Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bilgi mantığında kapanma ilkesi, bir kişi bir şeyi ve onun başka bir şeyi gerektirdiğini biliyorsa, o başka şeyi de bildiğini söyler; bu ilke, kuşkucu bir argümanın öncülü olarak kullanılabilir.
Dretske'nin Epistemik İşleçler makalesi bilginin kuşkucu seçeneklerin yanlışlığına aktarılmadığını, Nozick'in Felsefi Açıklamalar kitabı bilginin duyarlılık koşulunu gerektirdiğini ve bu yüzden kapanmayı bozduğunu, Stine'ın makalesi ise ilgili seçenekler yaklaşımının kapanma ilkesini koruyabileceğini gösterdi.
Kuşkucu bir argümana karşı bir bilgi iddiası dört adımla değerlendirilir: bilgi iddiasını ve dışladığı kuşkucu seçeneği yazmak, seçeneğin o bağlamda ilgili olup olmadığını sormak, inancın yanlış olsaydı değişip değişmeyeceğini sınamak ve kapanma ilkesini koruyup korumadığını bildirmek.
Kapanmanın mantığın kendisinden geldiği, ilgili seçeneklerin keyfi olduğu ve kuşkuculuğun gündelik bilgiyi etkilemediği itirazları, kapanmanın sınırlı reddinin gündelik akıl yürütmeyi büyük ölçüde koruduğunu, bir seçeneği ilgili kılan şeyin çoğu zaman bir kanıt ya da kararın ağırlığı olduğunu ve kuşkucu argümanın yapısının gündelik doğrulama sorularında sürekli ortaya çıktığını gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bir şeyi bildiğini söylemek, yalnızca doğru bir şeye güvendiğini bildirmek değil, bu şeyin yanlışlamasını gerektiren ilgili seçenekleri dışlayıp dışlamadığını ve dışlamadıysa bilgi iddiasını hangi zemine dayandırdığını belirtmektir.
Açılış sahnesi
Lina, müstensihin tarihli öteki el yazmasının kolofonunu yeniden okuyor. Kolofon, el yazmasının hangi yıl bitirildiğini açıkça söylüyordu ve grup, bu tarihi raporda bir bilgi olarak kullanmıştı. Ama Lina bir soru soruyor: grup, kolofonun sahte olmadığını biliyor muydu? Dönemin usta sahtekârları, eski el yazmalarına sonradan kolofonlar eklemişti; kolofonun mürekkebi, yazısı ve kâğıdı, bu tür bir sahteciliği dışlayacak kadar incelenmemişti. Grup, kolofonun sahte olmadığını bilmiyorsa, onun söylediği tarihi bilebilir miydi?
Kerem, bir şeyi bilen ve onun bir sonucunu çıkaran birinin, o sonucu da bildiğini söyleyen ilkenin, bu soruyu keskinleştirdiğini fark ediyor: grup kolofonun tarihini biliyorsa, tarihin doğru olmasının kolofonun sahte olmadığını gerektirdiğini de biliyordu; öyleyse kolofonun sahte olmadığını da bilmeliydi. Barış, bir tanığın gördüğü kişinin bir ikizi olmadığını bilmeden, o kişiyi gördüğünü bilip bilemeyeceğini soruyor. Tolga, bazı inançlarının, yanlış olsalar bile değişmeyecek türden inançlar olduğunu söylüyor. Defne, bir test sonucunun yanlış pozitif olmadığını bilmeden, bir hastanın bir hastalığı taşıdığını bilip bilemeyeceğini merak ediyor. Selin ise "tarihi biliyorum, ama kolofonun sahte olmadığını bilmiyorum" cümlesinin neden bu kadar tuhaf geldiğini soruyor. Bu ders, Mantık ve Akıl Yürütme programının Modal ve Yoğun Mantıklar kursunda, epistemik mantığın araçlarının bilgi kuramının bir tartışmasına, bilginin bilinen sonuçlara aktarıldığını söyleyen kapanma ilkesine ve bu ilkeye dayanan kuşkucu argümana nasıl uygulandığını ve bu ilkeyi reddetmenin bedelini soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Yükümlülük dersi, deontik ve kip mantığının araçlarını sorumluluk tartışmasına uyguladı. Kursun kiplik türleri