteki sonucun nedenlerinden biri olması, onu önemsiz olmaktan kurtarır: gelecek belirlenmiş olsa bile, kararın kendisi onu belirleyen şeylerin arasındadır.

Sıfır noktası

Bir öğrenci "ne olacaksa olur" dediğinde, çoğu zaman iki farklı düşünceyi birbirine karıştırır. Birincisi, geleceğe dair doğruların şimdiden sabit olduğu düşüncesidir: yarın ne olacaksa, onun olacağı bugün doğrudur. İkincisi, geleceğin şimdiki durumdan ve doğa yasalarından çıktığı düşüncesidir: dünyanın şimdiki hâli ve yasaları, yarını belirler. Birincisine mantıksal kadercilik, ikincisine belirlenimcilik denir.

İki düşünce farklı dayanaklara sahiptir. Mantıksal kadercilik, yalnızca üçüncü hâlin olmazlığına ve geçmişin değiştirilemezliğine dayanır: ya grup raporu yayımlayacaktır ya da yayımlamayacaktır; hangisi doğruysa, o bugün de doğrudur; bugün doğru olan, yarın değiştirilemez. Belirlenimcilik ise doğa yasalarına dayanır ve doğa yasalarının olasılıklı olduğu bir dünyada yanlış olabilir. Birincisi bir mantık meselesi, ikincisi bir fizik meselesidir.

Zaman mantığı, bu iki düşünceyi ayırmanın ve her birinin hangi ilkelere dayandığını görmenin araçlarını verir. Zamansal dersinde, geleceğe dair bir cümlenin, gerçekleşecek tek bir tarihe ya da olanaklı bütün tarihlere göre değerlendirilebileceği ve bu iki okumanın farklı mantıklar verdiği görülmüştü. Mantıksal kaderciliğin gücü, hangi okumanın benimsendiğine bağlıdır; belirlenimciliğin gücü ise, dallanan zaman yapısının dünyanın gerçek yapısı olup olmadığına.

Görüşler ve pozisyonlar

Geleceğin açık olup olmadığı konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, açık gelecek görüşüdür. Buna göre gelecek gerçekten dallanır ve geleceğe dair olumsal cümleler şimdiden bir doğruluk değeri taşımaz. Mantıksal kadercilik, bu cümlelere şimdiden bir değer verdiği için yanılır. Geleceğin açıklığı, dünyanın gerçek bir özelliğidir.

İkinci görüş, Ockhamcı görüştür. Buna göre geleceğe dair cümleler şimdiden doğru ya da yanlıştır, ama bu doğruluk, gelecekte ne olacağına bağlıdır ve geleceği kaçınılmaz kılmaz. Geçmişe dair bazı olgular, geleceğe bağlı olduğu için, geçmişin değiştirilemezliğinden payını almaz.

Üçüncü görüş, belirlenimci görüştür. Buna göre gelecek, geçmiş ve doğa yasalarıyla belirlenmiştir; ama bu belirlenim, kararlarımızı önemsiz kılmaz, çünkü kararlarımız da geleceği belirleyen şeylerin arasındadır. Belirlenimcilik doğruysa, özgür eylemin nasıl anlaşılacağı ayrı bir sorudur.

Bu ders birinci ve ikinci görüşleri mantıksal kaderciliğe karşı eşit derecede savunulabilir sayar ve üçüncü görüşün, belirlenimciliğin kararları önemsiz kılmadığı yönündeki gözlemini kabul eder. Birinci görüş, Zamansal dersinde görülen dallanan zaman yapısına dayanır ve Thomason'ın yöntemiyle üçüncü hâlin olmazlığını korur; ama geriye dönük yargılarımızı, "dün söylediğin doğruymuş" gibi yargıları, açıklamakta güçlük çeker. İkinci görüş, bu yargıları açıklar ve Plantinga'nın ayrımıyla mantıksal kaderciliği durdurur. Üçüncü görüş, mantıksal kadercilikten farklı bir sorunu, doğa yasalarının kararlarımız üzerindeki etkisini, gündeme getirir ve sonuç argümanının tartışılmasını gerektirir.

Argümanın yapısı

Geleceğe dair bir kaçınılmazlık iddiasını değerlendirmek için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, iddianın mantığa mı yoksa doğa yasalarına mı dayandığını belirlemektir. Değerlendiren, iddianın yalnızca geleceğe dair cümlelerin doğruluğuna mı, yoksa şimdiki durumun ve yasaların geleceği belirlemesine mi başvurduğunu sorar.

