Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Yükümlülük kipi ile olanak kipi "yapmalı ise yapabilir" ilkesiyle bağlanır; bu ilke, çatışan yükümlülüklerle ve yükümlülüklerin birleşmesine izin veren ilkeyle birlikte bir çelişki doğurur ve üç ilkeden biri bırakılmalıdır.
Moore'un Etik kitabı "başka türlü yapabilirdi" ifadesinin "isteseydi başka türlü yapardı" biçiminde bir koşullu olarak çözümlenebileceğini, Austin'in Eğerler ve Yapabilirler makalesi "yapabilir" sözcüğünün pek çok kullanımında bir koşula bağlı olmadığını, Sinnott-Armstrong'un makalesi ise "yapmalı" sözcüğünün "yapabilir"i mantıksal olarak değil konuşmada ima ettiğini gösterdi.
Bir sorumluluk yargısı dört adımla değerlendirilir: yükümlülük ile suçlamayı ayırmak, "yapabilirdi" sözcüğünün koşullu mu koşulsuz mu okunduğunu belirlemek, olanaksızlığın kişinin kendi kusurundan doğup doğmadığını sormak ve çatışan yükümlülüklerin birlikte yerine getirilebilir olup olmadığını denetlemek.
İlkenin tanım gereği doğru olduğu, koşullu çözümlemenin uydurma olduğu ve yükümlülük ile suçlamanın aynı koşula bağlı olduğu itirazları, yükümlülüklerin bir değerlendirme işlevi de taşıdığını, koşullu ve koşulsuz okumaların "yapabilir" sözcüğünün iki farklı kullanımı olduğunu ve yükümlülük ile suçlamanın farklı sorular sorduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden birini bir şeyden sorumlu tutmak, yalnızca başka türlü yapabileceğini söylemek değil, bu olanağın hangi anlamda var olduğunu, olanaksızlığın kimin kusuru olduğunu ve bir yükümlülüğün çiğnenmesi ile bu çiğnemeden suçlanmanın ayrı yargılar olduğunu belirtmektir.
Açılış sahnesi
Barış, mahkeme kararının bir cümlesini yeniden okuyor: "Sanık, o gece kavgaya karışmayıp evine dönebilirdi; bu yüzden kavganın sonuçlarından sorumludur." Kararın mantığı açık görünüyordu: bir kişi başka türlü davranabilirdiyse ve davranmadıysa, yaptığından sorumluydu. Ama Barış, "dönebilirdi" sözcüğünün neyi kastettiğini soruyor. Sanık, evine dönmeyi isteseydi dönerdi mi demekti bu? Yoksa, aynı koşullar altında, aynı istek ve aynı düşüncelerle, başka türlü davranabilir miydi? İki okuma, sanığın sorumluluğu hakkında farklı şeyler söylüyor gibiydi.
Kerem, daha önce tartışılan "yapılması gereken yapılabilir olmalıdır" ilkesinin, çatışan iki yükümlülükle birleştiğinde bir çelişki doğurabileceğini fark ediyor. Tolga, vitrindeki bir satırı okuyabildiğini, ama okuyamadığını, koşullar aynı kaldığı hâlde başka türlü yapabildiğini düşündüğünü söylüyor. Lina, kendi dikkatsizliği yüzünden bir arşiv randevusunu kaçırdığını ve bu yüzden bir çeviriyi zamanında teslim edemediğini, ama teslim yükümlülüğünün ortadan kalkmadığını hissettiğini anlatıyor. Defne, bir hastanenin elinde tek bir yoğun bakım yatağı varken iki hastaya karşı yükümlülüklerinin ne olduğunu soruyor. Selin ise bir yükümlülüğün koşulu ile bir suçlamanın koşulunun aynı şey olup olmadığını merak ediyor. Bu ders, Mantık ve Akıl Yürütme programının Modal ve Yoğun Mantıklar kursunda, deontik mantığın ve kip mantığının araçlarının ahlaki ve hukuki sorumluluk tartışmasına nasıl uygulandığını, "başka türlü yapabilirdi" koşulunun yükümlülük ve suçlama için neden önemli olduğunu ve bu koşula yöneltilen itirazları soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Mümkün dünyalar dersi, bir kişinin başka türlü davranabileceğini söyleyen bir yargının, o kişinin kendisi hakkında mı yoksa onun bir karşılığı hakkında mı olduğunu sordu ve sorumluluk yargılarının kişinin kendisi hakkında olması gerektiğini savundu. Kursun kiplik türleri modülündeki Deontik dersi ise yükümlülük kipini ideal dünyalar üzerinde tanımlamış, yükümlülüklerin çatışabileceğini gösteren van Fraassen'in görüşünü ve yapılması gerekenin yapılabilir olması gerektiği ilkesini tanıtmıştı. Programın özgür irade derslerinde de Frankfurt'un, alternatif olanakların sorumluluk için gerekli olmadığını savunan örnekleri ele alınmıştı. Bu ders, bu parçaları bir araya getiriyor: yükümlülük kipi ile olanak kipini birbirine bağlayan ilkeyi, "yapabilirdi" sözcüğünün anlamını ve bu ilkenin hangi durumlarda bozulduğunu inceliyor.