modülündeki Epistemik dersi ise bilgiyi, bir kişinin bildikleriyle uyumlu dünyalar üzerinde tanımlanan bir zorunluluk olarak ele almış ve bu tanımın, bir kişinin bildiklerinin bütün mantıksal sonuçlarını da bildiğini varsaydığını göstermişti. Kripke çerçevesi dersinde ise zorunluluğun koşulluya dağıldığı ilkenin her çerçevede geçerli olduğu görülmüştü. Programın bilgi kuramı derslerinde de Moore'un dış dünyanın kanıtı ve Descartes'ın kuşkusu ele alınmıştı. Bu ders, bu parçaları bir araya getiriyor: bilgi mantığının bir ilkesinin, kapanma ilkesinin, kuşkucu bir argümanın öncülü olarak nasıl kullanıldığını ve bu ilkeyi reddetmenin ya da korumanın bedellerini inceliyor.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Fred Dretske, 1970'te Journal of Philosophy'de yayımladığı Epistemik İşleçler makalesinde, bilginin, bilinen sonuçlara her zaman aktarılmadığını savunur. Robert Nozick, 1981'de yayımladığı Felsefi Açıklamalar kitabının bilgi ve kuşkuculuk bölümünde, bilgiyi, bir inancın doğruluğu izlemesi olarak çözümler ve bu çözümlemenin kapanma ilkesini bozduğunu gösterir. Gail Stine ise 1976'da Philosophical Studies'de yayımladığı makalesinde, ilgili seçenekler yaklaşımını benimseyip kapanma ilkesini koruyan bir görüş önerir.
Ardından üç itirazı tartacağız: kapanma ilkesinin mantığın kendisinden geldiği ve reddedilemeyeceği, ilgili seçeneklerin keyfi olarak belirlendiği ve kuşkucu argümanın gündelik bilgi iddialarını etkilemediği itirazları.
Sonda, kuşkucu bir argümana karşı bir bilgi iddiasını değerlendirmenin dört adımını göstereceğiz: bilgi iddiasını ve onun dışladığı kuşkucu seçeneği yazmak, kuşkucu seçeneğin o bağlamda ilgili olup olmadığını sormak, inancın, yanlış olsaydı değişip değişmeyeceğini sınamak ve kapanma ilkesini koruyup korumadığını açıkça bildirmek.
Merkez soru
Sorumuz şu: bilgi, bir kişinin bildiği bir şeyden çıkardığı sonuçlara aktarılır mı ve bu aktarım kuşkucu bir argümanı nasıl destekler?
Ölçülü iddiam şu: bilgi mantığında kapanma ilkesi, bir kişi bir şeyi biliyor ve onun başka bir şeyi gerektirdiğini biliyorsa, o başka şeyi de bildiğini söyler; bu ilke, Epistemik dersinde görüldüğü gibi, bilginin olanaklı dünyalar üzerinden tanımlanmasının doğal bir sonucudur; ama kuşkucu bir argümanın öncülü olarak kullanılabilir: bir kişi, bir kuşkucu seçeneğin, örneğin usta bir sahteciliğin, yanlış olduğunu bilmiyorsa, kapanma ilkesine göre, o seçeneği dışlayan gündelik şeyleri de bilmez; Dretske ve Nozick, bu argümana, kapanma ilkesini reddederek cevap verir: Dretske'ye göre bilgi, bilinen sonuçların hepsine aktarılmaz; Nozick'e göre bilgi, inancın doğruluğu izlemesini, yani inanılan şey yanlış olsaydı ona inanılmayacak olmasını gerektirir ve kuşkucu seçeneklerin dışlanması bu koşulu karşılamaz; ama kapanma ilkesini reddetmenin bir bedeli vardır: "tarihi biliyorum, ama kolofonun sahte olmadığını bilmiyorum" gibi, tuhaf görünen birleşik cümleleri kabul etmek; Stine'ın savunduğu gibi, kapanma ilkesi, bir bilgi iddiasının yalnızca o bağlamda ilgili olan seçenekleri dışlaması gerektiği kabul edilerek korunabilir: gündelik bir bağlamda kuşkucu seçenek ilgili değildir ve bu yüzden hem gündelik şeyi hem kuşkucu seçeneğin yanlışlığını bilebiliriz; ve kuşkucu argümanın gücü, bir bağlamda ilgili sayılan seçeneklerin nasıl belirlendiğine bağlıdır.