İkinci adım, geleceğe dair doğruluğun hangi okumayla kullanıldığını sormaktır. Değerlendiren, iddianın geleceğe dair cümleleri gerçekleşecek tek bir tarihe mi yoksa olanaklı bütün tarihlere mi göre değerlendirdiğini belirler.

Üçüncü adım, bir olgunun sert mi yoksa yumuşak mı olduğunu ayırmaktır. Değerlendiren, geçmişe dair bir olgunun, yalnızca geçmişte olan bir şeyi mi, yoksa geçmişte doğru olan ama doğruluğu gelecekteki bir şeye bağlı olan bir şeyi mi bildirdiğini sorar.

Dördüncü adım, kararın gelecekteki sonucun bir nedeni olup olmadığını denetlemektir. Değerlendiren, bir kararın, sonucu belirleyen koşulların arasında olup olmadığını sorar; öyleyse, sonucun belirlenmiş olması kararı önemsiz kılmaz.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Zamanın felsefi uygulamasını ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Geleceğin kaçınılmaz olduğunu savunan iki ayrı argüman türü vardır ve ayrı cevaplar gerektirir. Mantıksal kadercilik, Taylor'ın kurduğu biçimiyle, geleceğe dair bir cümlenin şimdiden doğru olmasından kaçınılmazlık çıkarır; bu argüman ya Thomason'ın yöntemiyle geleceğe dair olumsal cümlelerin şimdiden bir değer taşımadığı kabul edilerek, ya da Ockhamcı okumayla, Plantinga'nın ayrımına göre bu cümlelerin şimdiki doğruluğunun gelecekteki olaya bağlı yumuşak bir olgu olduğu kabul edilerek durdurulur. Belirlenimcilik ise geleceğin geçmiş ve doğa yasalarıyla belirlendiğini söyler ve van Inwagen'in sonuç argümanı, bu belirlenimin eylemlerimizi elimizden aldığını savunur; argüman, "elinde olmama" kipi için bir aktarım ilkesine dayanır ve bu ilkenin gerçek güç kavramı için geçerliliği tartışmalıdır. Her iki durumda da, bir karar gelecekteki sonucun nedenlerinden biriyse, sonucun belirlenmiş ya da şimdiden doğru olması onu önemsiz kılmaz: karar, sonucu belirleyen şeylerin arasındadır.

Açık kalan sorular

Kerem'in iki çıkış yolu, mantıksal kaderciliğin hem açık gelecek görüşüyle hem Ockhamcı görüşle durdurulabileceğini gösterdi. Bu iki görüş arasında seçim yapmak için hangi ölçütler kullanılabilir? Geriye dönük "haklı çıktın" yargılarımız, Ockhamcı görüşü destekleyen bir kanıt mıdır?

Tolga'nın aktarım ilkesi, sonuç argümanının "elinde olmama" kipi için bir kapanma ilkesine dayandığını gösterdi. Bu kip, bilgi kipi gibi, ideal bir biçimde ve gerçek güç kavramı için farklı mantıklar taşıyabilir mi? Gerçek güç kavramının mantığı nasıl kurulabilir?

Defne'nin tembel hastası, bir kararın gelecekteki sonucun bir nedeni olabileceğini gösterdi. Ama belirlenimci bir dünyada, kararın kendisi de geçmiş ve yasalarla belirlenmişse, kararın bir neden olması, onu karar verenin bir eylemi yapar mı? Bir nedenin belirlenmiş olması, onun bir kişinin eylemi olmasını engeller mi?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışKaderciliği belirlenimcilikle karıştırmak.
Doğrusu

Geleceğe dair doğruların şimdiden sabit olduğunu söyleyen mantıksal kaderciliği, geleceğin doğa yasalarıyla belirlendiğini söyleyen belirlenimcilikle aynı saymak, Selin'in iki kaçınılmazlığında görüldüğü gibi, biri yalnızca cümlelerin doğruluğuna, öteki dünyanın nedensel yapısına dayanan iki ayrı iddiayı birbirinin yerine koyar.