Sonra üç kaynağa bakacağız. G. E. Moore, 1912'de yayımladığı Etik kitabının özgür irade bölümünde, "başka türlü yapabilirdi" ifadesini "isteseydi başka türlü yapardı" biçiminde bir koşullu cümle olarak çözümlemeyi önerir. J. L. Austin, 1956'da İngiliz Akademisi'nin tutanaklarında yayımladığı Eğerler ve Yapabilirler makalesinde, bu koşullu çözümlemeye, "yapabilirdi" sözcüğünün çoğu zaman bir koşula bağlı olmadığını gösteren örneklerle itiraz eder. Walter Sinnott-Armstrong ise 1984'te Philosophical Review'da yayımladığı makalesinde, "yapmalı" sözcüğünün "yapabilir" sözcüğünü mantıksal olarak gerektirmediğini, yalnızca konuşmada ima ettiğini savunur.
Ardından üç itirazı tartacağız: "yapmalı ise yapabilir" ilkesinin tanım gereği doğru olduğu, koşullu çözümlemenin belirlenimcilikle uzlaşmak için uydurulmuş olduğu ve yükümlülük ile suçlamanın aynı koşula bağlı olduğu itirazları.
Sonda, bir sorumluluk yargısını değerlendirmenin dört adımını göstereceğiz: yargının bir yükümlülük mü yoksa bir suçlama mı bildirdiğini ayırmak, "yapabilirdi" sözcüğünün koşullu mu yoksa koşulsuz mu okunduğunu belirlemek, olanaksızlığın kişinin kendi kusurundan doğup doğmadığını sormak ve çatışan yükümlülüklerin birlikte yerine getirilebilir olup olmadığını denetlemek.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir kişinin bir şeyi yapmakla yükümlü olması ya da yaptığı bir şeyden sorumlu tutulması, onun başka türlü yapabilmesini ne ölçüde gerektirir?
Ölçülü iddiam şu: yükümlülük kipi ile olanak kipi, "yapmalı ise yapabilir" ilkesiyle birbirine bağlanır: bir kişinin bir şeyi yapmakla yükümlü olduğu her durumda, onu yapması olanaklı olmalıdır; kip mantığının diliyle, deontik ideal dünyalar, olanaklı dünyalar arasında bulunmalıdır; bu ilke, çatışan yükümlülüklerle ve iki yükümlülüğün birleşmesine izin veren bir ilkeyle birlikte kabul edildiğinde bir çelişki doğurur, bu yüzden üç ilkeden biri bırakılmalıdır; "yapabilir" sözcüğünün anlamı tartışmalıdır: Moore'un önerdiği koşullu çözümleme, "yapabilirdi" ifadesini "isteseydi yapardı" biçiminde okur ve sorumluluğu belirlenimcilikle bağdaştırır, ama Austin'in gösterdiği gibi, "yapabilirdi" pek çok kullanımında bir koşula bağlı değildir; Sinnott-Armstrong'un savunduğu gibi, bir kişi bir yükümlülüğü yerine getirme olanağını kendi kusuruyla yitirdiğinde, yükümlülük ortadan kalkmayabilir, bu yüzden "yapmalı" sözcüğü "yapabilir" sözcüğünü mantıksal olarak değil, çoğu durumda yalnızca konuşmada ima eder; ve bir yükümlülüğün koşulu ile bir suçlamanın koşulu ayrıdır: birincisi yükümlülüğün yerine getirilebilir olmasını, ikincisi kişinin yaptığını hangi koşullar altında yaptığını sorar.