Sıfır noktası
Bir öğrenci, bir şeyi bildiğinde, onun açık sonuçlarını da bildiğini varsayar. Kolofonun tarihini bilen biri, el yazmasının o tarihten önce bitirilmediğini de bilir. Bu varsayım, çoğu durumda sorunsuzdur ve akıl yürütmenin temel bir işlevini, bilinenlerden yeni bilgiler çıkarmayı, meşru kılar.
Bilgi mantığında bu varsayım, kapanma ilkesi olarak yazılır: bir kişi bir şeyi biliyor ve onun başka bir şeyi gerektirdiğini de biliyorsa, o başka şeyi de bilir. Epistemik dersinde, bilginin bir kişinin epistemik seçenekleri üzerinde tanımlanan bir zorunluluk olduğu görülmüştü; Kripke çerçevesi dersinde ise zorunluluğun koşulluya dağıldığı ilkenin her çerçevede geçerli olduğu. Kapanma ilkesi, bu ilkenin bilgi için yazılmış biçimidir ve bilgi mantığının ideal biçiminde her zaman geçerlidir.
Ama bu ilke, kuşkucunun elinde bir araca dönüşür. Kuşkucu şöyle der: kolofonun tarihini bildiğini iddia ediyorsun; tarihin doğru olması, kolofonun sahte olmamasını gerektirir ve sen bunu biliyorsun; kapanma ilkesine göre, kolofonun sahte olmadığını da bilmelisin; ama bunu bilmiyorsun, çünkü onu dışlayacak bir inceleme yapmadın; öyleyse tarihi de bilmiyorsun. Argüman geçerlidir. Asıl soru, hangi öncülünün bırakılacağıdır.
Görüşler ve pozisyonlar
Kuşkucu argümana nasıl cevap verileceği konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, kapanmayı reddetme görüşüdür. Buna göre bilgi, bilinen sonuçların hepsine aktarılmaz. Gündelik şeyleri biliriz, ama kuşkucu seçeneklerin yanlış olduğunu bilmeyiz. Kuşkucu argümanın hatası, kapanma ilkesini varsaymasıdır.
İkinci görüş, ilgili seçenekler görüşüdür. Buna göre bir bilgi iddiası, yalnızca o bağlamda ilgili olan seçenekleri dışlamalıdır. Gündelik bağlamlarda kuşkucu seçenekler ilgili değildir ve bu yüzden hem gündelik şeyleri hem kuşkucu seçeneklerin yanlışlığını biliriz; kapanma ilkesi korunur. Kuşkucu, kuşkucu seçenekleri ilgili kılan bir bağlam yaratır; o bağlamda, gündelik şeyleri de bilmeyiz.
Üçüncü görüş, Mooreculuktur. Buna göre gündelik şeyleri bildiğimizden, kuşkucu argümanın herhangi bir öncülünden daha eminiz; bu yüzden kapanma ilkesini koruyup argümanı tersine çeviririz: kolofonun tarihini biliyoruz, öyleyse kolofonun sahte olmadığını da biliyoruz.
Bu ders ikinci görüşü temel alır. Birinci görüş, gündelik bilgiyi korur, ama Selin'in tuhaf birleşiminde görüleceği gibi, bir kişinin bir şeyi bildiğini ve onun açık bir sonucunu bilmediğini aynı anda söylemesini gerektirir. Üçüncü görüş, programın bilgi kuramı derslerinde tartışılan Moore'un kanıtına dayanır ve gündelik bilgiyi güçlü biçimde savunur, ama kuşkucu seçeneğin yanlışlığını nasıl bildiğimizi, yalnızca gündelik şeyi bildiğimiz için bildiğimizi söylemekten başka bir biçimde açıklamaz. İkinci görüş, kapanmayı korur, gündelik bilgiyi korur ve kuşkucunun gücünü, kuşkucu seçenekleri ilgili kılan bağlam değişimine bağlayarak açıklar.
Argümanın yapısı
Kuşkucu bir argümana karşı bir bilgi iddiasını değerlendirmek için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, bilgi iddiasını ve onun dışladığı kuşkucu seçeneği yazmaktır. Değerlendiren, bilinen şeyi ve onun doğru olmasının yanlışlamasını gerektirdiği kuşkucu seçeneği, sahteciliği, bir ikizi, bir test hatasını, açıkça yazar.