Yaygın yanlışŞimdiki doğruluğu sert olgu saymak.
Doğrusu

Geleceğe dair bir cümlenin şimdiki doğruluğunu, geçmişte kalmış ve değiştirilemez bir olgu gibi görmek, Barış'ın sözleşmesinde görüldüğü gibi, gelecekteki bir eyleme bağlı yumuşak bir olguyu, eylemi kaçınılmaz kılan bir sert olgu gibi sunar.

Yaygın yanlışAktarım ilkesini sorgusuz kabul etmek.
Doğrusu

Bir kip işlecinin bir gerektirme üzerine her zaman dağıldığını, hangi kipten söz edildiğini sormadan kabul etmek, Tolga'nın aktarım ilkesinde görüldüğü gibi, bilgi için sorgulanabilen bir ilkenin, güç kavramı için de sorgulanabileceğini gözden kaçırır.

Yaygın yanlışBelirlenmiş sonucu karardan bağımsız saymak.
Doğrusu

Bir sonucun belirlenmiş ya da şimdiden doğru olmasından, ona dair bir kararın önemsiz olduğu sonucunu çıkarmak, Defne'nin tembel hastasında görüldüğü gibi, kararın sonucu belirleyen koşulların arasında olabileceğini gözden kaçırır.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Geleceğin kaçınılmaz olduğunu savunan iki argüman türü vardır: geleceğe dair cümlelerin şimdiki doğruluğuna dayanan mantıksal kadercilik ve geleceğin geçmiş ile doğa yasalarıyla belirlendiğini söyleyen belirlenimcilik.

Taylor'ın Kadercilik makalesi mantıksal kaderciliğin yalnızca mantığa ve geçmiş hakkındaki ilkelere dayanarak kurulabileceğini, van Inwagen'in Özgür İrade Üzerine Bir Deneme kitabı belirlenimciliğin eylemlerimizi elimizden aldığını savunan sonuç argümanını, Plantinga'nın makalesi ise geçmişe dair olguların sert ve yumuşak olarak ayrılabileceğini gösterdi.

Geleceğe dair bir kaçınılmazlık iddiası dört adımla değerlendirilir: iddianın mantığa mı doğa yasalarına mı dayandığını belirlemek, geleceğe dair doğruluğun hangi okumayla kullanıldığını sormak, olguların sert mi yumuşak mı olduğunu ayırmak ve kararın sonucun bir nedeni olup olmadığını denetlemek.

Geleceğe dair doğrunun kaçınılmazlığın kanıtı olduğu, sonuç argümanının geçerli olduğu ve sert ile yumuşak olgu ayrımının keyfi olduğu itirazları, geleceğe dair şimdiki doğruluğun gelecekteki olaya bağlı bir yumuşak olgu olduğunu, sonuç argümanı doğru olsa bile kararın sonucun bir nedeni olabileceğini ve ayrımın açık durumlarının belirsiz durumlarla geçersizleşmediğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden geleceğin belli olduğunu söylemek, kararların önemsiz olduğunu söylemek değildir; geleceğin hangi anlamda belli olduğunu, bu belirliliğin neye dayandığını ve kararın, geleceği belirleyen şeylerin arasında olup olmadığını belirtmektir.

Sonraki derse köprü

Kerem'in iki çıkış yolundan biri, geleceğe dair olumsal bir cümlenin şimdiden ne doğru ne yanlış olduğunu söylüyordu. Selin, bu çözümün, bir cümlenin iki değerden birini alması gerektiği ilkesini bıraktığını hatırlatıyor. Kerem, bir cümlenin doğru ve yanlış dışında bir değer alabilmesinin, yalnızca gelecek için mi yoksa başka durumlar için de mi söz konusu olduğunu soruyor.

Tolga, grubun raporunda bazı cümlelerin tam olarak doğru ya da yanlış görünmediğini söylüyor: "kenar notları büyük ölçüde düzelticinin elindendir" cümlesi, notların çoğu için doğru, bazıları için belirsizdi. Defne, bir hastanın "biraz ateşli" olmasının, ne tam olarak ateşli ne ateşsiz olmak olduğunu hatırlatıyor. Lina, kendi dilinde bir sözcüğün, bir rengi ne tam olarak mavi ne tam olarak yeşil diye anlatabildiğini söylüyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Doğruluk derecesi dersi, bir cümlenin doğru ve yanlıştan başka değerler alıp alamayacağını, üç değerli ve çok değerli mantıkların nasıl kurulduğunu ve bir cümlenin kısmen doğru olmasının ne anlama geldiğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.