Sıfır noktası
Bir öğrenci birinin bir şeyden sorumlu olup olmadığını düşündüğünde, çoğu zaman o kişinin başka türlü davranıp davranamayacağını sorar. "Elinden başka bir şey gelmezdi" demek, bir kişiyi sorumluluktan kurtarmanın en yaygın yollarından biridir. Bu sezgi, yükümlülük ile olanak arasında bir bağ olduğunu söyler.
Kip mantığının diliyle bu bağ şöyle ifade edilir: bir kişinin bir şeyi yapmakla yükümlü olduğu her durumda, onu yapması olanaklıdır. Deontik dersinde, yükümlülük kipi deontik ideal dünyalar üzerinde tanımlanmıştı; "yapmalı ise yapabilir" ilkesi, bu ideal dünyaların, gerçek dünyadan pratik olarak erişilebilir dünyalar arasında bulunmasını ister. Kişinin, gerçek koşullar altında ulaşamayacağı bir ideal, onun için bir yükümlülük olamaz.
Bu ilke, iki soru doğurur. Birincisi, "yapabilir" sözcüğünün anlamıdır: pratik olanak, kişinin yeteneklerini ve koşullarını sabit tutar, ama bunlardan hangilerini? Kişinin istek ve düşüncelerini de sabit tutarsak, belirlenimci bir dünyada hiç kimse gerçekte yaptığından başkasını yapamaz. İkincisi, ilkenin istisnalarıdır: kişi olanağı kendi kusuruyla yitirmişse, yükümlülük yine de geçerli kalabilir mi? Bu ders, iki soruya da kip mantığının araçlarıyla bakıyor.
Görüşler ve pozisyonlar
"Yapmalı ise yapabilir" ilkesinin statüsü konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, mantıksal gerektirme görüşüdür. Buna göre bir kişinin bir şeyi yapmakla yükümlü olması, mantıksal olarak, onun o şeyi yapabilmesini gerektirir. Olanaksız bir şeyi yapmakla yükümlü olmak, bir kavram hatasıdır; ilke, yükümlülük kavramının tanımına aittir.
İkinci görüş, konuşma iması görüşüdür. Buna göre "yapmalı" sözcüğü, "yapabilir" sözcüğünü mantıksal olarak gerektirmez, ama çoğu konuşmada ima eder: birine yapamayacağı bir şeyi yapması gerektiğini söylemek, genellikle anlamsız ya da yanıltıcıdır. İma, bazı bağlamlarda ortadan kalkabilir; özellikle kişi olanağı kendi kusuruyla yitirmişse, yükümlülük geçerli kalır.
Üçüncü görüş, ikilem görüşüdür. Buna göre ilke geçerlidir, ama çatışan yükümlülükler de gerçektir; bu yüzden iki yükümlülüğün birleşmesine izin veren ilke, yani iki şeyi ayrı ayrı yapmakla yükümlü olan birinin ikisini birlikte yapmakla da yükümlü olduğunu söyleyen ilke, bırakılmalıdır.
Bu ders ikinci görüşü temel alır ve üçüncü görüşün uyarısını çatışan yükümlülükler için kabul eder. Birinci görüş, ilkenin çoğu durumda geçerli olduğunu doğru görür, ama Lina'nın kaçırılan randevusunda görüleceği gibi, kişinin kendi kusuruyla olanağı yitirdiği durumları açıklayamaz: bu görüşe göre, kendi dikkatsizliğiyle bir yükümlülüğü yerine getiremez hâle gelen biri, yükümlülükten kurtulmuş olurdu. İkinci görüş, bu durumu açıklar. Üçüncü görüş ise Kerem'in çelişkisinde görüleceği gibi, çatışan yükümlülüklerin ilkeyle nasıl bağdaştırılabileceğini gösterir.
Argümanın yapısı
Bir sorumluluk yargısını değerlendirmek için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, yargının bir yükümlülük mü yoksa bir suçlama mı bildirdiğini ayırmaktır. Değerlendiren, yargının kişinin gelecekte ne yapması gerektiğini mi, yoksa geçmişte yaptığı bir şeyden dolayı suçlanıp suçlanamayacağını mı söylediğini belirler.