İkinci adım, kuşkucu seçeneğin o bağlamda ilgili olup olmadığını sormaktır. Değerlendiren, seçeneği ilgili kılacak bir neden, bir sahtecilik geleneği, bilinen bir ikiz, bilinen bir test hatası oranı, bulunup bulunmadığına bakar.
Üçüncü adım, inancın, yanlış olsaydı değişip değişmeyeceğini sınamaktır. Değerlendiren, inanılan şeyin yanlış olduğu en yakın durumda, kişinin hâlâ aynı şeye inanıp inanmayacağını sorar.
Dördüncü adım, kapanma ilkesini koruyup korumadığını açıkça bildirmektir. Değerlendiren, bilgi iddiasını savunurken, kuşkucu seçeneğin yanlışlığını da bildiğini mi, yoksa bu bilginin aktarılmadığını mı ileri sürdüğünü belirtir.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Bilgi mantığını ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Bilgi mantığında kapanma ilkesi, bir kişi bir şeyi ve onun başka bir şeyi gerektirdiğini biliyorsa, o başka şeyi de bildiğini söyler ve bilginin olanaklı dünyalar üzerinden tanımlanmasının doğal bir sonucudur; ama kuşkucu argümanın öncülü olarak kullanılabilir. Dretske ve Nozick bu argümana kapanmayı reddederek cevap verir: Dretske'ye göre bilgi kuşkucu seçeneklerin yanlışlığına aktarılmaz, Nozick'e göre bilgi duyarlılık koşulunu gerektirir ve kuşkucu seçeneklerin yanlışlığına dair inançlar bu koşulu karşılamaz. Kapanmayı reddetmenin bedeli, bir şeyi bildiğini ve onun açık bir sonucunu bilmediğini aynı anda söyleyen tuhaf birleşimleri kabul etmektir. Stine'ın savunduğu gibi, kapanma ilkesi, bir bilgi iddiasının yalnızca o bağlamda ilgili seçenekleri dışlaması gerektiği kabul edilerek korunabilir; bir seçeneği ilgili kılan şey, çoğu zaman bir kanıt ya da bir kararın ağırlığıdır. Bu yüzden kuşkucu argümanın gücü, hangi seçeneklerin ilgili sayıldığına bağlıdır ve bu soru, pratik bilgi iddialarında, bir doğrulamanın ne zaman gerektiği sorusu olarak sürekli sorulur.
Açık kalan sorular
Barış'ın ikiz tanığı, bir belgenin bir seçeneği ilgili kıldığını gösterdi. Ama bir seçenek, hiçbir kanıt olmadan, yalnızca bir kişinin onu ciddiye almasıyla ilgili hâle gelebilir mi? Bir mahkemede bir savunucu, yalnızca bir soru sorarak bir seçeneği ilgili kılabilir mi?
Tolga'nın iki inancı, laboratuvarın dürüstlüğüne dair inancın, sonuçların kendisinden değil, başka bir kaynaktan gelmesi gerektiğini gösterdi. Ama bu başka kaynağın güvenilirliğine dair inanç da aynı soruyla karşılaşır. Bir kaynağın güvenilirliğini, o kaynağın kendisine başvurmadan bilmenin bir sonu var mıdır?
Defne'nin yanlış pozitifi, bir seçeneğin küçük bir oran taşısa da, kararın ağırlığı yüzünden ilgili sayılabileceğini gösterdi. Bir bilgi iddiasının hangi seçenekleri dışlaması gerektiği, o bilgiye dayanarak verilecek kararın ağırlığına mı bağlıdır? Bilgi, pratik çıkarlara göre değişen bir kavram mıdır?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışBir bilginin dışladığı kuşkucu seçeneği sormamak.
Bir şeyi bildiğini iddia ederken, o şeyin yanlışlamasını gerektiren bir seçeneğin dışlanıp dışlanmadığını sormamak, Lina'nın kolofonunda görüldüğü gibi, bir sahtecilik olasılığını açık bırakır ve bilgi iddiasını kuşkucu bir argümana karşı savunmasız kılar.
Yaygın yanlışHer kuşkucu seçeneği ilgili saymak.
Bir bilgi iddiasının, akla gelebilecek her kuşkucu seçeneği dışlaması gerektiğini varsaymak, Barış'ın ikiz tanığında görüldüğü gibi, hiçbir kanıtın desteklemediği bir seçeneği, bir belgenin ilgili kıldığı bir seçenekle aynı sayar ve gündelik bilgiyi olanaksız kılar.