İkinci adım, "yapabilirdi" sözcüğünün koşullu mu yoksa koşulsuz mu okunduğunu belirlemektir. Değerlendiren, sözcüğün "isteseydi yapardı" anlamında mı, yoksa "aynı koşullar altında başka türlü yapabilirdi" anlamında mı kullanıldığını sorar.
Üçüncü adım, olanaksızlığın kişinin kendi kusurundan doğup doğmadığını sormaktır. Değerlendiren, kişinin yükümlülüğü yerine getiremez hâle gelmesinin, onun önceki bir dikkatsizliğinin ya da seçiminin sonucu olup olmadığını belirler.
Dördüncü adım, çatışan yükümlülüklerin birlikte yerine getirilebilir olup olmadığını denetlemektir. Değerlendiren, kişinin taşıdığı bütün yükümlülüklerin birlikte yerine getirilebileceği bir durumun olanaklı olup olmadığını sorar; değilse, hangi ilkenin bırakılacağını açıkça yazar.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Sorumluluğun kip mantığını ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Yükümlülük kipi ile olanak kipi, "yapmalı ise yapabilir" ilkesiyle bağlanır ve bu ilke, deontik ideal dünyaların pratik olarak erişilebilir dünyalar arasında bulunmasını ister; ilke, çatışan yükümlülüklerle ve yükümlülüklerin birleşmesine izin veren ilkeyle birlikte bir çelişki doğurur, bu yüzden üç ilkeden biri, çoğu zaman birleşme ilkesi, bırakılmalıdır. Moore'un koşullu çözümlemesi, "yapabilirdi" sözcüğünün bir kullanımını, kişinin seçimine bağlı olanağı, yakalar; ama Austin'in gösterdiği gibi, "yapabilirdi" pek çok kullanımında, aynı koşullar altında başka bir sonucun olanaklı olduğunu söyler ve bir koşula bağlı değildir. Sinnott-Armstrong'un savunduğu gibi, kişinin kendi kusuruyla olanaksız hâle gelen yükümlülükler geçerli kalabilir, bu yüzden "yapmalı" "yapabilir"i mantıksal olarak değil, çoğu bağlamda konuşmada ima eder. Yükümlülüğün koşulu ile suçlamanın koşulu ayrıdır: birincisi yükümlülüğün yerine getirilebilir olmasını, ikincisi kişinin yaptığını hangi koşullar altında ve hangi istekle yaptığını sorar.
Açık kalan sorular
Barış'ın iki okuması, koşullu çözümlemenin "seçebilir miydi" sorusunda bir geriye gidişe düştüğünü gösterdi. Bir kişinin seçme yetisini, bir öfke ya da bir korku gibi, ne ölçüde ortadan kaldırabilir? Bir mahkeme, bir sanığın seçme yetisinin sınırlarını nasıl değerlendirmelidir?
Lina'nın kaçırılan randevusu, kişinin kendi kusuruyla olanaksız hâle gelen bir yükümlülüğün geçerli kalabileceğini gösterdi. Ama kusur ne kadar küçük olabilir? Takvime yanlış yazılmış bir tarih ile bilerek başka bir işe gitmek aynı türden bir kusur mudur?
Defne'nin tek yatağı, hastanenin ikinci hastaya karşı yükümlülüğünün, sevk işlemini hızlandırma yükümlülüğüne dönüştüğünü gösterdi. Bir yükümlülük, yerine getirilemediğinde başka bir yükümlülüğe nasıl dönüşür? Bu dönüşümün bir mantığı var mıdır?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlış"Yapabilirdi"yi tek anlamda okumak.
"Başka türlü yapabilirdi" ifadesini, hangi anlamda kullanıldığını belirtmeden bir sorumluluk gerekçesi olarak kullanmak, Barış'ın iki okumasında ve Tolga'nın okuyamadığı satırda görüldüğü gibi, seçime bağlı bir olanak ile aynı koşullar altında başka bir sonucun olanağını birbirine karıştırır.
Yaygın yanlışKendi kusuruyla olanaksızlığı mazeret saymak.
Bir yükümlülüğü yerine getirmenin olanaksız hâle gelmesinden, yükümlülüğün ortadan kalktığı sonucunu, olanaksızlığın nereden doğduğunu sormadan çıkarmak, Lina'nın kaçırılan randevusunda görüldüğü gibi, kişinin kendi dikkatsizliğini bir kurtuluş gerekçesine dönüştürür.
Yaygın yanlışÇatışan yükümlülükleri birleştirmek.
İki şeyi ayrı ayrı yapmakla yükümlü olan birinin, ikisini birlikte yapmakla da yükümlü olduğunu varsaymak, Kerem'in çelişkisinde ve Defne'nin tek yatağında görüldüğü gibi, olanaksız bir yükümlülük doğurur ve "yapmalı ise yapabilir" ilkesiyle çatışır.
Yaygın yanlışYükümlülüğü suçlamayla özdeşleştirmek.
Bir yükümlülüğün çiğnenmesinden, kişinin suçlanması gerektiği sonucunu, çiğnemenin hangi koşullar altında gerçekleştiğini sormadan çıkarmak, Selin'in iki koşulunda görüldüğü gibi, bir yanılgıyla çiğnenen bir yükümlülüğü, bilerek çiğnenen bir yükümlülükle aynı sayar.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Yükümlülük kipi ile olanak kipi "yapmalı ise yapabilir" ilkesiyle bağlanır; bu ilke, çatışan yükümlülüklerle ve yükümlülüklerin birleşmesine izin veren ilkeyle birlikte bir çelişki doğurur ve üç ilkeden biri bırakılmalıdır.
Moore'un Etik kitabı "başka türlü yapabilirdi" ifadesinin "isteseydi başka türlü yapardı" biçiminde bir koşullu olarak çözümlenebileceğini, Austin'in Eğerler ve Yapabilirler makalesi "yapabilir" sözcüğünün pek çok kullanımında bir koşula bağlı olmadığını, Sinnott-Armstrong'un makalesi ise "yapmalı" sözcüğünün "yapabilir"i mantıksal olarak değil konuşmada ima ettiğini gösterdi.
Bir sorumluluk yargısı dört adımla değerlendirilir: yükümlülük ile suçlamayı ayırmak, "yapabilirdi" sözcüğünün koşullu mu koşulsuz mu okunduğunu belirlemek, olanaksızlığın kişinin kendi kusurundan doğup doğmadığını sormak ve çatışan yükümlülüklerin birlikte yerine getirilebilir olup olmadığını denetlemek.
İlkenin tanım gereği doğru olduğu, koşullu çözümlemenin uydurma olduğu ve yükümlülük ile suçlamanın aynı koşula bağlı olduğu itirazları, yükümlülüklerin bir değerlendirme işlevi de taşıdığını, koşullu ve koşulsuz okumaların "yapabilir" sözcüğünün iki farklı kullanımı olduğunu ve yükümlülük ile suçlamanın farklı sorular sorduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden birini bir şeyden sorumlu tutmak, yalnızca başka türlü yapabileceğini söylemek değil, bu olanağın hangi anlamda var olduğunu, olanaksızlığın kimin kusuru olduğunu ve bir yükümlülüğün çiğnenmesi ile bu çiğnemeden suçlanmanın ayrı yargılar olduğunu belirtmektir.
Sonraki derse köprü
Selin'in iki koşulu, grubun bir bulgunun yayımlandığını yanlışlıkla sandığını ve bu yanılgının suçlamayı hafiflettiğini göstermişti. Kerem, bu yanılgının bir bilgi sorusu doğurduğunu fark ediyor: grup, bulgunun yayımlandığını biliyor muydu, yoksa yalnızca inanıyor muydu? Ve grup, bildiği bir şeyin açık bir sonucunu, bulgunun izin gerektirdiğini, bilmek zorunda mıydı?
Tolga, bilgi mantığının, bir kişinin bildiklerinin bütün mantıksal sonuçlarını da bildiğini varsaydığını, oysa gerçek bilenlerin bu sonuçları çıkarmadıkça bilmediğini hatırlatıyor. Lina, bir kişinin, elindeki bir belgenin sahte olmadığını bilmeden, belgenin söylediği şeyi bilip bilemeyeceğini soruyor. Barış, bir tanığın, gördüğü kişinin bir ikizi olmadığını bilmeden, o kişiyi gördüğünü bilip bilemeyeceğini merak ediyor.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Bilgi mantığı dersi, epistemik mantığın araçlarının bilgi kuramının bir tartışmasına, bilginin bilinen sonuçlara aktarıldığını söyleyen kapanma ilkesine ve bu ilkeye dayanan kuşkucu argümana nasıl uygulandığını ve bu ilkeyi reddetmenin bedelini soruyor.