Yaygın yanlışDuyarsız bir inancı kendi kanıtıyla doğrulamak.
Bir kaynağın güvenilirliğine dair bir inancı, yalnızca o kaynağın kendi çıktılarına bakarak doğrulamaya çalışmak, Tolga'nın iki inancında görüldüğü gibi, kaynak güvenilmez olsaydı da aynı sonuca varacak bir inancı bilgiye dönüştürmeye çalışır.
Yaygın yanlışKapanmayı reddedip bedelini sormamak.
Kuşkucu argümana kapanma ilkesini reddederek cevap verirken, bu reddin doğurduğu tuhaf birleşimleri kabul edip etmediğini sormamak, Selin'in tuhaf birleşiminde görüldüğü gibi, bir bilgi iddiasının dayandığı zeminin kendisinin bilinmediğini sessizce kabul eder.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bilgi mantığında kapanma ilkesi, bir kişi bir şeyi ve onun başka bir şeyi gerektirdiğini biliyorsa, o başka şeyi de bildiğini söyler; bu ilke, kuşkucu bir argümanın öncülü olarak kullanılabilir.
Dretske'nin Epistemik İşleçler makalesi bilginin kuşkucu seçeneklerin yanlışlığına aktarılmadığını, Nozick'in Felsefi Açıklamalar kitabı bilginin duyarlılık koşulunu gerektirdiğini ve bu yüzden kapanmayı bozduğunu, Stine'ın makalesi ise ilgili seçenekler yaklaşımının kapanma ilkesini koruyabileceğini gösterdi.
Kuşkucu bir argümana karşı bir bilgi iddiası dört adımla değerlendirilir: bilgi iddiasını ve dışladığı kuşkucu seçeneği yazmak, seçeneğin o bağlamda ilgili olup olmadığını sormak, inancın yanlış olsaydı değişip değişmeyeceğini sınamak ve kapanma ilkesini koruyup korumadığını bildirmek.
Kapanmanın mantığın kendisinden geldiği, ilgili seçeneklerin keyfi olduğu ve kuşkuculuğun gündelik bilgiyi etkilemediği itirazları, kapanmanın sınırlı reddinin gündelik akıl yürütmeyi büyük ölçüde koruduğunu, bir seçeneği ilgili kılan şeyin çoğu zaman bir kanıt ya da kararın ağırlığı olduğunu ve kuşkucu argümanın yapısının gündelik doğrulama sorularında sürekli ortaya çıktığını gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bir şeyi bildiğini söylemek, yalnızca doğru bir şeye güvendiğini bildirmek değil, bu şeyin yanlışlamasını gerektiren ilgili seçenekleri dışlayıp dışlamadığını ve dışlamadıysa bilgi iddiasını hangi zemine dayandırdığını belirtmektir.
Sonraki derse köprü
Lina'nın kolofonu, grubun geçmişe dair bir tarihi bilip bilemeyeceğini sormuştu. Kerem, aynı sorunun gelecek için de sorulabileceğini fark ediyor: grup, raporun gelecek bahar yayımlanacağını bilebilir miydi? daha önce, geleceğe dair olumsal bir cümlenin şimdiden ne doğru ne yanlış olabileceği görülmüştü; öyleyse, doğruluk değeri olmayan bir cümleyi bilmek mümkün müydü?
Selin, geleceğin açık olup olmadığı sorusunun, daha önce tartışılan hâkim argümanın ve Aristoteles'in geleceğe dair cümleler üzerine sorusunun bir devamı olduğunu hatırlatıyor. Tolga, geleceğin açık olmasının, bir kişinin geleceğe dair bir karar vermesinin ve bir yükümlülük üstlenmesinin koşulu olup olmadığını soruyor. Barış, bir sözleşmenin geleceğe dair bir yükümlülük getirdiğini, ama geleceğin henüz belirlenmediğini söylüyor.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Zaman dersi, zaman mantığının araçlarının bir felsefi tartışmaya, geleceğin açık olup olmadığı ve belirlenimcilik tartışmasına, nasıl uygulandığını, geleceğe dair cümlelerin doğruluğunun özgür eylemle nasıl ilişkili olduğunu ve bu tartışmanın bir karar vericinin geleceğe dair yükümlülüklerini nasıl etkilediğini soruyor.